تخطٍ إلى المحتوى

TUTSAK

الفصل 1 · قراءة 2 دقيقة

TUTSAK

الفصل 1

◇Karanlıkta Yemin◇

Rüzgâr, sarayın avlusundan geçerken taş duvarlara çarpıyor, fısıltılarla yankılanıyordu.

Gökyüzü mor bir yara gibi yarılmıştı — her şimşek çaktığında, gölgeler duvarların üzerinden kaçıyor, yerini ölüm sessizliğine bırakıyordu.

Kralın taht salonunda, mumlar birer birer sönüyordu.

Yalnızca ortada diz çökmüş bir kadın vardı: Auren.

Elbisesi yırtılmış, elleri kanla kaplıydı. Büyü halkasının içine kapanmıştı; etrafında siyah rünler dönüyor, kırmızı ışıklarla soluk alıp veriyordu.

Ama o, ışıklardan değil — gözlerinin önündeki adamdan korkuyordu.

> “Kaen…” dedi, sesi rüzgârın içinde bir fısıltı gibi kayboldu. "Söz vermiştin..." sesi titreyerek çıktı. “Bu yaptığın şey… bana değil, kendine ihanettir.”

Kaen sessizdi.

Yavaş adımlarla ona doğru ilerledi. Zırhının her halkası yankılanıyor, adımları taş zemini titretiyordu.

Elinde tuttuğu kılıç, Auren’in kendi sihriyle kutsadığı gümüş çelikti.

Bir zamanlar o kılıcı birlikte dövmüşlerdi — Auren ateşiyle, Kaen yeminleriyle.

Şimdi o kılıç, sevgisinin mezarı olacaktı.

> “Krallık tehlikede,” dedi Kaen, bakışlarını kaçırarak. “Senin gücün… artık durdurulamıyor.”

> “Beni durdurmak mı istiyorsun?”

Auren’in sesi çatladı, gözlerinden akan yaş üzüntüyle değil, öfkeyle aktı. “Seninle birlikte dünyayı korumak için ettim bütün yeminleri. Bana inandığını sanmıştım.”

> “İnandım!” diye haykırdı Kaen, ama sesi bir itiraf değil, bir savunmaydı.

“İnandım, Auren. Ve tam da bu yüzden seni durdurmam gerekiyor.”

Bir anlık sessizlik oldu.

Auren’in kalbi, sanki göğsünden dışarı çekiliyormuş gibi çarptı.

Bütün o yıllar, savaşlar, fedakârlıklar, yeminler… bir tek ihanetle kül olmuştu.

Rünler daha da hızla dönmeye başladı.

Zeminden yükselen karanlık alevler, Auren’in etrafını sardı.

O, gözlerini Kaen’in gözlerinden ayırmadı. Artık içinde ne korku vardı, ne de pişmanlık.

Sadece kırılmış bir inanç ve yanmaya başlayan bir intikam.

> “Seni korumak için yaptım bunu,” dedi Kaen.

“Hayır,” diye fısıldadı Auren. “Kendini kurtarmak için yaptın.”

Kaen’in elindeki kılıç titredi.

Bir an tereddüt etti — yalnızca bir kalp atımı kadar.

Ama o an, bir ömürlük güveni yıkmaya yetti.

Çeliğin sesi gecenin içine karıştı.

Kılıç, Auren’in göğsüne değdiğinde dünya sustu.

Zaman, nefesini tuttu.

Auren’in kanı, büyü halkasının çizgilerine aktı. Rünler parladı — kırmızıdan siyaha döndü.

Gözleri Kaen’e kilitlendi, dudakları titreyen bir lanet mırıldandı:

> “Sonsuza dek unutma beni, Kaen… çünkü ben seni unutmam.”

Gökyüzü yarıldı.

Bir fırtına kükredi.

Auren’in bedeni ışıkla değil, gölgeyle doldu.

Ruhunun bir parçası, kanla mühürlenen o kutsal kılıcın içine çekildi —

ve geriye yalnızca yankısı kaldı:

“Tutsak.”

Saray sessizliğe gömüldü.

Kaen dizlerinin üzerine çöktü, kılıcı ellerinde titrerken.

Bir zamanlar sevdiği kadının gözleri kapanmadan önceki o bakışı… ömrü boyunca peşini bırakmayacaktı.

O andan itibaren, hiçbir dua, hiçbir taht, hiçbir savaş —

onun içindeki sessizliğin ağırlığını hafifletemeyecekti.

•••

نهاية الفصل

1 تعليق