Skip to content

Umut

Chapter 2 · 9 min read

Umut

Chapter 2

Haykırış

Okuldan eve dönerken gün boyunca yaşananları düşünüyordu Irmak. Savaş neden böyle bir şey yapmıştı ki? Onun hayatına karışmak için kendinde nasıl bir hak görebilirdi? Üstelik şimdi annesiyle rehberlik öğretmeni arasında bir görüşme yapılacaktı.

Oysa Irmak'ın istediği tek şey, annesinin hiçbir şeyden haberdar olmamasıydı.

Annesi, onun kendine yeniden zarar vermeye başladığını öğrenirse çok üzülecekti. Bunu düşünmek bile Irmak'ın içini parçalamaya yetiyordu. Ama asıl korktuğu şey babasının öğrenecek olmasıydı. Ona bu durumu anlatmaya kalksa, yine başka bir erkek yüzünden böyle davrandığını düşünecek, sonunda suçlu olan yine Irmak olacaktı.

Babası hiçbir zaman kendi yaptıklarını düşünmüyordu.

Ne zaman bir şey yaşansa, ne zaman evde bir tartışma çıksa, bütün suç dönüp dolaşıp Irmak'ın üzerine kalıyordu. Sanki onun hisleri, korkuları ve yaşadıkları önemsizdi. Sanki yalnızca susması ve söylenen her şeye boyun eğmesi gerekiyordu.

Irmak düşünceleriyle boğuşurken eve çoktan varmıştı.

Merdivenleri çıkıp kapıyı çaldı. Kapı açıldığında içeri girdi, çantasını odasının bir köşesine bıraktı ve doğruca annesinin yanına gitti.

Hiçbir şey söylemeden ona sıkıca sarıldı.

Annesinin kokusunu içine çekti. O tanıdık, huzur veren koku… Irmak için dünyadaki bütün kötü şeylerden kaçabileceği tek sığınaktı.

Annesi de kızına sarılıp saçlarını okşadı.

"Ne oldu, kuzum?"

Irmak başını annesinin omzundan kaldırmadan konuştu.

"Anne, yarın okula gelmen gerekiyor."

Annesi hafifçe geri çekilerek kızının yüzüne baktı.

"Neden, bir tanem?"

"Rehberlik öğretmeni seninle konuşmak istiyor. Şu önceki meselelerle ilgili…"

Son kelimeleri söylerken sesi giderek kısıldı.

Annesi hiçbir şey sormadan yeniden ona sarıldı. Saçlarını okşarken her zamanki yumuşak sesiyle konuştu.

"Tamam, bir tanem. Gelirim. Ama baban duymasın, olur mu?"

Irmak başını salladı.

"Tamam, anne."

Annesinden ayrıldıktan sonra odasına geçti. Yatağına oturup yarın neler olacağını düşünmeye başladı. Babasıyla abisi henüz eve gelmemişti. Şimdilik yalnız kalabilirdi ve düşünmek için bundan daha iyi bir zaman yoktu.

Aklına Savaş'la okul çıkışında yaşadıkları geldiğinde yüzünü buruşturdu.

Kendi kaşınmıştı. Kimsenin hayatına karışmaya hakkı yoktu. Hele ki onun gibi, daha tanımadığı bir insanın!

Ama Savaş'ın yaptığını yanına bırakmaya da niyeti yoktu.

Tam bu sırada telefonuna bir bildirim geldi.

Irmak telefonu eline alıp ekrana baktı.

+90536****:** Yarın bu yaptığını ödeyeceksin!

Mesajın kimden geldiğini tahmin etmek hiç de zor değildi.

Savaş.

Irmak dişlerini sıktı. Çocuk, daha ilk günden başına bela olmuştu. Üstelik şimdi tehdit mesajları da atmaya başlamıştı.

"Pislik," diye mırıldandı.

Telefonunu yatağın üzerine bıraktığı sırada dış kapının açıldığını duydu. Babasıyla abisi eve gelmişti.

Irmak istemeyerek de olsa odasından çıktı ve mutfağa geçti. Annesine sofrayı hazırlarken yardım etmeye başladı. Birkaç dakika boyunca evde her şey normal görünüyordu.

Ta ki telefonundan bir bildirim sesi gelene kadar.

Irmak, telefonunu almak için salona yöneldi. Ancak içeri girdiğinde gördüğü manzara karşısında olduğu yerde kaldı.

Telefonu babasının elindeydi.

İçine kötü bir his çöktü.

Babası telefonu ona doğru sallarken öfkeyle bağırdı.

"Kiminle konuşuyorsun lan, orospu?"

Irmak'ın içinden bir şey koptu.

Daha mesajı görmeden, bu işin yine kötü biteceğini anlamıştı. Babasının elindeki ekrana baktığında Savaş'tan yeni bir mesaj geldiğini gördü.

Yine onun yüzünden başı derde giriyordu.

Artık hiçbir şey hissetmiyordu. Ya da belki de çok fazla şey hissettiğinden, bedeninin verdiği tepkileri bile algılayamıyordu.

Babası karşısında cevap vermesini beklerken Irmak sessiz kaldı. Söyleyecek bir şeyi yoktu. Daha doğrusu, söyleyecek gücü kalmamıştı.

Bir sonraki anda yüzüne inen tokatla yere savruldu.

Başını yana çevirmiş, yanağındaki yanmayı hissetmişti.

Sesleri duyan annesi mutfaktan koşarak geldi. Kızının önüne geçip kendisini siper etti.

Irmak, dudağında hissettiği sıcaklığı fark edince elini ağzına götürdü. Parmaklarına bulaşan kanı gördü.

Babası hâlâ bağırıyordu.

"Bunu yetiştiren de sensin! Aynı senin gibi orospu olmaya başlamış!"

Annesine edilen o sözler, Irmak'ın içinde bir şeylerin kopmasına neden oldu.

Bir anda ayağa kalktı.

Gözleri öfkeden kararmıştı. Mutfaktaki tezgâha yönelip eline geçirdiği ilk bıçağı aldı ve babasına doğru yürümeye başladı.

"Bir daha söylesene o lafları anneme!"

Sesi titriyordu ama bu kez korkudan değildi.

Babası şaşkınlıkla ona bakıyordu. Abisi ise birkaç adım ötede, ne yapacağını bilemez hâlde durmuştu.

Irmak'ın gözlerindeki öfke, daha önce hiç görmedikleri kadar büyüktü.

Ses telleri yırtılırcasına bağırdı.

"Hadi, tekrar söyle! O dilini kesmem için bana bir sebep daha ver! Hadi!"

Babası sustu.

Yalnızca kızının gözlerinin içine bakıyordu. Irmak'ın elindeki bıçağı gerçekten kullanıp kullanmayacağını kestiremiyor gibiydi.

Annesi yavaşça Irmak'ın yanına yaklaştı ve elini tuttu.

"Irmak, bir tanem… Yapma."

Irmak başını annesine çevirdi.

Normalde annesinin tek bir sözüyle sakinleşebilirdi. Ama bu defa içinde biriken öfke o kadar büyüktü ki onu bile duymakta zorlanıyordu.

Annesinin elini diğer eliyle aşağı indirdi.

Sonra yeniden babasına döndü.

Elindeki bıçakla bir adım daha yaklaştı ve bıçağı babasının boğazına dayadı.

"Bir daha annemle bu şekilde konuştuğunu duyarsam, yemin ederim seni babam olarak görmem! Seni gebertirim!"

Sözleri odanın içinde yankılandı.

Kimse kıpırdamıyordu.

Irmak birkaç saniye boyunca babasının gözlerinin içine baktıktan sonra bıçağı masaya fırlattı.

Metal yüzeye çarpan bıçağın sesi sessizliği böldü.

Ardından hiçbir şey söylemeden odasına gitti ve kapıyı kapattı.

Sırtını kapıya yaslayarak gözlerini kapattı. Göğsü hızla inip kalkıyordu.

İlk defa babasının kendisinden korktuğunu hissetmişti.

Bu düşünce, içinde tuhaf bir rahatlama yarattı. En azından bugün için ona bir şey yapamayacağını düşünüyordu. Ama bunun ne kadar süreceğini bilmiyordu.

Artık her şey onu zorluyordu.

Katil olmamak için kendisini ne kadar daha kontrol edebilirdi, bundan emin değildi. Bir an için aklından geçen düşünce onu istemsizce gülümsetti.

Belki de bir gün gerçekten her şeyi bitirecek kadar ileri gidebilirdi.

Dudağındaki acıyla yüzü buruştu. Elini yavaşça dudağına götürdü. Şişmeye başlamıştı; muhtemelen patlamıştı.

"Harika," diye mırıldandı.

Bir duş alsa belki biraz olsun rahatlayabilirdi.

Banyoya geçip küveti hazırladı. Suyun sıcaklığını kontrol ettikten sonra üzerindekileri çıkardı ve aynanın karşısına geçti.

Bedenindeki izlere baktı.

Her biri ona geçmişte yaşadığı bir şeyi hatırlatıyordu. Unutmak istediği ama ne yaparsa yapsın zihninden silemediği anıları…

Gözleri doldu.

Bir süre aynadaki yansımasına baktıktan sonra daha fazla dayanamadı. Gözyaşları yanaklarından aşağı süzülmeye başladı.

Her şey bu kadar acımasız olmak zorunda mıydı?

İçinde bir yerlerde, hâlâ yaşayan küçük bir kız çocuğu vardı. Korkmuş, yorulmuş ve birinin gelip ona her şeyin geçeceğini söylemesini bekleyen bir çocuk…

Ama o küçük kızın hıçkırıkları bir türlü dinmiyordu.

Irmak'ın annesinden başka kimsesi yoktu. Onun sevgisi olmasaydı nasıl ayakta kalırdı, bunu bile bilmiyordu.

Yavaşça küvete girdi ve gözlerini kapatarak rahatlamaya çalıştı.

Ancak geçmişinden kaçmak, sandığı kadar kolay değildi.

O olaydan sonra yaşadıklarının yarısını hatırlamıyordu. Bazı anlar zihninde bulanık görüntüler hâlinde beliriyor, sonra hiçbir iz bırakmadan kayboluyordu. Hatırlayamamak da en az hatırlamak kadar canını yakıyordu.

Her şeyi unutmak istiyordu.

Derin bir nefes aldı ve kendisini suyun altına bıraktı.

Gözlerini açtığında onu gördü.

Hatırlayamadığı yüzü…

Irmak'ın kalbi göğsünde çarpmaya başladı. Panikle çırpınırken suyun içinde çığlık atmaya çalıştı ama sesi boğuk bir uğultudan başka bir şeye dönüşmedi.

Görüntü gözlerinin önünden gitmiyordu.

Korkuyla debelenerek suyun yüzeyine çıktı.

Hızla nefes almaya başladı. Göğsü korkudan inip kalkıyor, elleri küvetin kenarlarına tutunmaya çalışıyordu.

Birkaç saniye boyunca yalnızca nefes almaya odaklandı.

Sonunda kendine geldiğinde küvetten çıktı. Hızlıca kurulanıp üzerini değiştirdi ama az önce yaşadığı korku bir türlü üzerinden gitmiyordu.

Biraz hava almak iyi gelebilirdi.

Siyah kapüşonlusunu giydi, kulaklıklarını ve sigarasını aldıktan sonra annesine dışarı çıkacağını haber verdi.

Ardından kendisini sokağa attı.

Kulaklıklarını takıp sigarasını yaktı. Sokak aralarında yürürken müziğin sesini biraz daha açtı. Zihni yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.

Bir süre sonra ilerideki parka ulaştı ve boş bir banka oturdu.

Tam karşısında bir çift vardı. Birbirlerine gülümseyerek bakıyor, konuşurken ara sıra kahkahalar atıyorlardı.

Irmak onları izlerken dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

O da hayatında böyle birini istemişti.

Kendisini bütün acılarıyla kabul edecek, yaralarını görüp onlardan korkmayacak, geçmişini öğrendiğinde arkasını dönüp gitmeyecek birini…

Ona sarıldığında içindeki bütün fırtınaları susturabilecek birini.

Ama belki de çok şey istiyordu.

Çünkü şimdiye kadar hayatında böyle biri olmamıştı.

Yalnızca bir kişi vardı.

Vatan.

Irmak'ın hissettiği bütün duyguların ilk sahibi…

Ve onları paramparça eden kişi.

Vatan hayatından çıkıp gittikten sonra her şey daha da kötüleşmişti. Irmak onu bir daha hiç görmemişti. Bir daha karşılaşmayacaklarını düşünüyordu.

Ama ona yaptıklarını da hiçbir zaman unutamamıştı.

Vatan, Irmak'ın duygularını kaybetmesinin sebebiydi. Ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamış, Irmak bir daha kimseye aynı şekilde bağlanamamıştı.

Beyza'nın ısrarıyla bir başkasıyla tanışmayı kabul ettiğinde, belki de her şeyin düzelebileceğini düşünmüştü. Belki geçmişini geride bırakabilir, yeniden güvenmeyi öğrenebilirdi.

Ama o kişi de ona tecavüz etmeye kalkışınca Irmak'ın dünyası başına yıkılmıştı.

Onu o adamın elinden kimin kurtardığını hatırlamıyordu.

Zihninde kalan tek şey, birinin kendisini sertçe itmesiyle başını çarpıp yere düşmesi ve kendisine dokunan ellerin başka biri tarafından tutulup kırılmasıydı.

Sonrası karanlıktı.

Bulanık görüntüler, kopuk anılar ve zihninin bir türlü tamamlayamadığı boşluklar…

Irmak başını iki yana salladı.

Daha fazla düşünmek istemiyordu.

Tam o sırada omzuna dokunan bir elle yerinden sıçradı. Korkuyla arkasını döndü.

Karşısında Savaş'ın yanındaki çocuklardan biri duruyordu.

Irmak ona anlamaz gözlerle baktı. Çocuk da şaşkın bir ifadeyle onu süzüyordu.

"Hey, Irmak! Ne yapıyorsun burada?"

Irmak biraz sakinleşmeye çalışarak cevap verdi.

"Sadece hava almaya çıktım. Senin ne işin var burada?"

"Biz bu tarafta oturuyoruz."

Irmak, anladığını belirtmek için başını salladı. Ancak çocuğun kullandığı çoğul ifade birkaç saniye sonra zihnine takıldı.

"Biz derken?"

Çocuk tebessüm etti.

"Savaş, Emre ve ben."

Irmak'ın yüzündeki ifade değişmedi.

"Senin adın ne peki?"

"Cenk."

"Anladım."

Konuyu uzatmak istemiyordu. Zaten bugün yeterince insanla uğraşmıştı.

Kısa bir süre sonra Cenk'in arkasından iki kişi seslendi.

Irmak'ın tahmin etmesi zor değildi.

Savaş ve Emre.

Ayağa kalkıp onların yanından geçerek uzaklaşmaya başladı. Ancak yanlarından geçerken Savaş'ın dikkatle kendisine baktığını fark etti.

Bu çocuğun derdi neydi?

Irmak'ın hayatında yeterince sorun vardı. Savaş'ın da bunlara yenilerini eklemesine ihtiyacı yoktu.

Arkasından birinin seslendiğini duydu ama aldırmadan yürümeye devam etti.

Bir süre sonra Onur yanına yetişti ve kolunu omzuna attı.

Irmak hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti.

"Naber, kırmızı göz?"

"Hiç, havamda değilim Onur."

Onur bir süre onu süzdü.

"Bana bir baksana sen."

Irmak istemeyerek başını ona çevirdi.

Onur'un bakışları doğrudan dudağına kaydı. Kaşları hemen çatıldı.

"Ne oldu yine, Irmak?"

Irmak dudağındaki yarayı o ana kadar unutmuştu. Elini hafifçe yüzüne götürdü, ardından omuz silkti.

"Hiçbir şey. Aynı şeyler."

Konuyu kestirip attı.

Onur, kuzeninin daha fazla konuşmak istemediğini anlamıştı. Bu yüzden başka soru sormadı. Birlikte yürüyerek Irmak'ı evinin önüne kadar bıraktıktan sonra kendi yoluna gitti.

Irmak, arkasından bakarken hafifçe gülümsedi.

Bazen kuzenler de işe yarıyordu.

Kapıyı açıp eve girdiğinde içerisi sakindi. Bu, şu an için isteyebileceği en iyi şeydi.

Annesinin yanına uğrayıp yanağına bir öpücük kondurdu.

"Ben odama geçiyorum, anne."

"Tamam, kuzum. Dinlen biraz."

Irmak başını sallayarak odasına geçti.

Yatağına uzandı, başını yastığına gömdü ve gözlerini kapattı. Yatağının sıcaklığı bedenini sararken sonunda biraz olsun huzur bulabileceğini düşündü.

Ancak bu huzur uzun sürmedi.

Telefonuna gelen bildirim sesiyle gözlerini açtı.

"Pfff… Sanırım bugün rahat yok bana," diye söylendi.

Telefonunu eline alıp ekrana baktı.

Beyza'dan mesaj gelmişti.

Rocky: Irmak, Vatan dönmüş.

Irmak'ın elindeki telefon bir anda ağırlaştı sanki.

Dünya birkaç saniyeliğine sessizleşti.

Vatan dönmüştü.

Neden?

Yeniden aynı şeyleri yaşatmak için mi gelmişti? Yarım bıraktığı her şeyi tamamlamak mı istiyordu? Yoksa yıllardır kaçtığı geçmiş, sonunda kapısına mı dayanmıştı?

Irmak'ın boğazına bir düğüm oturdu.

Hayatının bir gün düzeleceğine dair içinde kalan küçücük umut bile o an sarsılmıştı.

Demek geri döndün…

Gözlerini kapattı. Vatan'ın yüzünü hatırlamaya çalıştı ama zihninde yalnızca acı vardı.

Telefonunu yeniden eline aldı ve Beyza'ya cevap yazdı.

Irmak: Umurumda değil, Beyza.

Küçük bir yalandan zarar gelmezdi.

Gerçi bu yalana Beyza'nın bile inanması mümkün değildi. Çünkü Irmak'ın Vatan'ı hâlâ sevdiğini biliyordu. Ne kadar inkâr ederse etsin, ne kadar öfkelenirse öfkelensin, içinde ona ait bir şeyler hâlâ yaşamaya devam ediyordu.

Vatan yokken her şey daha kolaydı.

En azından Irmak, geçmişinin geride kaldığına kendisini inandırabiliyordu.

Ama şimdi geri dönmüştü.

Ve Irmak, yıllardır kaçmaya çalıştığı o duygularla yeniden yüzleşmek zorunda kalacaktı.

Telefonu göğsünün üzerine bırakarak tavana baktı.

Dudakları titredi.

"Niye şimdi, Vatan?" diye fısıldadı.

Gözlerinden süzülen tek bir damla yaş, saçlarının arasına karıştı.

Irmak henüz bilmiyordu ama Vatan'ın dönüşü, yalnızca geçmişte kalmış bir aşkın yeniden başlaması anlamına gelmiyordu.

Bu dönüş, yıllardır hatırlayamadığı o gecenin kapısını da aralayacaktı.

Ve o kapının ardında, Irmak'ın bütün hayatını değiştirebilecek bir gerçek saklıydı.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.