تخطٍ إلى المحتوى

SINIRDA

الفصل 3 · قراءة 10 دقيقة

SINIRDA

الفصل 3

İTİRAF

Telefonumun çalma sesiyle gözlerimi zar zor araladım.

Ekrana baktım.

Atlas Arıyor…

Gözlerimi ovuşturarak aramayı açtım.

“Efendim…”

Telefonun diğer ucundan hafif gülen sesi geldi.

“Tekrar geç kalmak gibi bir niyetin yok değil mi, küçük hanım?”

Bir anda gözlerim fal taşı gibi açıldı.

“Ne?”

Telefonun saatine bakmadan yataktan fırladım.

“Allah’ım!”

Dolabı açıp ilk bulduğum sweatshirtü üzerime geçirirken telefonu omzumla kulağımın arasına sıkıştırdım.

“Atlas neden uyandırmadın daha erken?”

“Ben…”

Sözünü bitiremeden odamın kapısı açıldı.

Validem şaşkınlıkla bana baktı.

“Begüm… Ne bu telaş?”

“Anahtarım nerede? Çantam…”

“Nereye gidiyorsun?”

“Okula! Geç kaldım sanırım.”

Validem birkaç saniye bana baktı.

Sonra kahkahasını tutamadı.

“Begüm…”

“N’oldu?”

“Bugün cumartesi.”

Olduğum yerde donup kaldım.

“…Ne?”

“Cumartesi.”

Yavaşça telefonuma baktım.

Saat 09.17.

Takvim…

Cumartesi.

Gözlerimi kapattım.

“Atlas…”

Telefonun diğer ucundan kahkaha sesi yükseldi.

“Duyuyorum.”

“Dalga mı geçiyorsun benimle?”

“Biraz.”

“Hiç komik değil!”

“Bence bayağı komik.”

“Telefonu kapatıyorum.”

“Dur.”

“Neden?”

“Sana şaka yapmıyorum aslında.”

“Az önce yaptın.”

“Onu sayma.”

İç çektim.

“Ne istiyorsun?”

“Kırk dakika sonra aşağı iner misin?”

“Neden?”

“Seni bir yere götüreceğim.”

“Nereye?”

“Gelince görürsün.”

“Daha yeni tanıştığım biriyle bilinmeyen bir yere gitmem.”

Telefonun diğer ucunda birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra gülerek,

“Haklısın.”

dedi.

“İstersen söyleyeyim.”

“Nereye?”

“Şehrin en güzel manzaralarından birine.”

Bir an düşündüm.

“Neden?”

“Çünkü dün moralin bozuktu.”

Sessiz kaldım.

“Bugün biraz daha iyi olmanı istiyorum.”

Ne diyeceğimi bilemedim.

“…Tamam.”

Telefonu kapattıktan sonra yatağımın ucuna oturdum.

“Ne diye kabul ettim ki?” diye söylendim kendi kendime.

Dolabımın kapağını açıp askılara göz gezdirdim.

“Sanki düğüne gidiyorum…”

Elime beyaz oversize bir tişört alıp karşısına açık mavi bol paça kotumu koydum.

“Bu olur.”

Hızlıca hazırlanıp aynanın karşısına geçtim.

Saçlarımı yüksek olmayan dağınık bir at kuyruğu yaptım. Yüzüme sadece nemlendirici sürüp dudak balmımı sürdüm.

Aynadaki yansımama birkaç saniye baktım.

“İdare eder.”

Telefonumu, kulaklığımı ve cüzdanımı küçük çantama koydum.

Tam odadan çıkacakken tekrar durdum.

“Bir dakika…”

Aynaya dönüp saçımın yana düşen tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdım.

“Şimdi tamam.”

Merdivenlerden aşağı indim.

Validem mutfakta kahvaltıyı topluyordu.

“Validem.”

“Efendim kızım?”

“Ben biraz dışarı çıkacağım.”

Bana dönüp kaşlarını kaldırdı.

“Nereye?”

Tereddüt ettim.

“Şey…”

“Komşumuz Atlas’la.”

Validem hafifçe gülümsedi.

“Bir yere mi gidiyorsunuz?”

“Evet. Yakınlarda biraz dolaşacağız.”

“Telefonun yanında olsun.”

“Olacak.”

“Bir şeye ihtiyacın olursa hemen ara.”

“Tamam validem.”

“Bir de kaskını takmayı unutma.”

Gülümsedim.

“Merak etme, unutturmaz zaten.”

Validem anlamamış gibi baktı.

“Ne dedin?”

“Hiç…”

Gülümsememi gizleyerek ayakkabılarımı giydim.

Kapıyı açmadan önce derin bir nefes aldım.

Umarım bugün beni yine saçma bir şakayla karşılamaz.

Kırk dakika sonra apartmanın önüne indim.

Atlas motorunun yanında bekliyordu.

Bu kez elinde iki kask vardı.

Birini bana uzattı.

“Güvenlik her şeyden önemli.”

Kaskı takıp motora bindim.

Yaklaşık yirmi dakika sonra şehrin yukarı kesimindeki seyir noktasına vardık.

Şehrin tamamı ayaklarımızın altındaydı.

Rüzgâr hafif hafif esiyordu.

“Vay…”

diyebildim sadece.

Atlas cebine ellerini sokup manzaraya baktı.

“Güzelmiş, değil mi?”

Başımı salladım.

“Evet.”

Bir süre sessizce manzarayı izledik.

Sonra Atlas,

“Burada bekle.”

deyip yakındaki küçük kafeye yürüdü.

Birkaç dakika sonra elinde iki karton bardakla geri döndü.

Birini bana uzattı.

“Al.”

“Ben alırım.”

“Bugün olmaz.”

“Neden?”

Bardağı elime tutuşturdu.

“Sen kahve borcunu ödemedin.”

Kaşımı kaldırdım.

“Ee?”

“Ben bari kendi kahvemi kendim ısmarlayayım.”

İstemsizce güldüm.

“Şu kahve muhabbetini gerçekten bırakmayacaksın.”

“Bırakırsam seninle konuşacak bahanem kalmaz.”

İlk kez buna cevap veremedim.

Sadece kahvemden küçük bir yudum aldım.

Sıcak kahve ve serin rüzgâr…

O an beklediğimden çok daha huzurluydu.

Yaklaşık bir saat sonra apartmanın önüne geldik.

Motordan indim.

“Kahve için…”

diye başladım.

Atlas gülümsedi.

“Borçtan saymadım.”

“Niye?”

“Çünkü bunu ben istedim.”

Gözlerimi devirdim.

“İnatçısın.”

“Sen de.”

İkimiz de istemsizce güldük.

“İyi günler, Begüm.”

“İyi günler”

Apartmana girer girmez hızlı adımlarla kendimi odama attım.

Odamda uzanırken telefonum titredi.

Defne:Akşama herkes kafeye gidiyor. Geliyorsun değil mi?

Begüm:Kimler var?

Defne:Ben, Melis, Arda, Kaan, Mert. Bahane kabul etmiyoruz.

Gülümseyerek cevap yazdım.

Begüm:Tamam, geliyorum.

…

Akşam olduğunda hazırlanıp evden çıktım.

Kafenin önüne vardığımda herkes çoktan gelmişti.

“Begüüüm!” diye seslendi Defne.

Gülümseyerek masaya yaklaştım.

“Beklettim mi?”

“Sadece beş dakika.” dedi Mert.

“Beş dakika mı?” dedi Kaan. “On beş dakikadır bekliyoruz.”

“Abartma.”

Hepimiz güldük.

Ben boş sandalyeye otururken Arda hemen yanındaki sandalyeyi eliyle çekti.

“Buraya otur.”

“Sağ ol.”

Garsona siparişlerimizi verdik.

Sohbet bir süre okuldan, öğretmenlerden ve hafta sonu planlarından açıldı.

Arada bir göz ucuyla Arda’nın bana baktığını fark ediyordum.

Başta önemsemedim.

Ama bu birkaç kez daha tekrarlayınca dikkatimi çekmeye başladı.

Tam kahvemden bir yudum almıştım ki Mert kaşlarını kaldırdı.

“Bugün sizde bir gariplik var.”

Hepimiz ona döndük.

“Kimde?” diye sordum.

Mert başıyla beni ve Arda’yı işaret etti.

“Sizde.”

Arda hemen konuştu.

“Neyimiz varmış?”

Kaan sırıttı.

“Sen normalde susmazsın. Bugün tek kelime etmiyorsun.”

Defne bana döndü.

“Sen de sürekli dalıp gidiyorsun.”

Omuz silktim.

“Yorgunum sadece.”

Mert kahvesini masaya bıraktı.

“Yok canım.”

Gülerek devam etti.

“Biriniz bir şey yaptı ama ne olduğunu bilmiyoruz.”

Arda kısa bir an bana baktı.

Sonra gözlerini kaçırdı.

“Bir şey yok.”

Kaan gülmeye başladı.

“Bu ‘bir şey yok’ cümlesi kadar şüpheli bir cümle yok.”

Defne kahkaha attı.

“Kesin kavga ettiler.”

“Etmedik.” dedim.

Arda da aynı anda,

“Etmedik.”

deyince masadakiler gülmeye başladı.

“Aynı anda konuşmanız daha da şüpheli.” dedi Ege.

Ben de Arda da istemsizce birbirimize baktık.

Sonra ikimiz de aynı anda gözlerimizi kaçırdık.

İçimde garip bir huzursuzluk vardı.

Arda’nın bana bakışları eskisi gibi değildi.

Sanırım itirafından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı…

Kahvemden son yudumu alıp ayağa kalktım.

“Ben bir lavaboya gidip geleceğim.”

“Tamam.” dedi Defne.

Masadan ayrılıp koridora doğru yürümeye başladım.

Tam lavaboya girecekken arkamdan bir ses geldi.

“Begüm.”

Durup arkamı döndüm.

Arda bana doğru geliyordu.

“Konuşabilir miyiz?”

İç çekerek başımı salladım.

“Tamam.”

Lavabonun yanındaki sessiz koridora geçtik.

Arda ellerini cebine soktu.

“Dünden beri garip davranıyorum, farkındayım.”

Sessizce onu dinledim.

“Ama elimde değil.”

“Arda…”

“Sadece şunu bilmeni istiyorum. Sana söylediklerim değişmedi.”

Başımı eğdim.

“Benim cevabım da değişmedi.”

Acı acı gülümsedi.

“Biliyorum.”

“Seni kırmak istemedim.”

“Kırmadın.”

Gözlerimin içine baktı.

“Sadece biraz canım yandı.”

Tam o sırada koridordan ayak sesleri geldi.

Fark etmedik.

Koridorun köşesinde Melis durmuştu.

Bize şaşkınlıkla bakıyordu.

“Ne oluyor burada?”

İkimiz de aynı anda ona döndük.

Melis’in bakışları Arda’dan bana kaydı.

“Yoksa…”

Sessizlik.

Sonra yüzü bir anda değişti.

“Bunu bana nasıl yaparsın Begüm?”

Şaşkınlıkla kaşlarımı çattım.

“Neyi?”

“Arda’dan hoşlandığımı biliyordun.”

“Melis…”

“Bildiğin hâlde onunla burada konuşuyorsun!”

Sesini yükseltmeye başlamıştı.

“Dur, olay öyle değil.”

“Nasıl değil?”

Derin bir nefes aldım.

“Arda bana duygularını anlattı.”

Melis’in gözleri doldu.

“Ve sen kabul ettin.”

“Hayır.”

Başımı iki yana salladım.

“Onu reddettim.”

“Yalan söylüyorsun.”

“Melis, yalan söylemiyorum.”

“Benim bi suçum yok.” dedim sonunda. “Sana karşı dürüst davrandım. Arda’ya da dürüst davrandım.”

Melis başını iki yana salladı.

“Senden bunu beklemezdim.”

Arkamı döndüm.

“İstediğine inanabilirsin.”

Koridordan hızla çıkıp kafeden ayrıldım.

Arkamdan Defne’nin seslendiğini duysam da durmadım.

Hava kararmıştı.

Nereye gittiğimi düşünmeden yürüyordum.

Bugün neden herkes bana kızıyordu?

Kulaklığımı taktım.

Müzik bile kafamın içindeki düşünceleri susturamıyordu.

Tam o sırada arkamdan tanıdık bir ses geldi.

“Bu ikinci oldu, küçük hanım.”

Adımlarımı durdurdum.

Arkamı döndüğümde Atlas elleri cebinde bana doğru yürüyordu.

Kaşını hafifçe kaldırdı.

“Gece yürüyüşlerini alışkanlık hâline getirmeye mi karar verdin?”

İç çekip gözlerimi devirdim.

“Sanırım…”

Atlas yüzüme dikkatlice baktı.

“Bu sefer gerçekten iyi görünmüyorsun.”

“Aslında…”

Bana döndü.

“Hı?”

Derin bir nefes aldım.

“Galiba anlatacağım.”

Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Hani daha yeni tanıdığın birine anlatmazdın?”

İstemsizce gülümsedim.

“Hâlâ anlatmamalıyım bence.”

“O zaman anlatma.”

Şaşkınlıkla ona baktım.

“Israr etmeyecek misin?”

“Hayır.”

“Neden?”

Omuz silkti.

“İnsanlar anlatmaya hazır olmadan anlatınca kendini daha kötü hissediyor.”

Birkaç saniye sustum.

“Yine de anlatmak istiyorum.”

Atlas hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti.

“Bugün arkadaş grubuyla kafedeydik.”

Başını hafifçe salladı.

“Sonra Arda benimle konuşmak istedi.”

“Hı hı.”

“Bana hoşlandığını söyledi.”

Atlas’ın adımları bir anlığına yavaşladı ama hiçbir yorum yapmadı.

“Ben de onu reddettim.”

Gözlerimi yere indirdim.

“Çünkü onu gerçekten sadece arkadaşım olarak görüyorum.”

Sesim biraz kısıldı.

“Sonra Melis bizi duydu.”

“Melis de Arda’dan hoşlanıyormuş.”

Başımı salladım.

“Beni suçladı. Sanki elimde olan bir şeymiş gibi…”

Boğazım düğümlendi.

“Kimseyi üzmek istemedim.”

Atlas uzun süre sessiz kaldı.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

“Birinin senden hoşlanması senin suçun değil.”

Başımı kaldırıp ona baktım.

“Ama biri üzüldü.”

“Evet.”

“O zaman ben de biraz suçlu sayılmaz mıyım?”

Başını iki yana salladı.

“Hayır.”

“Neden?”

“Çünkü dürüst olmuşsun.”

Sessizlik…

“İnsanlara sırf üzülmesinler diye karşılık veremeyeceğin duygular varmış gibi davranamazsın.”

Düşünceli bir şekilde yere baktım.

“Belki haklısındır.”

Gülümsedi.

“Haklı olduğumu biliyorum.”

İstemsizce güldüm.

“Kendine güvenin hiç eksilmiyor.”

“Eksilirse bana haber ver.”

“Niye?”

“Kutlama yaparım.”

Gözlerimi devirdim.

“Tam eski Atlas.”

“Eski Atlas mı? Daha iki gündür tanışıyoruz.”

Gülümsememi tutamadım.

“Haklısın.”

Farkına varmadan apartmanın önüne gelmiştik.

Atlas durdu.

“Tamam.”

“Ne tamam?”

“Bugünlük düşünmeyi bırak.”

“Bu kadar kolay mı?”

“Değil.”

Bana baktı.

“Ama denemek ücretsiz.”

Hafifçe gülümsedim.

“Teşekkür ederim.”

“Ne için?”

“Dinlediğin için.”

“Ne demek.”

Birkaç saniye sessizlik oldu.

“İyi geceler, Begüm.”

“İyi geceler, Atlas.”

Odaya girer girmez kendimi yatağın üzerine bıraktım.

Bugün yaşananlar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyordu.

Arda…

Melis…

Sonra Atlas…

“Gerçekten daha iki gün önce tanıştık mı?” diye düşündüm.

Onun yanında kendimi garip bir şekilde rahat hissediyordum.

“Saçmalama Begüm.”

Kafamı dağıtmaya çalışarak üzerimi değiştirip.Çalışma masama oturdum

“Hazır hafta sonuyken biraz test çözeyim.”

Türkçe kitabımı açıp soruları çözmeye başladım.

Ama daha üçüncü soruya gelmeden aklım dağıldı.

Kalemimi masaya bıraktım.

Atlas şimdi ne yapıyordur acaba?

Başımı iki yana salladım.

“Odaklan Begüm.”

Bir saat boyunca test çözdüm. Son kitabı da kapatıp derin bir nefes verdim.

“Bugünlük bu kadar.”

Sonra Atlas mesaj attı:

Psikoloğunun tavsiyesine uyabildin mi? Bugün fazla düşünmedin umarım.

Yüzümde saçma bi gülüş oluşurken yazmaya başladım

Begüm:Psikoloğum ne zamandan beri sensin?

Atlas:Dün gece kurs bitirdim. Diplomamı bekliyorum.

Begüm:Sahte diplomayla insan kandırmak suç biliyorsun değil mi?

Atlas:Ben sadece komşuma ücretsiz destek veriyorum.

Begüm:Ne kadar düşüncelisin.

Atlas:Biliyorum.

Begüm:Şu “biliyorum” demeyi bırak.

Atlas:Bırakırsam karakterim bozulur.

Kendi kendime tebessüm ettim

Begüm:Bu kadar özgüven yorucu değil mi?

Atlas:Senin inatçılığın kadar değil.

Sonra sohbet biraz daha ciddileşsin.

Atlas:Bu arada… Dünkü olay için hâlâ üzgün müsün?

Begüm:Biraz.

Atlas:Arda’yı özlediğin için mi?

Begüm:Hayır.

Arkadaşlığımızın değişmesinden korkuyorum.

Atlas birkaç saniye yazmadı.

Atlas:Bence gerçek arkadaşlık, dürüstlükten sonra da devam edebiliyorsa gerçektir.

Uzun süre ekrana baktım.

Begüm:Bunu nereden öğrendin?

Atlas:Hayattan.

Begüm:Sen bazen yaşından büyük konuşuyorsun.

Atlas:Bazen de çocuk gibi davranıyorum.

Begüm:Evet. Özellikle kahve borcu konusunda.

Atlas:Onu torunlarıma bile anlatacağım.

istemsizce güldüm.

Garipti…

Daha birkaç gün önce tanışmıştık.

Ama onunla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum.

Ve en ilginci…

Uzun zamandır ilk kez biriyle konuşurken kendim gibi hissediyordum.

Telefonu komodinin üzerine bıraktım.

Yüzümde fark etmeden oluşan gülümsemeyi aynada görünce kendi kendime başımı iki yana salladım.

“Saçmalama Begüm…”

Derin bir nefes alıp odadan çıktım.

Merdivenlerden inerken mutfaktan gelen kahve kokusu burnuma ulaştı.

Bir an durup gülümsedim.

“Bugün ikinci kahvemi de hak ettim sanırım.”

Mutfaktaki dolaptan kupamı aldım.

Cezveye su koyup kahvemi hazırlamaya başladım.

Kahve yavaş yavaş köpürürken istemsizce Atlas’ın söylediği cümle aklıma geldi.

“Sen kahve borcunu ödemedin ama ben bari ödeyeyim.”

İstemsizce güldüm.

“Şu çocukla konuşulan her şey dönüp dolaşıp kahveye geliyor.”

Kahvemi kupaya doldurup oturma odasına geçtim.

Validem televizyon izliyordu.

Babam da koltuğa yaslanmış telefonunda haber okuyordu.

“Gel bakalım.” dedi validem.

Elimdeki kupayla yanlarına oturdum.

“Ne izliyorsunuz?”

“Eski bir dizi denk geldi.”

Televizyona birkaç saniye baktım.

Validem kahveme göz attı.

“Bugün ikinci kahven galiba.”

Omuz silktim.

“Canım istedi.”

Babam gülümseyerek gazeteyi masaya bıraktı.

“Bizim kız büyümüş.”

“Nedenmiş o?”

“Eskiden süt isterdin, şimdi kahve.”

Güldüm.

“Abartmayın ya.”

Validem yüzüme dikkatlice baktı.

“Bugün keyfin yerine gelmiş gibi.”

Fincanımdan küçük bir yudum aldım.

“Öyle mi?”

“Dün akşamki hâline göre daha iyisin.”

Başımı hafifçe salladım.

“Biraz.”

Babam tebessüm etti.

“Arkadaşlarınla mı görüştün?”

“Evet.”

Atlas’tan bahsetmek üzereydim ama vazgeçtim.

“Biraz dolaştık.”

Validem gülümseyerek,

“İyi yapmışsın.” dedi.

“Bazen insanın kafasını dağıtmaya ihtiyacı oluyor.”

Sessizce başımı salladım.

Haklıydı.

Son birkaç günde yaşananlar bile aylar geçmiş gibi hissettiriyordu.

Kahvemi bitirdikten sonra kupamı mutfağa götürdüm.

Tam odama çıkacakken telefonum yine titredi.

Ekrana baktım.

Atlas

Bu saatte de ders çalıştığına eminim

Şaşkınlıkla telefona baktım.

Begüm:Yok artık… Bunu nereden bildin?

Cevap birkaç saniye içinde geldi.

Atlas:Tahmin.

Begüm:Yalan söyleme.

Atlas:Bu kadar zeki olmanın bir çabası vardır diye düşündüm

Telefon tekrar titredi.

Atlas:Bu arada…sadece tahmindi

Begüm:İnandırıcı olmadı.

Atlas:Haklısın.

Begüm:Sapık komşu.

Birkaç saniye “yazıyor…” ibaresi göründü.

Atlas:Merak etme. Sadece kahve bağımlısı komşu.

Kahkaha atınca validem salondan seslendi:

“Begüm, neye gülüyorsun?”

Telefonu arkamda saklayıp,

“Hiç validem, arkadaşlarla yazışıyoruz.” dedim.

Odamın kapısını kapatırken yüzümde hâlâ küçük bir gülümseme vardı. Atlas’la her konuşma, günün en sıradan anını bile biraz daha eğlenceli hâle getiriyordu.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.