Olabildiğince dikkat çekmeden evde otobüsün saatini bekliyordum. Belki fark edilir diye sobayı bile yakmamıştım. Sadece bisküvi yiyip çöplerini yine çantama koyuyordum.
Anneme hiçbir şeyden bahsetmemiştim. O, sadece geleceğim için binbir çeşit yemek yapmakla meşguldü. Oraya gittiğim zaman söyleyeceklerimi hazırlamıştım bile.
Ve maalesef karnımdakine çok yabancıydım. Tek başıma olmama rağmen elimi karnıma götüremiyorum; çok değişik bir histi. Bana ait olmayan bir şey var sanki.
İyiden iyiye güneş doğmuştu. Heyecandan yerime sığamaz oldum. Yan odadan çantamı getirip kalan sekiz saatimi doldurmaya çalışacaktım. Tam çantanın fermuarını açıyorken tok bir ses duydum.
İrkildim. Panikle etrafa bakındım. Burası tenha bir yerdi, olduğum yerde sadece üç tane ev vardı. Korkuyla aklımdan tek bir şey geçti: Diğer evin sahipleri mi geldi acaba?
Temkinli adımlarla pencereye baktım. İki tanıdık siyah arabayı görmemle geri çekildim, yutkunamadım.
Bars beni buldu.
Bitti mi şimdi maceram?
Bars bu sefer beni öldürür…
Çenem titremeye başladı. Etrafa bakınıp direkt çantamı alıp divanın altına girdim. Ne kadar nefret etsem de annemin divana serdiği özel örtü yere kadar tamamen kapatıyordu.
Beni görmeyeceğini düşünerek sırt üstü yattım. Çantam kucağımdaydı. Kapı gürültüyle açılınca irkildim. Tam çığlık atacaktım ki sol elimle ağzımı sıkıca kapattım.
Göğsüm hızla kalkıp iniyordu. Yine içimden sayı saymaya başladım. Küçüklükten beri yaptığım gibi. Yine yüksek bir rakam tutup o sayıya gelene kadar her şey düzelecek diyerek başladım.
Ayak seslerini yakınımda hissettim. Biri sanki yere fırlatılmış gibi bir ses geldi. Daha sonra onun sesi:
“Burası mı lan?”
Bars’ın sesini duymamla gözlerimi kapattım. O kadar öfkeli çıkıyordu ki sesi, yerimde kıpırdandım.
“A-ağam, buralarda durmuştuk.”
Volkan’ın sesiydi bu.
Sonunda ortaya çıktı demek ki. Volkan’ın yüzünü görmesem de ne halde olduğunu tahmin edebiliyorum. Benim yüzümden Bars’ın azabına uğramıştı. Her şeyi anlatmış mıydı, şirkete gittiğimi mesela?
Diğer odalarda da sesler duyuyorum. Beni arıyorlar ya da bir kanıt.
“İyice bakın etrafa!”
Bars’ın yüksek sesinden sonra divanda oturduğunu anladım.
Kaçtığım kocam şu an saklandığım divanın üstünde…
“Neredesin Verda… Neredesin!”
O kadar gerildim ki midem bulanmaya başladı.
“Hem kendini hem de benim parçamı alıp nereye gittin?”
Hızla aldığım nefesler durdu. Bars, hamile olduğumu biliyordu.
Korkudan çok vicdan azabı hissettim.
“Ağam, burası bomboş.”
Diyen bir adamın sesini duydum. O sırada Bars’ın ayağa kalktığını fark ettim. Yüksek sesle sobanın kapağını açtığını duydum.
“İçinde kül yok.”
Dedi. Kısa süreli sessizlikten sonra Volkan,
“Abi, şimdi ne yapacağız?”
Dedi. Merakla onları dinlerken güçlü bir patlama sesi duydum. İrkilip ağzımı kapattım. Ben titrerken eş zamanlı birinin yere yığılmasını gördüm. Divanın ön ayağında ise kovan vardı.
“Siz konağa geri dönün.”
Dedi Bars.
“Abi, Ömer Ağa senin de gelmeni istiyor. Biliyorsun durumları, şimdi sen de bizimle gelmezsen…”
“Ziya, git babama de ki Bars evi yakacakmış de!”
Diye bağırdı.
Şakağımdan akan yaşları sildim. Burayı mı yakacak şimdi? Yine de gözlerimden yaşlar hızla akmaya devam etti.
“Her yeri ayağa kaldırın. Her taşın altına bakın, Verda nerede diye. Anasının, abisinin mezarını deşin gerekirse. Bana Verda’yı bulun.”
Dedi.
Boyumdan büyük işlere mi kalkıştım ben?
“Ne bakıyorsunuz!”
Diye bağırdı Bars.
“Hadi herkes konağa. Ben benzin getireceğim. Geldiğimde kimse burada olmasın. Onu da içinde yakarım.”
Bir süre sonra sesler susmuştu. Emekleyerek divanın altından çıktım. Hâlâ titreyerek ağlamaya devam ediyordum. Başından vurulmuş, gözleri açık Volkan’ı görünce kısa bir çığlık çıktı ağzımdan. Karnıma kramplar giriyordu.
Bars her an gelip burayı yakabilirdi. Hızla çantamı alıp karnımı tutup dişlerimi sıkarak evden çıktım.
Bars gerçekten hasta, onun kapatılması lazım. Durumu benim tahminlerimden daha kötü. Ona ben nasıl bir bebek vereceğim ki?
Bir yandan vicdanımı rahatlatmaya çalışırken bir yandan hâlâ koşuyordum. Caddeye çıktığımda düşmemek için bir duvara yaslandım. Karnımdaki sert kramplar beni hareket ettirmiyordu. Bir bankta oturup nefesimi düzene sokmaya çalıştım. İçtiğim su bile midemi bulandırmaya yetiyordu.
Hava soğumaya başlayınca yavaş yavaş otogara doğru yürümeye başladım. Aklımda Bars’ın sesi vardı.
İlk bebeği öğrendiğini anladığımda Bars’a karşı vicdan azabım oluşmuştu. Hatta bütün kaçışlarımın boşa olduğunu düşünmüştüm. Şimdi ise… Beni bulduğu an Volkan gibi yapacağına eminim.
Hatta Bars’ı asla tedaviye bile götürmediler. Onlar yakıştırmazlar buna, eminim. Onun hayatını ailesini kararttı, bunu az da olsa gösterirdi. Benim hayatımı ne hakla kararttılar ki?
Ben anne olacağım. Böyle kaçarak, saklanarak, bebeğin babasından korkarak mı? Ben anne olmaktan ne anlarım? Ben içimdeki çocuğa bakamamışım zaten, bu günahsıza neden hayatını karartayım?
Keşke en başa dönebilsem. Bunu ilk düşündüğüm zaman Bars’la gittiğimiz o dağ evine döndüğümüz zamanı düşünürdüm. Oradaki güven hatamdan sonra keşke babam döverek öldürseydi.
En azından biricik oğlu yaşardı.
Otogara geldiğimde otobüsün gelmesine az kalmıştı. Son kez etrafa iyice baktım. İnsanları izlemeye başladım. Çocuklu ailelerden gözlerimi kaçırdım.
Düzgün giyinimli birilerini görünce Bars’ın adamları sanıp hemen oturduğum yerden kalkıp kalabalık insanlara karışıyordum. Büyük otobüs gelince hızla muavine çantamı verip koltuğuma oturdum.
Belki de uzun süredir ilk defa derin bir nefes verip omuzlarımı düşürdüm.
Çok geçmeden otobüs hareket edince kararan şehre baktım. Bütün kötü anılarım burada kül olacaktı. Ne olursa olsun asla buradaki Verda olmayacağım, bir daha asla.
Gözlerimle yolu takip edip başımı cama yasladım. Uzun zamandır uykusuzluğun etkisiyle gözlerimi kapattım. Otobüsün durduğunu hissettim. Yol kontrolü diye düşünürken hâlâ araç hareket etmeyince gözlerimi açtım.
Yanımda bana gülümseyerek bakan tanıdığım yeşil gözlere ürpererek baktım.
Bu olmamalı, olmamalı…
Bars’ı öldürmek için can atan Mert beni bulmamalı.
“Merhaba, Verda Hanım.”
Dedi yavaşça. Daha sonra,
“Tanıştığımızda adınızın önemli olmadığını söylemiştiniz. Ama sizi uzun zamandır arıyorum.”
Etrafa baktım. İnsanlar sadece izliyordu, otobüsü durduran bu adamı ve benim dehşet içindeki yüzümü.
“İstemediğim şeyleri yapmak için beni zorlamayın, Verda Hanım. Hadi inelim.”
Deyip beni bekledi.
Korkuyla titreyen bacaklarıma söz geçiremedim. Sessizce ayağa kalkarken,
“Benimle bir işiniz kalmadı.”
Dedi. Ben inerken Mert arkamdan geliyordu.
“Tamamdır kaptan, devam edin yolunuza.”
Deyip kolumu tuttu.
“Ne-nereye? Bırakın beni, lütfen.”
Sesimin ağlamaklı çıkmasından Mert bana baktı.
“Biz de yolumuza gidiyoruz. Lütfen zorluk çıkarmadan.”
Kolumdan sürükleyerek aracına bindirdi. Yüzümü iki elimle kapattım.
Ben ne yapacağım şimdi?









