Selam ay ışıklarım!
Aslında geçen bölüme sınır koymuştum ancak sınırın geçilmesini beklemeden yayınladım. Bundan sonra sınır koymayacağım lakin bölümün hızlı gelmesi etkileşimle doğru orantılı olacak. Bol bol yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın 🤍
Bana her daim ulaşabileceğiniz ve kitaplarımla ilgili her türlü bilgiyi paylaştığım Instagram hesaplarımdan beni takip edebilirsiniz: (Not: ara ara hikayelerde spoiler veriyorum. Kaçırmayın bence.)
@ezgivani
@vanililatee
Diğer kitaplarım:
KASIRGA
MİLİS
🎧Katie - prayer1
🎧Ayliva - Scheine zählen
🎧Gjon's Tears - Répondez-moi
🎧Skyfall Beats - Nightmares (Slowed)
Keyifli okumalar!
"Ben Kartal'la birlikte oldum."
Şok her yerdeydi. İlk etapta donup kalsam da söylediklerini algılamam saniyeler içinde gerçekleşti ve ben ciddi anlamda şok geçirdim.
"Ne dedin?" Yüzüme yayılan şokun, irileşen gözlerimin yansıması sesimdeydi. Ona doğru eğildim ve doğru duyup duymadığımdan emin olmak için, "Kartal mı dedin?" diye fısıldadım.
Minel'in yüzü git gide bordoya boyanırken hafifçe başını salladı ve yeşil gözlerini kaçırıp korkuyla yutkundu. "E-Evet..."
Başımı kaldırıp bilinçsizce etrafa bakındığımda dudaklarım şaşkınlıkla aralanmıştı. Saniyeler sonra durum tamamıyla kafama dank ettiğinde, "Hassiktir!" diye fısıldayarak yeniden Minel'e döndüm. "Hassiktir! Karan bunu duyarsa delirir."
Minel gözlerini kapattı ve korkuyla titredi. "Kartal'ı öldürecek."
Ellerimi yüzüme kapattım ve sakin kalıp mantıklı düşünmeye çalıştım. "Minel..." Parmaklarımı saç diplerime geçirdiğimde hayretle yüzüne bakıyordum. "Nasıl oldu bu?"
Minel utançla başını önüne eğdi. "Buraya geldiği gece... Abimle bahçede konuşuyorlardı. Ben de koltuklardaydım. Kitap okuyordum." Ellerini nereye koyacağını bilemiyordu, parmaklarını birbirine sürtüp duruyordu. "Abim her ne söylediyse Kartal çok kötü haldeydi. Sesleri yükselince abimin neden ona bağırdığını merak ederek onları izledim. Sonra beni gördü. Buraya geldiğinde karşılaşırdık hep ama çocukluğumuzdan beri, o ve annesi evi terk ettiğinden beri hiç konuşmuyorduk." Pür dikkat onu dinliyordum. "Bana uzun uzun bakınca çok tuhaf oldum ve onları yalnız bırakmam gerektiğini düşünerek müştemilatın oradaki salıncağa geçtim. Birkaç dakika sonra yanıma geldi."
Duyacaklarımdan korkarak gözlerimi kıstım.
"Biraz konuştuk... Sonra beni kış bahçesine götürdü ve..."
"Zorla mı?" diye sordum. "Minel. Zorla mı?"
Minel panikleyerek başını iki yana salladı ve sessiz olmam için bana yalvaran gözlerle baktı. "Hayır, zorla değil!" diye fısıldadı. "Ne olduysa benim rızamla oldu. Ben... ben çocukluğumdan beri zaten ona..." Sustu ve gözlerini kaçırdı. "Aşıktım."
Ne yapacağımı bilmiyordum. Ellerimle yüzümü ovuştururken Kartal'a nasıl güvenebildiğini, kendine bunu neden yaptığını sormak istiyordum ancak şu durumda bu, onu daha fazla kötü hissettirmekten başka bir işe yaramayacaktı.
"Kimse görmedi mi?" diye sordum dehşetle. "Kış bahçesinin duvarları camdan."
"Perde var," dedi utançla. "Karanlıktı bir de."
Derin bir nefes aldım. "Merve sizi neden tehdit ediyor?"
"Bizi kendisiyle aynı kefeye koyuyor ve abimin iş konusunda bize ayrıcalık göstermesini haksızlık olarak buluyor. Kerime ile ikisi her işi yaparken biz yan gelip yatıyormuşuz. Şimdi de şantaj ve tehditle kendi işlerini bize yaptırmak için eline bir fırsat geçti işte. Hep annem yüzünden. Müştemilatta kalmamız için direten o. Abim malikâneye yerleşmemiz konusunda ısrarcı ama annem kabul etmiyor."
"Saçmalık." Bir elimi belime koyup çenemi ovuştururken öyle büyük bir sıkıntıdaydım ki dışarıdan bakan kabız olduğumu düşünebilirdi. Bu işe bulaşmamalıydın Âlâ. Kabak bizim başımıza patlamasa bari.
"Bak," dedim sakince Minel'e döndüğümde. "Ben Merve işini halletmeye çalışırım ama bunu abinin bilmesi gerekiyor Minel. Kendin söylersen eminim daha az kızacaktır."
"Kartal o geceden sonra beni hiç aramadı," dedi ağlamaklı bir ifadeyle. "Mesaj attım ama ona da dönmedi. Şu durumda abime nasıl söyleyeyim Âlâ? Beni kullandı mı diyeceğim? Öldürür Kartal'ı. Bir saniye bile yaşatmaz. Üstelik ilkti. Ben daha önce hiç..."
"Tamam," dedim sözünü keserek. Kartal'ı asıl ben öldürmek istiyordum. İhtiyaçlarını gidermek için Minel'in duygularından faydalandığı için onu boğazlamak istiyordum. "Tamam, sakin ol. Halledeceğim. Mustafa abiye söyle Merve'yi bulsun ve benim çağırdığımı söylesin. Biraz gözünü de korkutsun. Çok sinirliydi falan diyerek. Kış bahçesinde olacağım. Yanıma gelsin."
Minel yutkundu ve başını salladı. "Teşekkür ederim."
Elimi koluna koydum ve hafifçe sıktım. "Önemli değil ama lütfen bir daha kimsenin duygularından faydalanmasına izin verme, tamam mı?"
"Tamam."
Minel tedirgin bir şekilde yanımdan ayrıldığında bir işimin olduğunu söyleyerek Ceylin'i Lale ablanın yanına bıraktım ve kimseye görünmemeye dikkat ederek kış bahçesine geçtim.
Sinirden elim ayağım buz kesmişti. Merve'ye de en az Kartal'a öfkelendiğim kadar kızmıştım. Bir kadının başka bir kadına şantaj yapması, onun hayatını mahvetmekle tehdit etmesi kabul edilebilir bir şey değildi. Düşmanıma yapmayacağım bir şeydi sanırım şu yaptığı. Üstelik Merve'yi yeterince korkutup sindiremezsem bu benim de felaketim olabilirdi. Karan bunu bildiğimi ve ona söylemediğimi öğrenirse bana çok kızardı ancak şu durumu gidip de nasıl söyleyebilirdim ki?
Kış bahçesindeki berjere oturup bacak bacak üstüne attım ve sinirimi, öfkemi saklama gereği duymadan gözlerimi camdan kapıya diktim. Sen iyice evin hanımı triplerine girdin Âlâ. Bir tarafımızda patlamasa bari şu iş.
Umurumda değildi. Bu iğrenç olaya kayıtsız kalamazdım. Tamam, Minel'in Kartal'a güvenmesi tamamen aptallıktı ancak bu durumda suçlu değil mağdurdu.
Dakikalar sonra kış bahçesinin kapısı yavaşça açıldı ve Merve içeri girdi. Mustafa abi de hemen arkasındaydı.
"Âlâ Hanım?" dedi Merve, bana 'hanım' demek gücüne gidiyormuş gibi. "Beni çağırmışsınız."
Ona soğuk, suçlayıcı bakışlarla baktım. "Gel bakalım Merve."
Kaşları hafifçe çatılırken ilerledi ve tam karşımda durdu. Bakışlarımla onu baştan aşağı süzerken, "Mustafa abi," dedim ifadesiz bir sesle. "Bizi yalnız bırakabilir misin?"
"Tabii," dedi Mustafa abi, ardından kapıyı kapatıp gitti.
Merve gerilmişti. Tedirgin olduğunu, bakışlarını benim dışımda her yerde gezdirmesinden anlamıştım. "Bir sorun mu var?" diye sordu ben kıstığım gözlerimi itinayla üzerinde tutunca. Zor da olsa bana baktı ve yüzümdeki ifadeden ne olduğunu anlamaya çalıştı.
"Sen burada kaç yıldır çalışıyordun?" diye sordum. İzlediğim diziler sağ olsun mükemmel bir performans sergiliyordum. Tövbe haşa ama ansızın bir Bihter Ziyagil edasıyla konuşmuştum. Havalara bak havalara.
"Dört," dedi Merve tedirginlikle. Kalbinin hızlı attığını yüzündeki ifadeden anlayabiliyordum. "Neden ki?"
"Kaç yaşındasın?" diye sordum bu sefer. Üstteki bacağımı sinir bozucu bir şekilde sallayıp duruyordum.
"Yirmi altı," dedi ve sertçe yutkundu. Kasılmıştı, kasılmalıydı da.
"Hımm..." Umursamaz bir ifadeyle bakışlarımı etrafta gezdirdim. "Maaşın ne kadar?"
"İyi para alıyorum, Karan Bey sağ olsun..." Biraz daha endişelenerek derin bir nefes aldı. "Ben... anlamadım bu soruları neden sorduğunuzu?"
Gözlerimi ona çevirip gülümsedim. "Merak."
"Âlâ Hanım," dedi gölgeli bir korkuyla. "Bir sorun mu var?"
"Evet." Ağzım memnuniyetsiz bir şekilde düz bir hal aldı. "Hem de inanılmaz büyük bir sorun. Tam şu anda her an seni kovabilirim."
"Ne?" dedi irileşmiş kahverengi gözleriyle bana bakarak. "N-nasıl yani? Neden? Ben bir şey yapmadım ki..."
"Polise vermediğime şükretmelisin bence," dedim gergin bir gülümsemeyle. "Zira şantaj ve tehdit ciddi bir suç."
Kısa bir an donup kalsa da akabinde gözlerini kapatıp nefesini üfledi ve, "Minel size mi şikayet etti beni?" diye sordu utanmadan.
Kaşlarımı kaldırdım. "Sakıncası mı var?"
"Yok... ancak..."
Bacaklarımı çözüp ona doğru eğildiğimde maşa yaptığım saçlarım bukleler halinde omuzlarımdan aşağı dökülüyordu. "Sence Karan bunu öğrendiğinde senin, çok sevdiği manevi kardeşini tehdit ettiğini anlamayacak kadar aptal bir adam mı? Ve sence Karan bir kadının başka bir kadına böyle hassas bir konuda şantaj yapmasını alkışlayacak bir adam mı?"
Merve verecek bir cevap bulamadı. Yüzünün gittikçe kızardığını görmek başarılı olduğumu düşündürse de henüz tam anlamıyla emin değildim.
"Evet, Minel'e kızar, bağırır çağırır hatta belki de cezalandırır ancak sana aferin diyeceğini mi sanıyorsun? Seni ödüllendireceğini mi sanıyorsun Merve?"
"B-ben..."
"İki seçeneceğin var," dedim gülümseyerek. "Ya çeneni kapalı tutarsın ve işine devam edersin ya da ben Karan'ın seni kovacağı günü beklemeden bu gece işine son veririm."
Telaşla gözleri genişledi. "Böyle bir yetkiniz yo-"
Güldüm. "Ben artık bu evin hanımıyım. Gayet de böyle bir yetkim var." Sallıyordum zira böyle bir yetkimin olup olmadığını bilmiyordum. Duyamadım Âlâ? Evin neyisin?
Yutkundu ve öfkeyle dişlerini sıktı. "Karan Bey beni kovmaz. Hasta bir annem var ve ona bakıyorum. Bunu biliyor."
Kaşlarımı kaldırdım. "Hasta bir annen var ve ona bakıyorsun." Dudaklarımı ıslattığımda onu benim de kovamayacağımı düşünüyordum. Hassas yerden girmişti ve hem benim hem de Karan'ın en büyük zaafıydı anne konusu. "Seni kovduğumuzda sence biz mi hasta annene kötülük etmiş olacağız yoksa bu yaptıkların yüzünden kovulduğun için sen mi?"
Merve bana saklayamadığı öfkeli bakışlarla baktı. "Bakın..."
Umursamaz görünmeye çalışarak blöfüme devam ettim ve başımı çevirip camdan dışarı, karanlığa baktım. "Kabul etmiyorsan..." dedim sakince ve ona döndüm. "Kovuldun."
"Ediyorum!" dedi anında. "Tamam... kimseye bir şey söylemeyeceğim!"
Gülümsedim. "Aferin. Sözüne itimat edeceğim ancak beni kandırırsan bir daha bu malikâneye adım atamazsın. Anlaşıldı mı?"
Pes etti ve öfkeli bakışlarına rağmen başını salladı. "Anlaşıldı."
"Güzel." Samimi bir şekilde gülümsedim. "Gidebilirsin. Misafirim gelecek. Hizmette kusur etmeyin."
Merve dişlerini sıktı ve arkasını dönüp bir hışım kış bahçesinden çıktı. Nefesimi üfleyip taktığım Bihter Ziyagil maskesinden sıyrıldım ve kış bahçesinden çıkıp müştemilata doğru adımladım.
Bir hoşuna gitti bu evin hanımı oyunu sanki? Yalan söyleyemezdim, hoşuma gitmişti. Orada burada çalışırken patron olmanın nasıl bir duygu olduğunu hep merak etmiştim. Tabii ki bana yaşatılanları kimseye yaşatmaya niyetim yoktu ancak şu durumda gücün benim elimde olması hoşuma gitmişti. Merve'yi engelleyebilmek kendimi güçlü hissetmemi sağlamıştı.
Müştemilata ulaşamadan Minel'i salıncakta gergin ve endişeli bir şekilde otururken bulunca yanına gittim ve kısık bir sesle olanları anlattım. Yüzünde gözle görülebilir bir rahatlama belirirken ne yapacağını bilemeyerek bir anda boynuma sarıldı ve ben, o kimseyle tek kelime konuşmayan yalnız kızdan bunu beklemediğim için afallayıp kaldım.
"Çok teşekkür ederim Âlâ! Bu iyiliğini unutmayacağım."
Sırtını sıvazlarken iç geçirdim ve yavaşça ondan ayrıldım. "Sorun değil ama siz de Merve ve Kerime'ye karşı ağırlığınızı koyun. Tamam, müştemilatta kalıyorsunuz ancak bu evde birer çalışan değilsiniz. Burası sizin de eviniz ve bunu bilsinler. Bu ne hadsizlik ya!"
Omuz silkti. "Annemin mütevazılığı işte. Ödü kopuyor abim bize ayrıcalık tanır diye."
"Neyse, sen Kartal konusunda bir gelişme olursa bana haber ver. Üstelik hâlâ aynı fikirdeyim. Karan'ın bunu bilmesi gerekiyor ve senden öğrenmeli."
"Eğer... aramızdaki şey ciddiyete binerse söz veriyorum söyleyeceğim." Durdu ve ekledi: "Belki meşguldür?" dedi çaresizce. "Belki aramaya ya da mesajıma geri dönmeye vakti olmamıştır? Çünkü o gece bana hiç de yaşadıklarımız tek gecelik bir şeymiş gibi bakmıyordu... Çok güzel şeyler söyledi... Yani bir şey hissetmeyen biri bunları neden söylesin ki?"
Üzgün bir ifadeyle elini tuttum. Elçin'in başarısız flört denemelerinden erkeklerin güzel sözler söylemesinin, bakışlarının zaman zaman istediğini almak için sergilediği bir rol olduğunu biliyordum. Üstelik Kartal tam da bu tip adamlara benziyordu. Samimiyetine inanmak güçtü ancak yanılmayı çok isterdim. "Umarım dediğin gibidir. Haber ver bana muhakkak, olur mu?"
Başını salladı ve sokak lambasıyla parlayan yeşil gözleriyle hafifçe gülümsedi. "Olur."
🌙
Huzursuz bir enerjiyle malikâneye döndüğümde mutfak kapısından içeri girdim ve Kerime'nin Lale ablayla birlikte servis tabaklarını hazırladığını gördüm. Lale abla bütün yemekleri pişiriyor olabilirdi ve bunu yalnızca Karan için yapıyordu ancak misafirlerime hizmet edecek değildi. Kaşlarımı çattığımda, "Merve nerede?" diye sordum.
İkisi de bana dönerken Lale abla gülümsedi. "Bilmem. Ortalıkta yok bir süredir."
Kerime'ye döndüm. "Gidip çağırır mısın? Onun görevini neden Lale abla yapıyor? Bu kadın burada çalışan değil. İdrak edin şunu."
Kerime başını sallayıp mutfaktan aceleyle çıktığında Lale abla gözlerini kırpıştırarak bana baktı. "Ne oluyor Âlâ? Bir şey mi oldu kızım?"
Nefesimi üfledim. "Lale abla," dedim yumuşak bir sesle. "Ben senin kendini bu kadar yormanı istemiyorum. Tamam, Karan sadece senin elinden yemek yiyor diye yemekleri yapıyorsun ama hepsi bu."
Tavrım hoşuna gitmiş gibi hüzünle gülümsedi. "Eksik olma Âlâ, ne demeye çalıştığını anladım ama ben buraya yıllar önce bir çalışan olarak geldim. Şimdi..."
"Sen Karan'ı büyüten kadınsın," dedim tane tane konuşarak. "Bırak da insanlar sana hürmet göstersin. Onlar sana hizmet etsin."
Lale abla güldü ve elindeki tabağı bırakıp yanıma geldi. Elini sırtıma koyduğunda, "Sen ne güzel bir gelin oldun bana öyle?" dedi ve beni kendine doğru çekip hafifçe sarıldı. "Güzel kızım benim. Teşekkür ederim."
Utançla gözlerimi kırpıştırdım. "Gelin mi?"
Başını sallayıp imalı imalı baktı. "Gelin tabii."
Ne yapacağımı bilemeyerek şımarık bir çocuk gibi omuzlarımı kaldırdım ve ona sokulup kıkırdadım. "Gelinin oldum değil mi? Doğru."
Lale abla kahkaha atarak başını başıma yasladı. "Ay Âlâ! Çok şekersin!"
Fakat o esnada Merve ve Kerime surat asarak içeri dalınca şımarmalarım yarım kaldı ve hızla toparlanmak zorunda kaldık. "Ceylin nerede?" diye sordum boğazımı temizleyerek.
"Çok acıkmıştı. Yedirdim ona ben. Karan'laydı en son. Bahçedeler." Bir şey hatırlamış gibi bana döndü. "Misafirin gelmiş bu arada."
"Geldi mi?" dedim kaşlarım çatılırken. Panik olmuştum. Karan ve Ediz'in baş başa kalmaması gerekiyordu.
"Evet..." dedi Lale abla yüz ifademi süzerek.
"Tamam," dedim telaşla. "Ben gideyim o zaman. Sen de dinlen olur mu? Hatta yemek yemediysen bize katıl lütfen..."
"Yedim ben." Lale abla telaşıma anlam vermeye çalışıyordu. "Dinlenirim..."
Ne yapacağımı şaşırıp yanağına hızlı bir öpücük kondurdum ve, "Görüşürüz!" diye şakıyıp salona doğru koştum.
Bahçeye ulaşana kadar içimden, "Allah'ım n'olur birbirlerini öldürmüş olmasınlar, Allah'ım n'olur, n'olur, n'olur!" diyerek dua etmiştim ancak adım gibi biliyordum ki birbirlerini öldürmeseler de bu akşam bahçede soğuk rüzgarlar esecekti hatta fırtına kopacaktı.
Üstelik Ediz'e bir yalan uydurmaya bile fırsatım olmamıştı. Neden burada olduğumu sorguladığını biliyordum ve bu konuda geçerli bir sebep uydurmam gerekiyordu. Karan'ın inisiyatifine kalırsa Ediz'in suratına birlikte olduğumuzu dan diye söylerdi ve bunu yapmamış olmasını diliyordum.
Salon kapısından çıkıp sendeleyerek bahçeye ilerlerken, "Geldim!" diye bağırdım panikle ancak masanın baş köşesinde oturan, Karan'ın solunda ona bakarak kıkır kıkır gülen kişi adımlarımın donmasına sebep oldu. Bu ne şimdi Âlâ?
"Elçin?" dedim şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırarak. "Sen de mi geldin?"
"Sürpriz!" diye bağırdı Elçin ayağa kalkarak. "Ediz'in geleceğini duyunca takıldım peşine!"
Bakışlarım Ediz'e çevrildi ve yüzündeki gerginlik bütün bedenimin kasılmasına sebep oldu. Yavaşça ayaklandığında nefesimi üfleyip gülümsemeye çalıştım. "Hoş geldiniz."
Elçin seke seke yanıma geldi. Sarı saçlarını yarım topuz yapmış, açık bıraktığı kısımları dalgalandırmıştı. Üzerinde benim yeşil elbisemi sollayacak güzellikte gece mavisi, dar, mini bir elbise vardı. Elbisenin kolları yarım kollu, göğüs kısmı büzgülüydü. Çok güzel olmuştu.
Boynuma atladığında gülümseyerek ona sarıldım ve, "N'aber?" diye sordum. Gerginliğimi saklayamıyordum ancak Elçin'in gelmesine sevinmiştim. Bu gece Ediz ve Karan'ın arasındaki gerginliği yumuşatacak birine ihtiyacım vardı.
"Süperim!" dedi ayrıldığımızda. Kocaman gülümsüyordu. "Çok özledim seni!"
Dudağımı büktüm. "Ben de."
"Aslında ben Ediz'in peşine takılırken senin şu apartta takılırız diye düşünmüştüm ama..." dedi kısık bir sesle. "Sen yolda arayıp da buraya gelin deyince şaştım kaldım."
Bakışlarım Ediz'e çevrildi. Buz gibi bir ifadeyle Elçin'in arkasında dikiliyordu. Boğazımı temizleyip, "Hafta sonu için geldim," dedim. Karan'ın bir şey söylememiş olmasını umuyordum zira ağzımdan çıkıvermişti. "Ceylin mektup yazmış da... Beni özlediğine dair."
Ediz kaşlarını kaldırdı ancak bir yorumda bulunmadı. Elçin şirin bir ses çıkarıp, "Az önce tanıştık onunla da," dedi. "Çok tatlı ya, maşallah. Uyumaya gitti şimdi."
"Öyle mi?" dedim gözlerimi Ediz'in buz gibi bakan mavi gözlerinden çektiğimde. "Uyku saatinden önce gelmeniz iyi oldu desene."
"Evet," dedi Elçin gülümseyerek.
"Elçin müsaade edecek misin artık?" dedi Ediz tam o anda ters bir şekilde. "Ağaç oldum burada."
"Ay!" Elçin kıkırdayarak beni bıraktı. "Konuşmaya daldık, gel gel."
Kenarı çekilip masaya dönmek üzere arkasını döndüğünde Karan'la göz göze geldik ve bakışlarının göğsüme bir darbe indirdiğini hissederek nefesimi tuttum. Bu gece burada çıngar çıkacak Âlâ, demedi deme bak.
Gözlerimi kaçırıp Ediz'e baktım ve gülümsedim. "Hoş geldin."
Asık suratına rağmen kolumu tuttu ve beni yavaşça kendine çekip sıkıca sarıldı. Bir eli sırtıma dökülen saçlarımı okşarken diğer eliyle belimi sarmıştı. Başını yan çevirip dudaklarını kulaklarıma yaklaştırdığında, "Hoş buldum," dedi soğuk bir sesle. "Bu adamla görüştüğünü bilmiyordum."
Yutkundum ve ellerimi sırtına koyup bir iki kez hafifçe patpatlarken, "Ceylin," dedim gözlerimi kapatarak. Yalan üstüne yalan söylüyordum. "Çok özlemiş, kıyamadım. Hafta sonu dışında da hiç vaktim olmuyor, çok yoğunum... Kusura bakma lütfen."
Ediz iç geçirip benden ayrıldı. "Sorun değil ancak o gece olanları biliyorsun. Önceden haber verseydin beni tehdit etmiş bir adamın evine gelmek zorunda kalmazdım."
"Haklısın, haber vermeliydim ama..." Ona yalvaran bakışlarla baktım. "Zaten sen yanlış anlamışsın. Karan Bey'in amacı tehdit değildir eminim. Gerginlik istemiyorum Ediz," diye fısıldadığımda gözlerini devirdi ve hafifçe başını salladı.
Masaya doğru ilerlemeye başladığımızda korka korka Karan'a baktım ve gergin bir yüz, kasılmış bir çene ve kızıl bir ateş gibi yoğunlaşan gözleriyle karşılaştım. Ensemden bel çukuruma kadar ilerleyen yoğun ürperti dalgası derin bir nefes almama sebep olurken yavaşça Karan'ın sağındaki sandalyeyi çekip oturdum.
"Heh! Ne diyordum ben?" dedi Elçin hevesle gülümsediğinde. Gözlerimi kaçırıp masaya baktım ve su kadehime uzandım. "Gönderdiğin raporlar inanılmaz işime yaradı! Tezim neredeyse bitmek üzere ve sunumum da hazır sayılır."
Karan ona döndü ve gerginliğine rağmen hafifçe gülümsedi. "Sevindim."
Birkaç yudum su içip Ediz'e baktım. Mavi gözlerini, kalbimin kasılıp bükülmesine sebep olacak bir şekilde Karan'a dikmişti. Suyu aceleyle masaya koyup Ediz'in dikkatini dağıtmak için ağzımı açtım ancak tam o anda Karan, "Bir şey mi söyleyeceksin Ediz?" diye sorunca tüm planlarım suya düştü.
Ediz gergin bir şekilde arkasına yasladı. "Yoo," dedi sinir bozmak ister gibi. "Sizi dinliyordum."
Karan'a baktım. Gözlerini Ediz'in gözlerine sabitleyerek alaycı bir şekilde kaşlarını kaldırdı.
"Ee Ediz?" dedim panikle. "Yollar nasıldı? Kalabalık değildi inşallah?"
Ediz bana döndü ve ne saçmaladığımı anlamak ister gibi gözlerini kıstı. "Değildi."
"Oh! Güzel güzel." Güldüm. "Cuma ya bugün. Kesin kalabalıktır demiştim ben..."
Elçin güldü. "Kalabalık olsa ne olur kız?"
Nefesimi üfledim. "Ay Allah korusun... Kazası var, belası var; tırı var, kamyonu var; sarhoşu var, magandası var..."
"Atamızdan yadigâr. Biz de Atabarı var, hey!" dedi Elçin ve ardından tiz bir kahkaha attı.
Ortamın yumuşamasını umarak ona katıldım ve gülmeye başladım ancak Karan ve Ediz'in salgıladığı gerginlik azalmadı. Önce kahkahalarımızın sesi kısıldı, ardından ikimiz de boğazımızı temizleyerek sustuk.
"Ee?" dedim bu sefer Elçin'e bakarak. "Sen ne yaptın? Konuşmadık hiç bu hafta."
"Ay aynı," dedi Elçin elini sinek kovalar gibi sallayarak. "Bildiğin şeyler. Konuşmaya değer hiçbir şey yok."
Yeni bir soru yöneltmek üzere tekrar ağzımı açtım ama o esnada Merve ve Kerime gelince sustum. Hepimizin önüne tabaklarımızı bırakıp kadehlere teker teker kırmızı şarap doldurdular ve gittiler. Merve özellikle bana bakmıyor, gözlerini kaçırıp duruyordu.
Bu gece gerginlik üstüne gerginlik yaşamıştım ve bayılmak üzereydim. Şarabıma uzanıp bir yudum aldığımda Elçin tabağa baktı ve kıkırdadı.
"Ne?" dediğimde gözleriyle tabaktaki hünkâr beğendiyi işaret etti ve bunun üzerine tabağına biraz salata almaya çalışan Ediz de güldü.
"Ediz'le hünkâr beğendi yapmaya çalışıp ortalığın ağzına tükürdüğünüz günü hatırladım," dedi Elçin ben onlara bön bön bakmaya devam edince.
İstemsizce güldüm. "Sus ya! Hatırlatma!"
Ediz bana gülümseyerek baktı ardından çatalını ve bıçağını eline alıp, "Neden? Çok eğlenmiştik," dedi.
Elçin, Karan'a döndü. "Bu ikisi bir gün tutturdular birlikte yemek yapacağız diye. Biz de Tolga'yla nasıl heveslendik, kurt gibi açız ama bilelim sonucun felaket olacağını..."
Karan dirseklerini masaya yaslayıp parmaklarını birbirine kenetledi ve gergin, kinayeli bir ilgiyle, "Ee?" diye sordu.
Elçin bana baktı ve sırıttı. "Biz salonda oturuyorduk. Bir baktım içeriden bir sis bulutu geliyor. Ak sakallı dede geldi sandım." Kahkaha attı. "Muhabbete dalıp yakmışlar yemeği şapşallar. Koştum gittim, bir baktım bu ikisi acınacak hallerine gülüp 'hünkâr bizi beğenmedi galiba' falan diye bayat bayat espriler yapıyorlar." Başını iki yana salladı. "Hayır bir de Âlâ, yemeğin gayet de yenilebilecek durumda olduğunu savunuyordu."
Karan'ın bana döndüğünü hissettim ama ben ona bakamıyordum. Omuz silktim. "Yenilirdi. Hiç mi yanmış yemek yemedik?"
Ediz de başıyla beni onaylarken, "Ben gayet de yedim," dedi ve bana göz kırptı. Hafifçe gülümsedim.
Göz ucuyla Karan'ın bir yorum yapmadan şarabına uzandığını gördüm. Elçin de yemeğini yemeye başladı. Konunun kapanmasına sevinerek çatalımı ve bıçağımı aldım ve karnımı doyurmak amacıyla tabağıma odaklandım ancak Elçin susmamakta ısrar ederek, "Biz liseden beri tanışıyoruz," deyince odağım şaştı. "Hep dörtlü takıldık bu zamana kadar. Gerçi beş kişiydik ama biri sevgili yapınca yuvadan uçtu." Güldü ve yemeğinden bir çatal alıp Karan'a baktı. "Hepimiz yakınız ama bu ikisi bir olup bizi dışlıyorlar bazen. Hatta bir ara öyle yapışık ikiz gibi geziyorlardı ki herkes Âlâ ve Ediz'i sevgili sanıyordu."
Ne ara yediğimi bilmediğim pilav taneleri boğazıma kaçınca öksürmeye başladım.
"Ay!" dedi Elçin. "Yavaş kız! Su iç."
Başımı sallayıp elimi bir şey yok anlamında kaldırdım ve suyuma uzanıp art arda birkaç yudum içtim. Ediz de Karan da bana bakıyordu ancak ben kimseye bakamıyordum.
"İyi misin?" diye sordu Karan ben kadehi dudaklarımdan uzaklaştırdığımda. Suratımın kıpkırmızı kesildiğini biliyordum. Ona dönüp hafifçe başımı salladım. Gözlerinde öyle yoğun bir ifade vardı ki o kızıl kahve alevlerin hepimizi yakmasından korkuyordum.
"Saçmalama Elçin." Öksürmeye devam ederken Elçin'e asla anlamadığı uyarı dolu bir bakış attım.
"Tabii canım," dedi Ediz ağzındaki lokmayı yuttuktan sonra. "Âlâ benim kısmetimi az kapatmadı."
Elçin alaycı bir şekilde güldü. "Çok kısmetliymişsin gibi? Sen bu takılma kafasıyla gidersen daha çok kapanır kısmetin." Ediz ona yandan ters bir bakış attı ama Elçin aldırmadı. "Neyse. İkiniz de otuzunuza kadar evlenmezseniz birbirinizle evlenirsiniz işte. Ne demişler? 'En yakın arkadaşınla evlen.'"
Elçin'e bir kez daha uyarı dolu bakışlarla baktım ancak bana asla bakmadığı için görmedi. Oturduğum sandalyeye gömülmek isteyerek başımı yeniden tabağıma eğdim.
"Benim de planım bu," dedi Ediz esprili bir şekilde. "Âlâ bana annemden iyi bakıyor valla. Ailem de bayılıyor kendisine zaten, hele annem... Âlâ gibi bir gelin getir bana deyip duruyor. Neden olmasın? Anlaşmalı evlenebiliriz otuzumuzda."
"Âlâ'nın otuzuna kadar bekâr kalacağını sanmıyorum."
Karan'ın masaya gülle gibi düşen sert sesi kalbimin göğüs kafesime tıpkı cama yapışan bir kuş gibi çarpmasına sebep oldu.
Ediz arkasına yaslandı ve rahat bir gülümsemeyle bana baktı. "Hiç belli olmaz. Yirmi üçüne kadar kaldı."
Karan ölüm gibi bakan gözlerini Ediz'e dikti. "Yedi yıl uzun bir süre."
Ediz alaycı bir şekilde gülümsedi. "Elimi çabuk tutmalıyım öyleyse."
"Belki de geç kalmışsındır."
Ediz ona sözcüklerle cevap vermedi ancak Karan'a yönlendirdiği meydan okuyan bakışları yeterince sesliydi. Bu tavırlarının sebebi Karan'la aramda bir şey olduğunu anlamış olması mıydı yoksa Karan'dan zerre hoşlanmaması mıydı bilmiyordum ancak Ediz her zamanki Ediz'di işte. Annemin doğurmadığı o korumacı, kıskanç abi olma görevini istikrarla yerine getiriyordu.
"Aman!" dedim telaşla gülerek. "Ediz de işte... çok sever şaka yapmayı." Elçin'e baktım. "En yakın arkadaşınla evlen zırvalığını da kim çıkarttıysa bayağı saçmalamış ya! Kardeş gibi büyüdüğün biriyle nasıl evlenebilirsin ki?"
Karan'ın, Ediz'in bu klasik tavırlarını yanlış yorumlamasından ölesiye korkuyordum çünkü yanlış yorumlanmaya müsaitti. Fakat Ediz'in yaptığı tek şey Karan'a üstünlük sağlama çabasıydı.
"Doğru ama ne bileyim?" Elçin omuz silkti. "Aman ben de klişeden yürüyorum işte... laf olsun diye..."
"Aynen," dedim ve Karan'a baktım. Hâlâ Ediz'e bakıyordu. Gözünü bile kırpmadan.
Mümkünmüş gibi biraz daha gerilerek şarabıma uzandım ve bir yudum içtim. Bu gecenin hemen bitmesini istiyordum. Hemen.
"Ceylin çok tatlıymış maşallah," dedi Elçin ve ben konuyu değiştirmesi üzerine rahat bir nefes aldım.
Karan gergin bir şekilde, mütevazı bir baş sallamayla, "Sağ ol," dedi ancak aklının az önceki konuşmada kaldığını anlayabileceğim kadar düşünceli çıkmıştı sesi.
"Kız babası olmak zor olsa gerek?" Elçin lokmasını çiğnemeye devam ederken şarabına uzandı ve bir yudum içti.
Karan ilgisiz bir tavırla çatalını ve bıçağını sağa sola iterek yemeğiyle oynuyordu. "Zor değil," dedi hafifçe başını iki yana sallarken. "Her erkeğin tatması gereken bir duygu bence."
Elçin hayran hayran gülümsedi. "Öyle tabii ama her erkek de başaramaz kız babası olmayı."
Elçin'in de babasıyla problemleri vardı. Babası yıllardır annesine, erkek kardeşine ve ona hem fiziksel hem psikolojik şiddet uyguluyor; üstelik annesini de düzenli olarak aldatıyordu. Yarası büyüktü ve ne demek istediğini anladığım için iç geçirdim.
"Baba, evladının en sevdiği olmakla en büyük yarası olmak arasında kalan ince bir çizgide durur," dedi Karan ifadesiz bir sesle. "Annelik çoğu zaman bir dengeye bağlıdır ama babalar ya çok iyidir ya da sıçıp batırmıştır."
Çok haklıydı. İçime bir hüzün bulutunun çöktüğünü hissederek gözlerimi tabağıma diktim.
"Ne güzel dedin," dedi Elçin kederli bir sesle. "Devletin kesinlikle erkekleri sınavdan geçirip 'baba olabilir' raporu vermesi gerekiyor."
"Katılmıyorum," dedi Ediz dan diye. Puslanan bakışlarımı ona çevirdiğimde muhalif bakışlarla Karan'a baktığını gördüm. "Berbat anneler de var."
Karan gayet sakin bir ifadeyle arkasına yaslandı ve Ediz'e, aptala bakarmış gibi baktı. "Olmadığını söylemedim."
"Argümanın çöp oldu öyleyse." Ediz sırıttı.
"Hayır," dedi Karan düz bir sesle. "Annelik çoğu zaman dengeye bağlıdır, dedim. Üniversite okuyan, yüksek lisans yapan adamsın. Tümdengelimin ne olduğunu bilmen gerekiyor."
Ediz'in bozulduğunu an be an izlerken masadaki gerginlik tadına bakabileceğim kadar yoğunlaştı. "Senin yaptığın tümevarımdı yalnız," dedi kaşlarını kaldırarak.
Karan alaycı bir şekilde gülümsedi. "Ben tek bir anneyi örnek gösterip genele yaymadım. Sanırım bu kavramlar üzerine biraz çalışman gerekiyor, ne dersin?"
Ediz dişlerini sıktı ve sessiz kaldı. Karan'ı alt edemeyeceğini biliyormuş, alt etmeye çalışmasının da tek sebebi buymuş gibi hissediyordum. Ediz, bulunduğu ortamda kendisinden daha iyi olan hiçbir erkeğe tahammül edemezdi.
Elçin'in bana döndüğünü fark ettiğimde yardım dilenen gözlerim ona çevrildi ve bana, "burada neler oluyor?" der gibi baktığını gördüm. Ona gözlerimle, "yalvarırım konuyu değiştir," dedim ve canım en yakın arkadaşım beni anlayarak gülümsedi.
"Ay tümdengelim, tümevarım, teori, hipotez... Bunları mı konuşacağız? Ben zaten bıkmışım akademik dilden. Boş verelim!" dedi ve Ediz'e döndü. "Yolda acıktım acıktım deyip duruyordun. Yesene yemeğini. Buz gibi oldu."
Ediz ona aldırmadı. Birkaç saniye boyunca Karan'a hırs dolu gözlerle baktıktan sonra bana döndü. "Âlâ," dediğinde başıma gelecekleri biliyormuşum gibi kasıldım.
"Hım?"
"Biz bu gece Ankara'ya döneriz. Sen de gel. Bende kalırsın. Ne zamandır şu baş başa yaptığımız kafa çekme seanslarından yapmıyorduk hem. Mükemmel bir kokteyl tarifi öğrendim. Sana kendi ellerimle onu ya-"
"Âlâ hiçbir yere gelmeyecek."
Ediz'in bakışları hızla Karan'a çevrildiğinde ben canımı alması için Allah'a yalvarmakla meşguldüm. "Pardon?"
"Duydun," dedi demir gibi bir sesle.
Kalbim korkuyla çarpmaya başladığında, "Ay yani ben Ceylin'e söz verdim ya!" dedim telaşla. "Karan Bey o yüzden şey yaptı."
Ediz gözlerini Karan'dan çekmedi. "Sen karışma Âlâ."
Elçin'in gergin bir şaşkınlıkla bana baktığını gördüm ve gözlerimi kapattım.
"Evet?" dedi Ediz bir açıklama bekler gibi.
Karan'ın sinirlenmeye başladığını biliyordum. Yavaşça gözlerimi açtım ve ona dönüp yalvaran bakışlarla baktım. Bana bakmıyordu. Gerilmiş yüz kasları ve Ediz'in bu tavırlarının sabrını taşırdığını anlatan demir gibi sertleşmiş bakışlarıyla Ediz'e bakmaya devam ediyordu. "Âlâ. Seninle. Hiçbir. Yere. Gelmeyecek," dedi tane tane.
Ediz kaşlarını kaldırdı. "Hayırdır? İki kuruş para verdin diye onun hayatı hakkında söz sahibi mi oldun?"
"Ediz," dedim uyarı dolu bir sesle.
"Ediz sus," dedi Elçin de fısıldayarak. Ayağıyla alttan Ediz'i dürttüğünü gördüm.
Karan'ın gözlerinden ölüm gibi bir parlama geçti. "Evet, söz sahibiyim ve bunu parayla satın almadım. Var mı bir itirazın?"
Ediz gözlerini kırpıştırarak bana döndüğünde yüzü kaskatı kesildi. Soran bakışları yüzümde gezinirken suç işlemiş bir çocuk gibi gözlerimi kaçırdım ve elimi alnıma atıp yüzümü olabildiğinde sakladım.
"Âlâ," dedi Ediz kaçmama izin vermeyerek. "Ne demek oluyor bu?"
"Ne anladıysan," dedi Karan anında.
"Ya!" dedi Elçin gülerek. Yardımıma koşmak için çok doğru bir zaman seçmişti. Elini Ediz'in koluna koydu ve şakacı bir tavırla, "Karan lütfen kişisel algılama. Ediz, kendisini Âlâ'nın abisi gibi gördüğü için her şeye böyle karışır işte."
"Evet," dedim panikle gülümseyerek. "Siz onun kusuruna bakmayın lütfen Karan Bey. Size özel yaptığı bir şey değil. O benim Ceylin'le olan ilişkimi bilmediğinden garipsedi şimdi sizin neden bu hafta sonu için burada kalmam için direttiğinizi..."
Ediz hâlâ bana bakıyordu. Karan sert bakan gözlerini Elçin'den çekip bana çevirdiğinde yüzünün ifadesizleştiğini gördüm. "Önemi yok," dedi soğuk bir sesle. "Ceylin'le olan ilişkini bilmediği için böyle davrandığının farkındayım."
Konunun Ceylin'le bir alakası yoktu.
Yutkundum ve gözlerimle özür diledim ancak bunu görmezden geldi. Öyle soğuk bakıyordu ki bir anda bahar ayının son bulduğunu, kara kışın geri döndüğünü sandım. Çelik gibi sert bakan gözleri bir anda buz tutmuş olsa da cayır cayır yanan bir duyguyu o saklasa da görüyordum. Kırgınlık.
"Karan Bey." Başımı çevirip Nika'ya baktım.
"Söyle Nika," dedi Karan beni hem yakıp hem de üşüten gözlerini Nika'ya çevirirken.
"Bir saniye bakabilir misiniz?"
Karan hafifçe başını salladı ardından sandalyesini geriye itip sanki masada başka kimse yokmuş gibi Elçin'e baktı. "İzninle."
Elçin ona ışıl ışıl gülümsediğinde midemin alev aldığını hissederek suyuma uzandım.
Karan bana bir kez bile bakmadan masadan kalktı ve kayıtsız adımlarla salona doğru ilerledi.
Elçin, Karan'ın gitmesini fırsat bilerek hızla Ediz'e döndü. "Sen kafayı mı yedin? Kim var senin karşında bilmiyor musun oğlum? Akranın mı o senin? Türkiye'nin en önemli iş insanlarından biriyle konuştuğunun farkında mısın?"
Gözlerimi Karan'ın sırtından çektim ve arkadaşlarıma döndüm. Karan'ın bakışlarının altında eziliyordum. Keşke şu anda yok olabilseydim. Bu masada oturdukça konuşulan her şeyin Ediz ve Karan arasında sürtüşmeye yol açacağını çok net anlamıştım ve bir noktadan sonra işlerin daha da kızışacağını, ortamı yumuşatamayacağımı biliyordum.
Ediz, Elçin'e ters ters baktı. "Boş yapma. Sikmişim iş insanını. Dedesinin kurduğu işi devralmış, kendi mi kurdu sanıyorsun sahip olduğu bu görkemli hayatı?"
Dişlerimi sıktım ve Karan'ı savunmak için ağzıma doluşan tüm kelimeleri sıkıca tuttum. Ediz'i daha da kudurtmaya hiç gerek yoktu.
"Ne fark eder?" dedi Elçin hayretle. "Sanki sen otursan o koltuğa koskoca holdingi yönetebileceksin de! Her yiğidin harcı değil holding yönetmek. Dükkân mı lan bu? Manyak mısın nesin? Küçümsediğin şeye bak!"
"Kes sesini Elçin!" dedi Ediz öfkeyle ona döndüğünde. "Tamam, adamdan hoşlandın, yakışıklı ve zengin. Anladık adamı elde etmeye çalışıyorsun da bokunu çıkarma istersen."
Göğsüme çekiçle vurmuşlar gibi hissederek Elçin'e baktım. "Elçin? Gerçekten mi?"
Elçin kaşlarını çattı. "Konu ne ara bana döndü?"
"Elçin," dedim damarlarımda alev alev yanan kıskançlığımı saklamaya çalışarak. "Bunu bize söylemelisin. Biz senin en yakın arkadaşlarınız."
"Of, evet, tamam!" dedi pes ederek. "Hoş adam... etkilenmiş olabilirim biraz." İstemsizce, çocuk gibi gülümsedi ve saçının bir buklesini parmağına doladı. "Etkilenmeyen kadına da kadın demem ayrıca! Tek bir kusuru yok adamın! Elde etsem fena mı olur hem? Hepimizin hayatı kurtulur. Ayrıca bence yakışıyoruz da."
Ona bakakaldım. Ağzımı açıp tek kelime edemedim ama bütün hücrelerim çığlık çığlığa, "O BENİM!" diye bağırıyordu.
"Evet, adam da seni bekliyordu zaten." Ediz başını iki yana sallayarak homurdandı. "Geri zekâlı ya!"
Elçin ona yandan, küçümseyici bir bakış attı. "Gayet de ilgileniyor benimle. Tezim için çok uğraştı. Kim uğraşır? Baksana, masadan kalkarken sadece bana 'izninle' dedi. Masada Âlâ da vardı. Bu bir centilmenliktir ve erkekler etkilemeye çalıştıkları kadınlara centilmen davranma eğiliminde olurlar."
Dişlerimi sıkıp şarabıma uzandım ve kadehi kafama diktim. Bu gece her şey sanki mümkünmüş gibi daha da kötüye gidiyordu ve tam şu anda midem ağrımaya başlamıştı.
"Tamam Elçin," dedi Ediz konudan sıkıldığını belli ederek. "Eminim evlenir seninle o gözünde ilahlaştırdığın kusursuz iş insanı."
Elçin omuz silkti ve yemeğinden bir çatal daha yedi ancak hemen ardından aklına bir şey gelmiş gibi Ediz'e döndü. "Ayrıca ne Ankara'ya dönmesi Ediz?" dedi sitemle. "Hafta sonu buradayız! Beni gezdireceğine söz verdin."
"Gideceğiz Elçin."
"Geçen sefer de aynı şeyi yaptın ya, gecenin bir yarısı Ankara'ya döndük! Gece kulübünde iki bira içmek için kalkıp Ankara'dan İstanbul'a gelmiş olduk resmen! Bu sefer buna izin vermem. Pazar akşamına kadar buradayız. Konu kapanmıştır."
"Döneceğiz," dedi Ediz net bir sesle. Ardından bana baktı. "Âlâ da eğer kendi kararlarını kendi verebiliyorsa bizimle gelir."
Ona artık susması gerektiğini anlatan bakışlarla baktım. "Konunun karar verip veremememle bir alakası yok Ediz. Ceylin'e bir söz verdim ve şimdi çocuğu bırakıp da sizinle gelemem."
Ediz kaşlarını kaldırdı. "Yalnız benim bu hafta sonu seni görmeye geleceğimi bile bile verdin sen bu sözü."
Haklıydı. Haklıydı ancak ben de yalan söylüyordum zaten. "Öyle ama..."
"Sorun yok Âlâ. Sorun yok. Bana verdiğin değeri son zamanlarda çok güzel gösterdin." Kırgın bakışları gözlerimin içine bakıyordu. "Pardon vermediğin değer demeliydim."
"Ediz," dedim sitemle. "Saçmalama lütfen... Bak, çok ayıp ediyorsun şu anda. Benim sana ne kadar değer verdiğimi, seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun."
Ediz şarabına uzandı ve susmam için elini kaldırdı. "Sus, Âlâ. Ben anlayacağımı gayet iyi anladım. İki gündür tanıdığın insana sırf cebine üç kuruş para koydu diye minnet eyliyorsun. Senin hayatın hakkında karar veremez. Ne yapacağını söyleyemez."
Canım yanınca hızla ayağa kalktım. "Çok yanlış konuşuyorsun Ediz!" dedim başımı iki yana sallayarak. Gözlerim dolmuştu. "Çok yanlış ve çok ağır konuşuyorsun! Ben dilenci değilim! Kimsenin parasına minnet eylemiyorum!"
Ediz gözlerimde biriken yaşları fark edip anında pişman olurken ağzını açtı ancak, "Ben lavaboya gidiyorum. Sen de derhal aklını başına topla yoksa ben de ağır konuşmaya başlayacağım," dedim. "Karan Bey benim çok saygı ve sevgi duyduğum bir insan ve eğer beni birazcık seviyorsan bu sorunu halledersin." Ardından tek kelime etmesine izin vermeden içeri doğru ilerlemeye başladım.
Ediz donup kalmıştı ve hiçbir şey söyleyememişti. Söyleyecek bir şeyi de olduğunu sanmıyordum. Bu kadar hırçın ve hiddetli davranmasının kabul edilebilir hiçbir yanı yoktu. Karan'la birlikte olduğumu bilmiyorlardı ve o kadar emindim ki bunun akıllarının ucundan dahi geçmediğine... Yaşanılan bu gerginliğin tek sebebinin, Ediz'in korumacılığının Karan'da ters tepmesi olduğunu düşünüyorlardı. En azından Elçin'in bir an bile düşünmeden bana resmen birlikte olduğum adamdan etkilendiğini söyleyebilmesinden anladığım buydu ve o kadar sinirlerim bozulmuştu ki salona daldığımda resmen sessizce ağlıyordum.
Salonu aşıp koridora ulaştığımda gözyaşlarımı silmeye çalışıyordum ancak kapının önünde, holde duran üç karartı bir anda durmama ve geri çekilmeme sebep oldu. Girişteki kolonların arkasına saklanıp kulak kabarttım.
"Bunlar ne Toprak?" dedi Karan gergin bir sesle.
Toprak olduğunu öğrendiğim hantal, sarışın adam sırıtarak elindeki şampanyayı havaya kaldırdı. Sanırım tam şu anda içeri girmişlerdi. Beyaz tenliydi, dalgalı sarı saçları; kahverengi gözleri vardı ve anlamsızca bana Alacakaranlık filmindeki Jasper karakterini hatırlatmıştı. Üzerine giydiği salaş, bej rengi tişörtü ve açık kahve bol pantolonu tıpkı yüzündeki gülümseme kadar bohem bir havaya sahipti. "Kutlama yapacağız!" dedi keyifle. "Benim nemrut kuzenim hayatına birini almış nihayet! Bugün de buna içeceğiz!"
Karan ona düz düz baktı. "Çocuk muyuz amına koyayım? Neyi kutluyoruz? Salak salak işler peşindesin yine."
Hemen yanında duran siyah, kabarık ve kıvırcık saçları olan, yay gibi kaşları ve dolgun dudakları olan kumral tenli kız gözlerini devirdi. "Karan Bey'imiz yine her zamanki gibi huysuz. İlişki de yaramamış anlaşılan..."
Karan burnundan soluyarak kapıyı kapattı ve kıza döndü. "Uğraşma benimle Eslem. Hiç havamda değilim."
Kız yüzünü buruşturdu. "Aman ne zaman havandasın ki? Sekiz yıldır bir kez olsun keyifli olduğunu görmedim."
Toprak kıza teessüf ederek baktı. "Bodrum. 16 temmuz 2019."
Adının Eslem olduğunu öğrendiğim kız kıkırdadı. "Doğru. Zincirlerini bir gece de olsa kırmıştık."
Karan sabırla derin bir nefes aldı. "Kesin zevzekliği de niye haber vermeden geldiniz onu söyleyin."
Toprak omuz silkti. "Sürpriz yapmak için. Ayrıca yengemle tanışmak istiyorum. Sana hallet dedim ama bir yemek bile organize etmedin kaç gündür."
Eslem başını salladı. "Aynen öyle. Artık benim de bir eltim var diye dolaşıyorum ortalıkta kaç gündür ama eltinin e'sini göremedim daha."
Karan ona sanki dört tane burnu varmış gibi baktı. "Elti mi?"
"Hı-hı."
"Ya sabır!"
Toprak masum bir yüz ifadesiyle Karan'ın koluna girdi ve salona doğru ilerlemeye başladılar. "Eslem işte. Her zaman en garip noktalara değiniyor. Boş ver sen."
Karan ona yandan bir bakış attı. "Sen çok farklısın sanki?"
Panikleyerek geri kaçtım ve gözlerimi iyice silip sanki salonda ilerliyormuşum gibi yavaşça yürümeye başladım. Yarı yolda karşılaştığımızda hâlâ aralarında bir şeyler konuşuyorlardı.
Sanki onları ilk defa görmüşüm gibi durdum ve gözlerimi kırpıştırarak yüzlerine baktım. Toprak'ın omzunda kılıflı bir gitar asılıydı ve bunu şu an fark etmiştim.
"Aa!" dedi Eslem önce bana sonra Karan'a bakarak. "Âlâ? Değil mi?"
Konuşmak yerine Karan'a baktım ve yüzümde gezinen ifadesiz bakışlarıyla karşılaştım.
"Sanırım," dedi Toprak gülümseyerek. Ardından Karan'ı bırakıp bana elini uzattı. "Memnun oldum, Âlâ. Toprak Ayaz Soykamer. Ama sen bana kısaca top da diyebilirsin."
Şaşkınlıkla, "Ne?" dediğimde Eslem ve Toprak kahkaha attı, Karan gözlerini devirdi.
"Aman Toprak!" dedi Eslem koluyla onu dürterek. "Bir dur, kız deli sanacak seni şimdi."
Elimi uzatıp Toprak'ın uzattığı elini sıktığımda gülümsemeye çalıştım. "Memnun oldum top."
Toprak iki saniyelik bir şokla yüzüme baktı ancak hemen ardından kocaman sırıttı. "Bayıldım! Tam benim kafadan!"
Karan'ın derin bir nefes aldığını duydum ancak o esnada Eslem sıcakkanlı bir şekilde bana kocaman sarılınca ona odaklanamadım. "Eslem," dedi ayrıldığımızda. Ellerini kollarıma koydu ve yüzüme ışıl ışıl baktı. "Teknik olarak artık elti oluyoruz. Toprak'ın nişanlısıyım. Ailemize hoş geldin."
Gülümsedim. "Öyle mi? Çok memnun oldum..."
Fazla sıcakkanlılardı ve ne yalan söyleyeyim kendimi onlara yakın hissetmiştim. Böyle güleç insanlar her zaman enerjimi yükseltir, bana kendimi iyi hissettirirdi ve Karan'ın onlarla yakın olduğunu bilmek beni mutlu etmişti. Onu mutlu edebilecek her şeyi seviyordum.
"Misafirlerimiz var," dedi Karan tanışma faslının bittiğini düşünerek. Hepimiz ona döndük. Soğuk bakışlarını bana çevirdi ve gözlerimin tam içine baktı. "Âlâ'nın arkadaşları ve ilişkimizi henüz bilmiyorlar. Ona göre davranın."
Gözlerimi kaçırıp yutkundum.
"Aa!" dedi Eslem şaşkınlıkla. "Neden bilmiyorlar ki?"
Toprak somurttu. "Oğlum biz kutlama yapmaya geldik! Neyi kutlayacağım şimdi ben? İçmek istiyorum."
Karan ona boş boş baktı. "Senin içmek için bir sebebe mi ihtiyacın var? Ayyaş herifin tekisin."
Toprak omuz silkti. "Bugün sebepsiz içmek istemiyorum belki, Allah Allah!"
"Sorun değil," dedim gergin bir şekilde. "Neyi kutladığınızı bilmeseler de olur."
Karan burnundan nefes vererek güldü ancak bu kinayeli bir gülüştü. "Bilmeseler de olur," dedi başını sallayarak. "Niye bilsinler ki zaten?"
"Biz seninle bir konuşalım mı?" dedim bir anda ona dönerek. "Şu gerginliğin hakkında?"
Karan bana boş gözlerle baktı. "Olur olur, konuşalım."
Toprak ve Eslem kısa bir an bakıştılar ardından Toprak Eslem'in elini tuttu. "Biz bahçeye çıkalım. Hem Âlâ'nın arkadaşlarıyla da tanışırız ve döndüklerinde şu tanışma faslı bitmiş olur."
"Tabi tabi," dedi Eslem telaşla sonra hızlı adımlarla salondan çıktılar.
"Mutfak," dedim ciddi bir şekilde.
Kaşlarını kaldırdı. "Hayırdır? Çocuklar Duymasın setinde miyiz?"
"Mutfak," dedim kaşlarımı çatarak.
Nefesini üfledi. "Düş önüme Âlâ."
Somurtarak önden ilerledim ve Karan peşimden gelirken mutfağa ulaşana kadar durmadım. Kalçamı ada tezgâha yaslayıp ona döndüğümde kollarımı göğsümde bağlayarak, "Ne oluyor?" dedim. "Ne bu tavrın?"
Bana ciddi olup olmadığımı anlamak ister gibi baktı. "Bu aptal soruyu gerçekten soruyor musun?"
"Evet," dedim başımı sallayarak. "O kadar gerildim ki Karan! Birazcık alttan alamaz mıydın?"
"Alamam!" dedi bir anda parlayarak. Hızla bana doğru ilerledi ve ellerini iki yandan ada tezgâha yaslayarak beni kendisiyle tezgâhın arasında hapsetti. Burun burunaydık ve öyle öfkeliydi ki korkuyla titredim. "Sen benimsin. Duydun mu? Bana aitsin ve ben seninle ilgili hiçbir konuda veledin tekine hesap vermeyeceğim."
Yutkundum ve hızlanan kalbimi sakinleştirmeye çalıştım. "Bak..." Gözlerindeki ve yüzüme çarpan nefesindeki hiddet kelimelerimi düğümlüyordu. "Bak ben..."
"Sen ne?" dedi öfkeyle soluyarak. "Sen ne Âlâ? Neyi saklıyoruz? Neden saklıyoruz?"
Gözlerimi kaçırdım. "Hazır değilim."
Karan hayal kırıklığına uğramış gibi alt dudağını dişledi ve öfkeyle güldü. "Vay amına koyayım ya!" Geri çekildiğinde nefeslerim hızlanmıştı. Mutfağın içinde volta atmaya başladı. "Benim sevgilim lan benim sevgilim! Benim sevgilim yirmi yaşında bir veletten korkup beni saklıyor."
Ediz yirmi üç yaşındaydı aslında ancak şu an bunu ona söylemem biraz saçma olabilirdi. Aptal mısın Âlâ? Adam kırıldı, incindi ve fark etmeni bekliyor. Senin takıldığın noktaya bak!
"Korkmak değil," dedim alçak bir sesle. "Ediz biraz şeydir..."
"Nedir?" Durdu ve bana kaşlarını kaldırarak baktı. "Kıskanç mı yoksa?"
"Korumacı," diye düzelttim.
"Lan kimi kimden koruyor? Beni çıldırtma Âlâ!"
Derin bir nefes aldım. "Yapma Karan, lütfen. Beni arada bırakma."
"Ulan ben sırf aptal aptal hareketler yapıp canını sıkmasın diye her şeyi, Ceylin'i de beni de yakmasını göze alarak Mira'ya birlikte olduğumuzu söyledim ve sen bana Ediz'in aptal triplerinden korktuğunu mu söylüyorsun?"
"Karan," dedim sitemle. Söyleyecek bir şeyin yok tabii. Adını söyleyip dur adamın. Ah Âlâ ah!
"Ne Karan? Ne?" Öfkeden çılgına dönmüştü ve gözleri resmen cayır cayır yanan birer ateşti. "Sırf sen zor durumda kalma diye neleri yuttum o masada haberin var mı? O itin suratına senin bana ait olduğunu haykırmamak için kendimi ne kadar dizginlediğimi biliyor musun?" Ellerini alnından ensesine kaydırdı ve parmaklarının arasından kurtulan kısa tutamları izledim. "Geçmiş karşıma bana meydan okuyarak seni sahipleniyor. Lan o kim ki seni sahipleniyor? Sen benimsin benim!"
Alt dudağımı dişlerimin arasına alıp yolmaya başladığımda suç işlemiş bir çocuk gibi yüzüne baktım. Haklıydı ve söyleyecek tek kelimem yoktu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ediz ve Elçin'in karşısına geçip Karan'la birlilte olduğumu nasıl söyleyebilirdim ki şu anda? Üstelik yaklaşık on dakika önce Elçin resmen Karan'dan etkilendiğini söylemişken.
"Bakma bana şöyle," dedi Karan daha sakin bir sesle. "Haklıyım ve bu sefer beni yumuşatamazsın!"
"Haklısın," dedim alçak bir sesle. "Haklısın ama beni de anla. Arkadaşlarım bunu sorgulayacak, bir ton soru soracaklar ve senin bende ne bulduğunu anlamaya-"
"Kes artık şunu söylemeyi!" Karan'ın lafı ağzıma tıktığı nadir anlar genelde hoşuna gitmeyen bir şey söylediğim anlardı. "Benim yanımda kendini aşağılayamazsın."
Sustum ve öylece yüzüne bakmaya devam ettim.
Sakinleşmeye çalışarak bana doğru ilerledi ve karşımda durdu. "Sende ne bulduğumu asla bilemeyeceksin çünkü sen kendini benim gözlerimle izleyemezsin," dedi kaşlarını hafifçe çatarak. "Bir daha bu soruya cevap aradığını duymayacağım, ayrıca en yakın arkadaşlarının bunu sorgulayacağını düşünüyorsan onların gerçekten arkadaşın olup olmadığını bir tart."
Kaşlarım suçlu bir çocuk gibi çatılmıştı. Gözlerine bakarken, "Özür dilerim," dedim. "Seni üzdüğüm için ama lütfen anlamaya çalış. Şu an olmaz Karan..."
Karan dudaklarını ıslattı. "Siktir et beni Âlâ." Geri çekildi ve ifadesiz bir yüzle son kez gözlerime baktı. "Aman Ediz üzülmesin."
Arkasını dönüp mutfaktan çıktığında ellerimi yüzüme kapattım ve tuttuğum nefesimi üfledim. Her şey raydan çıkmıştı ve ben ne yapacağımı iyice şaşırmıştım. Onu kırdığımı biliyordum ancak üzerimde çok büyük bir baskı vardı. Bu baskının tam olarak ne olduğunu bilmiyordum ancak Ediz ve Elçin'e bunu söylemek ölümmüş gibi geliyordu. Karan bunu hak etmiyor Âlâ. Aptallık ediyorsun.
Kendimi toparlayıp bahçeye döndüğümde masada koyu bir sohbet dönüyordu. Toprak ve Eslem, Elçin'le epey bir kaynaşmış gibi görünüyordu. Üçü gülüşerek sohbet ederken Karan gergin bir şekilde onları dinliyor, Ediz'se telefonuyla uğraşıyordu.
Derin bir nefes alıp sandalyeme oturdum ve sessizce konuşulanları dinlemeye başladım. Her şey sarpa sarmıştı. İkiye bölünmüş gibi hissediyordum. Üstelik suçluluk duyuyordum şimdi bir de. Alelâde haklıydı. Karan'ın hak ettiği bu değildi.
Fakat benim de birlikteliğimizi saklamamın sebebi Karan değildi. İnsanların ne düşüneceği ve ne söyleyeceğiyle ilgili endişeliydim. Maya'nın söylediklerinin daha kötülerini bizzat arkadaşlarımdan duyacağımı biliyordum. Beni Karan'ın yanına yakıştıramayacak, Karan'ın samimiyetini sorgulayacaklardı ve ben incinecektim. İncinmekten ve kırılmaktan öylesine yorulmuştum ki şu hayatta nihayet mutluluğa kavuşmuş oluşumu bile haykıramıyordum. Arkadaşlarımla en büyük mutluluğumu paylaşamıyordum.
"Gitar?" dedi Elçin kaşlarını çatarak. Başımı çevirip Toprak'a baktığımda sandalyesini hafifçe geriye itip kılıfından çıkardığı gitarını kucağına yerleştirdiğini gördüm.
Eslem gülümsedi. "Biraz eğlenelim dedik..."
Toprak sıkılgan bir şekilde elini gitarın gövdesine iki kez vurdu. "Hadi artık! Yemeğinizi bitirdiyseniz artık kutlama yapabilir miyiz?"
"Kutlama mı?" Elçin gözlerini kırpıştırdı. "Neyi kutluyoruz?"
Yorgun bakışlarımı önümdeki tabağa indirdim ve gergin bir şekilde bacağımı sallamaya başladım. Karan'ın beni izlediğini göz ucuyla görebiliyordum ancak ona bakamıyordum.
"Kutluyoruz işte öyle!" dedi Eslem geçiştirerek. "Maksat eğlenmek olsun." Ardından Toprağı sertçe dürttü ve yaptığı gaf hakkında onu uyardı.
Başımı kaldırdım, nefesimi üfledim ve, "Aslında kutlanacak bir şey var," dedim dan diye. Herkes bana döndüğünde Ediz başını tabağından kaldırıp anlamayan gözlerle yüzüme baktı. "Toprak doğru söylüyor."
Elçin 'bey' dememiş olmamı garipseyerek bir bana bir Toprak'a baktı ve, "Sakıncası yoksa sorabilir miyim?" dedi.
Toprak cevap vermek yerine dönüp tereddütle yüzüme bakınca herkes bana döndü ve masada derin bir sessizlik oluştu. Tüm bakışlar üzerime toplanınca kalbimin ritmi gittikçe hızlandı, cesaretim yerinden oynadı. Yutkundum, başımı kaldırdım ve Karan'a baktım. Gözünü bile kırpmadan, ifadesiz gözlerle yüzüme bakıyordu.
Heyecan ve adrenalinle titreyen elimi kaldırıp Karan'ın masanın üzerinde duran eline uzanırken kalbimi sakinleştirmeye çalıştım ve sonuçlarıyla az sonra yüzleşeceğim gerçeği tek nefeste söyledim. "Karan ve ben... birlikteyiz."
"Ne?!" dedi Ediz ve Elçin aynı anda.
Yavaşça, korka korka onlara döndüğümde Karan'ın elini çevirip parmaklarımı avcuna aldığını hissettim. Bu bir affediş miydi?
Nefesimi tutup arkadaşlarıma baktım. Ediz'in yüzü, bir anlığına durmuş gibi görünüyordu. Ancak saniyeler sonra ilk bakışta sakin görünen yüz hatları, şimdi bir çalkantıyla titremeye başlamıştı. Önce yüzünden geçip giden bir şok dalgasını gördüm ve sonra usul usul ifadesi karardı ancak ne duyduğundan emin olamamış gibi mavi gözlerini kıstı. "Ne dedin sen?"
"Âlâ... ciddi misin?" Elçin şok içinde bir bana bir Karan'a bakıyordu.
"Birlikteyiz," dedim ve çenemi dikleştirip sakin bir nefes aldım. Bunu yapmak sandığım kadar da kötü değildi. "Henüz çok yeni ve size söylemek için zamana ihtiyacım vardı ancak bunun-"
"Sen dalga mı geçiyorsun benimle?" Ediz elindeki çatalı ve bıçağı masaya bıraktı ve öfkeyle parlayan gözlerini gözlerime çevirdi. "Taşak mı geçiyorsun lan sen benimle?"
Karnıma bir darbe inmiş gibi hissettiğimde Karan'ın, masadaki tabak çanağın şıngırdamasına sebep olacak bir hiddetle yumruğunu masaya vurup hızla öne eğildiğini ve işaret parmağını Ediz'e doğrulttuğunu gördüm. "Kelimelerine dikkat et."
Ediz ona aldırmadı. Gözlerimin içine sanki hayatının en kötü haberini almış gibi bakmaya devam etti. Ona sakin olması için bakışlarımla resmen yalvarıyordum.
"Âlâ," dedi Elçin başını iki yana sallayarak. "Sen... bunu bize nasıl söylemezsin? Üstelik... üstelik az önce resmen..." Yüzüme ihanete uğramış gibi baktı. "Resmen beni aptal yerine koydun!"
Yutkundum ve gözlerimi kapattım. "Bakın... bunun sizinle bir ilgisi yok, tamam mı? Bu benimle alakalı. Sorgulayacaktınız. Hatta belki de inanmayıp dalga geçecektiniz ve ben bunun için hazır hissetmedim..."
Ediz öfkeyle güldü ve sandalyenin yere düşmesine sebep olacak hızda ayağa fırladı. "Hadi oradan ya! Gerçekten hadi oradan!"
Bir hışım ön bahçeye doğru ilerlemeye başladığında arkasından panikle, "Ediz!" diye seslendim ancak o beni yanıtsız bırakarak, "Elçin!" diye bağırdı gür bir sesle.
Elçin de tek kelime etmeden ayağa kalktığında telaşla ayağa kalktım ve Elçin'e uzandım ancak Karan bileğimi yakalayınca durdum. "Gitmeyin!" dedim. "Konuşalım, sakince konuşalım, tamam mı? Anlatacağım her şeyi..."
"Âlâ benim bunun şokunu atlatmam gerekiyor. Lütfen." Elçin ellerini kaldırdı ve bilinçsizce havada salladı. "Sonra konuşuruz."
Ardından Ediz'in arkasından ilerlemeye başladı. Peşlerinden gitmek için bir hamle yaptım ancak Karan bileğimi bir kez daha sıkıca tuttu. "İzin ver," dedim bileğimi elinden kurtarmak için çekiştirirken. "Konuşmam lazım onlarla."
Karan başını kaldırıp yüzüme sertleşmiş gözleriyle baktı. Çok sinirlenmişti ancak kendini tutmaya çalıştığını görebiliyordum. "Âlâ," dedi sakin görünmeye çalışarak. "Müdahale etmek istemiyorum ama o velet sana karşı-"
Ona yalvararak baktım. "Lütfen Karan. Onları kaybedemem."
Karan çenesini sıktı ve tek kelime etmeden bileğimi bıraktı.
Zaman kaybetmeden ön bahçeye doğru koştum ve peşlerinden giderken, "Ediz!" diye bağırdım. "Ediz lütfen bir dinle ya!"
Ana yola, arabasına ulaşmıştı ve öfkeyle kapıları açmaya çalışıyordu.
"Ediz dinle lütfen!"
Hızla bana döndü ve dolmuş gözleriyle yüzüme saf bir öfkeyle baktı. "Neyini dinleyeyim lan senin ben? Resmen beni sevgilinin evine çağırdın yetmedi bir de aptal yerine koydun! Senin neyini dinleyeyim?"
"Bak..." Ona doğru temkinli adımlarla ilerledim. "Aşırı tepki veriyorsun şu anda. Söyleyecektim Ediz. Tabii ki söyleyecektim, sen benim en yakın arkadaş-"
"Sikeyim senin arkadaşını! Yeter lan!" Çıldırmış gibi ellerini saçlarına geçirdi ve yumruklarını sıkarak saç diplerini kavradı. "ARKADAŞIN FALAN DEĞİLİM BEN SENİN! DUYDUN MU? AR-KA-DA-ŞIN DE-Ğİ-LİM!"
Ne ara ağlamaya başladığımı bilmiyordum ancak yanaklarım gözyaşlarımla ıslanmıştı. "Ediz," dedim çaresizce. "Yapma."
Ediz hırsla, "Aptalsın sen!" diye bağırdı yüzüme. "Hem bencilsin hem aptal!"
Kalbimin ayaklarımın dibine düştüğünü ve bin parçaya bölündüğünü hissettim. Başımı yana eğip ona yalvarır gibi bakarken, "Yapma bunu bize," dedim. Resmen kalbimi kırmaması için ona yalvarıyordum çünkü bardağın taşması için birkaç damla kalmıştı. "Yapma bunu arkadaşlığımıza."
"Kes sesini!" diye bağırdı. "Bir de sanki çok umurundaymışım gibi peşimden geliyorsun! Dön lan sevgilinin yanına! Uzak dur benden! SENİN HAYATINDA ARTIK EDİZ YOK!"
"E-ediz," diyerek araya girdi Elçin. "Tamam, ben de kızdım ama sanki biraz aşırı tepk-"
Ediz hızla ona döndü ve gözünden bir damla yaşın yanağına devrildiğini gördüm. "Ben kaç yıldır bekliyorum, biliyor musun sen? Kaç yıldır susuyorum, içime atıyorum, sabrediyorum... biliyor musun lan?"
Elçin gözlerini kırpıştırdı. "Neden bahse-"
"BEN KAÇ YILDIR GÖRÜLMEYİ BEKLİYORUM HABERİN VAR MI?" diye bağırdı Ediz ellerini iki yana açarak.
Elçin donup kaldı ve hızla bana döndü. Kaşlarımın çatıldığını hissettim ancak bir tepki veremedim.
"Hanımefendi hayatında kimseyi istemiyordu diye kaç yıldır bekliyorum ben, biliyor musun?"
Biri elini göğsüme daldırdı ve hızla çarpan kalbimi avcunun içine alıp var gücüyle sıktı. Olduğum yerde sendeleyerek geriye doğru bir adım attığımda donup kalmış ifademle Ediz'e bakakalmıştım.
Dudaklarım aralandığında sessizce, "Ediz?" diye fısıldadığımı duydum ancak bildiğim, alıştığım her şey üzerime yıkıldığı için sesimi duyuramadım.
OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM.