Skip to content

trahison

Chapter 5 · 15 min read

trahison

Chapter 5

Kırılma Noktası

Lea sarayın sessiz koridorlarında ilerlerken içindeki karmaşa her adımda biraz daha büyüyordu. Victor'la arasındaki sahte evlilik artık sadece bir görev değil, hayatının en büyük yükü haline gelmişti. Her ne kadar dışarıya karşı soğuk ve kararlı görünse de, kalbinde büyüyen fırtına yıkıcıydı.

Krallığın geleceği için attığı adımlar, onu günden güne daha da yalnızlaştırıyordu. Sarayın alt katlarında, gözlerden uzak, gizli toplantılar yapılıyor, piyonlar yer değiştiriyordu. Lea, babasının emriyle bu entrikaların tam ortasında duruyor, her hamleyi dikkatle izliyordu.

Bir akşam, sarayın avlusunda Victor'la karşılaştı. Göz göze geldiklerinde aralarında söylenecek sözler birikti, ama ikisi de susmayı tercih etti. O an, Lea kendi içinde bir kararın eşiğindeydi; ya tamamen teslim olacaktı bu oyuna ya da kendi kurallarını yazacaktı.

Ancak hiçbiri o akşam ne olacağını tahmin edemiyordu.Lea, o gece saray odasına çekildiğinde düşünceleri hala Victor’daydı. Onunla karşılaşmaları hep yüzeysel, hep mesafeliydi ama şimdi, sessizlikte bile aralarında bir gerilim vardı. Victor’un gözleri, Lea’ya her baktığında içindeki soğuk ve sert maskenin altında yatan kırılganlığı sezdiriyordu. Fakat Lea buna asla müsaade etmeyecekti.

Babasıyla görüşmek için sabah erken kalktı. Sarayın büyük salonunda babasının soğuk bakışları onu karşıladı. "Lea, zaman daralıyor. Düşmanlarımız sabırsız, içimizdeki hainler dikkatli. Bu evlilik sadece bir başlangıç. Senin görevlerin artacak," dedi babası net ve emredici.

Lea başını salladı. "Anladım, baba. Yapmam gereken neyse yapacağım."

Günler ilerledikçe Lea’nın içindeki ikilem büyüyordu. Victor ile evlilik hazırlıkları tamamlanırken, krallığın içindeki tehlikeler de büyüyordu. Sarayda fısıltılar, gizli anlaşmalar ve ihanet planları dolaşıyordu.

Bir gün, Lea sarayın gizli kütüphanesinde eski belgeler arasında gezinirken bir mektup buldu. Mektup, Victor’un ailesiyle ilgili karanlık sırları açığa çıkarıyordu. Bu bilgi, Lea’nın elini güçlendirebilirdi ama kullanması çok riskliydi.

O gece, Victor’la karşılaştığında bu mektubu nasıl kullanacağı hakkında plan yapmaya başladı. Gözleri buluştuğunda, Lea sessizce, "Biliyor musun, bazen gerçekler insanı özgür bırakmaz, sadece zincirler," dedi.

Victor soğukkanlılığını koruyarak cevap verdi, "Önemli olan zincirlerin hangi ellerde olduğudur."

Lea’nın kararı artık netti: Krallığı ve babasının istediği düzeni sağlamak için her yolu deneyecekti. Ancak bu yolda kendini bile feda etmekten çekinmeyecekti.Lea, o gece saray koridorlarında tek başına yürürken aklında dönüp duran düşünceler arasında boğuluyordu. Victor’un sözleri, zincirlerin ellerde olduğu… Gerçekten de her şey bir oyun muydu? Kendisi, ailesi, krallık, hepsi birer piyon muydu? Ama yine de bu oyunu oynamaktan başka çaresi yoktu.

Ertesi gün, sarayda düzenlenen büyük bir toplantıya çağrıldı. Babası ve krallığın ileri gelenleri oradaydı. Konu, Gölge Vadisi’nde artan isyan hareketleri ve iç hainlerin kimliklerinin ortaya çıkarılmasıydı. Lea, toplantı boyunca sessiz kaldı, ama dikkatle herkesi izliyordu.

Babası söz aldı: "Lea, artık sadece evlilikle yetinmeyeceksin. Senin görevin; düşmanlarımızı içeriden yok etmek, krallığın gerçek düzenini sağlamak."

Lea başını eğdi ama gözlerindeki kararlılık kimse tarafından fark edilmedi. Bu görev, onun yükünü daha da ağırlaştırıyordu.

Toplantıdan sonra Victor’un odasına giderek planlarını paylaştı. "Victor, seninle iş birliği yapmalıyız. Bu krallık bizim sorumluluğumuzda, her iki aile için de."

Victor, her zamanki soğukkanlı tavrıyla yanıt verdi: "Evet, ama ben kendi yöntemlerimi kullanırım. Güvenilir olduğumu göstermek zorundayım."

Lea bir an durdu, sonra soğukkanlılıkla: "Güvenmek zorunda değiliz, kontrol etmek zorundayız."

Göz göze geldiler. Aralarındaki savaş yeni başlıyordu.Toplantıdan ayrıldıktan sonra Lea, sarayın kalabalık avlusunda yalnız yürüyordu. Her adımı, krallığın üzerindeki yükün daha da ağırlaştığını hissettiriyordu. Gölge Vadisi’nde başlayan isyan, sarayın içine kadar sızmıştı. Kendi ailesinden bile kimin dost, kimin düşman olduğunu seçmek zorundaydı.

Birdenbire arkasından bir ses duydu. "Lea."

Döndü, Victor duruyordu. Yüzünde sert ama gizemli bir ifade vardı. "Seni görmek istedim," dedi kısık bir sesle.

Lea gözlerini kaçırmadan cevap verdi: "Seni görmek istemediğim halde buradayım."

Victor hafifçe gülümsedi. "İlişkimiz bu kadar mı soğuk olacak?"

"İlişkimiz," dedi Lea, "şimdiye kadar sadece zorunluluktan ibaretti."

Victor biraz daha yaklaştı, sesini daha alçak yaptı: "Zorunluluk bazen en güçlü bağ olur, Lea."

Lea gözlerini dikip, tam karşısındaydı. "Öyle olacağını düşünmüyorum."

Victor sinirli bir adım attı. "Beni küçümsemeye devam et. Ama unutma, bu sarayda herkes oyun oynuyor. Kimin dost, kimin düşman olduğunu anlamak zor."

Lea sert bir ifadeyle cevap verdi: "Ben oyununun içinde değilim. Ben oyunu bitirecek olanım."

İkisi arasında sessizlik hakim oldu. Sarayın taş duvarları arasında yankılanan bu sessizlik, yeni bir savaşı müjdeliyordu.Victor’un sözleri Lea’nın aklında yankılanırken, sarayın loş koridorlarında ağır adımlarla ilerlediler. Her biri kendi düşüncelerine dalmıştı; Lea, krallığın geleceği için aldığı kararların ağırlığını, Victor ise iktidarın inceliklerini hissediyordu.

Koridorun sonunda, büyük salona girdiler. Sarayın kalbi gibiydi burası. Taht odasının kapıları ağır ve görkemliydi. Victor, kapıyı hafifçe itip içeriye baktı, sonra Lea’ya döndü:

“Burası benim dünyam. Burada her şey kontrolüm altında. Ama dışarıda, senin gibi biri ortaya çıktığında işler değişiyor.”

Lea soğukkanlıydı: “Dünyan ne kadar büyük olursa olsun, benim amacım daha büyük. Krallığın geleceği için her şeyi göze aldım.”

Victor gözlerini ona dikti: “Peki ya kendi geleceğin? Bu savaşta kaybedecek çok şeyin var, Lea.”

Lea’nın cevabı nettir: “Benim kaybedeceklerimden daha önemli olan bir şey var. Ailemin onuru, krallığın kaderi.”

İkisi, taht odasının kapısında durup birbirlerine meydan okurcasına baktılar. Bu karşılaşma, sadece iki kişinin değil, iki farklı gücün de savaşıydı.Kapının ardında yükselen taht, krallığın sembolüydü; parıltısı bile gücün ağırlığını hissettiriyordu. Victor, tahtın önündeki geniş halının üstüne adımlarını attı. Her adımıyla Lea’ya göz kırpar gibiydi, onun içinde bulunduğu oyunu hatırlatıyordu.

Lea ise gözlerini ondan ayırmadı. Oyun uzun ve karmaşıktı. Victor’un tahtı koruması kadar, onun planları da derindi. Ama Lea’nın inancı sarsılmazdı: Bu oyunu o kazanacaktı. Bunu hem kendine hem de babasına kanıtlamalıydı.

“Yakında herkes ne tarafında olduğunu görecek,” dedi Victor, sesi alçak ama kararlı.

Lea hafifçe başını salladı: “Ve onları şaşırtacağım.”

Bir an için ikisi arasında sessizlik oldu, sarayın devasa duvarları bile bu sessizliği koruyordu.

Sonra Victor, beklenmedik bir şekilde gülümsedi: “Bu işin sonunda, belki de birbirimize ihtiyacımız olacak.”

Lea’nın bakışı sertleşti: “O gün geldiğinde, çoktan oyunu kazandığımı göreceksin.”

İki güçlü karakter arasındaki bu mücadele, hem sarayın hem de krallığın kaderini şekillendirecekti.Lea, sarayın geniş salonundan çıkarken, koridor boyunca yürüyordu. Her adımı, kararlılığının yankısıydı. İçinde taşıdığı yük ağırdı, ama babasının ve krallığının güveni onu ileriye taşıyordu.

Koridorda karşılaştığı hizmetçiler, onun kararlı duruşunu görünce saygılarını gizleyemiyordu. Artık Lea, sadece bir soylu değil; krallığın kaderini ellerinde tutan bir figürdü.

O sırada sarayın arka odalarından birinde, Victor yakın çevresiyle bir toplantı yapıyordu. Sesleri duyuldu, ama kimse içeride neler konuşulduğunu bilmiyordu. Planlar örülüyor, ittifaklar kuruluyordu.

Lea’nın zihninde tek bir düşünce vardı: “Bu savaşı kazanacağım. Hem tahtı hem de Victor’u.”

İç savaşın gölgesinde, iki güçlü irade arasında sessiz bir savaş başlamıştı. Kim kazanacaktı? Bu, zamanın göstereceği bir sırdı.Sarayın kalbinde, gece ağır bir sessizliğe bürünmüştü. Sadece mumların hafif titreyen ışıkları, taş duvarlarda dans eden gölgeleri aydınlatıyordu. Lea odasına çekilmiş, masanın üzerinde duran haritalara bakıyordu. Her çizgi, her işaret onun için yeni bir stratejinin parçasıydı. Babasının beklentileri omuzlarında ağır bir yük gibi duruyordu.

Kapı hafifçe aralandı ve Victor içeri girdi. Gözleri karanlıkta Lea’yı aradı. Yanında getirdiği heyecan ve gerginlik, odanın havasını değiştirmişti.

“Lea,” dedi sessizce, “Bugün sarayda olanlar hakkında konuşmamız lazım.”

Lea başını kaldırdı, yüzünde sert ama sakin bir ifade vardı. “Dinliyorum.”

Victor yaklaştı, gözlerinde kararlılık vardı. “İttifaklar kırılgan. Bazıları dışarıdan destek bekliyor. Eğer harekete geçmezsek, fırsatları kaçıracağız.”

Lea derin bir nefes aldı. “Hareket edeceğiz. Ama sessiz ve planlı olmalı. Her adım, krallığın geleceği için.”

İkisi de sessizce birbirlerine baktı; aralarındaki gerilim, aynı zamanda ortak amaçlarının da işaretiydi.

Dışarıda gece daha da derinleşirken, iki kader sahibi, krallığın geleceği için sessiz bir ittifak kuruyordu.Sarayın derinliklerinde, soğuk taş duvarların arasında, gece ağır ağır çökmüş, sarayın ihtişamı yerini gölgelerin sessizliğine bırakmıştı. Yalnızca birkaç mum, odanın köşelerinde titrek ışıklar saçıyor, yüzeylere düşen gölgeler dans ediyordu. Bu sessizlik, aslında içinde fırtınalar barındıran bir huzursuzluğun habercisiydi.

Lea, odasının ağır ahşap masasına yaslanmış, önünde serili haritalara bakıyordu. Her kıvrım, her işaret, krallığın sınırlarını ve komşu toprakların zayıf noktalarını gösteriyordu. Babasının kendisine yüklediği sorumluluk ağırdı; hem krallığın bekasını korumak, hem de babasının gururunu gözetmek zorundaydı. Gözleri haritaların üzerinde geziniyor, her hareketin, her savaşın sonucunu düşünüyordu. İçindeki kararlılık, zamanla daha da güçleniyordu.

Tam o sırada kapı hafifçe aralandı ve içeriye Victor adımladı. Koyu renkli paltosu üzerinde geceye ait ıslaklıklar vardı. Gözleri odada karanlıkta kalan Lea’yı arıyordu; içindeki karmaşık duygular ve görev bilinci yüzünden sertleşmişti bakışları. Yanında getirdiği haberler, beraberinde yeni bir yük getirmişti.

“Lea,” dedi sesini olabildiğince alçaltarak, “Bugün sarayda olanları duydun mu? Dışarıdaki rahatsızlık büyüyor. Bazıları açıkça bizim zayıf olduğumuzu düşünüyor.”

Lea başını kaldırdı, gözlerinde hem yorgunluk hem de kararlılık vardı. “Evet, haberler var. Sarayın içinde bile hainlerin pusuya yattığını hissediyorum.”

Victor birkaç adım daha attı, masaya doğru eğildi. “İttifaklar kırılgan. Bazı asil aileler, başka krallıklardan destek arıyor. Eğer biz harekete geçmezsek, fırsatları kaybederiz. Bu sadece bizim sonumuz değil, tüm krallığın sonu olabilir.”

Lea derin bir nefes aldı, parmakları haritaların kenarlarını sıkıca kavradı. “Harekete geçmeliyiz. Ama acele etmeden, sessizce. Her adımı planlamalı, düşmanlarımızın bir sonraki hamlesini önceden bilmeli ve karşılık vermeliyiz.”

Victor yüzünde hafif bir tebessüm belirdi, bu ciddiyet arasında nadiren gördüğü bir yumuşaklıktı. “Seninle aynı fikirdeyim. Yalnızca güç değil, zeka da gerek bu oyunda.”

Lea doğruldu ve Victor’un gözlerine baktı. “Bunu başaracağız. Babamın güvenini boşa çıkarmayacağım. Ama...”

Victor merakla bekledi. Lea devam etti: “Ama işler kolay olmayacak. Dışarıda, sarayın içinde, hatta belki de en yakınımızda bile düşmanlarımız var. Güvenmek zorundayız ama temkinli olmalıyız.”

Victor bir an duraksadı, sonra yavaşça başını salladı. “Güvenmek zordur, ama birbiriyle plan yapan iki kişi için imkânsız değil.”

Lea dudaklarını sıkıca bastı. “Bana güvenmeli, Victor. Çünkü bu işte herkes kendi çıkarı için hareket ediyor. Benim tek çıkarım krallığın ve babamın geleceği.”

Bir anlık sessizlik çöktü odanın içine. İkisi de bu sessizlikte kendi iç savaşlarını veriyordu. Ancak aralarındaki bu sessiz ittifak, karşılıklı anlayış ve kararlılıkla güçleniyordu.

Lea, masadan kalktı ve pencereye yöneldi. Gece göğü, yıldızlarla kaplıydı. “Dışarıdaki karanlık ne kadar yoğun olursa olsun, ışığı biz getireceğiz.”

Victor sessizce yanına yaklaştı. “Ve kimse o ışığı söndüremeyecek.”Lea pencerenin önünde dururken, sarayın dışından hafif bir rüzgar esiyordu. O rüzgar, krallığın sınırlarından gelen haberlerin taşıyıcısı gibiydi; uzaklardan gelen fısıltılar, kuşatmalar ve hain planların işaretleriydi.

Victor arkasında sessizce bekliyordu, konuşmaya devam etmek istedi ama kelimeler ağırlık yapıyordu. Sonra yavaşça konuştu:

“Lea, bu krallık sadece duvarlardan ibaret değil. İnsanların yüreklerinde de savunmaya değer bir dünya var. Onları korumak zorundayız.”

Lea gözlerini ona çevirdi. “Biliyorum. Ve bu yüzden hareketimiz sadece güçle değil, aynı zamanda zekayla olacak.”

Bir süre sessizlik sürdü, sonra Victor ağır adımlarla yaklaştı ve sandalyeden bir kaç sayfa aldı. Üzerinde saray içindeki çeşitli kişilerin isimleri ve bağlantıları yazıyordu.

“İşte dikkat etmemiz gerekenler,” dedi. “Bazıları görünürde sadık, ama altında farklı hesaplar döndürüyor. Bizim için tehlike yaratabilirler.”

Lea sayfalara baktı, her ismi dikkatle süzdü. “İhanetin en acı yanı, çoğu zaman en yakınlarda saklanmasıdır.”

Victor başını salladı. “Tam da bu yüzden, işbirliği yapacağımız kişileri çok dikkatle seçmeliyiz. Güven, bu oyunun en kıymetli parçası.”

Lea derin bir nefes aldı. “Beni babama yakın tutmalısın. Onun güvenini kaybetmemeliyiz. Bunu başarmak için her yolu deneyeceğim.”

Victor hafifçe tebessüm etti. “Senin azmine hayranım. Biliyorum, başaracaksın.”

Lea gözlerini kapadı ve kendi kendine söz verdi: “Her ne pahasına olursa olsun...”

Dışarıda gece derinleşirken, sarayın içinde iki kişinin sessiz savaşı başlamıştı bile.Ertesi sabah sarayın avlusunda sessizlik hâkimdi. Lea, ağır adımlarla sarayın taş döşemeleri üzerinde yürüyordu. Her adımı, üzerinde taşıdığı sorumluluğun ağırlığını yansıtıyordu. Babasının yanına varmak için yola koyulduğunda, zihninde hala Victor ile yaptığı konuşmanın yankıları vardı.

Babası Kral, büyük toplantı salonunda bekliyordu. Yanında birkaç danışman ve asker vardı. Lea kapıdan içeri girdiğinde herkes ona dikkat kesildi. Babasının sert bakışları, onun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyordu.

“Kızım,” dedi Kral, sesi derin ve otoriter. “Son durum nedir? Gölge Vadisi’ndeki görev nasıl ilerliyor?”

Lea derin bir nefes aldı ve yanıtladı: “Her şey planlandığı gibi gitmiyor, Baba. Sarayda bazı piyonlar kendi oyunlarını oynuyor. Victor’un etrafındaki sadıklar bile şüphe doğuruyor.”

Kral kaşlarını çattı. “Victor... O adamın güvenilir olduğunu nasıl bilebiliriz? Senin yanından ayrılmıyor, ama onun niyetleri karanlık.”

Lea gözlerini kaçırmadan baktı: “Victor’un varisi olduğunu öğrendiğimden beri durumu dikkatle izliyorum. Ama onun da içinde bulunduğu oyun karmaşık. Yine de, şimdiye kadar bana zarar verecek bir hareketini görmedim.”

Kral başını salladı. “Öyleyse bu işin içinde başka bir gizem var. Sana görev veriyorum; bu adamın gerçek niyetlerini ortaya çıkar. Bu krallık için tehlike arz ederse, elimizden geleni yapmalıyız.”

Lea kafasını eğdi. “Anladım, Baba. Bu yükü taşıyorum.”

Toplantıdan çıktıktan sonra, sarayın koridorlarında yürürken Victor’la tekrar karşılaştı. Victor ona bir gülümseme gönderdi, ama Lea dikkatle baktığında gözlerinde gizlenen bir gölge fark etti.

“Bugün zor bir gün olacak, değil mi?” dedi Victor, sesinde alışılmışın dışında bir ton vardı.

Lea soğukkanlılığını koruyarak yanıt verdi: “Her gün krallık için yeni bir sınav.”

Victor başını hafifçe eğdi. “O zaman birlikte bu sınavı geçmeliyiz. Sana güveniyorum, Lea.”

Lea içten içe şüpheler taşısa da, bu güvenin kendisi için ne kadar önemli olduğunu biliyordu. Savaş ve ihanetin ortasında, yemin ettiği yükün ağır sorumluluğunu taşıyor, yolunu seçiyordu.Lea, sarayın geniş salonundan geçerken aklında pek çok düşünce vardı. Victor’un sözleri kulağında çınlıyordu; “Birlikte bu sınavı geçmeliyiz.” Gerçekten de, güç ve ihanetin girdabında yan yana durmaları kaçınılmaz görünüyordu.

Akşam yemeği sofrasında Kral, sarayın önde gelen lordlarıyla birlikte oturuyordu. Lea, babasının yanındaki yerini aldı. Masanın üzerindeki mumların titrek ışıkları, yüzlerdeki gerilimi daha da belirgin kılıyordu.

Kral söz aldı: “Bu topraklarda huzur kalmadı. Gölge Vadisi’ndeki hareketlilik, dış düşmanların olduğu kadar içimizdeki hainlerin de işaretidir. Herkesin gözü açık olmalı.”

Lea dikkatle etrafına baktı. Bazıları başlarını sallıyor, bazıları ise sessizce kendi hesaplarını yapıyordu.

“Victor’un liderliğinde yapılacak birlik toplantısı, krallığın geleceği için kritik olacak,” dedi Kral. “Sen, Lea, gözlerin ve kulakların olacaksın. Her detayın raporunu bana getir.”

Lea, görevin ciddiyetini bir kez daha hissetti. İçinde bir yandan korku, bir yandan kararlılık büyüyordu.

Ertesi sabah, Victor Lea’yı sarayın bahçesine çağırdı. Geniş, ağaçlarla çevrili alan, iki kişi için sessiz ve izole bir buluşma yeri olmuştu.

Victor, ciddi bakışlarla ona döndü: “Lea, aramızda saklayacak bir şey yok. Bu krallık için beraber savaşacağız. Ancak bazıları bizim iş birliğimizi istemiyor.”

Lea hafifçe başını salladı. “Biliyorum. Gözüm dört açılmış durumda.”

Victor devam etti: “Bugün yapılacak toplantıda bazı yüzleşmeler olacak. Birlikte hareket etmeliyiz.”

Lea, gözlerine kararlılık yerleştirerek: “Evet, Victor. Ama bu oyunda kimin dost, kimin düşman olduğunu dikkatle seçmek zorundayız.”

Toplantı başladığında, salonun atmosferi gergindi. Krallığın en önemli figürleri bir aradaydı. Konuşmalar sert ve doğrudandı. Bazıları Victor’u açıkça desteklerken, bazıları ona karşı mesafeli duruyordu.

Lea, her kelimeyi dikkatle dinliyordu. Kral’ın gözleri sık sık ona kayıyor, sessiz bir onay bekliyordu.

O anlarda Lea, görevini hatırladı: Bu krallık için her şeyi yapmalı, duygularını arkada bırakmalıydı.Toplantı ilerledikçe, birden koridor kapısı sertçe açıldı ve sarayın en kıdemli lordlarından biri olan Baron Darel içeri girdi. Yüzündeki ifade sert ve kararlıydı.

“Majesteleri, sözüm var,” dedi, sesindeki tını herkesin dikkatini çekti. “Victor’un planları tehlike taşıyor. Bu kadar hızlı ilerlemek, krallığın içindeki dengeyi bozabilir.”

Kral kaşlarını çattı. “Baron Darel, bu endişelerini detaylandırmanı isterim.”

Darel adımlarını yavaşça atarak: “Krallığın düşmanları sadece dışta değil. İçimizdeki hainler, zayıflıklarımızı kolluyor. Victor’un bu planı, onları provoke edebilir. Aceleci hareket etmek, daha büyük sorunlar doğurur.”

Victor yerinden kalktı, soğukkanlılığını koruyarak: “Baron Darel, eylemsiz kalmak da çözüm değil. Güç gösterisi yapmak zorundayız ki içimizdeki hainler korksun.”

Lea gözlerini Baron Darel’in üzerine dikti. Bu adamın niyetleri ve gerçek amacı, ilerleyen günlerde çok şey anlatacaktı.

Kral araya girdi: “Yeter! Tartışmalar fayda getirmez. Kararımız bellidir. Victor, planın uygulanacak. Lea, senin de desteğinle krallığımızı koruyacağız.”

Toplantı sonrası, Lea ve Victor sarayın gizli koridorlarında yürürken sessizlik hâkimdi. Lea, Victor’a dönüp sordu: “Baron Darel’ı nasıl değerlendiriyorsun?”

Victor derin bir nefes aldı: “Dikkatli olmalıyız. Onun desteği olmayan, hatta düşman olabilecek birçok kişi var. Bu iş kolay olmayacak.”

Lea kararlıydı: “O zaman birbirimize daha sıkı tutunalım. Krallık için, görevimiz için.”

Gecenin ilerleyen saatlerinde Lea, pencereden dışarı bakarken içindeki fırtınayı bastırmaya çalışıyordu. Bu oyun çok karmaşıktı. Duygularına yer yoktu; sadece görev vardı. Ancak kalbinin derinliklerinde bir yerde, Victor’a karşı bilinmez bir çekim büyüyordu.

Ama o, bu çekime izin vermemeliydi.Lea, sarayın sessizliğinde kendi kendine düşündü. Victor’un varisi olduğunu bilmek, onu sadece bir görev ortağı yapmıyordu; aynı zamanda krallığın kaderine bağlı bir figür haline getiriyordu. Fakat o, asla duygularını işin içine katmayacaktı.

Ertesi sabah, sarayın büyük salonunda toplantı için çağrıldılar. Kral, yakın danışmanları ve birkaç yüksek rütbeli lordla birlikte oturuyordu. Gündem, Victor’un planının ayrıntıları ve önümüzdeki haftalarda atılacak adımlardı.

Kral söze başladı:

“Bizim için en önemli öncelik, iç güvenliği sağlamak ve dış düşmanları caydırmaktır. Victor, harekete geçmeden önce içteki tehditleri bertaraf etmeliyiz.”

Victor başını salladı:

“Planımın ilk adımı, krallık sınırları içinde sadakatini kanıtlamayanları belirlemek. İhanetin kökünü kurutacağız.”

Lea ise düşüncelerini toparlayarak konuştu:

“İç istihbarat birimimizle daha sıkı çalışmalıyız. Her şüpheli hareketin arkasını araştırmalıyız. Ben de gözlem ve raporlarımı artıracağım.”

Toplantı bittiğinde, herkes kendi görevine yöneldi. Lea, koridorlarda yürürken kafasında planlar yapıyordu. Victor’la ilişkisi giderek karmaşıklaşıyordu. Görev ve duygu arasındaki çizgide dengede durmak kolay değildi.

Birden, sarayın hizmetkarlarından biri fısıltı halinde yanına yaklaştı:

“Leydi Lea, sizinle acil görüşmek isteyen birisi var. Sarayın kuzey kulesinde bekliyor.”

Lea kaşlarını çattı:

“Kim bu kişi?”

Hizmetkar hafifçe başını eğdi:

“Adı Clarisse, sarayın eski danışmanlarından biri. Söyleyecekleri önemliymiş.”

Lea derin bir nefes aldı, sarayın kuzey kulesine doğru adımlarını hızlandırdı.

Kulenin soğuk odasında Clarisse bekliyordu. Yüzündeki endişe, Lea’nın hemen dikkatini çekti.

“Lea,” dedi düşük bir sesle, “biliyor musun, sarayın içinde kimlerin gerçek yüzü gizli? Victor’un planı tehlikeli, ama daha büyük bir oyun oynanıyor.”

Lea dikkat kesildi:

“Anlat.”

Clarisse, gizlice hazırlanmış bir harita çıkardı.

“İhanet sadece dışarıda değil. İçimizdeki bazı lordlar, düşmanlarla iş birliği yapıyor. Eğer bunu öğrenirsek, Victor’un planı hem riske girer hem de krallık çöker.”

Lea gözlerini daralttı. “Bu bilgiyi kimlerle paylaşmalıyız?”

Clarisse:

“Öncelikle sana güveniyorum. Bu yüzden buradayım. Ama dikkatli olmalısın, çünkü kimse güvenilir değil.”

Lea, kafasında planlar yapmaya başladı. Krallık için her şey tehlikedeydi. Hem sarayın içindeki hainleri ortaya çıkarmalı, hem de Victor’un desteğini sağlam tutmalıydı.Lea, Clarisse’nin söylediklerini dikkatle düşündü. İçeride bir hain olduğunu bilmek, işleri daha da karmaşık hale getiriyordu. Sarayın içinde herkes dost değil; bazen en yakınlar en tehlikeliler olabiliyordu.

“Tamam,” dedi kararlı bir sesle, “öncelikle bu haritayı iyice inceleyip, hangi lordların adı geçtiğini belirleyeceğim. Ancak bu bilgiyi Victor’a vermeden önce emin olmalıyım.”

Clarisse hafifçe başını salladı:

“Bunu yapmalısın. Victor’a güvenmek zorundayız, ama temkinli olmakta fayda var.”

Lea, Clarisse’ye teşekkür etti ve kulenin kapısından çıktı. Sarayın dar ve loş koridorlarında yürürken aklında bir yığın soru vardı. Victor’un planı başarılı olmalıydı, ama saraydaki bu ihanet durumu, başarıyı zorlaştıracaktı.

O akşam, Lea gizlice odasına çekildi. Masasının üzerinde haritayı açtı ve dikkatle inceledi. Birkaç isim diğerlerinden daha çok dikkatini çekti. Bunların çoğu, sarayın önemli figürlerinden, krallığın geleceğinde söz sahibi olan lordlardı.

“Bunları tek tek araştırmalıyım,” diye mırıldandı. “Ama bunu yaparken kimseye belli etmemeliyim.”

Bir yandan da Victor’un yüzü aklına geldi. Aralarındaki gerilim hala devam ediyordu, ama artık sadece görev değil, krallığın kaderi söz konusuydu.

Ertesi sabah, Lea sarayın avlusunda yürürken Victor’la karşılaştı. Victor ciddi bakışlarla ona baktı:

“Lea, planın ilerleyişi hakkında ne düşünüyorsun? Hazır mısın?”

Lea hafifçe başını salladı:

“Hazırım. Ama sarayın içinde bazı şüpheli durumlar var. Dikkatli olmalıyız.”

Victor biraz şaşırdı ama hemen toparlandı:

“Kimler şüpheli?”

Lea kısa bir açıklama yaptı ama detayları vermedi. Zamanı gelince söyleyecekti.

Victor sessizce yürümeye başladı:

“Güven olmazsa başarı zor gelir. Ama birlikte hareket edersek, üstesinden geliriz.”

Lea ona baktı, gözlerinde hafif bir yumuşama belirdi, ama hemen geri çekti:

“Güven zamanla kazanılır.”

Günler ilerledikçe Lea, gizlice topladığı bilgileri tek tek kontrol ediyor, şüpheli lordların hareketlerini takip ediyordu. Her adımda daha fazla dikkat etmek zorundaydı.

Clarisse’nin dediği gibi, sarayın içinde hainler vardı ve bunları ortaya çıkarmak, krallığın bekası için zorunluydu.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.