Ağzı kulaklarına kavuşan kadına dolu gözlerle baktım.
“İsterseniz çağıralım babayı.” deyip ayağa kalktı. Panikle yüzüme yapmacık bir gülümseme yerleştirdim. Doktorun önünde durup,
“Hayır, hayır. Durun.” dedim. Kaşlarını çatarak bana bakan kadına hızla,
“Eşime sürpriz yapmak istiyorum. Ona şimdi böyle söylemeyelim.” dedim. Doktorun gülümsemesi yerine geldi.
“Doğru, bu zamanlarda öyle kuru kuru denmek yeterli kalmıyor.”
Lafını bitirince Bars girdi odaya. Panikle kıyafetimi sıktım. Doktora baktım.
“Evet, hanımın sıkıntısı neymiş?” dedi Bars, direkt karşımdaki sandalyeye oturdu. Doktor bir bana bir Bars’a baktı, gülümseyerek,
“Vitamin değerleri düşmüş aslında.” deyip sekreterine birkaç ilaç ismi söyledi.
Hastaneden çıkınca Bars arabayı getirmek için yanımdan ayrıldı. Ancak o zaman elimi karnıma götürdüm. O kadar farklı hissediyorum ki… Sanki içimde bir şey atıyor, kalp atışını hissediyorum. Benim bir bebeğim mi olacak şimdi? Küçücük elleri, ayakları…
Korna sesleriyle karşımda beliren Bars’a baktım. Arabaya ağır ağır ilerlerken yutkundum. Benim değil, bizim bir bebeğimiz olacak.
Nasıl söyleyeceğim şimdi?
Göz ucuyla Bars’a baktım. Eli vitesteydi, sürekli aynalardan arkasına bakıyordu. Garip davranıyor, onu anlamıyorum. Sanki avını bekleyen avcı gibi.
Konağa gelene kadar ağzından tek bir kelime çıkmadı. Arabayı durdurunca bana baktı. Uzun zamandır Bars’ın gözlerine doyasıya bakmıyordum.
“Bu akşam evde olacak mısın?” dedim. Nefes verip,
“Akşam yemeğine kadar gelmiş olurum.” dedi. Başımı sallayıp arabadan indim.
Bu kadar.
Güzel zamanlar yaşadığım, karnında bebeğini taşıdığım adamla muhabbetimiz bu kadar işte.
Evde rutin işleri yapıp bitirdik. Kimisi avluda el işi yaparken kimisi çocuklarıyla ilgileniyordu. Kimseye görünmeden Şermin’in odasına çıktım. Son olaydan sonra yanına birkaç kez uğrayabilmiştim. Beni en çok mutlu eden şey, Şermin’le aramızdaki görünmez duvarın yıkılmış olmasıydı. En azından beni görünce gülümsüyordu.
Yanımda getirdiğim çikolatayı masasına bırakıp sarıldım.
“Naber, Şermin.” deyip kocaman gülümsedim. Karşılığında çocuksu bir gülümseme aldım.
Şermin’i konuşturmaya çalışarak asıl düşünmem gereken şeylerden kaçıyormuş gibi hissettim. Uzun süre havadan sudan bahsettikten sonra ciddileştim.
“Şermin… Bana anneni hiç anlatmadın, çizmedin.” dedim. Şermin duraksadı. Tamam, aklımda birkaç düşünce vardı ama artık tamamen öğrenmek istedim.
Şermin’in dudakları büzüldü.
“Ben…” deyip elini düz bir çizgi hâline getirip dizlerine götürdü.
“Bu kadardım.” dedi. Sonra heyecanla arabasını masaya sürüp kalemle defterine bir şeyler çizdi.
“Bak. Burası neresi?” dedi bana. Balkon gibi bir yer çizmişti. Konakta bu kadar büyük balkon yok ki ama,
“Teras mı burası?” dedim. Başını aşağı yukarı salladı.
“Bu.” deyip sırayla çizdiği üç kadını gösterdi.
“Iraz. Bu annem. Annem Fatma.”
Annesinin ismi Fatma mı? Heyecanla anlatan Şermin’i dikkatle dinlemeye devam ettim.
“Bu ben. Ömer severdi beni. Annemi de. Ama bak buna Iraz sevmezdi. Bars abim, Heja ablam, onlar da çok severdi. Ama Heja annemi sevmezdi.” dedi.
“Peki neden terasta çizdin bunları?” Annemin dedikleriyle aklımda zaten bir cevap vardı, yine de merakla Şermin’e baktım.
“Iraz anneme kötü şeyler dedi. Bak, tam burada.” Terasın ortasını gösterdi.
“Annem de Iraz’a kötü şeyler yaptı. Saçlarını çekti. Kafasını var ya, kaç defa vurdu.” dedi heyecanla.
Iraz’ın dayak yediği anlar… Görmek için neleri vermezdim.
Şermin ellerini yüzüne götürüp,
“Buraları var ya, hep kandı Iraz’ın. Sonra ben burada oturuyordum. O zamanlar sadece durup durup öyle yürürdüm. Ama yürürdüm.” Üzgün şekilde elini terasın korkuluklarına götürdü.
“Annem beni burada kucağına aldı. Gidecektik ama Iraz annemi itti. Ben annemin kucağındaydım. Sonra çok kötü oldu.”
Şaşkınlıkla Şermin’i dinlerken o üzülünce onun kadar üzülüyordum.
“Iraz çok kötü, Verda.” dedi. Şermin’in ellerini tutup uykusunun geldiğini söyleyince onu yatırıp odama gittim.
Cani kadın. Bu aile tamamen cani. İnşallah bebek bunlara benzemez. Pencereden dışarı bakarken zihnimde bazı anlar parladı.
“Herkesin ailesi var! Miras bırakacağı çocukları var! Aran bebek bekliyor! Onun hanesi dolmalı, senin neyin var lan! Çocuğun mu var, aldığın her şeyi sana bırakayım! Daha iyileşmedin bile lan sen!”
“Bana bir çocuk ver, Verda. Sus, beni dinle. Sana dünyaları veririm, Verda. Sana yeni bir hayat veririm. Baştan yaratırım, bu konaktan gideriz. Benim her şeyim işim. Kaybedemem. Çocuksa çocuk.”
“Bak, izin vermedin, bir şehri karşıma dizdin. Gittin, biriyle evlendirdin Bars’ı. Üç sene be! Üç senemi verdim oğluna! Bak, terk etti beni! Çeyrek altını kime vereyim? Al kız, Iraz, senin gözün doymaz. Şekerim beni çocuk doğuramadığım için oğluna layık görmedi de.”
“Sendeki saflığa ihtiyacım var. Ya da sana.”
“Benden bir şey bırakmadılar. Ya savaş ya kaç, Verda.”
“Bars söyle dursunlar.”
“O adamlar önümde inleye inleye ölecek. Kimse aileme silah doğrultamaz.”
“Bars’ı ancak ben kurtarırım, Verda. Bars için aradan çıkman lazım.”
Kapanan kapıyla irkildim. Ceketini çıkaran Bars’la göz göze geldik.
“Annem sofraya yardım etmediğin için bir sürü şey söylüyor.” deyip banyoya geçti. Olduğum yerde kalmıştım. Bars üstünü değiştirmiş, yanıma gelmişti.
“Ne oldu?” dedi. Gözlerimi kırpıştırdım.
Nasıl diyeceğim şimdi? Gözün aydın, çok istediğin bebek geliyor sonunda.
Bu kadar şeyden sonra bir de bebek mi gelecek yani?
Bu bebek doğmamalı…
“Verda?”
“Bir şey yok.” dedim bir çırpıda. Bars kaşlarını çatıp,
“Ne demek bir şey yok? Ne yapmaya çalışıyorsun?”
Hızla kendime gelip,
“Şu olaylardan dolayı tedirginim işte. Haftanın beş günü silah doğrultulmuyor ya.” deyip kapıya doğru ilerledim.
“Eğer deliriyorsan bu konakta kontenjan dolu.” dedi alayla. Aynı şekilde alay ederek sırıttım.
Biz masaya oturmuştuk ama aklım bebekteydi. Aldığım kararın yanlış olduğunu biliyorum. Ama yaptıklarından sonra bir de bebekle ödüllendireyim mi? Zaten Bars baba olmak istemiyor ki. Bars iş ortağı arıyor.
Yemek sorunsuz bir şekilde bitti. Ben kendi içimde savaştayken herkes hâlinden memnundu ya da rol yapıyorlardı.
Saat iyice ilerleyince herkes uyumak için odalarına çıktı. Uzun zaman sonra Bars’la aynı yatakta uyuyorduk.
Hiç uykum yoktu. Bars ise yorgunlukla uyumuştu. Ay ışığı yüzünün bir kısmını aydınlatıyordu. Elimi götürüp okşamak istedim, uyanmasından korktum. Olabildiğince yüzünü ezberlemek istedim.
Ben ne yapıyorum? Bars o evde dizlerime yatmıştı; hiç sevmeyen, değer vermeyen yapar mı bunu? Dürtüp hamile olduğumu söylemek istedim. Ama uykum daha ağır bastı.
Sabahsa Bars gitmişti. Ve bugün büyük gündü. Buradaki son günümdü. Odayı toplayıp biraz etrafa baktım. Planım için kendime büyük bir kol çantası aldım ve ihtiyaçları koydum.
Odadan çıkıp son kez Şermin’in yanına uğradım. Onun haberi olmadan onunla vedalaştım.
Avluya göz attım. Abimin öldüğü yerde takılı kaldım. Mutfağa gidip sofrayı toplayan Nazlı’ya baktım. Son olaydan dolayı sinirliydim ama bir daha görmeyeceğim için öfkemi yendim.
“Nereye?” dedi Nazlı.
“Hastaneye, kontrol vardı da.” dedim. Nazlı muzip gülümsemesiyle,
“Hayırdır ya, Bars’la hastaneye gidip geliyorsunuz. Müjdeli bir haber mi var yoksa?”
Sıcak bastı. Yutkunup,
“O-o ne demek, Nazlı. Yok, yok, öyle bir şey. Deme bir daha. Yok.” dedim. Nazlı gülmeye devam etti.
“Volkan nerede?”
“Volkan izne ayrıldı. Ben çocuklara söyleyeyim, bıraksınlar seni.” dedi.
Başımı sallarken derin nefes alıp verdim. İçimden “başladık.” dedim.
Nazlı’nın dedikleriyle yola çıktım. Bu sefer iki kişi bana eşlik ediyordu. Olabildiğince sakin kalmaya çalıştım. Hastaneye gelince anlaşılmasın diye sıramı bekledim. Doğru zamanı bekledim. Doktorun odasına girince herhangi bir ağrı uydurup çıktım.
İşte doğru zaman.
Merdivenlere ilerlerken iki adam da yanıma geldi.
“Hayrola yenge?”
Sahte sinirle,
“Ya doktor idrar tahlili istedi. Hayır mı, şer mi?” dedim. Utana sıkıla bakan adamı geçip üst kata çıktım. Adamlar o kadar dibimde geziyordu ki panikledim. Lavaboya gitmeden önce,
“N’oluyor?” dedim.
“Anlamadık yenge?”
“Niye bu kadar dibimdesiniz? Kaçıyor muyum?”
“Durumları biliyorsun yenge—”
“Siz benden başkasını göremeyecek kadar yakındasınız. Az öteye gidin. Hadi!” deyip birini lavabonun olduğu koridorun başına, diğerini de koridorun sonuna aldım.
Lavaboya girerken hata yaptığımı hissettim. Bars’ın iki adamının tam ortasından nasıl kaçacağım şimdi?
Ne kadar heyecan yapmamaya çalışsam da ellerim titriyordu. Çantamı açıp iyice katladığım pardösüyü çıkardım. Onu giydikten sonra başımı kapattım. Son olarak ağzıma maske takıp çantaya sığmayanları çöpe attım.
Aynadan kendime bakıp bildiğim bütün duaları etmeye başladım.
Dişlerimi sıkıp kapıyı açtım. İki adamın arasından sakince merdivenlere gittim. İçimden saymaya başladım. O kadar hızlı nefes alıp veriyordum ki boğazım kurudu.
Dışarı çıktığımda arkamdan gelen yoktu. Biraz daha hızlı yürümeye başladım. Hastaneden iyice uzaklaşınca taksi bulup annemin evinin adresini söyledim.
Sanırım kurtuldum…
Bitti, kurtuldum.
Sonsuza dek bitti…







