Skip to content

SIR

Chapter 23 · 13 min read

SIR

Chapter 23

23

Sabahleyin Barlas'ın dudağımı öpmesi ile uyandım desem inanır mısınız? Ne kadar romantik, değil mi? İşte hiç romantik değil. Ben dudağıma bir şey konunca böcek sanıp yapıştırdım bir tane.

Şuan ise Barlas karşımda durmuş dik dik bana bakıyordu. Yani ne yapabilirim ki? Romantiklik yapacak diye beni korkutmasına gerek yoktu. "Kafam halen daha zonkluyor." Diye söylendi Barlas, gülmemek tutmak için dudaklarımı içe doğru bastırdım.

Barlas üstüme doğru gelince yatak başlığına sırtımı yasladım. "Bunun intikamını alacak Bahar Akay." Dedi tamamen üstüme çıkmış bir halde. Ardından bir sey dememe izin vermeden boynumu öptü. "Barlas.." diye söylendim ama beni dinlemeden boynumu öpmeye devam ediyordu.

Birden beni gıdıklamaya başlayınca kahkaha attım. Gülerek geri çekilmeye çalıştım ama belimi kavradığı için uzaklaşamıyordum. Gülmekten nefes nefese kalmıştım.

Gülmekten gözlerim yaşardı. Barlas'ında benden kalır hani yoktu. Gülerek beni gıdıklıyor ve ben güldükçe daha çok keyifleniyordu. Aklıma gelen fikirle elimi Barlas'ın ensesine koyup kendime çektim.

Burunlarımiz birbirine değiyordu. Sık nefes aldığım için göğüslerimiz birbirine çarpıyordu.

Barlas gıdıklanmayı çoktan bırakmış gözlerime bakıyordu. Bakışlarım dolgun dudaklarına kayınca yutkundu.

"Barlas." Diye adını mırıldandım.

"Bahar?" Diye sayıkladı adımı soru sorar gibi. Yutkundum.

"Seni seviyorum." Dedim gözlerimiz birbirine değerken.

"Seni sevmeyi seviyorum." Sözleri dün geceyi hatırlattı bana. Dün ona 'Seni sevmekten nefret ediyorum!' Demiştim. Acıdan söylediğim o söz, belli ki Barlas'ın canını yakmıştı.

Onu sevmeyi de sevdiğimi söylemek istedim. Dudaklarımı araladım ve geri kapattım. Sanırım hala içimde aşamadığım şeyler vardı. Zamanla aşılacak acılar.

Barlas ne söyleyeceğimi merak ettiği için sorgulayarak bana baktı. Konuşmak yerine onu öpmeye başladım. Başta şaşırsada karşılık verdi öpüşüme.

Dakikalar geçerken öpüşmemiz hararetli bir hal almıştı. Telefonun zil sesiyle, zorla geri çekildik. İkimizde nefes nefese kalmıştık. Barlas son kez dudağımı öptü ve alt dudağımı çekiştirerek geri çekildi. Üzerimden çekilip, yan tarafa geçti.

Yataktan doğrulup, sırtımı yatak başlığına yasladım. Komidinde duran telefonumu alıp ekrana baktım.

Annem arıyor...

"Sessiz ol." Barlas'ın bakışları hala dudaklarımdaydı. Bakışlarımı kaçırıp telefonu açtım. "Efendim anne?" Diye sordum elimle kedime yelpaze yaparken. Çok sıcaktı burası.

"Kızım sesin niye öyle geliyor? Koşuyor muydun?" Annemin sorusuyla istemsizce öksürdüm. Kadın haklıydı. Nefes nefese kalmıştık. Barlas gülünce dirseğimi karnına geçirdim. Eliyle ağzına görünmez bir fermuar çektı ama yüz ifadesi çok komikti. Gülmemek için kendini sıkıyordu.

"Evet anne, sen niye aramıştın?" Dedim konuyu değiştirmek için. "Baban ve Mahir amcan ortaklıklarını duyuracak ve bir davet verecekler biliyorsun sende. Baban güzel bir aile imaji vermemiz gerektiğini söylüyor basın karşısında, davette rakip firmalar da olacakmış. Senin için bir kaç tane elbise seçtim, aralarından birini seçmen için aradım. Mesajlarımıza bakmıyorsun mâlum." Dedi son cümlesinde kinayeyle. İstemsizce gözlerimi devirdim.

"Anne ben alırım kendime bir şeyler, zahmet etme sen." Diye geveledim sakin kalmaya çalışarak. "Seç birini onu alacağım. Seçmek istemiyorsan ben seçerim güzel kızım." Dedi baskın bir dille. Benim dediklerimi duymazdan gelme konusunda ustaydı canım ailem.

Gözlerimi devirdim. "Tamam seç sen." Deyip cevap vermesini beklemeden kapattım telefonu. Bazen beni seviyorlar mı? Yoksa sevmiyorlar mı? Emin olamıyordum. Onlar sadece geleceğim için bana bir yol çizmiyorlardı. Onlar benim hayatımı yönetiyorlardı ve bende izliyordum.

Barlas elini omuzuma koyup beni kendine çekti. Başımı omuzuna yasladım. İki koluyla sardı beni. Tüm konuşmayı duymuştu ama konusunu açmamıştı. "Davetteki en şanslı erkek ben olacağım." Dedi içtenlikle. Daha çok sokuldum kolları arasına.

"Neden?" Diye sordum ilgisiz bir tonla. Davet konusunu konuşmak istemiyordum. Gitmek de istemiyordum çünkü babam ve annem zehir edecekti bana orayı biliyordum ama mecbur gidecektim.

"Çünkü davetteki en güzel kız benimle gidecek." Dediği cümle üzerine istemsizce kaşlarım çatıldı. "Birine davet için söz mü vermiştin? Kimle?" Sesime yansıyan kıskançlık gözle görülse şaşırmazdım.

Barlas sesli şekilde güldü ve başımın üzerinden öptü. "Kıskanınca mantıklı düşünemeyen sevgilimle gideceğim." Resmen kendimi rezil etme konusunda ustaydım! Çenesini başımın üzerine yaslayıp derin bir nefes aldı. Kokumu içine çekmişti. Gülümsedim huzurla.

"Bizi çağırmaya biri gelmeden önce kalkmalıyız. Kimse bilmiyor." Diye mırıldandım istemeyerek. Barlas daha sıkı sardı beni ve huysuzca homurdandı. "Umurumda değiller. Ben şu an zaman dursun istiyorum." Bende öyle sevgilim ama kalkmalıyız çünkü bugün buradaki son günümüz.

"Merak etme artık istesende sürekli dip dibe olacağız ama acıktım ben kalkalım." Dedim ve şirin olduğunu düşündüğümüz bir ifadeyle ona baktım. Barlas iç çekerek beni izledi. Alnımı öpüp yataktan kalktı.

Odama geçip jean ve üzerine kazak giydim. Simay odada yoktu. Demek ki çoktan kahvaltıya inmişlerdi. Telefonumdaki bildirimlere göz gezdirdim. Simay ve Oğuz bir çok kez aramış ve bir sürü mesaj atmıştı gece. Yanlarına gideceğim için bir şey yazmadım. Çok merak etmiş olmalılardı.

Montumu ve telefonumu alıp odadan çıktım. Barlas beni kapıda bekliyordu. Beraber asansöre ilerledik. Elimi tutunca aniden etrafa baktım ve elimi çektim.

Barlas tepkime kaşlarını çatınca açıklama yapma gereği duydum. "Şuan kimse bilmiyor. Simay benden duymalı yoksa herkes ile aynı anda öğrendim diye başımın etini yer." Dedim tek nefeste.

Barlas açıklamamı saçma bulmuş olacak ki gözlerini devirdi ve kolunu omuzuma atıp beni kendine çekti. Beraber asansöre bindik. "Sen benimsin ve kimseye açıklama yapmak zorunda değiliz. Simay'ın, Ege ile flört olduğunu sen de herkes ile öğrendin yani Simay'ı o kadar takma güzelim." Dedi ve sertçe yanağımı öptü. Tek hareketiyle bile beni heyecanlandırıyordu. Dedikleri çok mantıklıydı.

Asansör durunca beraber indik. Restorant kısmında hep oturduğumuz masadaydı herkes. Gaye bile. Boş olan sandalyelere oturduk. Ben, Oğuz'un yanına Barlas ise, Benim karşıma oturmuştu. Çünkü başka boş yer yoktu. En azından karşılıklı oturuyorduk.

Onlar kahvaltılarını yapmış kahve içiyorlardı. Garson yanımıza gelip Barlas ve benim için kahvaltı servisi açtı. Herkes dikkatle bana bakıyordu biliyordum ama ben görmezden gelip, tabağımdaki peynire çatalımı batırıp yedim.

Belki açım diye, bana acır ve bakmazlar diye düşünüyordum ama hala bana bakıyorlardı. Oflayıp çatalı bıraktım ve başımı kaldırıp yüzlerine tek tek baktım. Gaye hariç. "Ne var?" Diye sordum cevabını bildiğim halde.

"Nereye kayboldun dün gece?" Grubun sözcüsü Oğuz olmuştu ve sesli dile getirmişti herkesin merak ettiği soruyu. "Seyirciye sorma joker hakkımı kullanmak istiyorum." Dedim alayla gülerek. Ege ve Barlas da gülmüştü ama diğer herkes hala ciddiyetle bakıyordu.

Nasıl bir yalan söyleyeceğimi düşünürken, Barlas benden önce davrandı.

"Dün gece beraberdik."

O söz öyle mi söylenir? Ben bile işin aslını bildiğim halde farklı anlamıştım.

Herkes benden gözünü çekmiş Barlas'a bakmaya başlamıştı. Çaktırmadan Gaye'ye baktım. O da Barlas'a bakıyordu. Ne demişti bu? 'Ben karar verdim, ömür boyunu o benim. Güle güle şekerim.' istemsizce gülümsedim.

Barlas masadaki elimin üstüne elini koyunca tekrar Barlas'a baktım. "Biz sevgili olduk." Dedi, bir cümle katlandığım her şeye değer miydi? Değermiş. "Herkesle beraber öğrenmek varmış kaderimde." Diye söyledi Simay, nasıl da tanıyorum ama bu aptal sarışını?

Barlas bana bakıp kahkaha attı. Ardından Simay'a bakıp "Bunu diyeceğini az önce tahmin etmişti." Dedi gülerek. Simay ise ciddiyetini bozmadan saçını savurup diğer tarafa döndü.

Önümdeki salatadan bir çatal aldım. "Sevgilim, gidelim hayatım bahçem." Diyen Simay'a baktım. Hayatım bahçem mi dedi o? Dört kelimelik cümlede nasıl üç tanesini sevgi sözcükleri yaptı? Ege gülerek ayağa kalktı. "Gidelim hayatım." Dedi, Simay bana yandan bir bakış atıp "Görüşürüz Oğuz, Deren ve Batu." Deyip masadan kalktı.

Ege ve Simay yanımızdan uzaklaşırken "Ulan ben Simay ile samimi değilim ki, bana niye trip atıyor?" Diye sordu Barlas. "Bilmiyorum." Diye yanıt verip kahvaltı yapmaya başladım .

Kahvaltımız bitince bitince biz de kalktık. Grup halinde otelden çıktık. Kar topu oynayacaktık.

Gaye ortadan kaybolmuştu, Ege ile Simay gittikten sonra. Nereye bilmiyordum ama umurumda da değildi.

Derin ve Batu el ele bizden biraz uzakta yürüyor ve gülerek konuşuyorlardı. Ege ve Simay ileride kar topu oynuyorlardı.

Bizi de onlar çağırmıştı zaten. Ben ise Oğuz ve Barlas'ın ortasında yürüyordum.

Oğuz tuhaf bir şekilde bizi yalnız bırakmıyordu. Sanırım abilik damarı kabarmıştı yine. Barlas dayanamamış olacak ki, "Oğuz yalnız bırak bizi." Demişti ürkütücü bir ses tonuyla. Oğuz ise hafif tırmış ama ısrarla gitmemişti yanımızdan. Oğuz benim olmayan kardeşim gibiydi ve bunu bugün bir kez daha anlamıştım.

Sonunda hep beraber Simay ve Ege'nin olduğu yere toplandık. Kar bacak boyuma geliyordu normalde ama bu alan hafif tepeliydi ve kar daha azdı. Yani daha rahat koşarak oynayabilirdik karla.

Barlas bana bakıp "Oğuz abim beni dövecek gibi." Diye söylendi, ne dediğini anlamadığım için ona bakmaya devam ettim. Barlas alt dudağını yalayarak sırıttı. Ardından dudağıma buse kondurdu. "Barlas!" Diye bağıran Oğuz'a baktım. Hee, bundan bahsediyor. Oğuz sinirle bana baktı. "İki dakika göz kulak olmasam hamile kalacaksın." Diye söylendi. Kahkaha atmamak için dudaklarımı içe doğru büzdüm.

Simay elindeki kar topunu Oğuz'a fırlattı. Ve ikisi derin bir kar topu savaşına başladılar. Simay her ne kadar tripli olsada, Oğuz bizi rahat bıraksın diye böyle bişey yapmıştı biliyordum. Boşuna kız kardeş demiyoruz.

Kafama gelen karla düşüncelerimden sıyrıldım. Bittin sen Barlas! Yerden kar alıp Barlas'a fırlattım.

Barlas ile beraber kar topu savaşı yaparken yorulup yere oturmuştum. Derin ve Batu'ya baktığımda Derin hevesle bir şeyler anlatıyordu. Batu ise sakince onu dinliyordu. Çok tatlı gözüküyorlardı.

Biz karla oynarken zaman epey geçmiş olsa gerek güneş batmaya başlıyordu. Bugün geç kalktığımız için bana öyle gelmiş de olabilir.

Barlas yanıma oturup beni kendiyle beraber geriye yatırdı. Beraber karların üzerine uzanmıştık. Kafam yere değmesin diye kolunu başımın altına koymuştu Barlas.

"Gidelim mi?" Sorusuyla beraber kaşlarımı kaldırıp ona baktım. "Nereye?" Diye sordum anlamadığım için. "Yalnız kalabileceğimiz bir yere." Dedi gizemli bir tonla ve ekledi. "Vazgeçtim sormuyorum. Gidiyoruz." Deyip ayağa kalktı ve elimden tutup beni kaldırdı.

Bizimkiler hala karla oynuyorlardı. Oğuz bizi farketmeden gitsek iyi olacaktı. Barlas elimden sıkıca tuttu ve beraber bembeyaz karın üzerinde yürüdük. Otele girdik. Sanırım odaya gidecektik.

Asansöre bindik. Odamızın olduğu kata bastım. Barlas ise en üst kata basmıştı. Eli çarpmış olmalıydı. Asansör odaların olduğu katta durunca asansörden çıktım. Barlas omuzumdan tutup beni durdurdu.

"Nereye gidiyorsun bebeğim?"

"Bebeğin miyim gerçekten?" Dedim gözlerimi açarak. Barlas halime güldü. "Evet öylesin bir itirazın mı var?" Başımı hızla iki yana salladım. Ne itirazı? Canıma minnetti.

Barlas'ın havada asılı kalan sorusunu yanıtladım. "Odaya girmeyecek miyiz?" Barlas yanağımı içine çekerek öptü ve elimi tekrar tutup beni asansöre çekti. "Hayır." Dedi kısaca.

"Niye? Nereye gidiyoruz ki?" Diye sordum ard arda. Barlas, cevap verme zahmetinde bulunmadan devam etti. Demek ki en üst kata bilerek basmıştı. Ne vardı acaba o katta?

Asansör en üst katta durunca indik.

Uzun ve dar bir koridora girdik. Aralıklarla kapılar vardı. Koridorun sonundaki odanın kapısında durduk. Barlas cebinden bir kart çıkartıp kapıya okuttu ve kapı açıldı.

Beraber odaya girdik ve gördüğüm manzarayla gözlerimi kırpıştırdım.

Burası harika görünüyordü.

Odanın ortasında bir masa vardı üzerinde güller ve mumlar vardı. Çeşit çeşit tatlılar, meyve tabağı ve hasır bir sebette ise çikolatalar vardı.

Köşede bir L koltuk vardı. Oda oldukça genişti. Beni asıl büyüleyen şey boydan boya camla kaplı duvarın önünde duran jakuziydi. Jakuzi çalışıyordu ve içinden buhar çıkıyordu. Odanın içine doğru yürüyüp camdan duvarın önünde durdum. Harika bir manzarası vardı.

Uçsuz bucaksız karla kaplı bir alan vardı. Bembeyazdı her şey. Gökyüzü ise güneş battığı için çok tatlı bir renge bürünmüştü.

Yüksek olduğu için bizi burada kimse göremezdi. Gerçi bu saatte, o soğukta dışarıda kimse durmazdı zaten. En azından akıl sağlığı olan kimse durmazdı.

Barlas kapıyı kapatıp yanıma geldi. Arkadan kollarını bana sardı.

Barlas boynumu öpüp "Senden ayrı kaldığım her günü telafi etmek istiyorum." Dedi, huylanıp kafamı yavaşça eğdim. Yüzümdeki sırıtma iyicene büyüyordu. Tekrar boynumu öptü. Bu sefer geri çekilmedi. Defalarca öpmeye devam etti. En sonunda ben çekilip ona doğru döndüm. "Öpücük ile telafi edemezsin." Diye söyledim.

Barlas bana ciddi bir şekilde bakıp "Sence bu muydu telafi?" Diye sordu. Tam ağzımı açıp konuşacakken telefonu çaldı. Telefonunu arka cebinden büyük bir sitemle çıkardı. "Patron.." diye konuştu bıkkın bir sesle.

Yatağa oturup patron ile konuşmaya başladı. Yanına oturup ona baktım. Ciddi ciddi konuşuyordu. İşaret parmağımı omzuna götürüp hareket ettirdim. Barlas bana bakıp 'yapma' manasında kaşlarını yukarı kaldırırken ben gülümsedim.

Parmağımı boğazına götürüp gezirdim. Yutkundu. İsteksiz bir şekilde geri çekildi. İşaret parmağını havaya kaldırıp bana gösterdi. Bir dakika mi diyordu bana?

Gülümseyip boynunu öptüm. "Tamam patron, Ege ile konuşacağım." Dedi, tekrar tekrar öptüm. "Hıhım." Sesi titremeşti. Gülümseyerek geri çekildim. Telefonu kapatıp bana baktı.

"Bahar hanım, bunların geri dönüşü kötü olacak."

Cilveli bir bakış atıp ayağa kalktım. "Hıhım." Dedim alayla ve ona arkamı döndüm. Masaya ilerleyeceğim sırada, kolumdan tutup beni kendine çekti. Kucağına düşmüştüm.

Yutkundum. Bir eliyle sıkıca belimi kavramıştı.

Bir şey demeden dudağımı öptü, ona karşılık verirken gözlerimi kapattım. Acaba şuan hapşursam ne olurdu? Gülme Bahar gülme.

Kendimi frenleyemeyip gülmeye başladım. Barlas geri çekildi ve tek kaşını kaldırıp bana baktı. "Noldu bebeğim?" Gülmemi durdurmak için dudaklarımı birbirine bastırdım. "Hiiç." Dedim omuz silkerek. Barlas'ın bacağında oturuyordum hala. Beni kucağına alıp yatağa koydu ve ayağa kalktı. Ortadaki masanın üzerinde duran, buz kovasının içinden şampanya şişesi çıkarttı. Şampanyayı patlattıp, kadehlere doldurdu ve şişeyi yerine koydu. Kadehlerle yanıma geldi.

"Ben içmesem? Alkole alışkın değil bünyem." Diye mırıldandım. "Merak etme alkolsüz." Deyip kadehi gösterdi çenesiyle. Elinden kadehi aldım ve küçük bir yudum aldım. Tadı güzeldi ve boğazımı yakmamıştı.

Ayağa kalkıp kadehi masaya koydum ve üzerimdeki kazağı çıkarttım. Barlas'ın alttan bir bakış attım. Dudakları hafif aralanmış beni izliyordu. Şaşırmıştı.

Sadece iç çamaşırlarımla kalınca, Barlas'ın tam önünde durdum. Cilveli bir bakış atıp dudaklarına eğildim.

Öpeceğimi düşünüyordu. Sinsice gülümsedim ve öpmek yerine kulağına yaklaştım. "Jakuziye gireceğim." Deyip onu yatakta bıraktım. Masadan kadehimi alıp jakuziye girdim.

Barlas gözlerini kırpıştırıp bana baktı. Bu hali çok tatlıydı! Elimdeki kadehi hafif havaya kaldırıp, "Şerefe." Dedim ve büyük bir yudum aldım.

⊂(◉‿◉)つ

Barlas ile sohbet ederek güzel bir vakit geçirmiştik. Ardından beraber uyumuştuk. Bu günlerin daha uzun olmasını isterdim ama bu gün dönüyorduk. Şuan ise Simay bana bakmadan valizini yerleştiriyordu. Ben ise çoktan yerleştirmiş onu bekliyorum.

"Hadi ama." Diye söyledim. Benim dediğimi duymazdan gelince göz devirdim. Bitmezdi şimdi bunun tripleri. Simay'ı beklerken elime telefonu alıp oylanamya başladım

Kahvaltıdan sonra, herkes eşyalarını toplayıp otelden çıkmıştı. Şimdi ise otobüse bavullarını yerleştiriyorlardı. Yarım saate kadar yola çıkacağız demişti yanımızda gelen rehber öğretmen.

Oğuz yanımıza gelip kolunu omzuma attı. "Baban davet veriyormuş fıstık. Babam söyledi, bizde geliyoruz. Kaçta alayım seni evden?" Oğuz'un babası ve benim babam yakın arkadaşlardı.

Oğuz'a mahçup bir bakış attım. "Sen zahmet etme otelde görüşürüz. Barlas gelecek beni almaya." Diye geveledim ağzımın içinde. Eskiden hep beraber takılırdık ama şuan Simay ve benim sevgilim olduğu için kendini yalnız hissetmesini istemiyordum Oğuz'un. Acaba ona birini mi ayarlasaydım?

Oğuz saçımı karıştırdı. Batu, Oğuz'a seslenince yanımızdan uzaklaştı.

Etrafa bakınıp Barlas'ı aradım. Arabasının yanında Ege ile konuşuyorlardı gülerek. Herkes okul otobüsüyle gidecekti ama biz arabayla geldiğimiz için araba ile dönecektik. Eşyalarımızı çoktan Barlas'ın arabasına yerleştirmiştik.

Simay otobüse eşyalarını yerleştirip bana döndü. "Sana hala tripliyim ama merak ediyorum. Neler oldu o gece? Sen ağlayarak çıktın bardan. Sabah sevgiliyiz dediniz?" İstemsizce güldüm. Saçımı savurup ve Simay'ın koluna girdim. Bizim en fazla konuşmadan durduğumuz bu kadardı. O gün olanları detaylıca anlattım Simay'a.

Simay yine de beyaz bir bayrak çekmemişti ama konuşuyorduk. Oğuz'un yanına geçip ona baktım. Onu fazla ihmal ettiğimi düşünüyordum. Bir süre onunla konuşmaya çalıştım ama morali bozuk gibiydi. Sadece bana karşı mı böyle yoksa genel mi onu anlayamadım.

Batu yanımıza gelip Oğuz ile konuşmaya başlayınca Oğuz'un moral bozukluğu birden geçti. Galiba bu tavrı bana özeldi. Bi ara Simay, Oğuz ve benim acilen buluşup yenilenmemiz lazımdı.

Sonunda herkes toparlanıp karavana yerleştir. Barlas yanıma gelip elini belime koydu ve beni arabasına yönlendirdi. Beraber arabaya bindik.

Kulaklığımi takıp tamamen kendi dünyam ışınlanmak istedim ama buna müsade etmeyen birer halk vardı. Oğuz şarkı açmış Batu ile karşılıklı göbek atıyorlardı. Gülerek onları izledim.

Arabanın camından ikisini izledim gülerek. Sonunda ikisi karavanın kapını kapatıp içeri geçtiler.

Oğuz ve Batu'nun arkadaşlığını seviyordum. Komik ve tuhaf bir ilişkileri vardı ama olsundu.

Barlas sürücü koltuğuna yaslanıp, arabayı çalıştırdı. Biz arabada olduğumuz için daha hızlıydık ve onlar gerimizde kalmıştı.

Yolculuğun en güzel kısmı manzaramın Barlas olmasıydı. Sahi, bu adam artık benim miydi? Derin bir iç çektim onu izlerken.

Barlas bana kısa bir bakış atıp, yola döndü. "Bebeğim yedin bitirdin bakışlarınla." Barlas'ın sesiyle hayran bakışlarımı ondan ayırıp yola çevirdim.

Ukala! Bir daha ona bakmayacaktım. O yalvaracaktı bana bak diye. Tamam belki biraz abartıyor olabilirdim ama olsun.

"Şş tamam surat asma şaka yaptım." Dedi içten bir samimiyetle ve gülmemeye çalışarak ekledi. "İster bakışlarınla taciz bile edebilirsin beni." Dediği sözle ona yumuşayan tarafın tekrar alevlendi.

Omuzuna vurdum. "Gerizekalı." Diye tısladım. Tam o sırada araba ani bi frenle durdu. Bedenim öne savrulurken, kemerimi taktığım için kafamı çarpmaktan kuruldum.

"Niye durdurdun?" Diye sorup Barlas'a baktım. Kaşlarını çatmış bakıyordu. "Ben durdurmadım." Dedi ve arabadan inip arabanın etrafında dolandı.

Harika. Otabanın ortasında kalmıştık!

"Şaka mı yapıyosun?" Diye sordum, bana bakıp bir sey demeden arabadan çıktı. Arabanın önünde olan bir seyi kaldırdı. Ne olduğunu anlamadığım için meraklı melehat halim ile arabadan çıktım. Öne geçtiğimde arabanın önünden dumanlar çıktığını gördüm.

"Barlas lütfen yolun ortasında kalmadığımızı söyle." Dedim tek nefeste. Barlas arabanın kapunun sertçe kapatıp bana baktı ve sonunda varlığımı hatırlayıp beni yanıtladı.

"Evet kaldık."

Ellerimi göğsümde bağlayıp dudağımı büzdüm. Bi' bu eksikti!

End of chapter

The next chapter is locked

Open chapter 24 for 5 coins in the app and carry on where you left off.

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.