Skip to content

terapi

Chapter 2 · 8 min read

terapi

Chapter 2

Bölüm.1

Genç adam, yere kadar uzanan pencerelerden içeri sızan güneş ışığının rahatsız edici sıcaklığıyla uyuduğu koltukta gözlerini araladı. Her zamanki gibi lüzumsuz bir şekilde kurduğu alarmından önce ayılmıştı. Koltukta doğrulurken akşamdan kalma olmanın ağırlığı ve günlerdir çektiği uykusuzluğun yorgunluğuyla zonklayan başını tutuyordu. Kısık gözleri duvar saatini yokladı ve hızlı olmaya çalıştığı hareketleriyle ayaklandı.

İnay Erki, herkesin hayalini kurduğu o zengin hayata sahip yakışıklı ve çekici bir genç adamdı. Kendine ait son model arabaları ve lüks evleri vardı. Yakın zamanda babasının yönettiği zincir şirketlerin başına geçmeye hazırlanıyordu. Kumral saçları, bal rengi gözleri ile gören herkesi büyüleyen, kendine çeken bir aurası vardı. En abartılmayacak tabirle o; mükemmeldi.

Ancak kimsenin tam olarak bilmediği, anlayamadığı; ruhuna ve hayatına haince sızan kötü bir şeye sahipti.

"Uyuyamıyorum." Sırtını yasladığı koltukta rahatsızca kıpırdandı. "Bir haftadır uyumuyorum. Sadece dün gece birkaç bardak içtikten sonra sızabildim ama uyandığımda yerimden kalkamayacak kadar bitkindim."

İnay bunları anlatırken psikolog sessiz bir şekilde onu dinliyordu. Ellerini masasının üzerinde birbirine kenetlemişti, yüzünde samimi bir gülümseme vardı.

"Peki bunun haricinde, kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"

“Klasik baş ve göğüs ağrım dışında herhangi bir değişiklik yok.”

“Anlıyorum," Psikolog önündeki deftere bir şeyler yazmak için ellerini çözdü. "Bedeniniz aldığınız ilaçların etkisiyle yorgun düşüyor olmalı. Sizden bu ilaçların dozunu biraz azaltmanızı ve uykuya dalmak adına alternatif yollar denemenizi istemem gerek. Aksi halde bu yan etkiler derecesini artırarak sizi sağlıklı ve gündelik hayatınızdan uzaklaştırabilir.”

"Anlamıyorsunuz. Ben bir şirket yönetiyorum, her zaman her şeye hazır olmam gerek. Bulanık bir zihinle işleri yönetemem. İlaçlar olmadan da uyumam ve dinlenmem imkansız.”

Psikolog danışanını dinledikten sonra başını anlayışla salladı; bakışlarını önündeki not kağıdına çevirerek bir şeyler yazdı.

“Size bir öneride bulunabilir miyim?” dedi izin istercesine. İnay kaşlarını kaldırarak merakla ona baktığında psikolog parmaklarının arasında uzattığı kağıdı İnay’ın önüne bıraktı. Kağıtta bir adres ve adresin altında da tarih ile saat yazılıydı.

“Bir meslektaşım sizin de sahip olduğunuz bu tip fobilerin yenilmesine yönelik grup terapileri düzenliyor. Bunu bir çeşit bağımlılık toplantıları gibi düşünün. Farklı hikayelere sahip fobik bireyler toplanıp kendi korkularını ve aynı zamanda topluluktaki diğer fobiklerin de sahip oldukları korkuları yenip çözüme ulaştırmaya çalışıyorlar. Terapiden memnun kalan pek çok kişi duydum. Üstelik meslektaşım bu tip fobi ve korkular konusunda uzmandır. Uzun zamandır bu alanda çalışıyor.”

İnay elindeki kağıtta yazan bilgilere göz gezdirip psikoloğun anlattıklarını dinlerken kararsız görünüyordu. Buraya gelirken tek istediği şey sabah uyandığında stokunun çoktan tükendiğini fark ettiği uyku ilaçlarının yerini doldurmak adına psikoloğundan bir reçete yazmasıydı fakat şimdi ona farklı bir teklifle geliyordu. Psikolog onun bu endişesini anlamış gibi konuştu.

“Size istediğiniz ilacı vereceğim. Ama aynı zamanda bu terapi fikrini de değerlendirmenizi istiyorum. İnanın bana, size çok iyi gelecek.”

Akşam yemeği boyunca gözleri buzdolabının üzerine yapıştırdığı not kağıdında tereddütle gezindi ve psikoloğun bu teklifine uyup uymamak arasında gidip geldi. En son karar olarak kendinden pek de emin olmasa da yapışkan kağıdı metalik yüzeyden söküp buruşturdu ve çöp kovasına attı. İçerideki koltuğa çöktüğünde yemekten hemen sonra aldığı bir avuç hapın etkisi kendini göstermeye başlamıştı. Uykuya nasıl ve ne zaman daldığını bile anlayamayacağı bir pürüzsüzlükte bilinci hızla yumuşarken aklı çöpe yuvarladığı küçük kağıt parçasındaydı.

Ertesi gün öğleden sonra gerçekleşen toplantı İnay için zor bir şekilde sonlandı. Görüşmenin sonunda kendini adeta odadan dışarı attı ve büyük koridordaki cam tırabzanlara tutundu. Etraftaki tüm sesler kulağına uğultu olarak geliyordu. Sekreteri onun bu halini fark edip arkasından koşuşturarak toplantı kritiği için onu odasına kadar takip ederken patronunun pek de iyi görünmediğini fark edince endişeyle ona baktı. İnay gömleğinin yakasından elini sokup sol köprücük kemiğinin hemen altını ovuştururken göğsüne batarcasına saplanan ağrıyı yatıştırmaya çalışıyordu. Migreni başının sağ tarafını uyuştururken dayanılmaz acısı onu ayakta zor tutan tırabzanlara dayalı eline kadar inmişti; bedeni ani gelişen bu şok etkisiyle bitkince yerinde sallandı. Sekreter kadın çekinerek elini patronunun koluna uzatıp hafif bir dokunuşla kavradığında ona nasıl olduğunu soruyor, birilerine haber vermesi gerekip gerekmediğini merak ediyordu. İnay kesik nefesleri arasından bunun geçici bir durum olduğunu söyleyip kolunu çekince sekreter de bir adım geri çekildi. Tıpkı söylediği gibi, göğüs ağrısı yavaşça dinip elindeki ve başındaki uyuşukluk azaldığında migreni de yerini daha katlanılabilir bir sızıya bıraktı. İnay derin bir nefes alıp iki büklüm olduğu yerden doğruldu. Yakası kaymış gömleğini ve ceketini düzeltip darmadağın olmuş ifadesini toparlayarak ciddi bir suratla arkasını döndü, hiçbir şey yaşanmamış gibi sekreterine baktı.

“Gidelim.”

Sekreter kadın, patronunun azimli bir işkolik olmasının şokunu her defasında tekrar tekrar yaşarken adımları onu odasına kadar takip etti.

Genç adam o akşam eve döndüğünde ilk işi temizlikçinin atmadığını umduğu çöp kutusunu kontrol etmek oldu. Tıpkı istediği gibi, buruşturup attığı minik not kağıdı oradaydı. Derin bir nefes alan İnay kağıdı açıp üzerinde yazılanları okudu. Günün erken saatlerinde yaşadığı korkutucu olay psikoloğunun güvenle önerdiği bu terapi konusundaki fikrini değiştirmiş gibiydi. Eli istemsizce göğsüne gidip kalbini yoklarken o gün yaşadıklarını tekrar yaşamaktan çekindiğini fark etti. Psikoloğun dediği gibi, bu ilaçlar onun hayatını zorlaştırmaya başlıyordu.

Not kağıdının üzerinde yazanları okurken sekreterini aradı ve yarınki toplantısını iptal etmesini söyledi. Bu terapiye gidecekti.

Sağlık merkezinin ek binası olarak hizmet veren tek katlı terapi salonu geniş hastane bahçesinin içinde yer alıyordu. Herkes çoktan gelmiş ve tam ortada yuvarlak oluşturacak şekilde yerleştirilen sandalyelere oturmuştu. Bu haliyle bağımlılıklardan kurtulmak adına buluşulan bir topluluğu andıran terapi ekibi her açıdan İnay'a uzak ve ters görünüyordu. Belki de önyargılı olmayı bırakmalı ve tıpkı kendisi gibi çeşitli korkulara, fobilere, sahip insanların arasına karışmalıydı.

Boş sandalyelerden birine oturduğunda bu şans eseri psikoloğun tam karşısındaki oldu.

Terapist dingin bir ses tonuyla konuşmaya başladığında etraftaki ince uğultu son buldu ve herkes terapiste dikkat kesildi. Toplantı hakkında kısa bir bilgi aktardıktan sonra diğerlerinin konuşmasına müsaade eden terapist sözlerini bitirirken İnay'ın onu dinlediği pek söylenemezdi. Meraklı gözleri etrafı inceliyor, bu toplantının ona nasıl bir yardımı dokunacağına dair ipuçları arıyordu.

“Peki ya siz?”

Psikoloğun ve diğerlerinin bakışlarını üzerinde hissedince tamamen dağılmış dikkatini ona beklentiyle bakan insanlara çevirdi. “Efendim?”

“Adınız nedir?”

Terapist tıpkı ifadesi gibi ses tonuna da gayet samimi bir dinginlik ve sıcaklık yükleyerek sorduğunda İnay adını söyledi, böylece istemese de grupla tanışmış oldu. Gerçi, düşüncelere dalıp tüm odağını farklı bir yöne doğrulttuğundan diğerlerinin isimlerini duymamış ve ortama tamamen yabancı kalmıştı. Ama bu durum onun pek de umurunda değildi.

“Bugün terapimize daha önceden katılmış ve şimdi ise korkularını çoğunlukla yenmiş olan eski arkadaşlarımızın deneyimlerini dinleyeceğiz. Bu sizlere nasıl bir yol izleyeceğimizi ve ne tür gelişmelere imza atacağınızı göstermek adına bir tanıtım gibi olacak.”

İnay yaklaşık iki saat boyunca insanların sahip oldukları korkulardan nasıl sıyrıldığını dinlerken içinde bir umut ışığının parıldamasına engel olamadı. Kendisine gayet ilgi çekici ve belki de saçma gelen korkulara sahip insanların yaşadığı zorlukları ve huzursuzluğu dinleyip bunlarla nasıl başa çıktıklarını işittiğinde kendi korkusunu yenmek için yüreğinde bir çeşit güven ve hırs hissetti. Bu duygular onu bir sonraki terapi toplantılarına getirecek olan ateşi de harlamış oldu.

Bir sonraki hafta terapist önlerindeki bir ay boyunca uygulayacakları yöntemden bahsederken herkes heyecanlıydı.

“Bugün seansımızın sonunda sizlere bir form dağıtacağım ve bu formu doldurmanızı isteyeceğim. Sonrasında, bilgilerinizi değerlendirerek sizinle bu süreci uyum içinde yönetebilecek olan terapi arkadaşınızı seçeceğim. Önümüzdeki bir ay boyunca da seçmiş olduğum terapi arkadaşınızla aynı çatı altında yaşayacaksınız.”

Sandalyelerinde heyecanla kıpırdanıp birbirlerine bakan topluluk üyelerinin aksine İnay memnuniyetsiz bir halde gözlerini terapiste dikti. Biriyle yaşamak.. bu pek de ona hitap eden bir uygulama değildi.

Seansın geri kalanında çatık kaşları altından gözlerini ciddi bir ifadeyle zemin döşemesine dikerek bunu yapmak isteyip istemediğini sorgulamaya koyuldu. İlan edilen uygulamadan sonra konuşulanları dağılan dikkati ve kaybolan odağı yüzünden kaçırmıştı.

Seansın ikinci oturumuna geçmeden önce verilen kısa arada herkes kahve otomatına yöneldiğinde terapist her zamanki sevecen ifadesiyle İnay’ın yanına yaklaştı. Ona kocaman bir gülümseme verdiğinde aynı karşılığı alamadı ancak bu tutum onu pek de rahatsız etmedi.

“Sizi rahatsız eden bir durum mu var?”

İnay kendisine yöneltilen soruyla çatık kaşlarını gevşeterek yüzüne daha ılımlı bir ifade takınmaya çalıştı. Onun için en ılımlı ve samimi ifade, donuk gözleriyle dümdüz dudakların paylaştığı kar beyazı çekici bir yüzdü.

“Tanımadığınız biriyle aynı evi paylaşmaktan mı çekiniyorsunuz?”

“Özel alanımı birileriyle paylaşmayı sevmem. Özellikle de tanımadığım biriyle..”

“Sizi anlıyorum, çok haklısınız.” Terapist anlayışla gülümsedi. “Ancak bu geçici bir süre için; belki de hayatınızın geri kalanını değiştirecek olumlu sonuçlara ulaşmanızı sağlayacak ufak bir fedakarlık.”

“Bir ay boyunca sonucu belirsiz bir süreç için alışkın olduğum hayatımdan fedakarlık yapmamı ve düzenimi bozmamı mı istiyorsunuz yani?”

“Sizden hayatınızı değiştirmenizi veya düzeninizi bozmanızı istemiyorum. Tam tersine, aynı düzen içerisinde terapi arkadaşınızla birlikte uyum içinde yaşayarak hayatlarınız arasında nasıl bir denge sağlayabileceğinizi deneyimlemenizi istiyorum.” İnay duyduklarına anlam veremediğini belli eden bir ifadeyle baktığında terapist hiç bozuntuya vermeden sözlerini özetleyecek son cümlesini söyledi.

“Bazen bizi kendimiz bile anlamazken, hayatımıza yoldan geçerek dahil olan bir yabancı derdimizi çözecek çareyi tek bakışta bulabilir.”

Seans sonunda herkes gitmeden önce doldurdukları formları otomatın yanındaki üstü atıştırmalıklarla dolu masaya bıraktı. Terapist, gitmeden önce İnay’a ufak bir bakış atmış ve dışarıdan hayli mesafeli, ciddi görünen ifadesinin altında, çocukça deliliğinin gizli pırıltılarını hemen fark etmişti. İnay’la bir ay boyunca kalacak kişiyi seçerken ondan aldığı bu izlenim epey etkili olacaktı.

Son toplantının ardından hızla geçen yaklaşık bir haftanın sonunda, saat gün ortasına yaklaşırken İnay’ın tek başına yaşadığı evinin kapı zili beklenen misafir tarafından çalındı ve ev sahibi gergin adımlarla misafirini karşılamak adına girişe yöneldi. Kapıyı açmadan önce biraz endişeliydi; kiminle karşılaşacağından ve aralarında ne tür bir iletişimin doğacağından bihaber olması onu geriyordu. Kendini biraz daha hazır hissettiğinde ve zil ikinci kez sabırsızca çaldığında derin bir nefes alıp kapıyı açtı.

“Merhaba!”

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.