تخطٍ إلى المحتوى

SİMÜLATÖR

الفصل 5 · قراءة 12 دقيقة

SİMÜLATÖR

الفصل 5

LİKYA KRALLIĞI&KABUS

Bölümde kullanılan şiir şahsıma aittir. İzinsiz kullanmayınız!

~Alen Meyra Aden'in Anlatımı~

Dostlarım ile karşılaşınca Elvin ne yapacağını bilemedi. Ben de ona konuşması için zihnine kelimeler gönderdim. Elvin beni tam olarak içeri almış sayılmaz bu yüzden konuşmasını kontrol edemiyorum...

"Şimdi gitmeden onlardan yardım iste. Benim dediklerimi tekrarlasan yeterli. Maalesef konuşacağın şeyleri kontrol edemiyorum." dedim. Karşımızda sarışın ikizler ve Yekta vardı.

İçinden "Tamam." dedi.

Benim dediklerimi yapıyor olmasına şaşırmadım. Ne de olsa denize düşen yılana bile sarılır kurtulmak için değil mi? İnsanlar, her biri farklı görünse de aslında aynılar. Kurtulmak için bütün sözlerini çiğnerler, ne kadar ileri gidebileceklerinin haddi hesabı yok...Neyse ki yüzlerimiz birbirine benziyor. Neden aynı olmadığını ise bize Yekta açıklamaya çalışacak...

"Şimdi dediklerimi tekrar et! Beni bulduğunuz için sevindim. Bir an önce gidelim. Anlatmam gereken çok önemli şeyler var." dedim.

"Beni bulduğunuz için sevindim. Bir an önce gidelim. Anlatmam gereken çok önemli şeyler var." diyerek beni doğru zamanlamada seslendirdi.

Yekta "Acele et. Yakalanmak istemem." dedi ve bizim için bir portal açtı. Herkes sırasıyla geçtikten sonra bende geçtim ve Yekta portalı kapattı.

İkizler birbirinin cümlelerini tamamlayarak konuşmaya başladılar.

İlk önce Likya "Burasına çoğu kişi Işık Ülkesi dese de biz Likya Krallığı diyoruz." dedi. İmren de hemen "Bu yüzden buraya Likya demelisiniz ve bazı katı kurallarımız var. Mesela-" diye kuralları saymaya başlayacakken Likya hemen sözünü kesti ve "Şimdilik kuralları öğrenmenize gerek yok. Sadece göz önünde bulunmayın. Ah, en önemli şeyi söylemeyi unutuyorduk." dedi ve cümlesinin devamını İmren getirdi. "Meyra dışarı çıkmasa iyi olabilir. Çünkü onun gücü karanlığa dayanıyor ve Likya Krallığı karanlık olan hiçbir şeyi sevmez." dedi.

Daha fazla dayanamayarak Elvin'e "O zaman ne yapacağım ben burada? Burada Todestrum'dan daha çok tehlikedeyim o zaman." demesini söyledim. Beni tekrar etti.

"Üzgünüz ama gelebileceğin en iyi yer burası ve zaten fazla uzun süre kalmayacaksın." dedi ikizler aynı anda gözlerini kısa bir süre yere dikerek.

"Tamam." dedi Elvin keyifsizce. Herkes göz önünde bulunmayacağına söz verince İkizler Yekta ile bizi bırakıp diğerlerine kalacak yer göstermeye gitti.

Yekta herkesin gittiğine emin olduktan sonra "Evet. Şimdi Elvin. Meyra'yı içeri tam olarak almadın. Bu yüzden öfkeni kontrol etmekte zorlanacaksın. Hatta fark etmeden çoğu kişiye ve kendine zarar vereceksin. Tabii tamamen içeri alıp ruhunu paylaşmayı kabul edersen işler değişir." dedi.

Elvin anlamayarak "Nasıl yani? Ama ben içeri almayı kabul ettim. Daha ne yapmam gerekiyor ki?" dedi. Yekta "Önce şu soruma cevap ver. Meyra'nın karanlık tarafıyla ruhunu paylaşmak istiyor musun?" dedi.

"Hayır tabii ki de. Benim ruhum bana aittir. Neden bir başkası ile paylaşayım ki? Onu tamamen içeri almamış olmak çok sevindirici bir haber. Gerçekten ihtiyacım olmasa onu sonsuza dek aynada bırakırdım." dedi.

"Sen ciddi misin? Yani senin amacın sadece kendini korumak için başkalarını kullanmak mı? Cidden iyi biri değilsin. Neden rol yapıyorsun ki? Herkesi kullanıp istediğini elde etmek istiyorsun değil mi? "diye zihninin içinde konuşuyordum.

Daha fazla dayanamayarak kulağını kapattı ve "Yeter! Seni dinlemek istemiyorum. Hiç kimseyi de kullanmak istemiyorum. Ben belki iyi biri değilim ama cani değilim, senin gibi değilim! Beni rahat bırak yoksa yaşamak için başka bedene ihtiyaç duyacaksın." dedi. Hep aynı tehdit. Eğer Elvin ölürse ben de karanlığa hapsolurum. Bunun olmasına izin vermeyeceğim.

"Waow. Demek beni tehdit ediyorsun öyle mi? Sen kendine daha fazla zarar veremezsin. Zarar versen bile o yaralar benim isteğim ile iyileşir... Artık sadece aynalardan değil zihninden de kaçmalısın. Bunu yapabilecek misin? Cevabın hayır ise..."dedim ve bir süre bekledikten sonra ona kimme ait olduğunu göstermek için bağırarak "BENİ İÇERİ ALL!!" dedim.

"HAYIR!" diye bağırdığında sağ burnundan ve kulaklarından kan gelmeye başladı, dizlerinin üzerine şiddetle düştü. Yekta da hemen "İşte bundan bahsediyorum. Onu içeri tam olarak almazsan sana daha kötü şeyler olacak. Kabul ettiğin an beni çağırman yeterli. Sadece 'Yekta, komm her' dediğin an yanında olurum. Tabii unutmadan söyleyeyim burası karanlığı sevmez bu yüzden burada kabul etmeyeceksin..."dedi ve hiçbir soru sormamıza izin vermeden arkasında siyah ve sarı ışık karışımları bırakarak gitti.

Ben Elvin'i konuşmalarımla rahatsız etmeyi planlıyordum ama aklıma daha eğlenceli bir plan geldi. Onun rüyasını yöneteceğim. Nihayet suyunu yanına alarak yatağa girdi ve gece lambasını açıp uyumaya çalıştı.

Elvin'in Anlatımı:

Uyandığımda yine ellerim ve ayaklarımda prangalar vardı. Cidden beni Todestrum'a geri getirmek için mi yardım etmişlerdi? Bir dakika... Burası Todestrum değil sanırım. "Beni duyan biri var mı?" diye bağırdım karanlıkta birileri var mı diye bakmaya çalışırken. Cevap alamadım. Ne bekliyordum ki? Beni tekrar kurtaracağını mı? Hepsi saçmalık... Acaba o bipoların getirdiği yemek yüzünden halüsinasyon mu görüyorum?

Prangalara rağmen ilerlemeye çalıştım. Birkaç adım attıktan sonra cızırtılı bir ses "Denek erken uyandı demek. Diğerlerinden daha güçlüsün ama bunun farkında değilsin miniğim."

Cidden o doktor burada da mı karşıma çıktı. Bağırarak "Neredeyim ben? Neden bağlıyım" dedim prangaları göstererek. Biraz bekledikten sonra ''Bipolar, sen misin?'' dedim. Doktor "Beni tanımana sevindim miniğim." dedi ve kahkaha attı. Saykopat. Kahkahası sinir bozucuydu özellikle robotik ses kullandığı için daha çok sinir bozucuydu...

Güçlü durmaya çalışarak "Ya benden ne istiyorsun? Kimsin sen? Nesin? Niye benimle uğraşıyorsun saykopat?!" dedim.

"Ne istiyorum... Bir düşüneyim... Eğlenmek istiyorum tabii ki. Sen de diğer deneklerimden daha güçlü olduğuna göre seninle daha fazla eğlenebiliriz mini-" derken sözünü kesip "Ben senin miniğin filan değilim. Benim adım Elvin! Herkes gibi sen de bana adımla hitap edeceksin!" dedim. Bağlıyken bunları ben mi söyledim?

Doktor gülerek "Bu kadar agresif olmak iyi değil miniğim." dedi miniğim kelimesini bastırarak. "Sorduğum soruları unut. Sadece bu prangalardan kurtulmak istiyorum." dedim hırsla.

"İşte bu özelliğini çok seviyorum. Kimseye boyun eğmeyi sevmiyorsun. Herkesi kendi isteklerin uğruna feda edebilirsin. Fark etmiyorsun belki ama sen gerçekte de prangalarla yaşıyorsun." dedi.

"Cidden kafa karıştırma konusunda ustasın. Doğru düzgün söylesene ne istediğini." dedim soğuk bir tonla.

Doktor konuşmasına devam etti." Hepimiz prangalarla yaşarız. Çok az kişi bu prangaları kırar. Tabi biz o kişilere anormal deriz. Kendin olmak anormallik değil lakin prangalarla yaşayanlar bunu asla anlamazlar... "dedi.

Bir yandan haklıydı ama bunu bana neden anlatıyordu ki?

Birden ellerini çırptı ve "Şimdiiii bu kez sana bir ayrıcalık tanıyacağım ve oyuna katılıp katılmayacağını kendin belirle. Umarım doğruyu seçersin." dedi.

Ben daha cevap veremeden prangalarım gitti, yerine ellerime kelepçeler geldi. Bunu nasıl yaptığını soramadan şu sözler gözümün önüne neon sarısı bir renkle belirip zihnimde yankılandı:

Oyunu bitirmek istiyorsan,

Şahı devirmen gerekir.

Lakin sen de bilirsin

Şah kolay kolay devrilmez.

Şahı deviremiyorsan,

Oyuna katılmamalısın.

Ama oyuna katıldıysan

Şah devrilene kadar çıkamazsın.

Ya sen şahı devirir,

Kurtulursun.

Ya da şahını devirirler,

Oyuna hapsolursun.

Kazanmak mı?

Hapsolmak mı?

Yeni bir yazı belirmeyince cevap vermem gerektiğini düşünerek

''Tabii ki kazanmak. Kim hapsolmak ister ki?'' dedim omuz silkerek. Oyununa istemesem bile katılmamı sağlayacağını bilmiyoruz sanki diye düşündüm göz devirerek.

''İstemesen bile sistem yüzünden çoğu şeye hapsolmuş durumdasın.''

''Neyse ne... Daha fazla dinlemek istemiyorum. Soruları doğru cevaplarsam buradan gidebileceğimi söyledin. Ben de o yüzden cevaplıyorum. Sadece bana özgürlüğümü ver!'' dedim. Bir yandan da nasıl kelepçeleri hızlıca çıkarabilirim diye düşünmeye başladım.

Oyun benim,

Seçim senin.

''O kadar emin olma. Kurallar değiştiği gibi kurucular da değişir! Sadece belirlenen cevapları vereceğimi mi düşünüyorsun? '' dedim alayla.

''İddialı bir cevap. Tam senden beklenen gibi miniğim.''

diyerek kahkaha attı. Bu robotik sesi kullandığı için neler hissettiğini anlamamak kötü.

Öfkeyle ''Bana miniğim demeyi kes! Şu zırvalıkları da kes ve beni özgür bırak.'' dedim.

Tik, tak, tik, tak.

Zaman ilerliyor.

Seçimini yap,

Vakit daralıyor.

''Cidden kendi sunduğun seçimlerden birini seçmemi isteme. Ben kendi şıkkımı kendim yaratırım! '' dedim kendime güvendiğimi belli eden bir sesle.

''Göreceğiz.'' dedi. Bunu alayla mı yoksa öfkeyle mi söylediğine emin olamadım. Bir insanın mimiklerini görmeden ne hissettiğini anlayamıyorum...

Beklemekten sıkıldım.

Kaderini seç artık!

''Umurumda değilsin.'' dedim umursamaz bir tavırla.Yazılar dışında her taraf karanlıktı ve ayakta durmaktan sıkıldığım için nereye oturduğumu göremeden bağdaş kurarak oturdum.

Üç, iki. bir...

Süren doldu.

Oyuna katılacak mısın?

Yoksa kaçacak mısın?

''Bazı durumlarda kaçmak gerekir. Oyuna katılıp beğenmiyorsam kaçmayı denerim. Tabii sen bunu anlayamazsın çünkü önüne hangi şık konulursa onlardan birini seçersin. Ben ise kendi şıkkımı kendim yaratırım! '' dedim alaycı çıkan sesimle.

''Biraz sakin ol. Eğer soruların yanıtı doğruysa zaten özgür kalacaksın miniğim.''

''Kime göre doğruysa? Herkesin doğrusu farklıdır. Benim doğrularımın seninkinden farklı olduğuna eminim. Sıradan biri gibi cevap vermemi bekliyorsan çok beklersin.'' dedim soğuk bir ses tonuyla ve gözlerimş devirerek aynı zamanda kelepçemi gizlice açmaya çalışmaya devam ettim.

''Yine inatlaşmaya başlıyorsun...''

Hadi!

Kararını söyle artık.

Karar veremediysen de

Seçimini ben yaparım.

''Böyle anlaşmadık. Kendi seçimimi kendim yaparım...'' Ona zaten güvenmiyorum. Dalgalı saçlarımı geri savuşturarak hala kelepçemi çözme yolları arıyordum. Yapmaya çalıştığıma odaklanmaması için sorularına cevap vermeye devam ettim.

Yanıt yok mu?

O zaman, Oyuna katıldın.

''Hey! Sana diyorum, sana... Ben bu oyunu oynamam. İntihara meyilli değilim! '' diye bağırdım.

''Ben de seni seviyorum miniğim Açılan fotorafa bak,bu sen değil isin? Hasta halin bile tatlı.'' Açılan fotoğrafta hastane yatağındaydım ve bilekleride sargılar vardı.

''Sende bu fotoğrafın ne işi var? Sen beni delirteceksin. Gerçi biraz deliyim evet ama...İYİLEŞTİM BEN''

''Kim bilir? Bu pek de iyileşen insan tepkisi değil, biliyorsun, değil mi? ''

Bitsin istiyorsan bu oyun,

Şahı devirip kurtul.

Ama dikkat et,

Şahını devirmesinler.

Şahın devrilirse,

Oyuna hapsolursun.

''Zaten özgürlüğümü elimden aldınız. Daha ne hapsinden bahsediyorsun? Özgürlük yoksa nerede olursan ol zaten hapsolmuşsundur.''

''Yakında her şey açığa kavuşacak...''

''Yine anlamadığım şekilde konuşuyorsun. '' dedim göz devirerek.

Sonsuza kadar hapsolmak mı?

Diğerlerini hapsetmek mi?

'' Sen bencil birisin. Bence diğerlerini hapsetmeyi seçeceksin.

Bu sefer o robotik ses olmasına rağmen öfkelendiğini ve aslında üzüntülü olup bunu sakladığını anladım. Tabii ki benim hapsolmamı isteyen birine acıyacak değilim!''

''Beni tanımıyorsun. Kendi şıkkımı kendim yaratırım dedim değil mi? Sen ve senin gibiler diğerleri oluyor. Yani hapsetmemi istediğiniz kişilerle birleşip sizi sonsuza kadar kilitli tutarsak bu oyun kuralına aykırı olmaz. Bence bu bencillik de olmaz.''

''Vay canına. Bu kadar kısa zamanda bunu düşünebildin. Cidden güçlü olmakla kalmayıp mükemmel bir zekaya sahipsin miniğim.''

Oyun seçimi,

Tamamen sana ait.

''O zaman sen bana özgürlüğümü ver ben de seninle karşılaşmamızı unutayım. Bence güzel bir anlaşma ne dersin?'' dedim alayla.

''Duyduğum en kötü fikirlerden biri. Bu olmayacak minik. Sen kaçmayı başarsan bile beni unutamayacaksın.''

''Asla hiçbir şeyden emin olma saykopat. Seni unutmamak ha? Güleyim bari. Ben önemsiz kişileri kolay unuturum.''

Hapsol

Ya da hapset.

Kesin olan şey şu:

Oyunuma katıldın.

'' Dur biraz. Bunun kararını benim vermem gerekiyor.'' dedim çıkışarak. Kelepçeleri çözmeyi nihayet başarabilmiştim ve az kalsın yakalanıyordum. Neyse ki son anda kendisine çıkışarak fark etmemesini sağladım.

''Tanımadığın birine güvenme. Bu kişi sıradan biri gibi gözükse de...''

''Ahh sen gerçekten... Her neyse. Senin gibi biri için ağzımı bozmayacağım.'' dedim dişlerimin arasından.

Oyunumdan kaçabilirsin

Ama saklanamazsın.

Sonsuza dek

Kaçamazsın...

Çünkü

Hayatın benim elimde.

''Onu en başından biliyoruz. Bana özgürlüğümü ver! Ben senin kuklan değilim dediklerini yapayım. Özgürlüğümü vermesen bile beni yönlendiremezsin.'' dedim kendimden emin bir ses tonuyla.

'' O kadar emin olma. Herkesin tehdit edilecek zayıf noktası vardır. Sadece bazıları bunu saklayabilir bazıları saklayamaz.''

Hayatından vazgeçebilecek misin

Onu geride bırakabilecek misin?

''Dur! S-Se-en onu nereden tanıyorsun?'' Anılarımın silik parçasında özellikle bir kişiyi görüyordum. Onu tanıyor olabilir mi geçekten de?

'' Senin hakkında her şeyi biliyorum. Senin bilmediğin şeyleri bile...''

Hala anlamadın mı?

Yaşam oyunumun yanında

''Senden nefret ediyorum. ''dedim bildiklerinin şaşkınlığıyla.

''Biliyorum ve bu oyunu daha eğlenceli hale getiriyor...''

Ve ben istemeden

Cehenneminden çıkamazsın.

''İnanmadığım için cehennemine girmeyeceğim.''

''Demek isyankarlardansın.''

''Hiçbir şeyi kolay kabul edemem diyelim.'' dedim dudak büzüp alay ederek.

Nefret çığlığın kulağıma dolduğunda,

Sadece yanışını hızlandıracağım

Artık yardım yok!

Sadece saf öfke var.

''Önceden yardım mı ediyordun niye?'' dedim alayla.

''Sana fark ettirmeden pek çok kez yardım ettim ama sen görmedin! Ya herkesi görüyordun ama bana gelince sanki kördün.''

''Kıyamam. Seni karşılıksız âşka mı bıraktım yoksa? O yüzden mi bu kinin? Ah, ne üzüldüm ne üzüldüm. '' dedim kahkahalarla.

''Hiçbir şey bilmiyorsun!'' dedi robotik sese rağmen üzgün olduğu belli olan bir tınıyla.

''Canının yandığını keşke ben de görebilsem. Görmeden bile hissediyorsam görünce nasıl mutlu olacağımı anlatamam. Özgürlüğümü alan birine asla acımam! ''

Artık kimse

Yanmadan kurtulamayacak.

'' Buna sen de dahilsen neden olmasın?'' dedim tek kaşımı havaya kaldırarak.

Her şahı deviremediğinde

Cehennemi tadarsın.

Her şahlarını devirdiğinde

Cehennemi tattırırsın.

Eğer Cennetimi istiyorsan

Hepsine cehennemi tattır.

'' Seninle ilgili hiçbir şey ilgimi çekmiyor.''

''Kalbimi kırıyorsun ama...''

''Olmayan bir şeyin kırılacağı pek inandırıcı değil. Eğer ki kalp denen şeyin minnacık bir parçası bile sende olsa özgürlüğümü almaya cürret ettiğin için düşünmeden kırardım.'' dedim kaşlarımı çatıp soğuk sesimle.

Tüm şahları öldür ve

Cennetimize adım at.

Sakın unutma!

Şah kolay ölmez.

''Kolay ölmezse bile eninde sonunda ölür. Aslında şah onu koruyanlar olmasa bir hiç ama o bunun farkında değil. Yani şahı öldürmek istiyorsak önce onu koruyanları öldürmeli daha sonra ise savunmasız anında saldırmalıyız.''

''Söylediklerinin bir kısmı doğru...''

Cennetimize adım atman çok zor.

Cehennemimize adım atman çok kolay.

Cennetimize geldiysen eğer

Onların yanışlarını hızlandır.

''Hiç kimseyi öldürmeyeceğim. Benden uzak dur.''

''Neden abartıyorsun ki? Eline bir kez kan bulaşmışsa zaten katilsin demektir. Daha önce yapmadığın bir şey söylemiyorum...''

''Ben katil değilim ve sen cidden sinir bozucusun.''

Yanışlarını hızlandırmazsan

Cehennemimize dönersin.

Onların kaderi,

Senin elinde.

Yanışlarını hızlandıracak mısın?

Yoksa çığlıklarını mı dinleyeceksin?

''İkisini de yapmayacağım. Eğer ölüm çığlığı dinlemek isteseydim. İlk kişi sen olurdun. Bir başkası değil.''

''Ah, başkaları ile bir tutulmak pek hoş değil.''

''Hislerin zerre umurumda değil aptal platonik.''

''Hislerimi işin içine katma.''

''Demek sen de üzülebiliyorsun ha... Seni üzgünken görmek çok eğlenceliyken neden durayım ki? Özgürlüğüme hiç dokunmayacaktın.''

Bu zalim insanoğlu için

Kendini feda mı edeceksin?

'' Senden daha zalim olmadıkları kesin. Herkes farklıdır. Kimisi masum kimisi zalim. Kimisi ise arafta. Belki daha fazla seçenek var ama herkesi bir tutamazsın.''

''Cidden çok zekisin.''

Onlar da bir zamanlar

Oyunun içindeydi.

''Senin zorladığını tahmin etmek zor değil.''

''Ben kimseyi bir şeye zorlamıyorum.''

''Tabii tabii.'' dedim kinayeyle.

Ve oyuna katılanlar

Masum kalamaz.

Masum olmayanlar için

Üzülecek misin gerçekten?

''Belki evet belki hayır. Tek bir suç yüzünden tüm hayatlarını yargılayamazsın.''

''Ben yargılarım. Bir suçu bile varsa o kişi artık masum değildir.''

''Kime ne anlatıyorsam...''

Onlar için,

Geleceğini mı değiştireceksin?

Seni yakanları

Koruyacak mısın?

Zarar vermezsen

Seni yakmaya devam ederler.

''Bana zarar vermek istiyorsan geçmişinin bilinmesini önemsemiyorsun demektir...''

''Geçmişim hakkında hiçbir şey bilmiyorsun!''

''Buna o kadar emin olma.'' Dedim ciddiyetle ama gerçek şu ki ben kendimle ilgili çoğu şeyi hatırlamıyorken başkalarının anılarını nasıl hatırlayabilirim?

Zalimlere zarar vermemek için

Yanmaya razı mısın?

''İlla ki biri yanacaksa seni yakabiliriz. Temiz yoldan kurtuluş.'' dedim eğlenerek.

''Komik değil.''

''Doğrular acıtırmış.'' dedim üzgün gibi gözüken alaycı ifademle.

Onların cezasına

Engel mi olacaksın?

''Kimseye kendin ceza veremezsin!''

''Ama veriyorum... Hadi, engellesene bizi!'' dedi.

Ya onları yak

Ya onlar yerine yan.

Şimdi,

SON seçim vakti.

Doğru zamanın geldiğini düşündüğümde "Aslında şimdiye kadar sorularına yanıt verme nedenim kelepçelerden kurtulduğumu fark etmeni istemememdi platonik saykopat."

"Ne? Dur biraz. O kelepçelerden nasıl kurtuldun?"

"Bunun sır olarak kalmasını istiyorum. Bu yüzden söylemeyeceğim. Şimdi sen söyle oyun kimin tarafındaymış?" dedim eğlenerek. Yarım ağız srıtarak ''Bilmediğin şey şuydu: Oyun kurucuları oyunu oynayamıyorsa zamanla herkesten güçsüz kalırlar. Oyun değişebildiği gibi kurucular da değişebilir. Kimseye bu denli fazla güvenme.'' dedim.

"Oyun hala benim yanımda. Bir sonraki kâbusunda buluşmak dileğiyle. Bol kanlı günler miniğim."

Birden yataktan doğruldum. Her şey bir kâbus muydu? Çok gerçekçiydi...

Meyra gülerek "Beni içeri alana kadar kâbusların devam edecek." dedi...

Onu dinlememeye çalışarak ışığı açtım ve elimi yüzümü yıkamaya kalktım. Sonradan fark ettiğim şey beni biraz ürküttü. Ellerim ve ayaklarımda pranganın izleri vardı...

نهاية الفصل

1 تعليق