“Burada dur.” diyerek emir verdi Mert. Dolu gözlerle onu izledim. Bomboş arazide her taraf baştan aşağı siyah takım elbise giymiş adamlarla doluydu. Mert arabadan inip kapımı açtı, beni de sürükledi.
“Hepiniz neler yapacağını biliyor, değil mi!” Sorudan çok yine emir veriyor gibiydi. Bir başka arabanın önünde durdu. Kolumu asla bırakmıyordu.
“Bars’a hediyemi gönderin. Sevgili Aran’a da oğlu üzerinden sevgilerimi iletin.” dedi. Sesi o kadar soğuktu ki belki de ilk defa yüzüne baktım.
Adamları kendi araçlarına binip giderken koca arazide tek biz kaldık. Kolumu hâlâ sıkı sıkı tutup arabaya bindirdi. Benim kapımı kilitlerken lastikleri ağlatarak arabayı çalıştırdı.
“N-ne yapacaksın bana?” Sesimdeki çaresizlik sinirimi bozdu. Çocuk gibi bağırarak ağlamak istedim. Uzun sessizlik deli etmişti beni.
“Soru sordum! Ne yapacaksın bana?!” diye bağırdım. Mert’in kaşları çatıldı.
“Evin bodrumuna kitleyeceğim. Önce derini yüzüp sonra da her gün bir uzvunu Bars’a yollayacağım.” dedi Mert. Korkuyla yutkunup sesli nefesler almaya başladım.
Gözyaşlarım üzerinde kontrolümü kaybetmiştim. Mert bana baktı. Arabayı sağa çekip şaşkınlıkla baktı.
“Ciddiye mi aldın az önce sen?” dedi. Gözyaşımı silip,
“Lütfen beni bırak, ben bir şey yapmadım—”
“Seni bir yere kitlemeyeceğim, sakin ol.”
Ben ellerimle saçımı geriye atıp kahküllerimi kulağımın arkasına iterken Mert hâlâ kaşları çatıktı ama öfkeyle değil de şaşırarak bakıyordu. Kısa sessizlikten sonra,
“Ben hiçbir şey bilmiyorum. Yemin ederim, ben kaçıyordum zaten onlardan.”
“Neden kaçıyordun?”
“Beni bırakın, lütfen.”
“Verda! Seni bırakmayacağım. Bars gelene kadar!” Konuştuğumuzdan beri ilk defa sesini yükseltti. İrkildim.
“Kusura bakma, bağırmak istemedim ama sürekli aynı şeyleri söylüyorsun!”
Az önce “kusura bakma” mı dedi?
Şimdi şaşırma sırası bendeydi…
“Ne yapacaksın benimle, işin ne o zaman?” dedim. Derin nefes aldı.
“Bars’ın ayağıma gelmesini istiyorum. O zamana kadar sana asla bir zarar vermeyeceğim, korkma. Benim derdim seninle değil, o şerefsiz kocanla.” dedi bir çırpıda.
Ama içimde asla rahatlama olmadı.
“Yalan söylüyorsun.” deyip hızla kapıyı açtım. Olabildiğince hızlı koşup kurtulmaktı amacım.
Bars’ın düşmanı Bars gibi biridir, beni böyle kandırmaya çalışıyor sadece.
“Verda!” demesiyle kolumdan tutup çekmesi bir olmuştu. Beni kendine çekip dişlerinin arasından,
“Yalan söylemiyorum ama sabrımı zorlarsan düşündüğünden daha kötü biri olabilirim.” dedi. Yeşil gözleri kararmıştı sanki.
Az önce kaçmaya çalıştığım arabada buldum yine kendimi. Kollarımı göğsüme bağlarken hiçbir şey demeden yolu takip ettim. Mert arabayı çok hızlı kullanıyordu.
Kendi tarafımdan olayı değerlendirmek gerekirse hamileyim, bebeğin babası olan adamdan ve ailesinden kaçmak istedim; kaçarken sevgili eşimi öldürmek isteyen adam tarafından yakalandım.
Başımı arkaya attım. Bars zamanında telefonu yasakladığı için bende numarası yok, onu arayamam. Sadece belki polisi arayabilirim?
Araba durduğunda o kadar da lüks durmayan müstakil bir eve geldik. Beni en çok rahatsız eden kimsenin olmayışı ve etrafın çok karanlık oluşuydu. Arabadan inen Mert’i takip ettim.
“Biraz burada kalacağız. Eşyaların bagajda.” dedi.
Kapıyı açtıktan sonra eliyle içeriyi işaret etti. Tam girecekken,
“Ayakkabını çıkart.” dedi. Anlamsız gözlerle ona bakıp ayakkabılarımı çıkarttım.
Ev çok küçüktü. Mutfak ve salon birleşikti, diğer tarafta kocaman bir balkon, yanında bir oda daha vardı. Kanepeye oturup korkuyla Mert’e baktım.
Bana uzun uzun baktıktan sonra diğer koltuğa oturdu. Kollarını dizlerine dayayıp eliyle alnını ovuşturdu. Her hareketini takip ediyorum, sanki bir an bana dönüp bir şeyler yapacakmış gibi büyük bir korkuyla.
“Neden öyle bakıyorsun?” dedi kısık sesle, üstelik yüzüme bile bakmamıştı. Sustum. Derin nefes alıp yüzüme baktı.
“Sorularıma cevap ver. Neden öyle bakıyorsun?”
“Korkuyorum.” dedim. Kaşlarını çattı. Sesini yükselterek,
“Sen benden mi korkuyorsun? Bars’la evlisin lan sen!”
Gözlerimi kırpıştırdım. Hızla ayağa kalkıp kolumdan tuttu. Beni yatak odasına götürdü. Sertçe yutkunup titremeye başladım. Masanın başına geçip bir düzine kâğıt çıkarttı.
“Otur şuraya! Otur!”
Çekinerek işaret ettiği sandalyeye oturdum. Mert diğer sandalyeyi yanıma çekip oturdu. Ortamızdaki sehpaya kâğıtları attı.
“Sevgili kocanı ne kadar tanıyorsun Verda?” deyip bir kâğıdı çıkarttı.
“Bars’ın on yedi yaşında katil olduğunu biliyor musun mesela? Ya da tam bir psikopat olduğunu? Tıbbi bir terim olarak söylüyorum, tam bir psikopat!”
Duyduklarımla gözlerim büyüdü. Psikopat olduğunu zaten anlamıştım ama katil mi?
“Ne katili? Kimi?”
“Üvey annesini ya da ne dersiniz işte, ikinci annesini. Adı Fatma.”
“Hayır. Hayır, saçmalıyorsun. O kadını Bars öldürmedi. Bilmiyorsun bile.”
“Kim öldürdü peki? O dosya nasıl kapandı biliyor musun? İntihar!” dedi. Gözlerini ayırmadan kalkıp çekmecesinden dosyalar çıkarttı, sertçe kapattı. Yine aynı yere oturup dosyayı direkt elime tutuşturdu.
“Oku!”
Heyecandan titreyen ellerimle dosyayı karıştırırken Şermin’in annesine ait olan fotoğrafları gördüm. Midem bulanırken hemen ifadelerin olduğu sayfaya geçtim.
“Bars zaten ilk ifadesinde orada olduğunu, annesine küfürler edildiğini ve ittiğini üstü kapalı anlatıyor. Babası Ömer, annesi Iraz, abisi Beran ise tamamen zıt ifadeler veriyor. Zaten sonra Bars’ın ifadesi de değişiyor.”
Mert bir yandan bana durumu özetlerken ben bir yandan okumaya çalışıyordum. Gözlerimde teras canlandı ve on yedi yaşındaki Bars… Şermin annesinin kucağındayken aşağı atılışını görmüş gibi oldum. İstem dışı gözlerim kapandı.
Ama Mert susmadı.
“Gerçek bir hasta. Yirmi yaşında şirketlerinde staj yaparken ondan sorumlu adamın gözüne makas sokarak öldürmeye çalışmış. Ve başarılı olmuş.” Dedikten sonra elime bir başka dosyayı uzattı. O kanlar içindeki fotoğrafları görünce daha kötü olmaya başladım.
“Sonra ne olmuş biliyor musun?! Ne tedavi, ne hastane, ne ilaç! Yardım falan almadan insan içinde yaşamaya devam etmiş!”
“Sus, lütfen sus.”
“Ya ailesi… Babası Ömer’in kaç tane gayrimeşru çocuğu var biliyor musun? Ya büyük çocuk Beran’ın eşini kaç kere dövmekten komalık ettiğini? Aran piçinin kardeşimi sakat bırakmasından! Yine Aran yüzünden ailemin tek serveti olan şirketime yapılan saygısızlıktan—!”
“Suss! Suss!” deyip ayağa fırladım. Ellerimle kulaklarımı kapatırken delirmemek ve Mert’in dediklerini duymamak için sürekli “sus” demeye devam ettim.
“Şimdi benden mi korkuyorsun Verda!” deyip o da ayağa kalktı.
“Bana bunları neden anlattın şimdi!” dedim ağlayarak. Çünkü o an anladım ki Bars’a ciddi derecede bağlıyım. Her ne olursa olsun ona saygım var. Ya da vardı.
Ona olan bağlılığım ve saygım, Mert’in dudaklarından dökülenlerle ağır bir darbe alıyordu. Ve bu canımı yakıyor.
“Niye? Çok mu aşıktın? ‘Vermezlerse kaçarım’ mı diyordun?” Sesindeki alay sinirimi bozmaya başladı.
“Ben Bars’ı tanımıyordum bile! Biz berdelle evlendik, abim ölmesin diye!” Bağıra bağıra Mert’e kendimi açıklamaya çalışıyordum. Ayağımı yere vurarak,
“Öldürdüler ama! Abimi de öldürdüler.” deyip aynı sandalyeye oturup ellerimle yüzümü kapattım. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Omzumda bir el hissettim. Elimi yüzümden çekince Mert’in hâlâ sert bakan gözlerine baktım. Nasıl böyle öfkeyle bakıp yumuşak bir şekilde omzumu okşuyor?
“Amacım seni delirtmek değil Verda.”
“Doğruyu söylediğini nereden bileyim?” dedim hemen. Mert gözlerini kapatıp derin nefes aldı.
“Sen bu gece burada uyu. Ve düşün. Sadece düşün. Kanıtlarıyla gelmiş bir adam, ilk defa gördüğü insanı ikna etmek için neden bu kadar çaba göstersin? Yalan söylemek için mi, göstermek için mi?” dedi. Ayağa kalkıp dosyaları topladı.
“Ama Verda… Bu adama katlanmak zorunda değilsin. Sana özgür ve az katilli, psikopatlı bir hayat sunabilirim. Ya da kim bilir, belki aklında bir kere bile abinin intikamını almak geçmiştir.”
Mert’i tanımıyorum ama o kadar doğru noktalara atış yapıyor ki salya sümük ağlamamı kesip pür dikkat onu dinler oldum.
“İyi düşün.” deyip dosyaları alıp gitti.
Yatağa giderken boy aynasına baktım. Az önce Mert’in söyledikleri zihnimde tekrar tekrar dönmeye başladı.
“Karar ver, Verda…” diye fısıldadım. Sonradan aklıma gelince elimi karnıma koydum.
“Karar ver.”








