تخطٍ إلى المحتوى

VERDA

الفصل 23 · قراءة 8 دقيقة

VERDA

الفصل 23

23. B Ö L Ü M

Aslında birkaç gün önce bugünü çok farklı hayal etmiştim. Annemin yanında, kafam rahatlamış, insanlardan uzaklaşmış; sadece karar vermek için bazen düşünmem gerekecekti.

Ama ben bütün gece bebeği bile bırakıp ne yapmam gerektiğini düşündüm. Aklıma her defasında abimin ölümü geliyordu. O rüyadayken dedikleri…

Hâlâ hava aydınlanmamıştı. Ama hem midemdeki hem de kafamdaki bulantı bana hiç rahat vermedi. Huysuzlukla ayaklanıp odada volta attım. Daha çok küçük ama nasıl bu kadar büyük rahatsızlık verebiliyor?

Odadan sıkılıp balkona geçtim. Hava soğuktu ama Mert balkonda uyuyordu. Yorganın üstündeki battaniyeyi getirip üstüne sermek istedim. Battaniye elimde duraksadım.

Hayatımda hiç sevgilim, hoşlandığım biri olmamıştı. Sadece kocam vardı ki onu da gece tanımıştım. Ve bütün erkekleri Bars gibi düşünüyordum. Ama Mert bana bağırdığı için “kusura bakma” demişti.

Şimdi buna bir anlam mı yüklemeliyim, yoksa her şeye anlam yüklemeyi bırakmalı mıyım?

Omuzum düşük hâlde odaya geri döndüm. Yatağa sırt üstü uzanıp tavana baktım. Benim derdim ne?! Ne burada kalmak istiyorum ne de bir yere gitmek istiyorum. Ne yapmaya çalışıyorsun, Verda?

Kendi hayatını istiyorsun…

Kaşlarım çatıldı. Yataktan doğrulup zihnimde kendimi buldum. Bir erkekten kaçıp başka bir erkeğe mi sığınacağım yani? Aptallık.

Saat kaç bilmiyorum ama hızla balkona, uyuyan Mert’e koştum. Omuzlarından dürtüp uyandırdım. Yeşil gözleri şaşkınlıkla bana bakıyordu. Karşısında kollarımı göğsüme bağlayıp:

“Benden ne istiyorsun?” dedim.

Mert derin nefes alıp boynunu esnetti. Ayağa kalkıp tam karşıma geçti.

“Açıklamıştım.”

“Her şeye sahipsin, benden göreceğin bir şey de yok! Tam olarak benden ne istiyorsun?” dedim.

Geveleyerek:

“Verda, ben seni Bars’a yardım ederken görmek istemiyorum.” dedi hızlıca.

“Peki. Sana mı sığınacağım yani ya da hep burada mı yaşayacağız?”

“Benim himayemde olman daha iyi olur. Sana anlattığımı düşünüyorum.”

“Mert.” deyip bir adım öne attım.

“Teşekkür ederim. Bana bazı gerçekleri gösterdin. Sayende daha bilinçliyim ama üzgünüm. Benden bir şey bekleme.”

Her kelimemde gözlerinde acı görüyordum. Asıl heyecanlanıp saçmalayacak olan benken, Mert’in göğüs kafesi hızla inip kalkıyordu.

Belki de ona yardımcı olmalıyım, hamile olduğumu söylemeliyim. Derin nefes alarak Mert’e baktım.

“Bak Mert, ben—”

Sağır edici patlama sesleriyle irkildim. Ne olduğunu anlamadan Mert silahını alıp belli belirsiz bir yere doğrulttu. Önümde durarak siper olurken:

“Hadi şu odaya geç.” deyip boşta kalan eliyle sürükledi.

Korkudan aklımı yitirecektim. Yine bir silah, yine o silahın sağır edici sesi. Mert beni odaya itip üstüme kapıyı kilitledi. Korkum, aklıma gelenle durdu. Ya Bars geldiyse? Yutkundum.

Yalan söylerim. Kurtulmak için ben kaçmadım, bu adam beni rehin aldı derim. Yeter ki canımı yakmasın. Titrerken silah sesi susmuştu. Çok yakından Mert’in sesini duyuyorum. Sanırım biriyle diğer odada konuşuyordu. Hemen kulağımı kapıya dayadım.

“Böyle gelmeniz şart mıydı?!” dedi Mert.

Bir kadın kıkırdaması duydum.

“Biraz eğlence olsun istedim.”

Bu kadının sesi o kadar tanıdıktı ki… Korkunç olayları bir kenara bırakıp bütün ilgim sese gitmişti.

“Tamam, ne istiyordunuz?”

“Mert, ne bu böyle soğukluk? Sen ne istiyorsan ben de onu istiyorum. Bars’ın ölmesini. Sana açıkça diyorum, Bars yaptıklarının arkasında durmuyor, kardeşine iftira atıyor.”

Kaşlarım çatıldı. Birçok şeyden emin olmayabilirim ama bu haltları Aran yapmıştı. Buna eminim.

“Güvenimi kazan dedim.” Mert’in sinirli sesiyle iyice kulağımı yapıştırdım kapıya.

“Bana güven, Mert. Bars’ı benden iyi tanıyamazsın. Onunla uzun zamandır birlikteydik. Sadece bana güven. Bars’ı ve ailesini yok etmek istiyorum. Senin gibi.”

Bu Ceren’di.

İnanamıyorum. Bu gerçek mi şimdi? Nasıl bir insan bu? Şaşkınlıkla diyecek kelime bile bulamazken artık dinlemiyordum bile. Her şeyi Ceren başlattı.

O gitmem için beni ikna etti…

Gözlerimi yumdum.

Ben neyin içine düştüm böyle?

Bir süre odada deli gibi volta attım. Kaçacak yerim yok. En tehlikeli insanlar karşıma çıkıyor. Geri dönmeliyim. Daha az kötü olanı seçmeliyim.

Ne saçmalıyorum ki? Bars masum mu sanki?

İçimdeki sıkıntı masanın üstüne bakmamla dağıldı. Bir sürü kâğıt ve dosya hâlâ masanın üstündeydi.

Masayı kurcalamaya başladım. Birkaç iş evrağından başka bir şey yoktu. Hiçbir şey bulamayınca çekmeceyi açtım. Yeşil renkte bir ajanda vardı. Sayfalarına baktığımda ilk başta planlayıcı gibiydi. Günü gününe notlar alınmıştı. Sayfaları çevirdikçe notlar değişiyordu.

Son ihale masrafı çıkaran aileyi ortadan kaldır.

Notun olduğu sayfada katlanmış gazete kupürü vardı. Açtığımda haberde saygın bir ailenin evinde yangın çıktığı yazıyordu.

Kitapları istenildiği gibi getirmedi. Ortadan kaldır.

O sayfanın arasında ise bir cesedin resmi vardı.

Babamın ikinci eşi patavatsızlık yaptı. Ortadan kaldır.

Ve o notun yanında kocaman “ARABASINDA GEBERDİ” yazıyordu.

Merakla ve heyecanla sayfaları çevirdiğimde, sayfaların arasında ikiye katlanmış kâğıtlar vardı. İlkini açtığımda Gmail konuşmasıydı.

Mert, Bars’la olan bütün dosyaları isterken mesajında bir yazı dikkatimi çekti.

Ufak bir oynamadan zarar gelmez.

Bars’la ilgili anlattığı şeyler… Hangisi yalandı?

Delireceğim.

Bars’ın dört aydır evli olduğu kadın ve Bars.

Son notu buydu. Dehşet içinde ajandayı kapatıp çekmeceye koydum ve sanki elim ateşteymiş gibi masadan uzaklaştım.

Ben bir manyağın elindeyim. Bu adam da bir psikopat. Korkuyla yatağa oturdum.

Alnımı ovuştururken Mert odaya geldi.

“Başka yere gidiyoruz.” dedi sinirle.

“Ben Bars’a gitmek istiyorum.” dedim.

Kaşlarını çalarak bana alayla baktı.

“Öyle mi? Ben kaçtığını hatırlıyorum ama.”

Madem herkes birbirine yalanlar söyleyip kuyu kazıyor, ben de artık kuralına göre oynayacağım. Beni bir delinin elinden başka bir deli aldı ve benimle oynuyor resmen. Yağmurdan kaçıp doluya tutulmaya hiç niyetim yok. Sadece kendimi kurtaracağım. Gülümseyip kollarımı göğsüme bağladım.

“Ben kaçmadım. Sen beni kaçırdın. Ben hastanede kontroldeydim. Sen bana pusu kurdun.” dedim.

Mert’in alaylı suratı ciddileşti. Onun bu bocalamasını fırsat bilip:

“Bununla ilgili bir sürü hikâye yazabilirim.”

“Neden? Sen de kurtulmak istemiyor musun? Sana her şeyi kanıtıyla anlattım.” Sesinde bariz hayal kırıklığı vardı. Bana bu kadar kısa sürede nasıl güvenmiş olabilir ki?

Evet, belki yaptığım çok aptalca ama bütün bu işlerin altında başka bir şey varmış gibi hissediyorum. Sanki birinin senaryosunu gerçekleştiriyorum, gerçekleri bilmiyorum.

“Senin Bars’tan farkın ne?” dedim.

Histerik bir kahkaha attı.

“Zekisin ama bak. Bu huyunu seviyorum.” dedi.

Şaşırsam da tepki vermedim.

“Kocana mı koşmak istiyorsun? Peki.” deyip dolaptan iki tane silah çıkardı. Birini beline takıp diğerini bana doğru uzattı.

“Çok hoş kadınsın, Verda. İçinde bir ışık var sanki. Sana her karanlık olan adam âşık olur.”

Yutkundum. Ağlamamak için kendimi ne kadar sıksam da çenem titriyordu.

“Sana o gün bir sniper uzatmıştım. O korkun bile nasıl masumdu.”

Sesindeki alay hemen dağılıp ciddileşti.

“Ama ilaçlar kafamı çok dağıtıyor! Çok!” diye bağırdı.

“He, benim Bars’tan ne farkım var biliyor musun? Ben dokuz yaşımdan beri tedavi görüyorum.” dedi.

Konuşma şekli, mimikleri o kadar tuhaftı ki… Delirmişti sanki.

Ama benim tek odağım silahtı. Öldürür müydü acaba beni? Ya bebek?

“Ama madem illa kocamı istiyorum diyorsun… Gel, götüreyim.” deyip geriye dönüp kapıya doğru ilerledi.

Ben anlamadan bana geri döndü.

“Gel dedim sana!” deyip ayağıma doğru ateş etti.

Korkuyla çığlık atarken vuruldum mu diye anlamaya çalıştım. Düşecekken Mert sertçe kolumdan tutup sürükledi. Beni öyle hızlı sürüklüyordu ki duvarlara çarpıyordum. Hızla arabanın içine attı beni.

Hâlâ bir eliyle silahı bana tutarken arabayı çalıştırdı. Kendimi şokta hissediyorum. Tepki veremiyorum, ağlayamıyorum. Ne yapacağımı bile bilmiyorum. Tek kabullendiğim şey bugün öleceğimdi. Bunu anlamıştım artık.

Mert arabayı hızla sürüyor, bazen ufak da olsa diğer arabalara sürtüyordu. Sonunda bir depo gibi, küf kokan bir yere geldik. Torpido gözünden siyah kumaşı alıp bagaja geçti. Kapımı açıp önce sıkı sıkı ellerimi bağladı. Daha sonra kumaşla gözlerimi. Korkudan nefes bile alamadım. Ne ses vardı ne görüntü. Bir anlığına kulağımda bir nefes hissettim.

“Yanımda durabilirdin, Verda…” Mert’in sesiyle ürperdim.

Saçlarımı arkama atıp açıkta kalan boynumu öptü. Korkudan ses çıkarmasam da bağlı ellerimle ittim. Bu onu daha da sinirlendirdi.

Şu birikintilerine basa basa içeri girdik. Mert beni sert bir şekilde yere fırlattı. Kısa bir sessizlik oldu. Daha sonra ayak sesleri ve araba sesleri duymaya başladım. Tam gözlerimi açacaktım ki bacağımda bir ayağın baskısını hissettim.

“Sakın, Verda.” dedi Mert.

Daha sonra bağırarak:

“Güzel. Bütün oyuncularımız geldiğine göre filmimizi çekebiliriz.” deyip gözlerimi açtı.

Karşımda Bars vardı.

Onu görünce canım acıdı. Hem canım çok acıdı hem de “bitti” dedim. Kurtuldum. Şimdi eve gideceğim, önce Iraz’ın laflarını dinleyeceğim, sonra odama geçip o sarı berjere oturacağım. Bars’ı beklerken uykum gelecek ve yatağa gideceğim.

Her şey bitti.

Hem korkutan hem güven veren adamla her şey geçti.

Böyle düşünmem bile ne aptalca! Nasıl çaresiz hissediyorum kendimi.

Bars yüzüme bakmıyordu. Sadece Mert’e bakıyordu.

“Başınız sağ olsun, Bars. Aşratoğulları bir torun kaybetmiş. Üzüldüm.” dedi.

Aran’ın oğlunu gerçekten öldürttü. Cani!

Bars’ın dudağı kıvrıldı. Sakalları uzamıştı, gözleri daha da kararmış, yüzü solmuştu.

“Bitti. Kardeşinin engeline karşılık benim yeğenim. Bırak karımı şimdi.” dedi.

“Aşk olsun, beni beklemediniz mi?!” Kapıdan gelen topuklu sesleri Ceren’e aitti.

Kahretsin!

“Filmimiz biraz dram, biraz komedi, Bars’cım. Şimdi benim elimde ise üç hap var.” dedi Mert keyifle.

Başıyla Ceren’e işaret verince Ceren telefonuyla birini görüntülü aradı. O sırada Mert belindeki ikinci silahı Ceren’in aracılığıyla Bars’ın eline tutuşturttu.

Mert bağırarak:

“Bir. Ya Verda’yı burada öldürürüm.” deyip silahın mekanik sesini duyurdu ve soğuk namluyu şakağımda hissettim.

“İki. Ya biricik bebeğini vurursun.” dedi.

“Üç ise bütün yeğenlerin öldürtülür.” deyip telefonu Bars’a çevirdi Ceren.

Hayatımda ilk defa Bars’ı böyle gördüm.

Geri sendeleyip Ceren’e baktı.

“Saçmalık. Hayır, hayır.” deyip cebinden telefonunu çıkardı. Birini arayıp telefonu kulağına götürdü. Kim ne dedi bilmiyorum ama ilk defa o zaman bana baktı.

İlk defa yüzünde bu kadar net çaresizlik akıyordu. Sanki birazdan elindeki silahı bırakacak, yere oturup ağlayacaktı. Öfkeyle telefonunu yere fırlattı.

“E hadi Bars. Uzun metraj çekmiyoruz!” dedi Mert.

Ceren cilveyle Bars’ın yanağını okşadı.

“Bütün yaşayanlara kıyacağına hiç görmediğini vurabilirsin.” dedi.

İğrenç kadın! Bebeği öldürmek istiyor. O konakta söyledikleri… O sadece bebeğin varlığına tahammül edemiyor.

O kadar pişmanım ki. Defalarca yemin ettim kendi kendime o an. Buradan kurtulduktan sonra bebeğim için her şeyi yapacağım. Ona sahip çıkacağım. Yeter ki ölmesin. Ölmeyelim.

Çaresizlikle bana silah uzatan Bars, dizlerimin üstünde, şakağımda namlu olan ben.

Bugün keşke hiç uyanmasaydım.

نهاية الفصل

29 تعليق