Irmak, elleri titrerken Vatan'ın söylediklerini anlamlandırmaya çalışıyordu. Zihni bu gerçeği kabul etmeyi reddediyor, duyduklarının yalnızca kötü bir şakadan ibaret olmasını diliyordu.
Başını kaldırıp Vatan'ın gözlerine baktı. Dudaklarında titrek, inanmak istemeyen bir gülümseme belirdi.
“Şaka değil mi, Vatan? Annem gelecek, değil mi?”
Vatan bakışlarını yere indirdi. Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısık çıktı.
“Özür dilerim, güzelim.”
Irmak'a doğru bir adım attığında Irmak elini kaldırarak onu durdurdu. Gözleri dolmuştu. Etrafına anlamsızca bakarken bedeni zangır zangır titriyordu. Vatan'ın söyledikleri zihninde tekrar tekrar yankılanıyordu.
Öldürülmüş, Irmak…
Hayır.
Bu gerçek olamazdı.
Annesi biraz önce rüyasında ölmüştü. Bunun yalnızca bir kâbus olduğunu sanmış, annesini görebilmek için sabırsızlanmıştı. Şimdiyse aynı korku karşısında duruyordu ve bu kez uyanabileceği bir rüya yoktu.
Ellerini başına götürdü. Parmakları saçlarına kenetlendiğinde kendisini durdurmaya çalışmadı. İçinde biriken acı, çaresizlik ve öfke aynı anda dışarı taştı.
Dizlerinin bağı çözüldü.
Şokun etkisiyle bir süre ne yaptığını bile anlayamadı. Ardından gerçek, bütün ağırlığıyla üzerine çöktü. Acı bedeninin her yanına yayılırken Vatan yanına koştu ve onu kollarının arasına aldı.
Irmak, Vatan'ın göğsüne yaslanmış hâlde başını kaldırdı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken ciğerlerini parçalayan bir çığlık attı.
“ANNEEEEE!”
Sesi hastane koridorlarında yankılandı.
Vatan bir eliyle saçlarını okşuyor, diğer eliyle hemşireleri çağırmak için başucundaki düğmeye basıyordu. Irmak'ı sakinleştirmeye çalışsa da genç kadın artık hiçbir şey duymuyordu.
Bir anda Vatan'ın kollarından kurtuldu.
Kapıya yönelip dışarı fırladı. Koridor boyunca koştu, ardından hastanenin çıkışına ulaştı. Dışarı çıktığında yüzüne çarpan soğuk rüzgâr nefesini kesmişti.
Ama hiçbir şey, içinde kopan fırtınanın yanında önemli değildi.
Gökyüzü yavaş yavaş aydınlanıyordu. Güneşin ilk ışıkları ufukta belirmeye başlamıştı. Dünya, sanki hiçbir şey olmamış gibi yeni bir güne hazırlanıyordu.
Oysa Irmak'ın dünyası birkaç dakika önce yıkılmıştı.
Hastanenin önünde durup başını gökyüzüne kaldırdı. İçinde biriken acı, artık taşıyamayacağı kadar ağırdı.
“ANNE!”
Çığlığı sabahın sessizliğini parçaladı.
Arkasından koşan Vatan sonunda yanına ulaştı ve kolunu tuttu. Nefes nefeseydi.
“Irmak, lütfen…”
Irmak öfkeyle kolunu ondan kurtardı. Gözleri yaşlarla doluydu; yüzündeki ifade ise tarifsiz bir acıyı yansıtıyordu.
“Annem orada ölmüşken sen beni hastanede tutabileceğini mi sanıyorsun?! Söylesene!”
Vatan sustu.
Irmak bir adım daha yaklaştı.
“Bu tedaviyi sırf o üzülmesin diye kabul etmiştim. Şimdi ne anlamı kaldı, he? Ne anlamı kaldı?!”
Sesi giderek yükseldi. Vatan'ın yüzüne baktı, ondan bir cevap bekledi. Ancak Vatan söyleyecek hiçbir şey bulamıyordu.
Irmak'ın gözleri daha da doldu.
“Söyleeeee!”
Vatan yine sustu.
Güneşin ilk ışıkları Irmak'ın yüzüne vururken zihninde bir düşünce aniden beliriverdi. Öyle keskin, öyle yakıcıydı ki gözlerinin içi sızladı.
Babası.
Bunu yapan o adam olmalıydı.
Annesine yıllarca eziyet etmiş, onu korku içinde yaşatmıştı. Irmak evden ayrılırken annesinin yüzündeki morlukları görmüştü. Şimdi ise Ayşe Hanım hayatta değildi.
Irmak'ın içindeki acı, bir anda soğuk bir öfkeye dönüştü.
Bu kez kimse seni elimden alamayacak.
Yoldan geçen bir taksiyi görünce koşarak önüne çıktı. Vatan arkasından seslendi ama Irmak onu duymamış gibi davranarak arka koltuğa bindi.
Şoföre evinin adresini verdi.
Abisinin odasında bir silah vardı.
Ve Irmak, o silahın bu kez kimin sonunu getireceğine çoktan karar vermişti.
---
Eve vardığında taksiden iner inmez merdivenleri koşarak çıktı. Kapının açık olduğunu fark ettiğinde içine kötü bir his çöktü.
İçeri girdi.
Ev darmadağın edilmişti.
Eşyalar yerlere saçılmış, çekmeceler açılmış, odalar altüst edilmişti. Irmak'ın bakışları hızla etrafta dolaştı. Ardından doğrudan abisinin odasına yöneldi.
Kapıyı açtı.
İçeride kimse yoktu.
Irmak hiç vakit kaybetmeden çekmeceleri karıştırdı ve aradığı silahı buldu. Silahı eline aldığında parmaklarının titrediğini hissetti ama durmadı.
Salona doğru ilerledi.
Babası ve abisi içeride oturuyordu. İkisinin de yüzünde tuhaf bir sessizlik vardı. Irmak'ın geldiğini henüz fark etmemişlerdi.
Genç kadın kapının eşiğinde durdu ve silahı doğrudan babasına doğrulttu.
Adam, Irmak'ın sesiyle başını çevirdiğinde karşısında gördüğü manzara karşısında donakaldı.
“Annemi sen öldürdün!”
Irmak ona doğru yürümeye başladı. Gözleri öfkeyle kararmıştı.
Babası şaşkınlıkla başını iki yana salladı.
“Kızım, ne öldürmesi?”
Irmak'ın parmağı tetikteydi. Bir anda silahı havaya kaldırıp ateş etti.
Silah sesi evi doldurdu.
Abisi irkilerek ayağa kalkarken babası korkuyla koltuğa sindi.
“Yalan söyleme bana!” diye bağırdı Irmak. “Annemi sen öldürdün! Onu sen öldürdün!”
Abisi hızla yanına geldi. Gözleri dolmuştu. Irmak'ın elindeki silaha bakıyor, ne yapacağını bilemiyordu.
“Irmak, ne diyorsun sen?”
Irmak başını ona çevirdi. Gözlerinden süzülen yaşları silmeye bile çalışmadı.
“Annem öldü! Hem de bu orospu çocuğu yüzünden!”
Sözlerini bitirir bitirmez silahı yeniden babasına doğrulttu.
Adamın yüzündeki korku giderek büyüyordu. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Birkaç saniye boyunca Irmak'a baktıktan sonra titrek bir sesle konuşmaya başladı.
“Irmak, kızım… Ben annene bir şey yapmadım. Yemin ederim ki yapmadım.”
Irmak'ın yüzünde acımasız bir ifade belirdi.
“Öyle mi? O zaman anlat. Ev neden bu hâlde?”
Adam bakışlarını yere indirdi. Gözyaşlarını eliyle silmeye çalışırken sesi neredeyse fısıltıya dönüştü.
“Siz gittikten sonra eve adamlar geldi. Her yeri darmadağın ettiler…”
Irmak'ın silahı tutan eli titremeye başladı.
“Ne işleri vardı onların burada?”
Babası cevap vermekte zorlanıyordu. Bir süre sessiz kaldıktan sonra başını daha da eğdi.
“Kumar borcum yüzünden…”
Irmak'ın yüzündeki ifade dondu.
Adam yutkundu ve devam etti.
“Benden Ayşe'yi istediklerinde… Hiçbir şey yapamadım.”
Zaman durmuş gibiydi.
Irmak duyduklarını anlamaya çalıştı. Annesinin yıllarca çektiği acılar, yaşadığı korku ve uğradığı haksızlıklar gözlerinin önünden geçti.
Babası, annesini bir kumar borcunun karşılığı olarak mı vermişti?
Irmak'ın nefesi kesildi.
Elindeki silahı tutan parmakları yavaşça sabitlendi. Birkaç saniye önce titreyen eli artık kıpırdamıyordu. Babasının yüzüne boş gözlerle baktı.
İçinde ne öfke kalmıştı ne de şaşkınlık.
Sanki hissetme yetisini kaybetmişti.
Annesinin hayatı, bu adamın açgözlülüğüne kurban gitmişti.
Ve o adam hâlâ karşısında nefes alıyordu.
Irmak hiç tereddüt etmeden tetiği çekti.
Silah sesi odada yankılandı.
Babası geriye doğru sendeleyerek yere düştü.
Abisi korkuyla irkildi. Birkaç saniye boyunca olduğu yerde donakaldıktan sonra babasının yanına koştu ve kanayan bölgeye baskı yapmaya başladı.
“Irmak! Irmak, ne yaptın sen?!”
Irmak hareketsiz bir şekilde onları izledi.
Abisinin sesinde panik vardı. Ellerini babasının yarasına bastırırken başını kaldırıp Irmak'a baktı.
Irmak'ın yüzünde ise hiçbir ifade yoktu.
“Hak ettiğini buldu.”
Abisi yeniden yaraya baskı yapmaya çalışırken Irmak konuşmayı sürdürdü.
“Eğer biraz olsun vicdanın varsa onu kurtarmaya çalışmazsın.”
Bu sözleri söyledikten sonra silahı beline yerleştirdi.
Artık hiçbir şey umurunda değildi.
Çoktan silah sesini duyan birileri polisi aramış olmalıydı. Irmak bunun farkındaydı ama kaçmak dışında bir şey düşünmüyordu.
Tam kapıya yönelmişti ki karşısında Vatan'ı gördü.
Vatan'ın yüzündeki ifade, gördükleri karşısında dehşete düştüğünü gösteriyordu. Bakışları önce yerde yatan adama, sonra abisinin kan içindeki ellerine ve en sonunda Irmak'a çevrildi.
Ardından gözleri Irmak'ın belindeki silaha takıldı.
Irmak onun yüzüne baktı.
İçinde ne korku vardı ne de pişmanlık.
“Vurdum onu, Vatan.”
Sesi ürkütücü derecede sakindi.
“Ama bu sadece başlangıç.”
Vatan bir şey söylemek için ağzını açtı ancak Irmak'ın gözlerindeki boşluğu görünce sustu.
Irmak'ın bütün hayatı, her şeyi olan annesiyle birlikte elinden alınmıştı. Annesinin ölümünün ardından içinde kalan son parçalar da sanki paramparça olmuştu.
Gözleri dolmaya başladığında elinin tersiyle yaşlarını sildi.
Vatan yanına geldiğinde itiraz etmedi. Onun kendisini arabaya götürmesine izin verdi.
Birkaç dakika sonra araba sokaktan uzaklaşıyordu.
Irmak nereye gittiklerini bilmiyordu. Artık bunu öğrenmek de istemiyordu. Hayatında merak edeceği, dönüp arkasından bakacağı kimse kalmamış gibi hissediyordu.
Annesini de elinden almışlardı.
Başını arabanın camına yasladı ve sessizce ağlamaya başladı.
Vatan direksiyonu sıkıca kavramıştı. Bir süre sonra arabayı yol kenarına çekti ve Irmak'a döndü.
“Yarın başka bir şehre gidiyoruz. Polis meselesini de ben halledeceğim.”
Irmak cevap vermedi.
Söylediklerini duyuyordu ama kelimeler zihninde hiçbir anlam ifade etmiyordu. Yaşayan bir ölüden farksızdı artık.
---
Vatan'ın arabası büyük bir evin önünde durduğunda Irmak başını kaldırdı. Nerede olduklarını bilmiyordu. Arabadan indiğinde Vatan da yanına geldi ve omzundan hafifçe tutarak onu durdurdu.
“Irmak…”
Genç kadın başını ona çevirdi.
Vatan'ın gözlerinde, Irmak'ın daha önce pek görmediği bir çaresizlik vardı.
“Seni seviyorum, Irmak. Ne olur böyle yapma.”
Irmak bir süre ona baktı. Ardından yorgun bir sesle cevap verdi.
“Ben de seni seviyorum.”
Söyleyebildiği tek şey buydu.
Vatan başka bir şey söylemedi. Kolunu Irmak'ın omzuna dolayarak onu kendine çekti. Birlikte eve girdiler.
İçerisi geniş ve sessizdi. Irmak etrafa kısa bir bakış attı ama hiçbir ayrıntıya dikkatini veremedi.
Vatan merdivenleri işaret etti.
“Odan sağ tarafta. Orada kalabilirsin. Kıyafet meselesini dert etme, yarın hallederiz.”
Irmak başını salladı ve gösterdiği odaya girdi.
Kapıyı arkasından kapattı.
Bir süre ayakta durduktan sonra yatağın kenarına oturdu. Karşısındaki boy aynasında kendi yansımasıyla göz göze geldi.
Gözlerinin altı morarmış, gözleri kanlanmıştı. Yüzü solgundu. Sanki birkaç saat içinde yıllarca yaşlanmıştı.
Bakışları saçlarına kaydı.
Annesinin çok sevdiği saçlarına…
Ayşe Hanım, Irmak'ın saçlarını her okşadığında yüzünde aynı sıcak gülümseme belirirdi. Bazen saçlarını tarar, bazen de onları omuzlarının üzerinden geriye atarak kızına sevgiyle bakardı.
Artık bunların hiçbiri olmayacaktı.
Irmak'ın gözleri doldu.
Yavaşça ayağa kalkıp odadaki çekmeceleri karıştırmaya başladı. Son çekmecede bir makas bulduğunda eline aldı ve aynanın karşısına geçti.
Bir süre kendi yansımasına baktı.
Sonra makası saçlarına götürdü.
Öfkeyle, düşünmeden saçlarını kesmeye başladı. Tutamlar birer birer yere düşerken gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Artık saçlarını okşayacak bir annesi bile yoktu.
Makasın son hareketiyle birlikte elindeki saç tutamını bıraktı. Yere saçılmış tutamlara baktı. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü ve kesilmiş saçlarının üzerine düştü.
Ardından siyah kapüşonlusunu başına çekti.
Yatağın yanındaki boşluğa çömeldi, dizlerini göğsüne çekti ve kollarını bacaklarına doladı.
Başını eğmiş, yerdeki saçlarına bakıyordu.
Bir süre sonra kapının açıldığını duydu.
Irmak yerinden kıpırdamadı.
Vatan'ın ayak sesleri yavaşça ona yaklaştı. Yanına geldiğinde önce yerdeki saçlara, ardından köşeye sinmiş hâlde oturan Irmak'a baktı.
Yüzündeki endişe daha da belirginleşti.
Ona bir şey yapıp yapmadığından emin olmak istercesine dikkatlice baktıktan sonra dizlerinin üzerine çöktü ve kollarını Irmak'ın etrafına doladı.
Irmak karşılık vermedi ama ondan uzaklaşmadı da.
Vatan onu nazikçe kaldırıp yatağın kenarına oturttu. Sonra yanına yerleşerek onu kendine çekti.
Irmak'ın konuşmaya, birilerini görmeye ya da herhangi bir şeyi açıklamaya gücü yoktu. Tek istediği, herkesten uzaklaşmak ve zihnindeki seslerin susmasını sağlamaktı.
Bir süre sonra cebinde bir titreşim hissetti.
Telefonu.
Irmak, varlığını neredeyse unuttuğu cihazı çıkarıp ekrana baktı.
Arayan Onur'du.
Vatan'ın bedeni hafifçe gerildi. Ancak Irmak bunu umursamadı. Aramayı reddetti, ardından SIM kartı çıkardı ve kırarak bir kenara attı.
Artık kimseyle konuşmak istemiyordu.
Kimsenin onu aramasını, nerede olduğunu sormasını ya da teselli etmeye çalışmasını istemiyordu.
Yatağa uzandı ve bacaklarını kendine çekerek karşıya bakmaya başladı.
Vatan, onun kısacık kesilmiş saçlarını usulca okşuyordu. Irmak'ın aklına yeniden annesi geldi. Soğuk toprağın altında yatacağını düşündükçe boğazına bir yumru oturuyordu.
Üşüyecek miydi?
Artık onu bir daha hiç göremeyecek miydi?
Annesinin sesini bir daha duyamayacak, ona sarılamayacak, kokusunu içine çekemeyecekti.
Bir damla yaş gözünden süzüldü.
Vatan eğilip saçlarına bir öpücük kondurdu. Ardından sessizce ayağa kalktı ve odadan çıktı.
Irmak arkasından bakmadı.
Gözlerini kapatırken tek bir dileği vardı.
Bütün bunların kötü bir kâbus olmasını istiyordu. Uyandığında annesinin yanında olmasını, onun sıcak sesini duymayı ve her şeyin eskisi gibi olmasını…
Ama derinlerde bir yerde, bunun gerçekleşmeyeceğini biliyordu.
Çünkü bazı kayıplar insanın hayatından yalnızca birini alıp götürmezdi.
Geriye kalan her şeyi de beraberinde götürürdü.