"çevrimiçi..."
Derin o gün boyunca birkaç kez arkasına baktı.
Her seferinde Kuzey’i aynı şekilde gördü: telefon elinde, yüzünde anlaşılmayan bir ifade ve sürekli açık ekran ışığı.
Sanki gerçek ders sınıfta değilmiş de telefonunun içindeymiş gibi.
Öğle arasında Ela yanına oturdu.
“Niye bu kadar dalgınsın?” dedi cips paketini açarken.
Derin omuz silkti. “Bir şey yok.”
Ela gözlerini kıstı. “Kesin var.”
Derin cevap vermedi. Çünkü anlatırsa saçma duyulacağını biliyordu.
Birinin son görülmesine bu kadar dikkat etmek normal miydi?
Telefonu yeniden titredi.
Kuzey:
"Şu an kantindesin."
Derin’in eli durdu.
Başını kaldırıp etrafa baktı.
Kuzey kantinin diğer ucundaydı. Arkadaş grubunun yanında oturuyordu ama onlarla konuşmuyor, sadece telefonuna bakıyordu.
Derin:
"Görüyorum zaten seni."
Mesaj gönderildi.
Görüldü.
Kuzey:
"Hayır. Ben seni görüyorum."
Derin’in içi garip şekilde ürperdi.
Mesajın altında birkaç saniye boyunca “yazıyor…” ibaresi kaldı. Sonra kayboldu.
Tekrar geldi.
Tekrar kayboldu.
Ama mesaj gelmedi.
“Kim yazıyor?” diye sordu Ela merakla.
Derin ekranı kapattı. “Kimse.”
Yalandı.
Çünkü Kuzey artık “kimse” gibi hissettirmiyordu.
🌸🌸🌸
O gece Derin yatağına uzandığında odası tamamen karanlıktı. Sadece telefon ekranı yüzünü aydınlatıyordu.
Saat: 01.46
Kuzey çevrimiçiydi.
Yine.
Derin birkaç dakika boyunca ekrana baktı. Çıkmasını bekledi.
Çıkmadı.
Sonunda yazdı:
"Uyusana biraz."
Mesaj anında görüldü.
Kuzey:
"Sen de uyumuyorsun."
" Ama ben alışığım."
Derin:
" Neye?"
Uzun süre cevap gelmedi.
Sadece:
" yazıyor…"
Sonra hiçbir şey.
Derin telefonu bırakacakken yeni mesaj düştü.
Kuzey:
" İnsanların gitmesine."
Derin’in nefesi yavaşladı.
Parmakları ekranın üstünde kaldı ama ne yazacağını bilemedi.
Ve tam o sırada Kuzey çevrimdışı oldu.
Derin kaşlarını çattı.
Son görülme: 02.17...
Yine aynı saat.
