2 temmuz 2004
Evde yatağıma uzanmıştım. Gece lambam odayı az da olsa aydınlatıyor ve bu yansıyan ışık okuduğum kitabı görmemi sağlıyordu. Hava soğuk ve yağmurluydu, cama çarpan damlalar içimi ısıtıyor kitabın içinde gibi hissettiriyordu. Okuduğum kitapların ana karakteri olmak isterdim, çünkü onlar özgürce yaşayabiliyor, aşık olabiliyordu. Haybuki bu evde babam tarafından konulan katı kurallardan biri aşık olmaktı. Nedeni ise ondan daha güzel bir aşk hayatımın olmasını istememesiydi. Kısaca beni kıskandığını dile getiriyordu. Kitabımda ana karakterlerin aşk yaşamasını kıskançla okurken içeri babam girdi. Kolumdan sertçe tutarak beni kapıya doğru sürüklemeye başladı. O anda kitabım elimden düşmüş, telefonum ise yatağın yanındaki masada açık bir şekilde kalmıştı. Babam montumu bile almama izin vermeden beni yağmurlu havada dışarı attı. Bişey söyleyemedim, sanki boğazım düğümlenmiş gibiydi. Kapıya sertçe yumruk atarken aklımdan tek bir söz geçiyordu... "Silinmez leke". Bir kaç dakika öylece kaldım, sonra ise pes ettim ve arkamı dönüp soğuk, yağmurlu havada sığınacak bir yer aramaya başladım. Birini arayacak telefon bile yoktu yanımda. En sonunda yanımda siyah bir limuzin durdu ve anında içinden çıkan maskeli adamlar tarafından alkol ile uyutulup arabaya bindirildim. Gözlerim kapandı, dünyam karardı... aklımdan "o gün bu günmüş Vera" diye bir ses yankılanıyordu. Limuzinde insanların arasında olduğumu hissediyordum fakat gözlerimi açıp da o insanlardan birine yumruğumu geçiremiyordum. Göz kapaklarım buna izin bile vermiyordu..