Koridora ilk adımımı attığım anda arkamdaki kapı kendiliğinden kapandı.
Geri dönüş yolu yoktu.
Duvarlar bembeyazdı.
Ne pencere vardı ne de herhangi bir çıkış.
Sadece önümde uzanan dar bir koridor...
Ve en sonunda duran çelik kapı.
ÇEKİRDEK
Telefonum yeniden titredi.
Uyarı
Çekirdek Odası'na yalnızca bir kez girilebilir.
Derin bir nefes aldım.
Kapıya yaklaşıp avucumu metal yüzeye koydum.
Bir bip sesi duyuldu.
Kimlik doğrulanıyor...
Birkaç saniye geçti.
Ardından ekranda kırmızı harfler belirdi.
HATA
İki farklı kimlik tespit edildi.
O anda kapının yanındaki duvar açıldı.
İçinden küçük bir tarayıcı çıktı.
Telefonum kendi kendine tarayıcıya bağlandı.
Ekranında eski fotoğraflar belirmeye başladı.
Çocukluğum...
İlkokul...
Doğum günüm...
Annem...
Hepsi birkaç saniye içinde tek tek silinmeye başladı.
"Hayır!"
Ekrana dokundum.
Fotoğraflar kaybolmaya devam ediyordu.
Son fotoğraf silinmeden önce annemin sesi duyuldu.
"Ege..."
"...sakın vazgeçme."
Ekran tamamen karardı.
Telefonum yeniden açıldığında galerim boştu.
Sanki hiç geçmişim olmamıştı.
Tam o anda çelik kapı yavaşça açıldı.
İçerisi beklediğim gibi laboratuvar değildi.
Yuvarlak, devasa bir odaydı.
Ortada camdan yapılmış silindir şeklinde bir kapsül duruyordu.
Kapsülün içinde biri vardı.
Kalbim duracak gibi oldu.
İçeride uyuyan kişi...
Bendim.
Ama bu kez ne Hasta 713'tü...
Ne de gördüğüm diğer kopyalardan biriydi.
Yüzü huzurluydu.
Sanki yıllardır uyuyordu.
Kapsülün altında metal bir plaka vardı.
Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
ORİJİNAL DENEK
EGE YILMAZ
Nefesim kesildi.
"Demek..."
"...gerçek Ege hâlâ yaşıyor."
Tam o sırada odanın bütün ışıkları söndü.
Kapsül yavaşça açılmaya başladı.
İçerideki Ege gözlerini açtı.
Ve ilk söylediği cümle...
Her şeyi değiştirdi.
"Senin yerinde olsam bana güvenmezdim."