Skip to content

Son sayfa

Chapter 4 · 2 min read

Son sayfa

Chapter 4

Bileklik

Polis aracının arka koltuğunda oturan Defne, camdan dışarıyı izliyordu.

Az önce yürüdüğü sokaklar, uğradığı kafe ve sıradan görünen insanlar gözlerinin önünden geçip gidiyordu. Sabah evden çıkarken başına böyle bir şey geleceğini asla tahmin etmemişti.

Aracın içindeki sessizlik onu daha da geriyordu.

Bir süre sonra araç karakolun önünde durdu.

Defne aşağı indirildiğinde etrafına şaşkın bakışlar attı. Polisler telaşla bir yerlere gidip geliyor, telefonlar durmaksızın çalıyordu.

“Ben gerçekten hiçbir şey bilmiyorum,” dedi titreyen bir sesle.

Polis memurlarından biri kısa bir bakış attı.

“Bunu ifade sırasında anlatırsınız.”

Defne küçük bir sorgu odasına alındı. Ortada metal bir masa, karşılıklı iki sandalye ve köşede çalışan bir kamera vardı.

Birkaç dakika sonra içeri takım elbiseli bir adam girdi.

“Ben Komiser Emre Arslan,” dedi dosyayı masaya bırakırken. “Sana birkaç soru soracağım.”

Defne yutkundu.

“Mehmet Kaya’yı tanıyor musun?”

“Hayır.”

“Hiç görüştünüz mü?”

“Hayır.”

Komiser dosyayı açtı.

“Peki bunu nasıl açıklarsın?”

Masaya bir çıktı bıraktı.

Defne’nin gözleri satırların üzerinde dolaştı.

Telefon kayıtlarıydı.

Mehmet Kaya.

Dün gece 22.46.

Görüşme süresi: 4 dakika 18 saniye.

Defne’nin nefesi kesildi.

“Bu… bu mümkün değil.”

“Numara sana mı ait?”

“Evet ama…” Defne başını iki yana salladı. “Ben bu adamı tanımıyorum.”

Komiser Emre dikkatle onu izliyordu.

“Defne Hanım, bize doğruyu söylemeniz gerekiyor.”

“Doğruyu söylüyorum!”

Sesini ilk kez yükseltmişti.

Komiser birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra dosyadan başka bir fotoğraf çıkardı.

“Olay yerinde bulunan güvenlik kamerası görüntülerinden elde edildi.”

Defne fotoğrafa baktı.

Uzun saçlı, kapüşonlu bir kadın silueti görünüyordu.

Yüz seçilmiyordu.

Ama kadının kolundaki bileklik oldukça netti.

Defne’nin bakışları istemsizce kendi bileğine kaydı.

Aynı bileklik…

Doğum gününde Elif’in ona aldığı gümüş yıldız bileklik.

Defne’nin kalbi hızlandı.

Fakat birkaç saniye sonra aklına önemli bir ayrıntı geldi.

Elif, o bilekliğin aynısından kendisi için de almıştı.

O gün birlikte gülerek fotoğraf çekilmişlerdi.

İkiz bileklikler…

Defne o anki stresin etkisiyle bunu tamamen unutmuştu.

“Hayır…” diye fısıldadı.

“Bu ben değilim.”

Komiser dosyayı kapattı.

“Şimdilik sizi resmî olarak tutuklamıyoruz. Ancak soruşturma sonuçlanana kadar şehir dışına çıkmanız yasak.”

Defne şaşkınlıkla ona baktı.

“Yani gidebilir miyim?”

“Evet. Ama ihtiyacımız olduğunda tekrar geleceksiniz.”

Defne karakoldan çıktığında hava kararmaya başlamıştı.

Ellerini cebine sokarak yürümeye başladı.

Başının içi uğulduyordu.

Telefon kayıtları.

Bileklik.

Mehmet Kaya.

Bunların hiçbirinin mantıklı bir açıklaması yoktu.

Tam apartmanının önüne geldiğinde telefonu çaldı.

Arayan numara gizliydi.

Kısa bir tereddütten sonra açtı.

“Efendim?”

Karşı taraftan birkaç saniye boyunca yalnızca sessizlik geldi.

Tam kapatacakken tanıdık bir erkek sesi duyuldu.

“Polise güvenme.”

Defne olduğu yerde donup kaldı.

“Sen de kimsin?”

Karşı taraftan tek bir cümle geldi.

“Suçlu, yakından tanıdığın biri.”

Ardından hat kapandı.

Defne elindeki telefona boş gözlerle baktı.

Yakından tanıdığı biri…

İlk aklına gelen isim Elif oldu.

Ama hemen bu düşünceyi zihninden uzaklaştırdı.

Elif çocukluğundan beri en yakın arkadaşıydı.

Birlikte büyümüşlerdi.

Birbirlerinin en kötü ve en güzel anlarına tanıklık etmişlerdi.

Elif böyle bir şey yapamazdı.

Yapmazdı.

Değil mi?

Defne apartman kapısını açarken farkında olmadan bileğindeki yıldızlı bilekliği çıkardı.

Avucunun içinde sıkıca tuttu.

Ve ilk kez, en güvendiği insanlardan şüphe duymanın ne kadar korkunç bir his olduğunu anladı.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.