تخطٍ إلى المحتوى

Şiddetin Oğlu

الفصل 2 · قراءة 19 دقيقة

Şiddetin Oğlu

الفصل 2

Bölüm-2 Her Zamanki Gibi (2/2)

Kendini tamamen onun ellerine bırakmıştı. Bundan memnundu. Göktuğ'un kendisini yönetmesi kadının hoşuna gidiyordu. Onun istekleri doğrultusunda hareket etmek onu da azdırıyordu. Yani ortada hiçbir sorun yoktu. Alanda memnundu verende.

Duş serüveni son bulduktan sonra kurulanmışlar ve üstlerine rahat bir şeyler giymişlerdi. Kadın evinde birkaç parça erkek kıyafeti bulunduruyordu ve bu kıyafetleri Göktuğ için özel olarak almıştı. Çünkü 1 yıla yakın zamandır yalnızca Göktuğ'la birlikte oluyordu.

İkisi de giyindikten sonra kadın mutfağa doğru yönelmiş ve...

(Kadın)-Bira ister misin?

Diye sormuştu. Göktuğ ise göz ucuyla kadına bakmış ve "olur" diyerek olumlu yanıt vermişti. Kadın hemen mutfağa giderek buzdolabından iki bira almıştı ve Göktuğ'un yanına, balkona çıkmıştı. Birayı Göktuğ'a uzatmış ve sonra da kucağına oturmuştu.

Göktuğ ise önce birasını açmış sonra da kadının belini sarmıştı. Birasından büyük bir yudum almış ve kadına dönerek...

(Göktuğ)-Beni seviyor musun?

Diye sormuştu. Göktuğ bir anda böyle bir şey sorunca kadın hafiften afallamıştı ancak hemen toparlanmıştı.

(Kadın)-Buna nasıl bir cevap vermem gerekiyor?

Ama yine de cevap vermeden önce Göktuğ'un nasıl bir cevap beklediğini merak ettiği için sorusuna soruyla cevap vermişti.

(Göktuğ)-İçinden geçeni.

Göktuğ hiç beklemeden soğuk bir ses tonuyla istediği şeyi belirtmişti. İstediği şey tam olarak buydu. Ne azı ne de fazlası. Kadın biraz beklemeyi tercih etti ve birayı kafasına dikerek tek seferde bitirdi. Sonra da Göktuğ'un başını kolu yardımıyla kendisine çekerek göğsüne yasladı.

(Kadın)-Hayır. Seni sevmiyorum.

(Göktuğ)-Anladım.

Göktuğ ifadesiz bir suratla "anladım" demişti. Üzülmüş gibi görünmüyordu. Almak istediği cevap tam da buydu. "Seni seviyorum" cümlesi ona her zaman saçma gelmişti.

"Düşündüğüm gibi. Anlamsız bir yanılsama. Ama onlar bunun farkında değiller."

Kadın kucağından kalkarken bunları düşünmüştü. Kadın kucağından kalktıktan sonra mutfağa gidip birer bira daha getirdi ve yeniden Göktuğ'un kucağına oturdu.

(Kadın)-Seni sevmiyorum. Yalnızca seninle ilişkiye girmekten hoşlanıyorum o kadar. Bana çok iyi hissettiriyorsun.

(Göktuğ)-Yanlış anlama ama benden başkaları da sana yeterince iyi hissettirebilir. Benim özel bir tarafım yok. Yalnızca çok fazla kadınla birlikte olduğum için bazı şeyleri nasıl daha iyi yapabileceğimi biliyorum o kadar.

Göktuğ hiç çekinmeden aklından geçen ilk şeyleri dile getirmişti. Ses tonu hiç değişmiyordu. Daima umursamaz ve soğuktu. Ve hiçbir zamanda değişecek gibi görünmüyordu. Bakışları bile her zaman soğuktu. Seks sırasında bile çok fazla tepki göstermiyordu. Sanki yaptığı her şey ona anlamsız geliyormuş gibiydi.

(Kadın)-Yine de özel olarak seni istiyorum. Seninle sevişmek beni daha fazla azdırıyor.

(Göktuğ)-Buna ne cevap vermem gerekli bilmiyorum.

Göktuğ bu sözlerden sonra elindeki birayı tekte içti ve diğer birasını açtı. Onu da doğrudan kafaya dikti ve balkondan şehre bakmaya başladı.

"İnsanlar gerçekten işe yaramazlar. Bende bir istisna değilim."

(Göktuğ)-Başka biran var mı?

(Kadın)-Buzdolabım birayla dolu. Ne kadar istersen içebilirsin.

(Göktuğ)-Teşekkür etmem gereken sahne burası mı?

(Kadın)-Muhtemelen.

(Göktuğ)-O zaman bu sahneyi atlayalım. Televizyon izlemeye ne dersin?

(Kadın)-Bana uyar.

(Göktuğ)-Sen izleyecek bir şeyler bul. Ben biraları alıp geliyorum.

Kadın elindeki birayı kafaya dikti ve oturma odasına geçerek televizyon başına kuruldu. Televizyonun hemen karşısında kırmızı renkte bir L koltuk vardı. Üstünde de ince bir battaniye. Kadın battaniyeyi açıp altına girerken Göktuğ ellerinde 6 tane birayla geldi ve koltuğun yanında duran küçük masaya yerleştirdi.

Sonra da kadının yanına yanaştı. Battaniyeyi üstlerine çekti. Kadın kısa süreliğine elinden destek alarak oturur pozisyona geçti ve biraz hareket ettikten sonra başını Göktuğ'un göğsüne yasladı.

(Kadın)-Böyle daha iyi.

Göktuğ sol eliyle kadının saçlarıyla oynamaya başladı. Göktuğ bunu yaparken kadın televizyonda film aramaktaydı. Ve fazla uğraşmadan rastgele bir romantizm filmi açtı. Göktuğ hala saçlarıyla oynuyordu. Kadın Göktuğ'un elini tuttu ve biraz aşağı indirerek parmaklarından birini ağzına aldı.

Filmin ilerleyen dakikalarında kadın yalnızca Göktuğ'un parmağını ağzına almakla kalmadı ve aynı anda elini eşofmanın altına geçirerek Göktuğ'un penisiyle oynamaya başladı. Göktuğ gözünü filmden ayırmıyor ve kadının istediğini yapmasına izin veriyordu.

Kadının libidosu ciddi anlamda çok fazlaydı ve sürekli olarak Göktuğ'la uğraşıyordu. Ama bu sefer son olacaktı. Göktuğ ifadesiz bir surata sahip olsa da sınırına dayanmıştı.

***

Berke, Azat'ın yanından ayrıldıktan sonra evine geçmişti ve üstünü bile değişmeden yüz üstü bir şekilde kendisini yatağa bırakmıştı. Kendisini hiç tutmadan doğrudan yatağa bıraktığı için burnu biraz acımıştı ama şu anda bu ağrıyı düşünecek durumda değildi.

(Berke)-Yine açılamadın Berke.

Dedi boğuk bir sesle. Suratı yastığa gömülmüş halde olduğu için kelimeleri tam anlaşılmıyordu.

(Berke)-Ne olacak senin bu halin? Tüm hayatını ona açılmaya çalışarak mı geçireceksin?

Yumruklarını sıkmaya başlamıştı. Yastık yüzünden rahat nefes alamıyordu ama umurunda bile değildi. Şu anda kafasını yastıktan kaldırmak istemiyordu. İçten içe sakinleşmeye çalışıyordu ancak başarılı olamıyordu.

Düşünceleri sürekli olarak Gözde'ye kayıyor ve farklı düşüncelerin önüne geçiyordu. Tüm zihni istemsizce onunla kaplanıyor ve hayalleri daha neşeli hale geliyordu. Kalp atışları hızlanmıştı. Onunla birlikte olmak, kokusunu istediği zaman içine çekebilmek, onunla gülmek, onunla ağlamak, başını dizine koyup saatlerce yüz hatlarını izlemek istiyordu.

Ama yapamıyordu.

Bir türlü yeterli cesareti toplayıp ona açılamıyordu. Kalbi buna izin vermiyordu. Reddedilmekten ve bir daha onunla konuşamamaktan korkuyordu. Onsuz kalmak istemiyordu.

(Berke)-Kendimi onu hayal etmekten alıkoyamıyorum.

Ortada yalnızca iki senaryo vardı. Yüzde 50 ihtimale sahip 2 basit senaryo. Ya kazanacaktı ya da kaybedecekti. Ama yarı yarıya kaybetme ihtimali onun için çok fazlaydı.

(Berke)-Kalbim acıyor.

Çarşafı kavradı ve sıkmaya başladı. Gözlerinden akan 2 damla yaş yastığı ıslattı.

(Berke)-Daha fazla acı çekmek istemiyorum. Ben sadece Gözde'yi istiyorum.

Ağlamaya başladı. Gözde'yle olduğu zamanlarda ne yapacağını bilemiyordu. Eli ayağı birbirine dolanıyordu. Sürekli olarak dalıyor ve dünyadan kopuyordu. Sakinliğini zar zor koruyor ve heyecanını belli etmemek için inanılmaz bir çaba veriyordu.

(Berke)-Ama olmuyor. Ya ona hiçbir zaman açılamazsam? Ya hep bu şekilde acı içinde kıvranırsam ne olacak?

Sorduğu bu sorulara verebileceği bir cevabı yoktu. Bunlar onun için cevapsız sorulardı. Alması gereken riski alamadığı için yetersiz hissediyordu. Yetersiz hissettiği için de kendisine olan güveni iyice kırılıyordu.

Bu döngüden bir türlü kurtulamıyordu. Beyni heyecanla dolarken kalbi hüzünle doluyordu ve olmaması gereken şey olarak kalbi devreye giriyordu. Gözde'nin yanındayken düzgün düşünemediği için kalbi kontrolü eline alıyor ve ona izin vermiyordu.

(Berke)-Hahahahaha. İşe yaramazsın tekisin Berke. Senden bir halt olmaz.

Berke acıklı bir gülüşün ardından yumruklarını iyice sıktı ve yüzünü iyice yastığa bastırdı.

***

Azat Berke'den ayrıldıktan sonra kafede yarım saat daha kaldı ve 2 kahve daha içti. Kahve içmeyi çok sevdiği için içtiği 4 bardak kahveyi sıkıntı etmemişti. Aynı anda da internette geziniyordu.

(Azat)-Ah. Biz yemek yemeye gidecektik lan. Gözde'yi konuşacağız diye araya kaynadı. Neyse.

Azat elini cebine attı ve sigara paketini çıkardı. İçinden tek dal sigara çıkardı ve yaktı. Sigarasını içip kalkacaktı. Derken yanına bir garson geldi ve...

(Garson)-Kusura bakmayın efendim ama burada sigara içmek yasak.

(Azat)-Ah, öyle mi? Kusura bakmayın.

Azat sigarasını söndürmek yerine ayaklandı ve...

(Azat)-Zaten kalkacaktım. İyi oldu.

Eline cebine attı ve cüzdanını çıkardı. Hesaba baktı ve kendisi ve Berke'nin içtiği toplam 5 kahvenin parasını hesaplayarak hesabın üzerine parayı koydu. Yanına da 50 lira bıraktı ve...

(Azat)-Bu da bahşiş olsun.

(Garson)-Teşekkür ederim efendim.

(Azat)-Kolay gelsin.

Dedi ve sakince kafeden ayrıldı. Sigarasından bir fırt çekti ve tek seferde yarısını bitirdi. Kalan yarısını yere atıp ayağıyla ezdi ve eğilip ezdiği sigarayı alarak çöpe fırlattı. Temizlik takıntılı olmasa da çevreyi kirletmemeye özen gösteriyordu. Zaten olması gerekende buydu.

(Azat)-Tek gideyim bari.

Dün akşamdan beri yemek yememişti. Yani yarım günden fazladır boğazından tek lokma bile geçmemişti. Önce birkaç saniye olduğu yerde durdu ve arkasını dönerek yürümeye başladı. O birkaç saniyelik beklemede yemeği nerede yiyeceğini düşünmüştü. Aldığı karar sonucu da tam tersi istikâmete yönelmişti.

1 saat kadar sonra yemeğini yemişti ve evine doğru yola çıkmıştı. Ağır adımlarla evine doğru ilerlerken sokağa girdiğinde evinin önünde, sırtını duvara yaslamış bir kız gördü. Kızın saçının yarısı beyazdı yarısı ise siyahtı. Gözleri de siyahtı. Altındaki eşofmanda tıpkı saçları gibiydi. Tek bacağı siyah tek bacağı beyazdı. Üstünde ise beyaz renkli crop vardı.

(Azat)-Bilge değil mi o?

Azat kendi kendine konuştu ve adımlarını hızlandırdı. Kızın yanına vardığında gerçekten de Bilge olduğunu gördü.

(Azat)-Bir şey mi oldu?

Selam faslını atlayarak doğrudan konuya girmeyi tercih etti. Gece uyumadığı için kafayı koyup uyumak istiyordu.

(Bilge)-Bir şey olmadı.

Bilge sırtını duvardan çekerken konuşmuştu.

(Bilge)-Sadece birazcık vaktin var mı diye soracaktım.

(Azat)-Uyumayı planlıyordum ama birkaç saat daha ayakta kalabilirim.

(Bilge)-Olur.

Bilge arkasını dönüp evin dış kapısını açtı ve içeri girdi. Sonra da evin kapısına yaklaştı ve Azat'ı beklemeye başladı. Azat'ta onun arkasından girdi ve dış kapıyı kapatıp anahtarını çıkardı. Evin kapısını açtı ve içeri girdiler.

Azat kapıyı kapattıktan hemen sonra yanında bir kız olmasını umursamadan ceketini ve tişörtünü çıkartarak kenara fırlattı. Bilge'yle olan konuşması bittikten sonra kıyafetlerini çamaşır makinesine atacaktı. Ama şu anda gerçekten bununla uğraşmak istemiyordu.

Kazağını çıkarttıktan sonra pantolonunu da çıkarttı ve odasına giderek üstüne bol bir şeyler giyip geri döndü.

(Azat)-Ne oldu söyle bakalım. Para mı lazım? Yoksa başka bir öğretmeninde mi numaramı istedi?

Azat aklına gelen ilk iki soruyu sormuştu ancak bu sorular sonrasında Bilge biraz heyecanlanmıştı.

(Bilge)-İkisi de değil. Ama hatırlattığın iyi oldu. Numaranı verdiğim öğretmenle yattın mı sen?

(Azat)-İstediğim parayı verdi, yani...

(Bilge)-Anladım. Yattınız yani.

(Azat)-Ben paramı aldım. Gerisi önemli değil.

Azat parasını aldığı sürece ilişkiye açık birisiydi. Farklı şeyler denemekten hiç çekinmiyordu ve kadınların farklı fantezilerini dinleyip uyguluyordu.

(Azat)-Ee, madem ikisi de değil. Ne istiyorsun benden? Bana kolay kolay işin düşmez.

Bilge ayakta beklemeye devam ederken Azat sakince koltuğa oturdu.

(Azat)-Otursana.

Tabii ki kendisi oturup Bilge'den oturmasını istemeyecek değildi. Azat'ın teklifinden sonra oturmaya yeltendi ancak Azat'ın karşısına oturmadı. Gitti ve doğruca yanına oturdu. Azat bunu beklemediği için şaşırdı.

(Azat)-Ne ol... du... lan?

Azat tam ne olduğunu soracakken Bilge'nin gözlerinin ıslandığını gördü ve şaşkınlığını gizleyemedi. Bir an sonra ise Bilge Azat'a sıkıca sarıldı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

(Azat)-Ne oldu kızım? Biri bir şey mi söyledi sana? Ya da bir yakının falan mı öldü?

Azat aklına gelen ilk iki soruyu dile getirmişti ancak Bilge ona daha sıkı sarılarak ağlamaya devam etmişti. Azat şimdilik cevap alamayacağını anlamıştı. O yüzden de elini Bilge'nin başına koydu ve göğsüne bastırdı.

(Azat)-Pekâlâ. İstediğin kadar ağlayabilirsin. Ben buradayım.

Çoğu zaman sakin duran ama aslında çok eğlenceli birisi olan Bilge'yi bu şekilde görmeye alışık olmadığı için nasıl bir tepki vermesi gerektiği konusunda emin olamamıştı ve çareyi ağlamasına izin vermekte bulmuştu.

Birkaç dakika boyunca aralıksız ağladıktan sonra sonunda Azat'ı bıraktı ve elinin tersiyle ıslak gözlerini sildi.

(Azat)-Daha iyi misin?

(Bilge)-Değilim.

(Azat)-O zaman şöyle sorayım. Konuşabilecek durumda mısın?

(Bilge)-Sayılır.

Bilge hem anlatıp içini dökmek istiyordu hem de anlatmamak istiyordu. Eğer anlatmaya başlarsa daha fazla ağlayacaktı. Daha fazla ağlarsa da konuşamayacaktı. Bunu istemiyordu. İçini düzgün bir şekilde dökmek istiyordu.

(Azat)-Sayılır da yeterli. O zaman anlat bakalım. Ne oldu?

(Bilge)-Aldatıldım.

Azat'ın yüzündeki meraklı ifade yavaşça silindi ve ciddi bir hale geldi.

(Azat)-O piçe o kadar ilgi göstermene rağmen seni aldattı öyle mi?

(Bilge)-Maalesef. Benden sıkıldığını ve artık onun ilgisini çekmediğimi söyledi.

Bilge'yi en çok yaralayan sözlerde bunlardı. 1 yılını verdiği ve tabiri caizse köpek gibi sevdiği çocuk kendisine bunları söylemişti. Bu sözler narin kalbine bir ok gibi saplanmış ve kanamasını sağlamıştı. Yaraları belki iyileşebilirdi ancak delinin kalbinin iyileşmesi imkânsız gibi bir şeydi.

Bilge o sözleri hatırladıktan sonra bir kez daha ağlamaya başladı ve yeniden Azat'a sarıldı.

(Bilge)-Çok canım yanıyor Azat. O şerefsiz çok canımı yaktı.

(Azat)-Biliyorum Bilge, biliyorum.

Azat Bilge'ye destek olmak istiyordu ancak "kendi kaybetti", "takma kafana" gibi klasik şeyler söylemek istemiyordu çünkü bu lafların bir anlamı yoktu. Takma deyince hiçbir şey düzelmiyordu. Kendi kaybetmiş olsaydı üzgün olurdu.

Bu laflar yalnızca saçmalıktı. Hiçbir işe yaradıkları yoktu.

(Azat)-Destek olma işlerinde iyi değilim ben ya. Onu dövmemi ister misin? Suratına bir çakarım aya kadar peynir gibi uzar falan.

Azat'ın bu sözlerinden sonra Bilge'yi istemsizce gülmüştü. Hayal edince komik gelmişti. Azat ise fırsattan istifade ederek hemen parmağıyla Bilge'nin ıslak gözlerini sildi ve...

(Azat)-Güldüğün zaman çok güzelsin.

Dedikten sonra kendisi Bilge'ye sarıldı.

(Azat)-Üzme tatlı canını. Onun gibi aptallar gözleri önündeki harikaları göremezler ve daha iyisini görmeye çalışırken gözleri önündekini de kaybederler. Yakında ayağı takılıp düşecek ve yeniden seni görmek için çabalayacak. İşte o zaman, tam da o zaman, sen parlaklığınla onu kör edeceksin, ama ne kadar çabalarsa çabalasın sana asla ulaşamayacak.

Azat'ın sözlerin kendisine iyi gelse de Bilge hala kötüydü. Zaten bir anda düzelmesi imkânsızdı.

(Bilge)-Sen çok iyi bir insansın Azat.

(Azat)-Elimden geldiği kadar diyelim.

Azat Bilge'den uzaklaştı ve ellerini omzuna koyarak suratını bir güzel süzdü.

(Azat)-Bu gece burada kal. Bitik görünüyorsun. Bu halde eve dönme.

Bilge ailesini severdi ancak onlara kendisiyle ilgili çok fazla şey anlatmazdı. Bu halde eve dönerse ailesi ne olduğunu öğrenmek için ona baskı yapardı ve bir noktadan sonra kavga ederlerdi. Azat'ta bunu bildiği için Bilge'yi evinde ağırlayacaktı. Bilge'yi çok defa evinde ağırlamıştı. Bu yüzden oldukça rahattı.

(Bilge)-Sen öyle diyorsan.

Bilge Azat'a gözü kapalı güvenebileceğini biliyordu o yüzden de Azat'ın bu isteğini geri çevirmemişti. Zaten daha önce defalarca kez onda kaldığı için Azat'ın ne kadar iyi bir insan olduğunu biliyordu.

(Azat)-Git soğuk bir duş al. Kendine gelirsin. Ben sana giyecek bir şeyler ayarlayayım. Sonra da yemek söyleriz.

(Bilge)-Uyuyacağım diyordun oğlum eve girmeden önce.

(Azat)-Siktir et uykuyu. Sinirlenince uykum kaçtı.

Azat ayağa kalktı ve Bilge için giysi ve havlu hazırlamaya gitti. Bilge ise birkaç saniye koltukta oturmaya devam ettikten sonra ayağa kalktı ve banyoya doğru hareketlendi. Güzel bir duşun ona iyi geleceği kesindi.

(Azat)-Havlu ve giysileri banyoya koydum. Girebilirsin. Bide unutmadan, ne yemek istiyorsun?

(Bilge)-Pizza. Fazlasıyla pizza.

(Azat)-Hay hay. 2 büyük boy pizza hemen geliyor.

Azat ceplerini yokladı ancak telefonunu bulamadı ve o anda aklına pantolonu geldi. Telefonunu pantolonundan çıkartmamıştı. O pantolonuna yönelirken Bilge'de banyoya doğru hareketlenmişti.

(Bilge)-Dikizlemezsin değil mi lan?

(Azat)-Çabuk düzeldin bakıyorum.

(Bilge)-Yok be. Ortam neşelensin diye yaptım.

Bilge banyoya girmeden önce Azat'a seslenmiş ve ufak bir şaka yaptıktan sonra banyoya girmişti. Yaptığı şakanın komik olmadığının farkındaydı ancak yine de ortamın havasını değiştirebilmişti. Çok değildi ama az önceki kadar sakin bir hava yoktu artık.

Azat telefonunu pantolonundan çıkarttıktan sonra internetten pizza siparişini verdi ve televizyonun karşısına geçti. Kendisini koltuğa bıraktı ve koltuğun kol koyma yerindeki kumandayı kaptı. Sonra da izleyecek bir şeyler aramaya başladı.

***

Bilge banyoya girip kapıyı arkasından kapattı ve üstünü çıkartmaya başladı. Önce cropunu çıkarttı ve kirli sepetine attı. Sonra eşofmanını çıkarttı ve onu da aynı şekilde kirli sepetine attı. Vücudu oldukça iyi durumdaydı. Ne zayıftı ne de dolgun. Tam aralarında bir bedene sahipti.

Sütyen ve külotunu da çıkarttıktan sonra önündeki eğildi ve çoraplarını da çıkartarak her şeyini kirli sepetine attı. Önündeki terliği giydi ve duşa girdi.

İlk yaptığı şey suyu açmak ve sıcaklığını ayarlamak oldu. Su istediği sıcaklığa geldiğinde ise yavaşça suyun altına girdi ve narin vücudu ıslanmaya başladı. Aynı anda da kendisini daha fazla tutamadı ve göz yaşları da akmaya başladı.

Ellerini duvara yasladı ve su tepesinden akarken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Aldatılmak ve ona söylenen sözler çok ağır gelmişti. O sözleri duyduğunda hiçbir şey söyleyememiş ve susup kalmıştı.

Sevdiği çocuk arkasını dönüp başka bir kızın yanına giderken yalnızca susmuş ve gidişini izlemişti. Hiçbir şey yapamamıştı. Ağlayamamıştı bile. Şaşkınlığı bütün duygularını bastırmış ve onu anlamsız bir durgunluğa sokmuştu.

Çocuk gözden kaybolduğunda bile hareket etmemişti. Dakikalarca olduğu yerde dikilmiş ve beklemişti. Ta ki dizleri çözülüp diz üstü düşene kadar. Diz üstü düştükten sonra dizlerinin ve kalbini ağrısı birleşerek onu ağlatmıştı.

Kalbi sızlarken bile çocuğu düşünüyordu. Onu çok sevmiş ve gözünden bile sakınmıştı ancak çocuk tek seferde kendisini silip atmıştı. Ne yapacağını bilemez haldeydi. Tam da doğum gününde aldatıldığını öğrenmiş ve ağır sözlere maruz kalmıştı.

Oradan geçen birisi ona yardım etmeye çalışmasa kesinlikle saatler boyunca orada diz çökmüş bir şekilde kalırdı. Bütün morali ve mutluluğu paramparça olmuştu. Hareket etmek istemiyordu. Sadece olduğu yerde kalmak ve ağlamak istiyordu.

Ama yerde kalmaya devam ederse acınası halini daha acınası hale getirmiş olacaktı. O yüzden kalkması lazımdı. Kendisine yardım etmeye çalışan kişiye tutundu ve ayağa kalktı. Evinin yolunu hatırlamaya çalıştığında ilk önce başarısız olmuştu.

Hatta birkaç saniye sonra neyi düşündüğünü bile unutmuştu. Kafasını toplamaya çalışıp evine dönmüş ve kendisini doğruca odasına atmıştı. Ailesine tek kelime bile etmemişti. Birkaç saat yatağında yattıktan sonra kendisini az biraz toparlamış ve yine ailesine bir şey söylemeyerek evden çıkmıştı.

Çareyi, her şeyini, endişelenmeden ve çekinmeden anlattığı Azat'ın yanına gelmekte bulmuştu. Evine ilk geldiğinde Azat evinde değildi. O da onu beklemeye karar verdi. Yarım saat bile beklememişti ki Azat gelmişti.

Olayın gerisi Azat'la yaptığı konuşmalardı.

Bilge bir kez daha çöktü ve dizlerini döverek ağlamaya devam etti.

(Bilge)-Kalbim acıyor.

Kalbini verdiği çocuğun ona böyle davranması onu yıkılmaktan beter etmişti. Şu anda bile ne yapacağını bilmiyordu. Sular vücudundan akıp giderken o yalnızca ağlıyordu. Hem ondan nefret ediyor hem de onu geri istiyordu.

Onu her şeyden daha fazla seviyordu. Ama artık ona tekrar sahip olamazdı. O kendisine geri dönerse ve kendisi de onu kabul ederse daha da acınası bir hale düşecekti. Bunu istemiyordu. İstediği şey onun kendisinin peşinde koşmasıydı.

Çocuk kendisinin peşinde koşacak ve kendisi ona yüz vermeyecekti. En azından deneyecekti. Tabii bunu yakın bir zamanda yapamayacaktı. Şu anda hiçbir şey yapacak kadar enerjisi yoktu.

Azat ise televizyon başında telefonla ilgileniyordu. Duş fikrini ortaya atma nedeni Bilge'nin rahatça ağlamasına izin vermekti çünkü kendisine sarılıp ağlamaya başladığında bile ağlamamak için çabaladığını biliyordu.

O yüzden Bilge'yi biraz rahatlaması için duşa göndermişti. Bunu mantıklı bir hareket olarak değerlendiriyordu. En azından kendisine göre öyleydi. Şu anda da Bilge'nin ağladığından emindi. Aslında o çocuk yüzünden acı çekip ağlamasını istemiyordu ama ağlamaması için onu zorlayacakta değildi.

Sonuçta Bilge erişkin bir bireydi. Kararlarını kendisi alıp verebilirdi. O çocuğu sevmek ve ona değer vermek onun seçimleriydi. Şimdi de seçimlerinin sonuçlarıyla iyi veya kötü yüzleşiyordu. Yüzleşmesi de gerekliydi.

Yaptığı seçimlerin sonuçlarıyla yüzleşerek tecrübe edecek, öğrenecek ve büyüyecekti. Bu olay her ne kadar acı verici ve istenmeyen bir şey olsa da Bilge için büyük bir tecrübe olacaktı. Bunlar, olmamaları gerekiyor olsa da her zaman hayatın olağan akışı içinde bulunan şeylerdi.

(Azat)-Sanırım bunu yapmak için biraz yanlış bir zaman. Neyse. Belki onu neşelendirmeyi başarırız.

***

Bilge duşta yarım saat kadar geçirdikten sonra sonunda çıkma kararı almıştı. Yarım saat boyunca ağlamasına rağmen hala iyi hissetmiyordu ancak şu anda sakindi. Tabii bir dokunuşla ağlayacak haldeydi ama şu andan sonra Azat muhtemelen tek kelime bile etmezdi.

Yani Bilge rahat rahat oturabilirdi. Tekrar o çocuğun konusu açılırsa ağlayacağını biliyordu.

Banyodan çıktıktan sonra üstünü hemen kuruladı ve Azat'ın verdiği kıyafetleri giydi. Çamaşır makinesinin üstünde duran fönü aldı ve yine çamaşır makinesinin üstünde, duvara monte edilmiş aynaya bakarak saçlarını kurutmaya başladı.

Saçlarını kuruladıktan sonra banyodan çıktı ve hiç beklemediği bir manzarayla karşılaştı. Göktuğ ve Berke Azat'ın yanında oturuyorlardı.

(Bilge)-Ha? Sizin burada ne işiniz var lan!?

Şaşırmıştı. Onları burada görmeyi beklemiyordu.

(Göktuğ)-Doğum gününü kutlamaya getirildim.

(Bilge)-Ne?

(Berke)-Göktuğ!

Göktuğ sakinliğini hiç bozmadan direkt konuya girmiş ve Bilge şaşırmıştı. Berke ise kendisine kızmıştı.

(Berke)-Sürpriz yapacaktık oğlum niye söylüyorsun!?

Berke Göktuğ'u azarlamış olmasına rağmen Göktuğ'un umurunda bile değildi.

(Göktuğ)-Doğum günleri saçmalıktan ibaret. Neden sonradan tanıdığım birisi için kutlama yapma zahmetine gireyim ki?

(Bilge)-Doğru. Bugün benim doğum günümdü.

Bilge sevdiği çocuk yüzünden bugünün doğum günü olduğunu bile unutmuştu.

(Berke)-Lan niye geldin o zaman!?

Göktuğ'un sözleri Berke'yi sinirlendirmişti. Göktuğ'un umursamaz tavırları onu bazen gerçekten deli ediyordu. Ama yine de elinden gelen bir şey olmuyordu çünkü Göktuğ'un boktan kişiliği hiç değişmeyecekti.

(Göktuğ)-Ne zamandır pasta yemiyordum.

(Berke)-Arghhh!!! Sen gerçekten şerefsizin tekisin.

(Göktuğ)-Teşekkür ederim.

(Berke)-Seni...

(Azat)-Tamam tamam. Kesin atışmayı. Bilge'nin doğum gününde kavga mı edeceksiniz?

(Berke)-Hayır tabii ki.

Berke Azat'ın sorusunu cevaplarken Göktuğ konuşmakla uğraşmamıştı.

(Azat)-Neyse. Sürpriz açığa çıktığına göre pastayı getirsem iyi olacak.

(Bilge)-Pasta? Pastayı ne zaman aldınız?

Bilge daha hala şaşkındı.

(Azat)-Berke'den getirmesini istedim.

Azat zaten bir doğum günü partisi düzenlemişti ancak Bilge'nin bu durumu işleri birazcık bozmuştu. Normalde dışarıda buluşup yemek yiyecekler ve o esnada pasta gelecekti ancak Bilge bu haldeyken buna gerek yoktu. O yüzden de Azat Berke'yi ve Göktuğ'u arayıp evine çağırmıştı. Berke'den de pasta almasını istemişti.

Bilge'nin ağlayacağını hesap ettiği için duş almasının uzun süreceğini zaten biliyordu. O süreyi de Berke'nin pastayı getirmesi için kullanacaktı. Ve Bilge yeterince uzun süre dışta kaldığı için Berke rahatlıkla pastayı getirebilmişti.

(Bilge)-Ne diyeceğimi bilmiyorum.

O kadar ağlamasına rağmen hala rahatlamış sayılmazdı. Üstelik sevdiği çocuk kendisine bu şekilde davranmışken arkadaşlarının onun için kutlama hazırlamış olması onu sevindirdiği kadar üzmüştü de. Yine gözleri dolmuştu ancak bu sefer ağlamamış ve gözlerini silmişti.

(Berke)-Bir şey demene gerek yok. Mutlu ol yeter.

Berke bu sözlerden sonra kalktı ve mutfağa gitti. 1 dakika kadar sonra da elinde pastayla geri geldi. Mumlarını yakmıştı. Tek elinde de bıçak vardı. Pastayı yavaşça getirip masaya bıraktı ve bıçağı da kenara koydu.

(Berke)-Sanırım "İyi ki Doğdun Bilge" kısmı için çok geç kaldık.

(Bilge)-I-ıh. Önemli değil. Bu kadarını düşünmeniz bile yeterli.

Bilge pastaya yaklaştı ve derin bir nefes alarak birkaç saniye bekledi. Dileğini diledikten sonra da alkışlar eşliğinde mumları üfledi ve hepsini tek seferde söndürdü. Sonra da bıçağı aldı ve pastayı kesmeye başladı. 4 kişi oldukları için fazla uğraşmadı ve 4 parçaya böldü.

(Berke)-Ah, tabakları getirmemişim.

(Azat)-Otur sen ben getiririm. İki saat tabakları arama sen.

Azat elini Berke'nin omzuna koyup oturmasını istedi ve mutfağa kendisi gitti. Berke'de tabakları alabilirdi ancak pasta için yeterli büyüklükteki tabakları arayarak zaman kaybetmelerine gerek yoktu.

Aradan 1 dakika bile geçmeden Azat elinde tabaklar, bardaklar ve içeceklerle birlikte geldi.

(Azat)-Bira ve kolam var. Hangisini isterseniz onu için.

(Berke)-Kola daha iyi olur.

(Bilge)-Bence de.

Azat bakışlarını cevap vermekle uğraşmayan Göktuğ'a çevirdi ve birkaç saniye bakıştılar. Göktuğ gözlerini devirdi ve "Ver işte birisini" der gibi bakarak...

(Göktuğ)-Kola.

Cevabını verdi.

(Azat)-Kola?

Azat Göktuğ'dan kola istemesini beklemiyordu. O yüzden de şaşırmıştı. Göktuğ alkolü koladan daha çok seven birisiydi ve şu anda seçimini koladan yana kullanmıştı. Azat'ta doğal olarak bu durumu garipsemişti.

(Azat)-Birayı seçmeni beklemiştim.

(Göktuğ)-Bütün gece bira içtim.

(Azat)-Anlaşıldı.

Azat gülümseyerek "anlaşıldı" demişti. Göktuğ'un sözlerinden anlamıştı ki gece boyunca biriyle birlikte olmuştu.

(Azat)-Madem hepiniz kola içiyorsunuz bende öyle yapayım.

Azat biraları kenara bıraktı ve kolayı alarak bardaklara doldurmaya başladı.

Berke koca pasta dilimlerini tabaklara koyarken Azat 4 bardağı da kolayla doldurmuş ve dağıtmıştı bile. Pastalarda dağıtıldıktan sonra ilk lokmayı alan kişi Göktuğ olmuştu. Bilge'yi beklememişti bile. Gerçi Bilge bunu dert edecek birisi değildi.

Bilge ilk lokmasını ağzına attıktan sonra yapmaması gereken bir şeyi yaptı ve eski sevgilisinin pastayı kendisine yedirdiğini hayal etti. Ve o anda yeniden gözleri doldu.

(Azat)-Yapma ama Bilge. Gözyaşın kalmadı be.

Azat Bilge'nin gözlerinin dolduğunu görünce bu sözleri söylemeden edememişti. Banyoya girdiğinde yeterince ağladığını düşünmüştü ama bu kadarı gerçekten fazlaydı.

(Berke)-Ne oldu lan!?

Berke doğruca araya girdi. Bilge'nin ağlamasına alışık değildi. O yüzden de hemen merak etmişti.

(Azat)-Sevgilisi olacak şerefsiz aldatmış. Artık ilgisini çekmediğini söylemiş.

(Berke)-Piç kurusu ne cüretle!?

Berke anında yumruklarını sıkmıştı ve bakışları öfkeyle dolmuştu. Ancak tam o anda...

(Göktuğ)-Hıhıhı.

Göktuğ kıkırdamıştı. Bakışları hala ölü gibiydi ve ağzını bile açmamıştı. Diğerlerinin duyabileceği bir şekilde kıkırdamıştı o kadar.

(Berke)-Göktuğ! Böyle bir zamanda nasıl gülebilirsin!?

(Göktuğ)-Çocukla çıkmaya başladığınız gün sana söylemiştim değil mi? O çocuğun sikik ve am meraklısı piçin teki olduğunu. Ve senden yeterli yüzü bulamadığında seni bırakacağını.

(Berke)-Göktuğ dedim!

Berke kendisine bağırsa da Göktuğ hiç umursamadan konuşmaya devam etmişti ve umursanmamak onu daha da sinirlendirmişti.

(Göktuğ)-Sadece soruma cevap ver. Sana söyledim mi? Söylemedim mi?

Göktuğ hala Berke'yi umursamıyordu. Göktuğ'un tek derdi Bilge'den bir cevap almaktı. Çünkü Göktuğ bunları ilk söylediğinde Bilge Göktuğ'a kızmış ve sevgilisi hakkında bu şekilde konuşmamasını söylemişti.

(Bilge)-... edin.

(Göktuğ)-Seni duyamıyorum.

(Bilge)-Söyledin.

Bilge konuşurken sesi titremişti ve Berke için bardağı taşıran damla olmuştu.

(Berke)-GÖKTUĞ DEDİM!!!

Berke yumruğunu kaldırarak Göktuğ'a doğru atılmış ancak Azat aniden araya girerek Berke'yi durdurmuştu. Hem de basit bir şekilde. Berke'nin kendisine saldırmaya çalışması bir işe yaramamıştı. Göktuğ Berke'yi zerre kadar umursamıyordu. Yerinden bile kıpırdamadan Bilge'ye bakıyordu. Bilge'ye ve onun hüzünlü suratına.

(Azat)-Yeter Berke! Böyle bir zamanda kavga mı edeceksin gerçekten?

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.