Skip to content

Twins at the carousel

Chapter 8 · 2 min read

Twins at the carousel

Chapter 8

Bölüm 8

# Bölüm 7: Mesaj

(Rümeysa)

Elif'in elindeki telefonu görünce Çağatay'ın yüzündeki bütün renk çekildi.

"Elif, telefonu indir."

Elif sadece güldü.

"Niye? Rümeysa da görsün."

"Elif."

Bu kez Çağatay'ın sesi sertti.

Ben ikisinin arasında bakışlarımı gezdirdim.

"Ne var o telefonda?"

Elif cevap vermedi.

Telefonunu bana çevirdi.

Ekranda bir mesaj vardı.

**Çağatay:**

*"Rümeysa'yla tanıştığımdan beri aklımdan çıkmıyor. Ama ona eski ilişkimden bahsetmeye korkuyorum."*

Mesajın tarihi iki gün öncesiydi.

Kalbim sıkıştı.

"Sen bunu ona mı gönderdin?"

Çağatay başını eğdi.

"Evet."

"Elif'e?"

"Evet ama—"

"Niye?"

"Çünkü... kime anlatacağımı bilmiyordum."

Elif araya girdi.

"Çünkü hâlâ bana güveniyor."

Çağatay ona döndü.

"Sana güvenmiyorum."

Elif'in gülümsemesi bir anda silindi.

"Öyle mi?"

"Evet."

"Öyleyse neden bana her şeyi anlatıyorsun?"

"Çünkü sen benim geçmişimsin!"

Sessizlik.

Çağatay derin bir nefes aldı.

"Rümeysa ise..."

Bana baktı.

Gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir ciddiyet vardı.

"...benim için gerçekten önemli."

Kalbim hızla çarpmaya başladı.

Elif'in yüzündeki ifade değişti.

"Demek öyle."

Telefonunu cebine koydu.

"Tamam."

Arkasını dönüp yürümeye başladı.

Ama gitmeden önce durdu.

"Bu iş burada bitmedi."

Sonra uzaklaştı.

---

Mert de sessizce yanımızdan ayrıldı.

Bahçede yalnız kaldık.

Çağatay bana baktı.

"Rümeysa..."

"Bir şey söyleme."

"Dinle beni."

"Hayır."

Başımı eğdim.

"Ben sana kızgın değilim."

"Değil misin?"

"Hayır."

Ona baktım.

"Ben kendime kızgınım."

"Neden?"

"Çünkü..."

Derin bir nefes aldım.

"Senin benden hoşlanabileceğini düşündüğüm için."

Çağatay bir anda sustu.

"Rümeysa..."

"Belki de her şeyi kafamda büyüttüm."

"Hayır."

"Çağatay—"

"Hayır."

Bir adım yaklaştı.

"Sen hiçbir şeyi kafanda büyütmedin."

Gözlerimin içine baktı.

"Senden hoşlanıyorum."

Kalbim duracak sandım.

"Gerçekten."

Yüzü kızardı.

"İlk gördüğüm günden beri."

Bir an sessiz kaldım.

Sonra istemsizce gülümsedim.

"Sen..."

"Evet?"

"Çok geç söyledin."

Çağatay şaşkınlıkla baktı.

"Ne?"

"Ben de senden hoşlanıyorum."

Bu kez gerçekten sustu.

Sonra yüzündeki gülümseme yavaşça büyüdü.

"Şaka yapıyorsun."

"Hayır."

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

Çağatay öyle bir gülümsedi ki ben de gülmeye başladım.

Tam o sırada telefonum titredi.

Ekrana baktım.

Bilinmeyen numara.

Tek bir mesaj vardı:

**"Mutlu oldunuz mu?"**

Altında bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta...

Ben ve Çağatay vardı.

Bugün.

Bahçede.

Birbirimize bakarken.

Ve fotoğrafın altında tek bir cümle yazıyordu:

**"Çünkü birazdan her şey değişecek."**

Gülümsemem yüzümden silindi.

Çağatay da ekrana baktı.

"Rümeysa..."

Bu kez ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.

Biri bizi izliyordu.

Ve o kişi...

Bizi birbirimizden ayırmaya kararlıydı.

(Yazar notu: kusura bakmayın biraz kısa oldu çünkü yaz bitiyo ve ben hala tatildeyim ondan hheeheh)

End of chapter

4 comments