Elvin'in Anlatımı:
Odanın aynalarla dolu olduğunu söylemişti de lunaparktaki eğlence aynaları gibi olduğunu söylememişti. Ah, bu daha kötü. O zaten yeterince korkunç! Dikkatli baktığımda her bir aynanın üzerinde minik böcek kameralardan vardı. Demek böyle bizi duyacaklar... Bir anda ışıklar kapanınca kulakları kanatacak bir seste çığlık attım. Kalbim korkudan deli gibi atmaya başladı. Sen güçlüsün diye tekrarlıyordum kendime. Sen bir Zümrüd-ü Anka kuşundan daha da güçlüsün. Onlara istediklerini verme diyordum...
O böcek kameralar hangi ara örümceğe dönüştü? Ne zamandan beri bu aynalar kendi etraflarında dönüyor? Sanki bir korku trenine zorla götürülen çocuğum da korkmuş halimle eğlendikleri için beni tekrar tekrar aynı ama bir o kadar da farklı korku trenlerine bindiriyorlar. Acı ve hüznümden zevk alıyorlar sanki. Sanırım aklımı kaçırıyorum...
Tüm trenlerin gittiği yolun bir sonu var değil mi? Bu ister lunaparklardaki trenler olsun ister ulaşım için kullandığımız trenler olsun hep aynı değil mi? Peki bu sonun genellikle başladığımız nokta olduğunu fark ettiniz mi? Yani sonumuz aslında başlangıcımız. Siz başlangıcınızı hatırlayabiliyor musunuz? Gerçekte kim olduğunuzu, ne olduğunuzu biliyor musunuz?
Ben bilmiyorum. Kendim hakkında hiçbir şey hatırlamıyorum! Nereden geldiğimi bile bilmiyorum. Kimim ben? Neyim? Neden böyleyim? Böyle mi doğdum sonradan mı böyle oldum, hatırlayamıyorum. Bu acı veriyor!
Kalbim korkudan işlevini yitirebilir sanırım. Kalbimin o güm güm diye çıkardığı sesi kalp krizi geçirebilecek hızda ve korkuda duyabiliyorum. Her geçen saniye o ses daha da artıyor. Güm güm güm güm...
Karanlık onu daha da çirkinleştiriyor. Onu neden sadece ben görüyorum? Neden sadece bana gözüküyor? Neden? Neden? Neden hiçbir şey hatırlayamıyorum ki? Neden?
Aynadaki "Beni özledin mi minik kelebek? Beni içeri al, buradan çıkmana yardımcı olayım." dedi bir anda kendi kendimi sorgulamamı bölerek. Bir sürü ses duydum ama onun çatlak sesi duyduklarımın en kötüsü olabilir. Hatta olabiliri de bırakalım, kesinlikle duyduğum en kötü ses, en çirkin yüz onunki. "Unut gitsin." dedim yorgun bir sesle.
Burada hiç çıkış yolu yok mu? En başta girdiğim kapı nereye kayboldu? Ben çıkışın nerede olabileceğini düşünürken aynadaki yine düşüncelerimi bölerek küçümseyici bir tonla
"Bu yerde olmaktan bıktım. Ne sanıyorsun? Seni sadece tedavi edeceklerini mi? Sen cidden delisin kelebek ama buraya uygun bir deli değilsin. Kalbin korkuyla dolup taşıyor değil mi? Kurtuluş yolunu arıyordun. Burada bir kurtuluş olmadığını yavaşça fark ettin mi? Yavaş yavaş kendini sorgulamaya başladın bile. 'Kimim ben? Ne için buradayım?' diye. Sorguladığın kişi sen misin? Yoksa olduğuna inandığın kişi mi?'' Ah, mükemmel kelime oyunları(!)
"Tik, tak, tik, tak, zaman dolmak üzere... Beni içeri almadığın her an daha fazla hissedeceksin. Seninle birlikte bol bol acı hissedeceğiz. Ne kadar heyecan verici olduğunu anlamıyor musun? Seninle aynı şeyleri birlikte hissetmenin nasıl olduğunu hatırlamanı istiyorum cennet çiçeği." dedi kocaman gülümsemesi ve parlayan gözleriyle. Bu... Cidden acı çekmeyi seviyor olabilir mi? Neler saçmalıyorum ben? Dediği şeyler her geçen saniye daha da sinir bozucu oluyor. "Ne saçmalıyorsun? Hiçbir şey anlayamıyorum! " dedim katı bir ses tonuyla.
"Anlaşma yapmak istiyorum ama sen her defasında benden korkup kaçıyorsun kelebek. Beni içeri almana karşılık her belada olduğunda seni kurtarırım ve buradan çıkmanı sağlarım. Tabii tüm bunların bir karşılığı olmalı değil mi?" dedi ikna edici bir ses tonuyla. Ne istiyor? Ah, dur biraz ne istediğini sorgulamam kısmen de olsa anlaşmayı kabul ettiğim anlamına gelir. Benim üzerimde baskı mı kurmaya çalışıyor? Teklifi güzel ama o benden daha güçlü. Ne isteyebilir ki? Sözünü tutmak zorunda da değil. Bunları sadece beni kandırmak için söylüyor. Hayır, onu içeri alamam. Hayır. Hayır, hayır...
Göğsüm üzerime yüklenen tonlarca ağırlık altında ezilip sıkışıyor, bastırmaya çalıştığım gözyaşlarım istemsizce akıyordu. Hem ağlamamı içimde tutmaya çalışarak hem de titrememesine özen gösterdiğim sesimle bağırarak" Sana güvenene kadar seni içeri alamam. Nelerden korkarım biliyorsun. Kim olduğumu ben unutmuşken sen hatırlıyorsun. Seni içeri alırsam asla kurtulamam. Hatta net hatırlayamadığım hayatım da mahvolur. Benden neden uzak durmuyorsun? Neden onca insan varken benim peşimdesin? Neden ben? Neden? " dedim ve yere çöküp gözyaşlarımı elimden geldiğince gizlemeye çalıştım. Hepsinin karşısında bu kadar güçsüz olmaktan nefret ediyorum. Aynadakinden nefret ediyorum. Hatırlayamadığım geçmişimden nefret ediyorum. Tam böcek kameralara bakarak ''Bana bunu neden yapıyorsunuz?'' dedim yenilgiyi kabul edercesine diz çökerek.
"Böyle diyeceğini biliyordum ama kelebek beni ya şimdi içeri alırsın ya da burada sana yapılacak hiçbir şeye ses çıkarmam. Ne de olsa sözlerimden ve seninle geçirdiğim süreçten seninle aynı şeyleri hissetmeyi sevdiğimi biliyorsun. Özellikle acıyı hissetmeyi seviyorum. Neden aynı şeyleri hissetmemize karşısın ki kelebek?" dedi sinsice gülerek.
"İsteğin ne? Nasıl bir anlaşma istiyorsun? Buradan nasıl çıkacağız?" dedim. Bu onu içeri almayı kabul ettiğim anlamına geliyor. Henüz olmaz...
"Aferin kelebek. Bu soruların anlaşmayı kabul ettiğin anlamına geliyor. Benim isteğim özgürlük. Onca zaman hapis hayatı yaşamak nasıl hissettiriyor en çok senin bilmen gerekli. Bu istediğim özgürlüğü de senin sayende elde edebilirim. Özgürlüğüme karşılık geçmişin. Bence gayet adil bir anlaşma. Senin şimdilik yapman gereken aynaya elini koyup üç kere 'Seni içeri kabul etme vakti' demek. O zaman ben seni buradan çıkarabilirim. Geri kalan kısmı Yekta halledecek." dedi.
''Yekta kim? ''dedim. Onca olay esnasında benim bunları düşünmem sanırım trajikomik...
''Yekta benim önceden koruyor olduğum bir cadı. Bedenini kullanmama tamamen izin verilmez çünkü ruhun tamamen sana ait ama cadılar ortadan kaldırabilir. Son kez soruyorum. Anlaşmayı kabul ediyor musun etmiyor musun? Benim özgürlüğüme karşılık senin geçmişin geri gelecek ve şimdikinden daha da güçlü olacağız. Süren dolmak üzere. Tik tak tik tak...'' dedi.
Mecburen kabul ettim. Kim olduğumu bulup karşımdaki herkesi devirmem gerekiyor. Gücün ta kendisi olmalıyım. Aynı anda gözlerimizin içine bakıp aynada ellerimizi birleştirmek için hazırlandık. Sanki karşımdaki sadece benim yansımamış gibi her şeyi eş zamanlı yaptık." Seni içeri alma vakti. Seni içeri alma vakti. Seni içeri alma vakti." dedim. Aynadaki yok olmuştu... Başım dönmeye başladı. Derin derin nefes alıp vermeye başladım. Sanki biri derimi parçalıyormuşcasına canımı acıtıyor gibi olunca daha fazla dayanamayıp çığlık attığımda tüm aynalar parçalandı, bulamadığım çıkış kapısı açıldı. Kırık aynalardan birine baktığımda aynadakine çok benziyordum ama bir o kadar da farklıydım. Alnımdaki siyah hilal işareti neyi temsil ediyor? Neden bedenim benim istediğim şekilde hareket etmiyor?
Alarm seslerini duyunca kaçmam gerektiğini hatırladım ama kapıya doğru hareket edemedim. Bir anda elim isteğim dışında havaya kalktı. Elimin etrafında kara, mürekkep gibi lekeler uçuşmaya başladı ve elim kapı tarafına doğru uzandığında yanıma varmış olan güvenliklerin silahları yok oldu. Bana neler yaptırdığını algılayamıyorum. Güvenliklerin boyunlarından kan gelmeye başladı ve kafaları geriye düştü. Bu dehşet verici görüntüyü ben mi yarattım? Neden onu kabul ettim ki? Sanırım onun kelime oyunlarına düştüm...
"Düşünmeye zaman yok! Saçma sorularla bedenine emir vermemi engelliyorsun. Yakalanacağız şimdi." dedi aynadaki yaratık. Gerçi artık aynada değil de zihnimdeydi ama... Düşünmemeye çalışırken koşmaya ve çıkışı aramaya başladık. Önüme çıkan ilk kapıdan içeri girdim. Şansıma gözetleme odası çıktı. Ya da aynadaki bilerek benim buraya koşmamı sağladı. Yine elimin etrafında kara lekeler oluştu. Ekranların her biri tek tek kapandı. Çıkışın da yerini de öğrenmiştim. Hemen koşmaya başladım. Bizi durdurmaya çalışan herkes daha ateş edemeden ölüyordu... 'Daha ne kadar kan dondurucu görüntüler arasında koşacağım?' diye düşünürken nihayet çıkışa ulaştık. Şimdi sevinmemem lazım, burası ormanlık yol. Buradan da mı kaçmamız gerekiyor?
Koştura koştura giderken aynadakine çok benzeyen kişiler ile karşılaştım. Bir dakika. Ben de şu an aynadakine benziyorum yani bana yardım edebilirler. "Aferin zeki kız. Şimdi gitmeden onlardan yardım iste. Benim dediklerimi tekrarlasan yeterli. Maalesef konuşacağın şeyleri kontrol edemiyorum. Kurtuluşunun kâbusu için hazırlan kelebek." dedi Meyra'nın karanlık tarafı. Kurtuluşun kâbusu derken ne demek istedi? Bu sefer ne yapmak istiyor?.. gibi sorular kafamda dolanırken kendimi Meyra'nın dediklerine güvenirken buldum...
Dean'in Anlatımı:
(Birkaç saat öncesi)
Sonunda kafesinden kaçan kelebeğimi Gece sayesinde buldum. Cidden para uğruna kölem bile olabilecek birine sığındığına inanamıyorum kızım. Benden kaçtığına göre daha iyi bir planın vardır diye düşünüyordum ama sadece benim dikkatsizliğimmiş sanırım... ''Gece'nin sana anlattıkları harici hiçbir şey hatırlamıyormuşsun. O zaman sana geçmişini hatırlatmamız gerekir, değil mi sevgili kızım?'' diye mırıldandım. Bakalım sadece Soul Mortal'dan kaçmak için mi hafıza kaybı numarası yapıyorsun yoksa gerçekten de hafızanı mı kaybettin? Tıklatılan kapıyla düşüncelerime ufak bir ara verdim.
'' Efendim, istediğiniz tüm dosyalar burada ve Elvin Hanımı dediğiniz şekilde simülasyona bağladık. Sadece sizin onayınızla programı başlatmak kaldı.'' dedi teknoloji uzmanı, hatta takıntılısı adamım Amo. Eğer isterse herkesi sanal dünyaya hapsedebilecek güce sahip ama bunu yapmak yerine eğlenmek istediğini söylüyor. Bence tam bir kaçık ama bana kim olduğu değil yeteneğinin ne olduğu lazım.
''Tamam. Geliyorum birazdan. Son kontrolleri de yapın. Hiçbir eksik istemiyorum. Sonradan bir pürüz çıkarsa ne olacağını biliyorsunuz.'' dedim. Nihayet bu sefer oynayacağım kişi kızım. Hiçbir şey hatırlamıyor bile olsa benim kanımı taşıyor ve benim kanımı taşıyan birinin kolay pes etmeye hakkı yok!
''Biliyoruz Efendim. Hem işimizden oluruz hem geçmişimizden ama...'' Yine aklından ne geçiyor acaba? Onun hafızasına ulaşamadığım bir gerçek ama istersem burada bulunan herkesten uzak tutabilirim. Bu aralar bu katil bakışlı saykoya daha fazla dikkat etmeliyim. Yine Amo'nun gözü kızıl tonlarına büründü. '' Bu sadece tek hafızaya sahip insanlar üzerinde geçerli. Benim hafıza sistemimden tamamen farklı. Sadece borcumu ödüyor ve eğleniyorum. Kızın diye fazla patronluk yapar ve eğlencemi bölmeye kalkarsan seni sanal dünyama hapsederim ve asla ölmemeni ama sürekli işkence görüp acı çekmeni sağlarım! Etrafındakileri analiz etmeyi bilemeyenlerin bir anda analizde iyi olanların dünyasına hapsolması sence de çok havalı değil mi Patron? Aaah, gerçek bir adalet sistemiyle güçlü olan insanları seçmeyi seviyorum... O halde ben son kontroller için kaçar, hahaha.'' diye kahkahalarını yükselterek gitti.
Ona ne kadar katlanabilirim bilmiyorum ama kızımın içindeki şeytana herkese hükmetmek için ihtiyacım var. Cidden kızımı umursadığımı mı düşünüyor bu adam? Benim tek istediğim içindeki. Meyra'nın karanlık yüzü. Cidden ne kadar özel olduğunu bilmiyorsun kızım ama sana her şeyi yeniden öğreteceğim. Hızlıca kafamda belirlediğim plana göre harekete geçmek için simülasyon kontrol odasına girdim ve ayarlamaları yapmaya koyuldum. İlk olarak seni bağlamalıyım kızım yoksa zihnindeki çıkış kapısını aramaya başlarsın. Bu da bizim istemediğimiz bir şey. ''Hımm hımhımm acaba seni neyle bağlasam? İp mi, zincir mi? Buldum. Seni prangalara hapsetmeliyim kızım. Çok kısa bir süreliğine. Umarım bana kızmazsın'' diyerek hafifçe sırıtmaya başladım.
Eğer içindekini alırsak o zaman her şeye hükmedebiliriz. Bizden korkmaları gerek! Kim olduğumuzu öğrenmeleri gerek. Biz Todestrum'u ilk kuran ve hala yıkılmayan kişileriz. Bizi durduramazlar. Herkes gücümüzün esareti altında kalacak. Bizden kaçış yok! Biz affetmeyiz, unutmayız! Alınacak intikamımız kalmadığında, elde edilebilecek bütün güç bizde olduğunda bu sefer biz seyirci kalacağız. Herkes kendi adaletimiz altında yaptıklarıyla ezilirken bu sefer biz seyirci kalacağız. Tüm yapılanları kendi kuralımıza göre düzenleriz. Burada ayrım yok! Burada herkesi geliştirmek için çalışıyoruz. Buna kurban giden, dayanamayan birilerinin olması büyük çoğunluk kurtulacaksa gerçekten önemli mi? Bence değil... Sen kızım, eğer başarısız olur ve ölürsen içindeki tamamen bedenine sahip olacak ve kıyametimiz başlayacak.
''Sen yıkılışın temsilisin. Sen kıyametimizin başlatıcısı ve sonusun. Bu yüzden hiçbir korkun olmamalı! Seni en ağır şekilde eğitmeli ve her şeyi hatırlamanı sağlamalıyız. Senin içindeki bizim güç kaynağımız. Onu bizim istediğimiz şekilde yönlendirebilmeyi öğreneceksin!'' Bu simülasyonda kaybedersen gerçekte olduğunu sandığın kişiyi de kaybedeceksin. Sakın beni utandırma ve kazanabileceğini göster.
''BENİ BURADAN ÇIKARIN'' diye çığlık sesi duymamla kızımın nihayet uyandığını anladım. Biraz oynayalım minik kızım...
''Hmm acaba hangi karakteri seçsem de beni öyle görsen? Buldum... Gerçekten de dondurup sanal dünyamıza hapsettiğimiz doktoru seçmeliyim. Hem böyle daha eğlenceli olacak gibi. Seni gerçekten de sınayacağım minik kızım.'' diye mırıldandım.
''Amo! Gel ve ayarlanan düzenekte biraz eğlen.'' dedim. Tabii ki konuşurken yapılacak şeylerin ve çıkabilecek problemlerin hepsini listeledim. Kısa sürede böyle şeyleri bitiremezsem nasıl patron olurum, değil mi?
Amo ''Sonunda her şeyi ayarladın. Onun için özel aynalar getirttim. Hepsini kullanmak ve eğlenmek istiyorum.'' dedi gülümseyerek. Biraz daha zorlarsa gözlerinden kalplerin çıktığını daha net görebilirim sanırım... Bir anda ciddileşti.
''Hey Dean, kızını iki gün daha görmezsen özlemezsin değil mi? Onunla yalnız oynamak istiyorum. Bu isteğime karşı çıkmayı aklından geçirmeyeceksin değil mi Soul Mortal?'' Yine saçma kelimeler...
''Eğer onun içindekini ele geçirip kontrol etmemizi sağlayacaksa kabul ama batırırsan sana ne olacağını biliyorsun, değil mi? Sakın bu işi eline yüzüne bulaştırma ve işi tamamen halletmeye odaklan, eğlenmeye değil!'' diye katı bir şekilde uyardım ama o sosyopat tenekenin beni dinlemediğine eminim. Eğer kendisinden daha iyi bir teknoloji uzmanı bulsaydım çoktan kurtulurdum ondan ama her şeyi en başından anlatmak çok riskli...
