Yatağıma uzanıp kafa dinlemeye karar verdim yanımdaki yatakta yatan kardeşim tiktok videosu izlerken sürekli tekrar eden şarkı video ile sinirlerim gerilmeye başlamıştı.
"Şu videoları bir kere izle." Dayanamayıp muhalefet olduğumda bana gözlerini devirmişti.
"Yorumları okuyorum."
"Onun sesini kapat Eylül." Sinirli çıkan sesimle kademe kademe kapanan ses aynı zamanla gerçekleşmişti. Abla olmak buydu işte.
"Mihrimah!" İçerden seslenilmesi ile yüzüme bir yumruk atıp bayılmak istemiştim. Odamdan çıkıp salona geçtim. İçime dolan dumanla ciğerlerim yanarken söylenmeye başlamıştım.
"Niye evde içiyorsunuz şunu?" Babam söylediklerime aldırmazken fanta dolu olan bardağından bir yudum aldı. İçinde votkanında olduğunu bildiğim bardak morelimi altüst ederken içimde dokan ağlama isteğimi geri plana attım.
"Mihrimah, netlerin nasıl?" Gelen soru beni gererken ağlama isteğim artmıştı. Hayır şimdi olmaz kızım.
"İyi." İçimden baba demek gelmezken kusa kestirip atmıştım.
"Mihrimah bütün umudum sensin. Biliyorsun değil mi?" Kafamı olumlu anlamda sallarken seğirmeye başlayan parmağım şu an istediğim son şeydi. Parmağımı arkama sallayıp kapının pervazında dikilmeye devam ettim.
"Mihrimah!" İçeriden seslenen annemle bu gergin ortamdan kurtulup mutfağa geçtim.
"Anne bari sen şöyle seslenme bana." Babamın duymaması için anneme fısıldayarak söylemiştim bunu.
"Kızım bu da senin ismin." Gözlerimi devirip annemi cevapsız bıraktım.
"Hocan bugün beni aradı." Sikeyim onu.
"Ne diyor?"
"Biraz türkçe netlerinden konuştuk." Hazırladığı salatayı bırakıp bana döndü. Ellerimi havaya kaldırıp konuştum.
"Düzelticem anne."
^^
Kulaklıklarımı takmış eve dönüyordum. Dinlediğim şarkının hüznü kalbime dolarken bir an nefes alamadığımı hissetmiştim. Çalan telefonum ile şarkım susmuştu. Arayan rehberlik hocasının olduğunu görünce gerilmiştim.
"Alo."
"Zeynepeciğim nasılsın?"
"İyiyim hocam siz."
"Bende iyiyim tatlım yarın sabah kuruma geldiğinde yanıma uğra tatlım konuşacaklarımız var." Ne konuşacağımızı gayet iyi biliyordum. Hocayı onaylayıp veda ettikten sonra telefonu kapattım.
Gelen minibüse bindim ve ayakta beklemeye başladım.
Camdan dışarı bakarken geçtiğimiz yer ile aklıma Atalay gelmişti. Çimlere baktığımda yüzümde oluşan gülümseme bu sıralat yabancısı olduğum bir şeydi.
Onla son görüşmemizin üstünden iki hafta geçmişti ve ben bir daha çinlere gitmemiştim. Onu görme isteği içime dolarken hızla konuştum.
"Müsait bir yerde." Telaşla konuşmuş olmalıyım ki. Bir kaç kişinin yüzü bana dönmüştü buna aldırmadan duran minibüsten indim. Hızla adımlarla çimlere ulaştım ve çantamı fırlatıp alışık olduğum zemine oturdum.
Geçen bir buçuk ardından ne Atalay gelmişti ne de annem aramıştı. Annemin aramamsı beni şaşırtırken Atalay olayı kalbimde bir burukluk oluşturmuştu.
Onu bir daha görememek.
Hayır, bu düşünce neden beni boğuyordu. O tanıdığım en tanımadığım kişiydi. İsmi ve mesleği dışında hiçbir şey bilmiyordum.
Benden on haş büyük olan bu yabancı neden beynimin içinde dolaşıyordu.
^^
"Sikerler kızım eline koluna hakim olucaksın." Gelen yumrukla yanağım acırken içinde bulunduğum duruma küfürler savuruyordum.
Bana yumruk atan kızın saçına yapıştığımda ciyaklaması ile arladaşıda benim saçıma yapışmıştı. Liseden tanıdığım bu iki kız damarıma basmışlardı ve şu an beni dövüyorlardı. Evet iki kişidiler hoş teke tek olsa da dayak yerdim. Güsüzdüm.
Sabah yediğin iki salatalık karnıma atılan tekme ile midemden yukarı çıkmak isterken bu durumdan nasıl kurtulacağımı çözemiyordum.
Çalan siren sesleri ile korkum iyice artarken bir taraftanda bu kızlardan kurtulacağım için seviniyordum. Kim polise haber verdiyse gidip ona teşekkür etmeliydim.
Oturduğum koltukta ayaklarımı kendime çekmiş ve kollarımla bacaklarımı sarmıştım. Akan gözyaşlarım cıplak koluma bulaşırken sessizce hıçkırıyordum.
Başım beladaydı babam duyarsa mahvolurdum. Ve burda ailelerin çağrılmasından bahsediliyordu. Babam veya annem gelmeden burda çıkamayacaktım.
Başımda dikilen memur ile başımı kaldırıp ayaklarımı aşağı indirdim.
"Annene ya da babana haber vermeliyiz gel benimle."
Ayağa kalkıp onu takip ederken aklıma gelen şey ile şansımı denemeye karar verdim.
"Atalay Duman'ı tanıyor musunuz?" Önümde yürüyen polis durumca bende durmuştum.
"Evet. Neyin oluyor?" Hiçbir şeyin olmuyordu.
"Abimin arkadaşı. Çağırabilir misiniz?" Abim yoktu bile ama bunu polis bilmiyordu. Kafasını aşağı yukarı sallayıp bana yandaki duvarı gösterdiğinde ordaki sandalyeye oturdum ve o da yanımdan uzaklaştı.
Geçen on bir dakikanın ardından yanıma doğru yürüyen kişiyle oturduğum yerden kalktım. İçimde oluşan onu sarılma isteğimi anlamazken ona uzaktan baktım.
Üstündeki siyah gömleği ve siyah kotu içindeki siyah tişörtü çatık kaşları katlanmış olan kolları ve ağır olduğu belli olan güzel saati ile yürüyordu. Yürüyüşü kendinden emindi ve bakışları direkt olarak bana doğrultulmuştu.
Karşımda dikildiğinde başımı kaldırarak ona baktım. Onu çağıran polis yanımızdan ayrılınca konuşmaya başladım.
"Aileme haber vermeyelim. Bana yardımcı olamaz mısınız?" Konuşurken akan göz yaşlarıma lanet edip cevabını bekledim. Önce kaşları çatıldı ardından gözlerini kısarak bana baktı.
"Ağlama." Söylediği şeyle göz yaşlarımı silmiştim ama vakit geçmeden yerine yenileri gelmişti.
"Tamam ağlamıyorun." Sözlerim ile dudağının bir yanı kıvrılırken hemen kendini toplayıp ciddileşti.
"Takip et beni." O önümde yürürken bende onu takip ediyordum. Geldiğimiz oda da o masanın arkasındaki sandalyeye oturmuş banada önündeki sandalyeleri işaret etmişti.
"Anlat bakalım neler oldu." Küçük odada ikinizden başkası yoktu. Boğazımı temizlediğinde tam olarak ne anlatacağımı bilmiyordum.
"Liseden tanıyordum onları. Biri alt sınıflardandı biride bizim dönemden. Laf ettiklerinde tutamadım kendimi girdim aralar-"
"Ne dediler sana?" Sorduğu soruyla lafımı kesti. Hayır bunu Atalay'a söylemek istemiyordum. Susup yüzüne baktığımda gözlerimin içine bakıyordu.
"Zeynep, ne dediler sana?" Dolan gözlerimden akan yaş dudağıma ulaştığında yarılan dudağım sızlamıştı.
"Sonra kavga ettik işte biride polisi aramış."
"Kavga etmemişsiniz seni dövmüşler." Ciddi bakışları yüzümün her yerinde dolaşıyordu ve kollarımdaki morluk, çiziklerde. Aynı zamanda konuşmaya devam etti.
"İstediğin kadar anlatma ifadeni okuyacağım." Siktir. Siktir, bin kere siktir.
Masanın üstündeki telefonu aldı bir kaç düğmeyi tuşladıktan sonra karşı tarafla konuştu. "Zeynep'in ifadesi ve kimliğini getirin."
Bir dakika dolmadan gelen kağıt ve kimliğim ile akan göz yaşlarım artmıştı. Kemiklerim sızlıyordu ve yaşadığım stres tuz biber oluyordu.
Bir ayyaşın kızı olduğumu okumasını istemiyordum. Kızların babam hakkında konuştukların için aralarına girip kavga ettiğimi okumamalıydı. Eline aldığı kağıdı tam okuyacakken elimi kağıdın üstüne koyup masaya çarptım.
"Lütfen Atalay."

