Hayatını uç noktalarda yaşayan insanlar genelde kötü bir şey yaşamışlardır ve yaşamaya devam ediyorlardır. Ben hayatımın uç noktasıyla tanışalı çok uzun zaman oluyor ve tanıştıktan sonra hiç o uç noktadan ayrılamadım. İnsan bi zaman sonra uç noktaya alışıyor hatta sevmeye bile başlıyordu. Hayatımın uç noktasının benim sonum olduğunun farkındaydım ama o sona mutlu bir şekilde gidiyordum. Güneş gözükmeye başlıyordu ve saat beş sularında bilgisayarın ekranında saatlerdir beklediğim bildirim geldi. Aylardır aradığımız kişinin okuduğu üniversitesiyi bulmamız çok kolay olmuştu ama resmiyetteki ismini bilmediğimiz için kim olduğunu bulamamıştık. Sonunda seni bulduk Mert Eroğlu veya gerçek adıyla Arda Kaya.
Başarının verdiği mutlulukla burağı uyandırıp haberi vermem lazımdı. Çalışma odasından çıkıp "Burak kalk" diye bağırarak burağın odasına yol alırken akıma gelen şeyle yolumu mutfağa çevirdim. Bardağa suyu doldurup burağın yanına gittim hala uyuyordu. "Burakcığım uyanman için beş saniyen var" dedim ama beni takmadan uyumaya devam edince "Benden günah gitti o zaman" diyip su dolu bardağı burağın kafasına dökmemle yataktan fırlaması bir oldu. Yani suya aşık bir insandan başka uyandırma şekli beklenemezdi.
"Beren naptın ya emma aşkımla romantik gecemizi bozdun tam öpücüğümü alıyordum" dedi üzgün bir şekilde ve ıslanan yüzünü yorgana sildi.
"Ah kıyamam zaten rüyanda görürsün anca Emma Watsonu" diyip sırıtarak odadan çıktım.
Çalışma odasına tekrardan girdiğimde Kutay abiden bildirim geldiğini gördüm. Mesajda yarım saat sonra görüntülü toplantı yapmamız gerektiği yazıyordu tam o sırada burak üstünü değiştirmiş bir şekilde çalışma odasına girdi. Hala uykulu duruyordu ama birazdan öğreneceği haberlerden sonra eminim uykusu açılacaktı. "Emma ile olan rüyamı böldüğüne göre önemli bir şey olmalı yoksa bittin sen" dedi.
Bende işaret parmağımı çeneme koyup " Önemli olup olmadığını söylediğim zaman anlarsın" diyip sıırıtmaya başladım. Uzun zaman sonra ilk kez bu kadar mutluydum. Burak şaşkın gözlerle bana bakıyordu. O da şaşırmış olmalıydı bu kadar mutlu olmama o yüzden " Suratsızım gülmeye başladığına göre kesin on numara bir haber geldi. Gönder gelsin bakalım biraz neşelenelim" dedi.
"Sonunda Arda Kayanın kim olduğunu bulduk" dediğimde burakta meraklı gözlerle bana bakıyordu.
"Kimmiş? Kesin benim dediğim kişiler arasından" dedi ama ikimizinde düşündüğü kişilerden biri değildi.
"Mert Eroğlu hani şu son sınıf yazılım bölümünden olan voleybol oynayan çocuk" dedim.
Aylardır aradığımız Arda kayanın gittiği üniversitesiyi ve okuduğu bölümü bulduktan sonra burakla beraber o üniversiteye girdik. Kutay abi resmi işlemleri halletti ve hiçbir sorun çıkmamıştı. Okula dönem başında girdiğimiz için hiç dikkat çekmemiştik. Herkes bizi kendi halinde takılan son sınıf öğrencisi sanıyordu.
Burak uykulu gözlerle ekrandaki Ardanın resmine bakıyordu. Altı haftadır üniversiteye gittiğimiz için mahzendeki eğitimleri akşamları yapmak zorunda kalıyorduk bu yüzden doğru düzgün uyuyamıyorduk. Benim için pek sıkıntı değildi zaten normal hayatta da uyumayı çok seven birisi değilim ama burağa bakılınca çok yorgun gözüküyordu.
"Burak bu arada birazdan kutay abi ile toplantı yapacağız ve sonra Feyza teyzeye kahvaltıya gidicez"dediğimde burak kafasını salladı. Feyza teyze burağın annesiydi ve benim annemin en yakın arkadaşıydı ailemi kaybettikten sonra bana Feyza teyze sahip çıkmıştı. Lise bitince burak ile beraber ayrı eve çıkmıştık ve yemek konusunda ikimizde pek başarılı olmadığımız için feyza teyzenin yemeklerini çok özlüyorduk. Zaten eğitimlerden dolayı yemek yememize çok vakit olmuyordu. Burak "Oh be günler sonra doğru düzgün yemek yiyeceğim" diyip bana dil çıkardı. Tam cevap vermek için ağzımı açmıştım ki kutay abinin araması yüzünden lafımı söyleyemedim. Kutay abinin zamanlaması çok iyiydi her şeyi dakik bir şekilde ve hesaplayarak yapardı.
Büyük ekranda kutay abiyi gördükten sonra mutlu oldum çünkü mahzene gidicek kadar vaktimiz olmadığına ve görüntülü bir toplantı yaptığımıza göre önemli bir gelişme olmuştur. "Günaydın çocuklar" dedi gülümseyerek bende günaydın dedim ama burak somurtarak "daha gün aymadı ama" demesiyle bende kafasına vurup " kaç saattir uyuyorsun nasıl uykun var" dedikten sonra burakta " yirmidört saat bana yetmiyor çok az" demesiyle Kutay abi ile bende gülmeye başladık.
"Neyse çocuklar gelelim önemli konuya ardanın kim olduğunu bu sabah öğrendiğimize göre yeni planımızı kurabiliriz siz ikiniz ardanın dikkatini kendinize çekmeye çalışıcaksınız ve bugün kimliğini öğrendikten sonra okulun kamera kayıtlarından biraz inceledim hergün öğle vakti filede voleybol oynuyor bugün onun karşı takımına geçip onu yenebilirseniz dikkatini çekmiş olabilirsiniz çünkü okulda şuana kadar onları yenen olmamış" dedi. Burak hemen lafa atladı "Voleybol bizim işimiz ezer geçeriz sorun yok" dedi. Kutay abi güldükten sonra "Bakıyorum da uykun açılmış burak az önce ayakta uyuyordun. Neyse bir de ardanın her zaman yanından ayırmadığı kahverengi bir defteri var o defterden elimize birkaç bilgi geçebilir o deftere ulaşmaya çalışın sonra gelişmelere göre yeni plan yaparız şimdilik bu kadar görüşmek üzere çocuklar" diyip kapattı.
Burak "Ne defteri? Birde defter mi çıktı başımıza vallaha bezdim ben" diyip çalışma odasından çıkacağı sırada "Nereye?" diye sordum. Hiçbir şey demeden odadan çıktı ve arkasından sabır diledim bu çocuk gerçekten sabahları çekilmiyordu. Birkaç dakika sonra çalışma odasına geri geldiğinde elinde ceketi vardı. Burak "Arabada bekliyorum on dakika içinde gelmezsen basar giderim ve annemin yaptığı yemekleri sen gelmeden bitiririm sende avucunu yalarsın" dedi ve evden çıktı. Bende üstümü giymek için odama girdim ve dolaptan kıyafet seçmeye başladım. Voleybol oynayacağımız için rahat şeyler giymeliydim bu yüzden siyah tayt ve beyaz bir tshirt giydim. Odadan hızlıca çıktım çünkü burağın dediği şeyi yapıcağına hiç şüphem yoktu ve Feyza teyzemin yemeklerini özlediğim için bunu kaçıramazdım. Hızlıca ayakkabımı giyip ceketimi ve anahtarı alıp evden çıktım.
Burak arabada uyuyordu. Arabanın kapısı açıktı hemen ön koltuğa oturdum ve aklıma gelen şeyle sinsice gülerek telefonumu çıkardım. Video kaydını başlattıktan sonra kameraya bakarak "Burakcığım şimdi yapacağım şey yüzünden beni öldürebilirsin ama yapıcağım şeyden hiç pişman değilim" diyip tüm gücümle kornaya basmamla burağın yerinden sıçraması bir oldu. Ne yaptığımı anlayınca elimi direksiyondan itekledi ve " Kafayı mı yedin canına mı susadın" diye bağırdı. "Bende seni seviyorum burakcığım"dedim ve önüme döndüm. Burak video çektiğimi anlamamıştı başka bir zaman izletirdim. Burak "Dua et karnım aç yoksa ben bunun intikamını senden alırdım" diyip arabayı çalıştırdı. Yolumuz çok uzun değildi. Radyoyu açmak yerine arabaya bağlanıp istediğim şarkıyı açtıcaktım. Şuan radyoda şarkı aramaya hiç uğraşamazdım. Telefonumu çıkardım ve tabi ki Dario Moreno'den Her akşam votka rakı ve şarap şarkısını açtım.
Şarkı başladığında bende şarkıya eşlik etmeye başladım.
Sarhoşum ah düşünmekten
Öldüm ben ah hep sevmekten. Gerçekten Darionun dediği gibi insan sevmekten ölür müydü veya sevgi öldürür müydü?
Her akşam votka rakı ve şarap
İçtikçe delirir insan, olur harap
Kurtar beni bundan ne olursun ya, Rab
Bitsin bu korkunç serap. Şuan ihtiyacım olan tek şey her şeyin bitmesiydi. Bu kabustan uyanmak istiyordum. Gözlerimi açtığım zaman odamda ve ailem yanımda olsun istiyordum. Ben tam düşüncelere dalmışken burak nakarata girdi.
Her akşam votka rakı ve şarap
İçtikçe delirir insan, olur harap
Kurtar beni bundan ne olursun ya, Rab
Bitsin bu korkunç serap
Burağın sesi gerçekten çok güzeldi. Küçükken geceleri ağlayarak uyandığım zamanlar burak bana hep ninni söylerdi. Belki de o yüzden burağın sesini duyduğum zaman sakinleşip huzur buluyordum.
Şarkı bitmişti. sıradan başka şarkı geldi ve feyza teyzeye gidene kadar bu döngüde devam etti.
***
Feyza teyzenin evine geldiğimizde zile basmak yerine anahtarla açmıştık kapıyı çünkü saat daha erken olduğu için beyza uyuyor olabilirdi. Beyza Feyza teyzenin doğduğu zaman kimsesi olmadığı için onu yanına alıp büyütmüştü. Beyzanın evlatlık olduğundan haberi yoktu. Zaten o bizim için evlatlık değildi canımızdan bir parça gibiydi. Sessizce eve girip ayakkabılarımızı ve ceketlerimizi çıkarttık ve terliklerimizi giydik. Tam mutfağa feyza teyzenin yanına gideceğimiz sırada beyza bize doğru koşuyordu. Beyza "Beren ablaaa" diyerek boynuma atladı.Bende beyzayı kucağıma alıp yanağını öptüm.
Beyza "Beren abla seni çok özledim. Hani beraber parka gidicektik?" dediği sırada burak homurdanarak "Zaten burak abi kim ki hemen berenin kollarına koş" dedi. Beyza gülerek burağın kollarına yönelince kucağımdaki beyzayı burağın kollarını bıraktım ve mutfağa doğru yürüdüm. Mutfağa girdiğimde feyza teyze kahvaltı hazırlıyordu yanına gidip arkasından sarıldım. "Sultanım günaydın" diyip yanağına öptüm. Arkasını döndü ve kollarını boynuma doladı doya doya kokusunu içime çektim. Tam o sırada burakla beyzada mutfağa girdi ve hepimiz masaya geçip kahvaltı yapmaya başladık.
Kahvaltımızı yaptıktan sonra feyza teyzenin evinden ayrıldık. Okula doğru yola çıktık feyza teyzenin evinden okul yaklaşık 45 dakika sürüyordu. Okulun önüne geldiğimizde ben arabadan indim burak arabayı parketmeye gitti. Okulun bahçesinden içeriye girdiğimde gözlerim arda kayayı aradı ama etrafta gözükmüyordu.
Ben tam etrafa bakarken bir kol omzuma kondu. Kafamı kaldırıp kolun sahibine baktığımda hukuk öğrencilerinden alptekin olduğunu farkettim. Yılışık çocuğun tekiydi ve alptekin gibi insanlardan nefret ederdim. Alptekinin kolu çok yakındı ve bu beni rahatsız etmişti o yüzden bileğini tutup çevirdim. Anlamıyorum hangi hakla izinsiz kolunu omzuma koyabilir ki birde hukuk öğrencisi olucak. Çevirerek kolunu omzumdan uzaklaştırdıktan sonra " Sen kimsinde kolunu omzuna atıyorsun aşağılık insan" dedim. Alptekin "Off sert kız bayılırım" demesiyle sinirlerim tepeme çıktı. "O zaman bunada bayıl" diyip yüzüne tokat attım. Attığım tokat ile alptekinin kafası sol tarafa doğru döndü. Bu biraz sinirlerini bozmuş gibiydi benden böyle bir hareket beklemediği ortadaydı yüz ifadesinden. Sinirden yumrularını sıkarken derin nefesler alıyordu ve birden elini kaldırdı. Tam eli yüzüme ineceği sırada bileğini tutmak için elimi kaldırdım. Alptekinin bileğini tutmak isterken alptekinin bileğini tutan kişinin elini tutmuştum.