Sanki göz kapaklarımda tonlarca ağırlık vardı. Kendimi zorlayıp gözlerimi açtığımda gördüğüm karanlığa inat, beyaz tavanla kamaşıp tekrar kapattım. Bedenimde inanılmaz bir ağrı vardı.
Yine gözlerimi açıp etrafa bakındım. Ellerini arkasına bağlayarak pencereden dışarı bakan Bars’ı gördüm.
Aklıma birden olanlar hücum etti. Elimi karnıma götürdüm. Daha önce canıgönülden hissetmediğim bebeği şimdi hiç hissetmiyorum. Hareketlerimle Bars bana döndü.
Sadece aldığı nefesi duydum. Yanımdaki sandalyeye oturdu. Ona bakmamaya çalıştım. Başımı sol tarafa yaslayıp gözlerimi kapattım.
"Nasılsın?" dedi. Sesi çok yorgun geliyordu. Hiçbir şey demedim. Ve garip olan, gerçekten hiçbir şey hissetmiyorum.
Ne ağlamak, ne sinirlenmek…
Gözlerim kapalıyken uzun süre sustuk. Sonunda kapının sesiyle gözlerimi açtım. Orta yaşlı, doktor önlüklü adam beni muayene etmeye başladı. Ben vurulmuştum. Bunun farkında olmak daha da garip hissettirdi.
"Sonuçlar gayet temiz, durumu da iyi. Öğleye doğru Verda Hanım’ı taburcu edebiliriz." dedi.
"Teşekkürler." dedi Bars.
Bana kalsa yıllardır uykusuzum.
"Bir hemşire göndereceğim yanına, sen de toparlan." deyip odadan çıktı Bars.
Bars odadan çıkınca doğrulmaya çalıştım. Sanki ilk defa hareket ediyormuşum gibiydim. Kollarımı esnetirken elimi tekrardan karnıma götürdüm. Başlamayan bir hikâyenin bitimine baktım. Her hatanın bedeli en günahsızdan çıktı.
Hemşirenin yardımıyla önce serumlardan kurtuldum, daha sonra üstümü giydim.
"İki gündür uyuyorsunuz. Yürürken zorlanabilirsiniz." deyip koluma girdi hemşire. Gerçekten de ayaklarım benim değilmiş gibi bocaladım. Dengeyi tutturup kapıya kadar gelince beni bekleyen Bars’ı gördüm.
Birkaç adım önümde yürüyordu, ben de yavaş adımlarımla onu takip ediyordum. Şimdi ne yapacağız? Yine konağa dönüp hiçbir şey olmamış gibi davranacak mıyız? Ben bunu yapabilir miyim ki?
Arabaya bindikten sonra yağmur yağmaya başlamıştı. Duyduğum tek ses, yağmur damlalarının cama çarpmasıydı. Bu sessizlik beni hem korkutuyor hem huzur veriyordu.
Sonunda arabanın durduğu yere baktığımda içimde bir sızı oldu. Defalarca yutkundum. Dağ evine gelmiştik.
Bars beni beklemeden, bir kelime etmeden araçtan inip kapıyı açmaya başladı. Sanki patlama noktam bu dağ eviymiş gibi gözlerim dolmaya başladı. Yavaşça kemeri açıp Bars’ı takip etmeye başladım.
Koltuğa otururken Bars’ın karşısındaki koltuğa da ben oturdum. Bacaklarımı karnıma çektim ve başımı geri atıp tavana baktım. Şakaklarımdan yaşlar akıyordu. Anılar beynimi ele geçirmişti.
"Şimdi kim kazandı Verda?" dedi Bars. Konuşması beni şaşırtmıştı. Başımı kaldırmamıştım ama sorduğu soruyu düşündüm.
Konaktan kaçarken, o taksiye binerken o kadar çok kazandığımı düşünmüştüm ki…
"İstediğin gibi oldu mu her şey?" diye devam etti.
"Ben böyle bir şey istemedim!" dedim birden. Bars’a bakıyordum; olabildiğince öfkeli, umutsuz ve kırgın bir şekilde. Bars ise bomboş bakıyordu.
"Neden kaçtın gittin? Kaçarken ne olacağını hayal etmiştin?" Sözleri sertti ama sesi sakindi. Bacaklarımı indirip ileriye eğildim.
"Neden kaçtım gittim? Bunu hiç düşündün mü?" dedim bağırarak. Hâlâ sakindi. Onun bu sakinliği beni delirtiyordu. Daha da bağırarak,
"Ya bir düşün! O konağa ilk adım attığım andan beri neler kaybettim, bir düşün! Ne annen bitti, ne kardeşlerin, ne sevgilin! Beni hiç gördün mü?!" dedim. Bars gözlerini kırpıştırıp ayağa kalktı.
"Sen beni gördün mü Verda?! Ben nelerle boğuldum, sen gördün mü? Sana öyle davranan anne, kendi öz oğluna nasıl davrandı, gördün mü?!" dedi.
Anlaşılan bugün bu evde etekteki her taş dökülecek.
"Sen kendini kurtarmadın Bars! Sen kendini yaktın, beni de yaktın!"
"Sen asla benim kadar yanmadın—"
"Ya abimi öldürdünüz! Benim bu, öyle basit bir şey mi? Suçsuz günahsız abimi öldürdünüz benim!"
Duraksadı. Boğazım o kadar acıyordu ki bağırmaktan yutkunamadım. Sanki Bars’la yüzümüze karşı gerçekleri söyleyeceğimize anlaşmış gibiydik. Bunun bana bu kadar iyi hissettireceğini düşünmemiştim.
"Bu yüzden mi kaçtın? Bebeği benden sakladın?" dedi yine sakince. Başımı sağa sola salladım.
"İstemedim." dedim sadece. Sesimin titrediğini anlayınca ağladığımı fark ettim. Bars’a o kadar şey söylemiştim ama bu dediğim sanki çok ağır gelmiş gibi, hüzünle baktı bana. Sessizlik rahatsız etmeye başlayınca gözlerimi silip sert bir sesle,
"O konakta bir bebeğim olsun istemedim. Senin beni dinlemeden, görmeden yaptıklarını görünce istemedim. Ölmekten korkarken bir bebek bakmak istemedim. Sana güvenemedim." dedim.
"Hiç denedin mi?" dedi kısık sesle.
"Neyi?"
"Benim yerimde olmayı."
Gözleri kıpkırmızı olmuştu. Denemiş miydim? Aslında hiç düşünmemiştim bile. Bars’ın kendi hatası, kendi düşüncesizliği, belki kendi korkaklığı…
"Verda. Ben kendi bebeğimi öldürdüm!" dedi. Sesindeki acı beynimi uyuşturdu. Yere doğru oturdu. Gözlerini kapatıp hıçkırarak ağlamaya başladı.
"Bebeğim olacaktı benim. Ben de baba olacaktım." dedi.
Bir anda bütün öfkem, huysuzluğum gitmişti. Bugün yine yeni bir Bars’la tanışmıştım. Hem de Bars’ı iyice tanıdığımı düşünürken.
Böyle bir adamı bu hâlde görünce ne yapacağımı şaşırdım. Bebeği asla sahiplenememiştim ama Bars kendine baba unvanını bile almıştı.
Ben ayakta öylece dururken Bars hâlâ söylenerek ağlamaya devam ediyordu. Ve kabullenmek istemediğim bir şeyi anladım. Onu böyle görmek bana daha çok acı veriyor. Bars benim için yıkılmaz, sarsılmaz bir adam.
Tedirginlikle yanına gittim. Yere oturmaya çalıştım ama kasıklarımdaki derin sancı izin vermedi. Ben de Bars’ın sırtını yasladığı koltuğa oturdum. Titreyen elimi saçına götürdüm. Korkarak saçlarını okşamaya başladım.
Birkaç dakika sonra Bars ağlayarak bana döndü, yüzünü bacaklarıma gömdü. Zamanında dizlerimde uyuyan adam, şimdi dizlerimde çocuk gibi ağlıyordu.
"Verda, özür dilerim. Özür dilerim."
Bars bu hâldeyken dışarıya baktım. Hava iyice kötü olmaya başlamıştı. Şiddetli yağmuru izledim. Hastanede gözümü açar açmaz ne olacağını, ne yapacağımı düşünüp duruyordum. Şimdi yağmuru seyrederken hiç umursamadım. İsterse Bars yıllarca dizimde ağlasın ya da şu an çıkıp gitsin.
Zaten hep neler olacağını düşünmekten delirmedim mi?
Aradan epey zaman geçmişti. Bars kendini toparlamak için duş almış, hava kararmıştı. Bense hâlâ aynı yerde oturuyordum.
Bars bir yandan saçını havluyla kurutuyorken, bir yandan da elindeki poşeti bana uzattı.
"Doktorun sana yazdığı ilaçlar." dedi. Başımı sallayıp minik poşeti aldım. İçinde üç tane ilaç vardı.
"Ağrın sızın var mı?" dedi Bars. Hâlâ gözleri kıpkırmızıydı.
"Biraz sızı oluyor." dedim.
"Şimdi yat, dinlen o zaman. Yarın eve gideriz." deyip odadan çıkacakken,
"Bars!" deyip onu durdurdum.
Bu felaketin sonu da böyle bitmemeliydi. Kendime bir söz verdim. Ne olursa olsun artık eskisi gibi olmayacağıma dair. Derin nefes alıp, bana merakla bakan Bars’a,
"Ben konağa geri dönmeyeceğim." dedim.
"Tamam… Biraz burada kalırız, sen ne zaman istersen—"
"Bars, ben seninle kalmayacağım artık." dedim. Bars, lafını bitiremediği için açık kalan ağzını, dudağını dişleyerek kapattı.
"Ne demek istiyorsun? Açık konuş Verda."
"Ben babamın evine gideceğim."
"Babanın mı?"
Şaşkınlığını gayet iyi anlıyorum. Ama düşündüm ki Iraz’ı çekmektense, hâlâ oğlunun yasını tutan babamın yanına gitmek daha iyi. Orada kafamı toparlarım, uzak kalmak iyi gelir.
"Verda, babanı bana anlattığında neler dediğini de hatırlıyor musun? O adam insan değil! Tamam, kendinle kalmak istiyorsun ama burada kal. Ben giderim, sen kalırsın—"
"Bars, ben boşanmak istiyorum." dedim.








