Skip to content

Umut

Chapter 16 · 5 min read

Umut

Chapter 16

Kaderden Öte

Genç kız, karşısında Atakan’ı gördüğü an gözlerini kaçırdı. Bir süre öylece birbirlerine baktılar. Atakan’ın neden burada olduğunu soracağını biliyordu. Dahası, buraya geliş sebebini çoktan öğrendiğinden de emindi.

Fakat onunla yüzleşmeye henüz gücü yoktu. Daha yolun başındaydı. İçinde kopan fırtınalarla baş etmeye çalışırken bir de başkalarının sorularına cevap vermek istemiyordu. Henüz kendisine bile anlatamadığı şeyleri başkasına nasıl açıklayabilirdi ki?

Başını çevirip abisine baktı.

Abisi de en az onun kadar kaybolmuştu. Bir zamanlar sevmiş, belki de uğruna her şeyini vermişti. Fakat artık mutlu olmanın nasıl bir his olduğunu unutmuş gibiydi. Herkesten, her şeyden uzaklaşmış; kendisini sessizliğin ardına saklamıştı. Dışarıdan bakıldığında duygusuz görünüyordu belki ama o sessizliğin altında birikmiş, gün yüzüne çıkmayı bekleyen öyle çok haykırış vardı ki… Bunları anlayabilecek tek kişi Irmak’tı.

Çünkü ikisi de aynı acının farklı yüzlerini taşıyordu.

Abisi yıllarca onu koruyup kollamış, başına gelebilecek her türlü kötülüğün önüne geçmeye çalışmıştı. Fakat şimdi, Irmak’ın bedeninde büyüyen bu hastalığa karşı onu koruyamıyordu. Belki de ilk kez, ne yaparsa yapsın kardeşinin acısını dindiremeyeceğini hissediyordu.

Genç adamın zihnini kurcalayan başka sorular da vardı. Neden zamanında onların yanında olmamıştı? Neden annesine ve kardeşine sırtını dönüp gitmişti? O günlerde her şeyi geride bırakmak istemiş, sonunda gerçekten de çekip gitmişti. Kendi acılarından kaçarken geride bıraktıklarının nasıl bir karanlığın içine sürükleneceğini düşünememişti.

Şimdiyse aralarındaki mesafeyi kapatmak için birbirlerine sarılmaları yetiyordu. Bedenleri birbirine kavuşabiliyordu ama ruhları hâlâ birbirinden uzaktı.

Peki, ruhlarında açılan yaralara kim sarılacaktı?

İkisi de bu kadar yara almışken hangisi önce iyileşecekti? Kapanmayı bekleyen onca yara varken hangisine öncelik vereceklerdi?

Genç adam gözlerini yere dikti.

Kader, diye geçirdi içinden. Demek kaderimde bunları yaşamak varmış.

Belki de geçmişte yaptığı hataların bedelini ödüyordu. Belki de hayat, ondan geride bıraktığı her şeyin hesabını soruyordu. Bunu bilmiyordu. Bildiği tek şey, artık kaçamayacağıydı.

Peki, bedel ödemek ne demekti onlar için?

Onlar zaten kapanmamış yaralarının içinde yaşamaya çalışırken bedel ödüyorlardı. Irmak, mutluluğuyla ve belki de hayatıyla sınanıyordu. Abisi ise ailesini kaybetme korkusuyla yüzleşiyordu. Birbirlerini korumak istiyor ama hayatın önlerine çıkardığı engeller karşısında zaman zaman çaresiz kalıyorlardı.

Yine de ikisi de pes etmeyecekti.

Bunu birbirlerine söylemelerine gerek yoktu. Aralarındaki bağ, sözcüklerden çok daha güçlüydü. Ne kadar uzak düşerlerse düşsünler, ne kadar yara alırlarsa alsınlar, birbirlerini bırakmayacaklarını ikisi de biliyordu.

Irmak yavaşça yataktan kalktı. Bakışlarını hâlâ yere sabitlemiş olan abisine çevirdi ve ağır adımlarla yanına yaklaştı. Bir an duraksadıktan sonra kollarını onun beline doladı, yüzünü göğsüne yaslayarak sımsıkı sarıldı.

Genç adam önce ne yapacağını bilemedi. Ardından kollarını kardeşinin etrafına sardı. Gözlerini kapattı ve çenesini onun başına yasladı.

Belki de ikisinin de uzun zamandır ihtiyacı olan şey tam olarak buydu: Hiçbir şey söylemeden, hiçbir şeyi açıklamak zorunda kalmadan birbirlerinin varlığını hissetmek.

Atakan ise birkaç adım ötede durarak onları izliyordu.

Ne yaşamıştı da bunları hak etmişti? diye düşündü Irmak’a bakarken.

Genç kızın gözlerindeki yorgunluk, yüzündeki kırgınlık ve en ufak bir hareketinde bile hissedilen o tükenmişlik, Atakan’ın içine işliyordu. Onun yaşadıklarını bilmiyordu. Geçmişinde hangi acıların saklı olduğunu, geceleri gözlerini kapattığında hangi anılarla mücadele ettiğini henüz anlayamıyordu.

Ama anlamak istiyordu.

Irmak’ın yarım kalmış yanlarını tamamlamak, kırıldığı yerleri iyileştirmek, onu sarıp sarmalayarak yaşadığı bütün kötülükleri unutturmak istiyordu. Dünyanın geri kalanından uzaklaşıp kendisini güvende hissedebileceği bir yer sunmak istiyordu ona.

Ne var ki bazı yaralar, bir başkasının sevgisiyle hemen kapanmazdı. Bazı acılar, ne kadar uğraşırsan uğraş, bir gecede silinmezdi.

Atakan da bunu biliyordu.

Çünkü onun da yaraları vardı.

O da bir zamanlar terk edilmiş, bir zamanlar sevdiği insanın ardından elinde kalan boşlukla baş başa kalmıştı. Hayatta tutunmasını sağlayan bir nedeni vardı. Uğruna mücadele ettiği, geleceğini onunla hayal ettiği biri…

Fakat o kişi artık başka birinin yanındaydı.

Atakan’ın elinde ise yalnızca yarım kalmış hayaller ve ne yapacağını bilmediği bir gelecek kalmıştı. Bir zamanlar savaşmak için kendine sebepler bulurken artık neden mücadele etmesi gerektiğini bile sorguluyordu.

Ta ki Irmak’la karşılaşana kadar.

Henüz bunun farkında değildi ama Irmak, yavaş yavaş onun için yeni bir sebebe dönüşüyordu. Yeniden nefes almak, yeniden gülümsemek, sabahları gözlerini açtığında bir günün daha başlamasına sevinmek için bir sebep…

Belki de yeniden sevebilmek için.

Atakan, bu düşüncelerin nereye varacağını bilmiyordu. Irmak’ın hayatına ne zaman bu kadar dikkat kesildiğini, onun iyi olup olmadığını neden herkesten daha fazla merak ettiğini kendisi bile açıklayamıyordu.

Ama bir gün yeniden âşık olabileceğini hissediyordu.

Yeniden birinin gözlerine bakarken kalbinin hızlanmasını, onun gülümsemesini gördüğünde istemsizce gülümsemeyi, yanından ayrılırken arkasından bakıp onu özlemeyi…

Sevdiği insanın varlığını yalnızca rüyalarında görmeyecekti artık. Belki bir gün, gerçekten yanı başında olacaktı. Elini tutabilecek, saçlarına dokunabilecek, başını omzuna yasladığında dünyadaki bütün gürültüden uzaklaşabilecekti.

Belki de bir gün, soyadı onun adıyla yan yana gelecekti.

Ancak bütün bunlar için önce zor günlerin geride kalması gerekiyordu. Irmak’ın yaralarının iyileşmesi, geçmişinin gölgelerinden sıyrılması ve yeniden hayata tutunmayı öğrenmesi gerekiyordu.

Atakan’ın da kendi geçmişiyle yüzleşmesi, kalbinde kapanmamış kapıları kapatması gerekiyordu.

Çünkü sevgi, yalnızca birinin yaralarını sarmak değildi. Bazen onun iyileşmesini beklemek, bazen de bütün isteğine rağmen bir adım geri çekilip ona nefes alacak alanı bırakmaktı.

Irmak’ın bu yolda yürürken yanında olacak insanlardan biri Atakan’dı. Fakat genç kızın dünyasında, ne yaşanırsa yaşansın, kimsenin yerini dolduramayacağı iki kişi vardı: Abisi ve annesi.

Özellikle annesi…

Ayşe’nin yerini kimse dolduramazdı. Güzel, sırma saçlı annesinin sıcaklığını, sesini, şefkatini başka hiçbir şeyin karşılaması mümkün değildi. Irmak, annesinin yokluğunu kabullenmeye çalışırken onunla yeniden kavuşma ihtimalini bile aklından geçirmeye korkuyordu. Çünkü insan bazen en çok istediği şeyin gerçek olmasından bile korkardı; yeniden kaybetme ihtimali, kavuşmanın sevincini gölgelerdi.

Annesi onu bu hâlde görseydi çok üzülecekti. Kızının yaşadığı acıları öğrendiğinde kalbi parçalanacaktı. Irmak bunu düşündükçe içindeki yük biraz daha ağırlaşıyordu.

Ama bu kez annesi için de güçlü olmak zorundaydı.

Onu bir kez kaybettiğini sanmanın acısını yaşamıştı. Gerçek olsun ya da olmasın, o karanlığın içinden geçmişti. Aynı acıyı annesine yaşatmak istemiyordu. Onun da kendisi için üzülmesini, geceleri gözyaşları içinde uyumasını istemiyordu.

Bu yüzden savaşacaktı.

Hastalığına karşı, geçmişine karşı, onu hayattan koparmaya çalışan bütün acılara karşı savaşacaktı.

Abisi için…

Annesi için…

Ve belki de kendisi için.

Çünkü Irmak, ne kadar yorulmuş olursa olsun, içinde hâlâ sönmemiş küçük bir umut taşıyordu. Henüz yolun başındaydı ve önünde onu bekleyen zorlu günler vardı. Korkuyordu, canı yanıyordu, bazen bütün bunları kaldıramayacağını düşünüyordu.

Ama pes etmeyecekti.

Bu kez yalnızca hayatta kalmak için değil, bir gün gerçekten yaşayabilmek için de mücadele edecekti.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.