Telefon ekranındaki “Şimdi sıra sende.” cümlesine bakarken parmaklarımın uyuştuğunu hissettim. Mina'nın sesini gerçekten duymuştum. Bundan artık emin değildim demek mümkün değildi. O ses, iki yıl boyunca rüyalarımda duyduğum sesti. Çocukken beraber güldüğümüz, kavga ettiğimiz, barıştığımız, en kötü günlerimde beni sakinleştiren sesti. Ama telefondaki son cümlesi her şeyi daha da karmaşık hâle getirmişti. “Efe'ye sakın güvenme.” Yanımda duran Efe'ye baktım. Yüzü gergindi. “Bana neden öyle baktığını biliyorum.” dedi. “Mina seni tanıyor.” “Evet.” “Ve senden korkuyor.” Efe birkaç saniye sessiz kaldı. “Benden değil.” “Az önce ne dediğini duydun.” “Evet.” “O zaman neden hâlâ sana güveneyim?” Efe gözlerini benden ayırmadı. “Çünkü Mina'nın sana söylediği şeyin tamamını duymadın.” “Ne demek istiyorsun?” “Telefonu kapatmadan hemen önce arka planda bir ses vardı.” Kaşlarımı çattım. “Ben duymadım.” “Ben duydum.” “Ne sesi?” Efe bir an düşündü. “Bir saat.” “Saat mi?” “Eski tip bir duvar saati. Tik tak sesi.” Duru araya girdi. “Bu neyi değiştiriyor?” Efe ona baktı. “Mina'nın bulunduğu yerin eski bir ev olduğunu düşünüyorum.” “Nereden?” “Çünkü o sesi daha önce duydum.” Ben Efe'ye yaklaştım. “Nerede?” “Mina'nın bana gönderdiği eski bir ses kaydında.” “O kayıt sende mi?” “Hayır.” “O zaman nasıl emin olabiliyorsun?” “Çünkü kaydı iki yıl boyunca defalarca dinledim.” Bu cevap içimi ürpertti. “Neden?” Efe'nin yüzü değişti. “Çünkü o kayıt benim hayatımdaki son normal geceye ait.” Birkaç saniye kimse konuşmadı. Sonra Duru, “Peki eski ev nerede?” diye sordu. Efe cebinden telefonunu çıkardı. Haritayı açtı. “Şehrin dışında.” Ekranda küçük bir yer gösterdi. “Burada yıllardır boş duran bir ev var.” “Mina orada mı?” “Bilmiyorum.” “Gitmeliyiz.” Efe hemen başını iki yana salladı. “Hayır.” “Neden?” “Çünkü bizi oraya yönlendiren kişinin bunu istediğinden eminim.” “Belki de Mina bizi oraya çağırıyor.” Efe gözlerimin içine baktı. “Belki.” Sonra sesini alçalttı. “Ama seni tehlikeye atmayacağım.” “Buna sen karar veremezsin.” “Haklısın.” Bir an sustu. “O zaman birlikte karar verelim.” Bu cümleyle istemeden gülümsedim. “Bazen gerçekten sinir bozucusun.” “Bunu artık alışkanlık olarak kabul ediyorum.” Duru bize bakıp başını iki yana salladı. “İkiniz böyle konuşurken Mina'nın kayıp olduğunu unutuyorsunuz.” Yüzüm kızardı. “Unutmuyorum.” Duru hafifçe gülümsedi. “Biliyorum.” Efe bir süre sustuktan sonra, “Bu gece gitmeyeceğiz.” dedi. “Neden?” “Önce o evi araştıracağız.” “Nereden?” “Mina'nın eski defterlerinden.” Okuldan çıktıktan sonra Duru'nun evine gittik. Masanın üzerine Mina'dan kalan eşyaları koyduk. Defterler, fotoğraflar, birkaç mektup ve eski bir anahtarlık. Duru bir defteri açtı. Sayfaların çoğunda anlamsız görünen çizimler vardı. Aynı kırmızı yıldız. Aynı üç çizgili sembol. Sonra bir sayfanın ortasında bir cümle gördüm. “Saat 03.17'de kapı açılır.” “Bu ne?” diye sordum. Efe defteri elimden aldı. “Bunu daha önce görmedim.” “Mina bunu neden yazmış?” Duru sayfayı çevirdi. Bir sonraki sayfada eski bir evin çizimi vardı. Çizimin yanında küçük bir saat vardı. Saatin akrep ve yelkovanı 03.17'yi gösteriyordu. Altında ise tek kelime vardı. “Lara.” Kalbim hızlandı. “Bu benim ismim.” Efe çizime uzun süre baktı. “Mina sana bir şey anlatmaya çalışmış.” “Ama neden açıkça anlatmadı?” “Belki korkuyordu.” “Neden?” Efe cevap vermedi. O anda Duru başka bir sayfa buldu. “Burada bir adres var.” Adresi okuduğumda Efe'nin yüzü değişti. “Bu o ev.” “Emin misin?” “Evet.” Defteri kapattım. “Bu gece gidiyoruz.” Efe itiraz etmedi. Gece yarısına doğru arabayla yola çıktık. Duru arka koltukta oturuyordu. Ben ön koltuktaydım. Efe direksiyondaydı. Yol boyunca kimse fazla konuşmadı. Sokak lambaları azaldıkça etraf karanlıklaşmaya başladı. Bir süre sonra Efe, “Korkuyor musun?” diye sordu. Pencereden dışarı bakıyordum. “Evet.” “Ben de.” Ona baktım. “Sen korktuğunu söylemezsin sanıyordum.” “Sana söylemediğim çok şey var.” “Bunu artık biliyorum.” Efe hafifçe gülümsedi. Sonra ciddileşti. “Ama bir şeyi bilmeni istiyorum.” “Neyi?” “Ne olursa olsun seni yalnız bırakmayacağım.” Kalbim hızlandı. Ona baktığım sırada göz göze geldik. Birkaç saniye ikimiz de konuşmadık. Sonra Duru arka koltuktan, “İkiniz de yola bakın.” dedi. İkimiz de aynı anda önümüze döndük. Bir süre sonra eski evin bulunduğu sokağa girdik. Ev uzaktan bile ürkütücü görünüyordu. Bahçesi tamamen yabani otlarla kaplanmıştı. Pencerelerden bazıları kırılmıştı. Efe arabayı biraz uzağa park etti. “Burada bekleyin.” “Hayır.” “Lara...” “Birlikte gireceğiz.” Efe bana baktı. Sonunda başını salladı. Kapıya yaklaştık. Kapının üzerinde aynı kırmızı yıldız vardı. Efe kapıyı itti. Kilitli değildi. İçeri girdiğimizde eski ahşabın kokusu burnuma geldi. Salonun ortasında büyük bir saat vardı. Tik tak sesi bütün evi dolduruyordu. Saate baktım. Saat 03.10'du. “Efe...” “Biliyorum.” Duru etrafa bakıyordu. “Burada biri yaşamıyor mu?” “Uzun zamandır yaşanmıyor.” Duvarlarda eski fotoğraflar asılıydı. Bir tanesine yaklaştım. Fotoğrafta Mina vardı. Ama yanında tanımadığım bir kadın duruyordu. Fotoğrafın arkasında bir tarih vardı. İki yıl öncesinden bir hafta önce. “Bu kadın kim?” Efe fotoğrafa baktı. Yüzü bir anda gerildi. “Bilmiyorum.” “Yine mi?” “Gerçekten bilmiyorum.” Tam o sırada saat 03.17'yi gösterdi. Tik tak sesi kesildi. Ev tamamen sessizleşti. Sonra üst kattan bir kapı sesi geldi. Duru bana yaklaştı. “Biri var.” Efe öne geçti. “Arkamda kal.” Merdivenlerden yavaşça çıktık. Üst kattaki koridorda üç kapı vardı. Ortadaki kapının üzerinde kırmızı yıldız vardı. Efe kapının koluna uzandı. Tam açacakken telefonum titredi. Mina'dan mesaj gelmişti. “İçeri girme.” Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi. “Çünkü odada olan şey sana ait.” Efe mesajı okudu. “Ne demek istiyor?” “Bilmiyorum.” Kapıya baktım. “Ama öğrenmek zorundayım.” Kapıyı açtım. Odanın içinde eski bir masa, birkaç kutu ve duvarda asılı fotoğraflar vardı. Masanın üzerinde küçük bir kutu duruyordu. Kutunun üzerinde ismim yazıyordu. “Lara.” Yaklaştım. Efe kolumdan tuttu. “Bekle.” “Neden?” “Bunun bir tuzak olma ihtimali var.” “Ama ismim yazıyor.” Efe kutuyu kendisi açtı. İçinden eski bir telefon çıktı. Telefonun ekranı açıktı. Ana ekranda tek bir video vardı. Efe videoyu açtı. Ekranda Mina belirdi. Yüzü yorgun görünüyordu ama canlıydı. Bize bakıyordu. “Lara, eğer bunu izliyorsan, sonunda buraya geldin.” Nefesimi tuttum. Mina devam etti. “Sana gerçeği anlatmak istiyorum ama önce bilmen gereken bir şey var. Efe'ye güvenme dememin sebebi onun sana zarar verecek olması değil.” Efe donup kaldı. “Ona güvenme dedim çünkü...” Video bir anda durdu. Ekran karardı. “Hayır!” Telefonu tekrar açmaya çalıştım ama kapanmıştı. Tam o sırada aşağıdan bir kapının kapandığını duyduk. Duru fısıldadı. “Birisi eve girdi.” Efe hemen ayağa kalktı. “Buradan çıkıyoruz.” Merdivenlere yöneldik. Fakat koridorun sonunda biri duruyordu. Kapüşonlu kişi. Bize bakıyordu. Sonra yüzünü hafifçe kaldırdı. Yüzünü ilk kez net görebildim. O an kalbim duracak gibi oldu. Çünkü o kişi tanıdığım biriydi. Duru'nun yüzü bembeyaz oldu. “Bu...” Efe önümde durdu. Kapüşonlu kişi bir adım attı. Ben ise fısıldayabildim. “Sen burada ne yapıyorsun?” Karşımızdaki kişi cevap vermedi. Sadece telefonunu kaldırdı. Telefon ekranında yeni bir mesaj vardı. Mesaj benim telefonuma aynı anda geldi. “Artık gerçeklerden kaçamazsın, Lara.” Ve o anda kapüşonlu kişinin kim olduğunu anladım.
الفصل 7
Eski oda
نهاية الفصل
0 تعليق
لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.