تخطٍ إلى المحتوى

TWO WORLDS

الفصل 2 · قراءة 9 دقيقة

TWO WORLDS

الفصل 2

1.BÖLÜM

6 yıl sonra

ilk zamanlar bu uygulama dikkatimi çekmesede artık hayatımın çoğu mavi ekranlı uygulamada geçiyordu.

"hala gerçekten o uygulamayı mı kullanıyorsun sara?" bana 14 yaşındayken uygulamayı yükleme cesareti veren ama şuan beni o uygulamayı kullandığım için kınayan -bunun nedeni o uygulamada tanıştığı kişiyle anlaşamadığı ve uygulamanın sadece bir kişi vererek üzerinde durmadığı için uygulamadan nefret etmesiydi- yakın arkadaşıma baktım.

"hala kullanıyorsam ne olucak? ben ruh eşimle geyet mutluyum."

"o mavi ekranda ki platonik aşkını bırakıp üniversitenin ilk senesini canlı bir erkek arkadaşla başlamalısın"

evet bu doğruydu uygulama kıza kız erkeğe erkek veririken yılda bir milyon ihtimalle benimle bir erkeği eşleştirmişti -bunun nedeni asla sofia ile kavga ederken elimin kaymasıyla profimi erkek olarak yapmam değildi- sadece şansızlık. o zamanlar böyle düşünsemde şu an halimden epey memnunum.

"bir kere o benim platoniğim değil. ona aşık falan değilim! sadece...arkadaşız"

sofia bana iç geçirerek bakarken saçımın bir tutamını kulağıma atıp kahvemden yudum aldım.

"peki tamam bu konuyu kapatalım."

geriye kalan zamanda hasret giderip havadan sudan konuşarak geçirdik. sofia nın sulu gözleri ve sıkı sarılması sonunda ondan ayrıldım ve otobüs durağına doğru yürüdüm. gelen bildirimle telefonumu açtığımda gelen mesaj beklediğim kişidendi.

--------------------------------------------------------------------

adrian

-nasılsın? bu gün sana yazmadım biraz yoğundum

ben

-bende yoğundum uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımla görüştüm o yüzden bende yazamadım.

günün nasıl geçti?

babanla işlerini hallettin mi?

adrian

babam her zaman ki gibi beni dinlemedi ablama inanmakta ısrarcı...

bir kaç gün daha konuşmayı deneyeceğim belki dediğin gibi işe yarar eğer işe yaramazsa

canı cehenneme

ben

yinede dene ipleri kendi eline alana kadar sabret

şu an ne yapıyorsun?

adrian

evden uzaklaşmak için motorumla gezintiye çıktım biraz mola vermek için manzaranın çok güzel göründüğü bir yere geldim hava çok güzel

gülümseyerek yanıtımı yazmaya başladım.

ben

motoru dikkatli kullan!

baban gibi bende kızmaya başlayacağım.

hem hava şartları yağmurlu gösteriyor dikkat et!

adrian

tamam tamam dikkat edeceğim.

sen ne yapıyorsun prensesim?

ben

otobüs durağında bekliyorum.

hem ben sana demedimmi prens olana kadar bana prenses demek yok.

adrian

yıllardır buna alışamadın değil mi.

----------------------------------------------------------------

ne kadar itiraf etmesemde prensesim demesi hoşuma gidiyordu tanıştığımızdan beri bana hiç adımla hitap etmemesi ona özel bir şeydi artık sorgulamıyordum -eğer biri yazışmaları okuyacak olsa 20 yaşına girecek bir kıza prensesim lakabına güler dalga geçer ama umrumda değil-

otobüsün gelmesiyle mesajı görüldüde bırakarak çantama koydum. otobüse girdiğimde kalabalık olmasından dolayı insanlara çarpa çarpa ilerleyerek bir demire tutundum.kalabalık bir otobüste yapabileceğiniz en olanaksız şey biriyle mesajlaşmaktır çünkü buna yanınızdaki başınızdaki kısacası her yerdeki insanlar buna izin vermez yanımdaki kişiye -bakmaktan hiç çekinmeyerek mesajları okurken- döndüm sonunda beni farkettiğinde otobüsün durduğu ilk durakta indi o indiği gibi onun yerine oturdum başımı cama yasladığımda gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı bildirim sesiyle titreyen çantam da dahil otobüsteki seslere algım kapandı.

MARCO

1 saat önce

Odama dalan hizmetçiyle telefonumu yatağıma bıraktım. hizmetçiye bir şey demesini beklediğimi belli edecek şekilde döndüm

"marco bey babanız sizi çalışma odasında bekliyor"

ayağa kalkarken konuştum

"babama meşgül olucağımı söylerseniz sevinirim"

ceketimi üstüme geçirip odamdan hızlı adımlarla çıktım behçeye çıktığımda kaskımı kafama taktım motora binerken bir ses beni durdurdu.

"bana haber vermeden nereye gittiğini sanıyorsun?!"

motordan attığım bacağımı çekip kaskımı çıkarırken sesin sahibine baktım

"20 yaşında dışarı çıkarken izin almam gerektiğini düşünmemiştim"

dedim saçlarımı savurup kaskı kolumla tutarken.

"eğer geleceğin kralıysan değil 20. 40 yaşında olsan bile izin alıcaksın!"

iç geçirdim -yine şu kraliyet işleri-

"baba ben seninle bu konu hakkında ki düşüncelerimi paylaştığımı düşünüyordum. beni anlamadın sanırım ben tahtı da kraliyetide istemiyorum ben özgür olmak istiyorum normal insan gibi yaşamak istiyorum. rahat giyinmek istiyorum. kaçıncı yüzyıldayız artık ne atlar ne de kılıçlar kullanılıyor bundan vazgeç baba tahttan vazgeç eğer vazgeçmiyorsanda benim yerime başka bir varis bul çünkü ben bunları istemiyorum!"

cevap vermesini beklemeden kaskımı takıp motoru çalıştırdım ve gaza basıp uzaklaştım. gömleğimdeki açık olan düğmeleri savuran ellerime değen rüzgar şu hayatta en zevk aldığım şeylerden bir tanesiydi.

SARA

gözlerimi açtığımda uyumadan önceki aksine kalabalık gitmişti ve ben koca otobüstte tektim! hızlıca ayağa kalktığımda yeni uyanmanın verdiği baş dönmesiyle kapıya doğru yürüdüm. dışarı baktığımda yağan yağmurla göz göze gelince iki dakika hayatı sorguladım -yazın ne yağmuru?- kapının açılmasıyla kendimi hiç bilmediğim bir sokağa attım

kim bilir evden kaç kilometre mesafedeydim! hiddetle yağan yağmur beni uçuracak kadar şiddetli rüzgara rağmen evi bulduğumda kuru kalan tek bir yerim bile yoktu. evin kapısını çaldığımda açan kişiye baktım.

"kimsiniz?"

"asıl siz kimsiniz?"

tanımadığım ve yüzünü ilk defa gördüğüm kadına bakarken o da beni ilk defa görmüşe benziyordu.

"burası benim evim siz kimsiniz?"

soruyu sorarken ciddileşmiştim yağmurda kalmış her yerim ıslanmış bu soğukta üşütücek duruma gelmişken eğer bu bir şakaysa asla gülmeyecektim.

"hanımefendi ne dediğinizi anlamıyorum burada ben çocuklarım ve eşim yaklaşık 10 senedir yaşıyoruz yanlış gelmiş olabilirsiniz"

kadının dediği şeyle aklımı kaçıracak gibi oldum evin üstünde yazan adres burasının evim olduğunu kanıtlasada kadının dediği şeylerden sonra tekrar kontrol ettiğimde iç çektim -burada neler oluyordu?-

yağmur daha çok bastırırken tartışma boyutuna geldiğimiz durumla yüzüme kapı kapandı ve ben sinir krizi geçirmemek için derin nefes alıp verdim kapıyı ne kadar çalsamda bir daha açan olmadı çaresizlikle yanağımdan akan damlalarla birlikte telefonumu çantamdan çıkarıp sofiayı aradım.

"aradığınız kişiye şu anda ulaşılmamaktadır lütfen daha sonra tekrar deneyiniz"

hayatımda duymaktan nefret ettiğim cümlelerden birini belki onuncu kez daha dinledikten sonra araba sirenleri kornalar yüzüme çarpan ışıkla birlikte kimi arasaö o cümleyi duydum.

o kadar çok yağmur yağıyordu ki gözümün önündekini göremiyor saçımın tek teline kadar sırılsıklam olmuş tek bir açık dükkan dahi bulamamiştım.

yağmurun dinmesini bir binada beklemeye karar verince bir ara sokağa girdim geçen bir araba bana çarpmaktan son anda kurtulunca artık sinirimi arkasından küfür ederek geçirmeye çalıştım.

bir sonraki araç dibime kadar hızla gelirken yağmurda kayarak yerde sürünüp neredeyse uçtu motorla birlikte bende başka bir yere yığılırken göz görmeyen yağmurda doğruldum.

kendimi kontrol ettiğimde ağrıyan kolum ve boynum dışında bir şey olmadığını anlayınca koşarak motordan neredeyse uçan kişinin yanına gittim.

"iyi misiniz?! beni duyuyor musunuz!"

erkek olduğunu anladığım kişinin vücudunu kontrol ederken elime gelen kanla çığlığımı yuttum sakin olmalıydım!

kanın aktığı yere baktığımda motor yüzünden kırılan veya ezilen bacağından ve kolundan geldiğini anladım.

kafasından kaskı çıkarıp saçlarını geriye attığımda gözlerini açıp nabzını dinledim nabzı atıyordu göz bebekleri yavaş yavaş yerine gelince kolundan tutup sallamaya başladım.

inlemeyle gözünü yarım açtığında kıyafetini parçalayıp yaraya bastırdım.

bacağındaki yarayı ayağını kaldırıp kumaşla sıkıp kanın akmasını durdurmaya çalışırken inleyen sesine karşılık

"tamam ambulansı arayacağım gelicekler sakin olun ve bana başka nerenizin acıdığını söyleyin" dedim

sesimi telaştan uzak bir şekilde ayarlamaya çalışırken zonkluyan başım ve ağrıyan kolum bu işleri biraz zorluyordu.

tekrar kendinden geçicek gibi olunca panikle sağlam bir tokat attım

bu isteğimi karşılayınca telefonumla ambulansı aradım gömleğinin iliklerini açıp kıyafeti çıkardım ve kanayan yere bastırdım acıyla yüzünü buruşturan kişiye baktım

"sabret on dakikaya gelecekler"

"nesin sen doktor falan mı?"

sorduğu soruyla afalladım kim neredeyse ölüm döşeğindeyken -belkide abartıyorum- böyle bir soru sorardı ki?

"hayır değilim ama tecrübeliyim"

elimle bastırdığım bez sırılsıklamken bunun yağmurdan mı yoksa kandan mı olduğunu bilmeyecek kadar karanlık olması beni korkutuyordu.

"sırtımda..bir yer kanıyor mikrop kapmaması gerekiyor"

kesik kesik söylediği şeyle onu döndürdüm -attığı çığlığa değecek kadar canını yaktığımı sanmıyordum- sırtında kanayan yere baktığımde kendi kıyafetimi yırtıp oraya bastırdım.

"ölüyorum"

"susarmısınız ölmiyeceksiniz"

şu an ölemezdi bu benim gözlerimin önünde olamazdı!

ışığın geldiği tarafa dönmeden önce gördüğüm tek şey mavi gözleri oldu ondan sonrası ambulansa binmek ve hastaneye gidene kadar susmakla geçti.

sandalyede bayılacak duruma geldiğimde gelen doktorla ayağa kalktım.

"neyi oluyorsunuz?"

hiçbir şeyi ama bunu söylersem muhtemelen beni içeriye sokmayacakları için yalan söyledim.

"kardeşiyim"

verdiğim yanıtla beni içeriye aldılar odaya girdiğimde mahcup bir şekilde göz gezdirdim tahmin ettiğim gibi bacağı ve kolu yarılmış yarılmakla kalmayıp ikiside alçıya alınmıştı gözlerini açıp bana baktığında gözlerimi kaçırdım.

"iyi misin?"

"bunu bana sorabilecek son kişisin..."

alayla gülüp devam etti

"şu halime bak beni ne hale getirdin"

bana bağırması hoşuma gitmemişti

" bana bir can borçlusunuz teşşekür edeceğiniz yerde karşıma geçip bana hesap soruyorsunuz!"

"ne?! teşşekür mü? beni bu hale sen getirdin..."

"kimse sana bu havada motosiklet sürüp yoluna bakma demedi"

diyerek sözünü kestim ve arkamı dönüp çıkacakken gelen sesle arkamı döndüm.

"sara!" adımı nerden biliyor?

"ne? sen adımı nereden biliyorsun?" alayla güldü

"sara şu an şakanın sırası değil"

şaka mı? ben bu kişiyi tanımıyordum ama o beni tanıyordu?

"bir yanlışıklık oldu galiba ben seni tanımıyorum"

"beni tanımıyor musun hadi ama başka bahane bul"

ne dediğini anlamıyordum yanına yaklaşıp bunlara anlam vermeye çalıştım

"neyden bahsettiğin hakkında hiç bir fikrim yok"

"iyi peki rol oynamaya devam et"

"ne diyorsun yaklaşık iki saattir anlam veremediğim şeyler oluyor ve sen bana gelmiş rol yapma diyorsun!"

kırık eli dışındaki elini kaldırıp konuştu

"peki sakin ol"

içeriye hemşirenin girmesiyle bende çıkacakken elimi tuttu elimi çekmeye çalışırken konuştu

"konuşmamız gerekiyor"

yemeği bırakıp giden hemşirenin ardından elimi çekip sert bir tokat attım.

"bana bak bir daha sakın benim elimi tutayim deme seni öldürürüm"

"sara iyi misin?ne oluyor tokat atmak bağırmak falan? bır dahakine böyle sakin kalmam" alayla gülme sırası bendeydi

"pardon beyfendi bir motor bana çarpacakken motorun kayıp düşmesiyle benim sorumluluğum olmasada size yardım ettiğim halde bana sabreden siz misiniz?"

"beyfendi mi?" güldü

"peki tamam seninle kavga etmeyeceğim açlıktan ölmeden bana çorba içirirmisin? malum sağ elim kırık" -sen ciddimisin?-

burada neler oluyordu?

evimde tanımadığım kişiler oturuyor

bu kişiyi ben tanımıyorken o beni tanıyordu?

bu şeylerin sorusunu belkide bu kişiden öğrenebilirdim

geri yanına gittiğimde tepsiyi alıp yanına gittim. çorbayı güzelce içirdikten sonra -yataktaki ve çıplak vücudundaki çorbaları saymazsak- suyunuda içirirken suyun üstüne dökülmesiyle bağırdı

"ya bak iki saattir susuyorum ama hadi kaynar çorbayı anlarımda soğuk suyuda dökme be kızım"

kızım?

"bak sabrımı taşırıyorsunuz. kızım ne be?! kendinize gelin"

elimdeki üstüne dökmeyi düşündüğüm suya bakıp konuştu

"sakin ol ve yavaşça suyu koy tamam özür dilerim"

suyu üstüne boşalttıktan sonra bağırışlarını duymazdan gelip bardağı yanında ki yere koydum.

"ne bu sara sana ne oluyor tamam en son görüştüğümüzde kavga etmiş olabiliriz ama sizli bizli konuşmak fazla değilmi?"

kavga mı?

kafayı yiyeceğim birileri benim sabrımı sınıyordu yinede onun gözünde şizofren ben olmamak için derin nefes alıp konuştum.

"o kavgaya az bile yaptığım"

benim bilmediğim bir kavga etmiştim ve şuan sanki bu olmuş gibi davranıyordum

"kavgada ben haklıydım bunu biliyorsun. beni aldattın!"

aldatmak?

ha?

sanırım daha fazla burada kalmasam daha iyi olacaktı

"bu konu hakkında konuşmayalım ve bir daha yoluma çıkma"

dedikten sonra kapının kulbunu çevirmeden önce dediği şeyle ona döndüm

"onca yılın hatrına benim için bir şey yap"

"ne var"

"beni acil buradan çıkarman gerekiyor ve sana göndereceğim konuma beni götürmen lazım biliyorsun konu babam"

iç çektim elimi telefona attığımda beklemediğim duvar kağıdı ve içerisine girince göremediğim w uygulamasıyla kafam daha da çok karıştı burada ne oluyordu?

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.