Skip to content

ŞİDDET

Chapter 3 · 5 min read

ŞİDDET

Chapter 3

Hayat her zaman güzel sürprizlerle karşınıza çıkmaz...

Artık varmıştık. Babam kapının girişinde ilerliyordu. Polisler de elimi tutmuştu ve bende gidiyordum o eve yeniden. Yaşama sevincimi, tek mutluluk kaynağımı en önemlisi ise annemi elimden almıştı o ev. Biranda duraksadım. Polislerin elini sıkmaya başladım. Gözlerim dolmaya başladı. Tek güzel anılara sahip olduğum insan artık yanımda yoktu. Beni ben yapan, kim olduğumu bana gösteren her zaman yanımda olup her ne kadar dayak yese de bundan korkmamam için yanımda olan, gerektiğinde küçük beyaz yalanlar ile beni kandırmaya çalışan o güzel yüz yoktu yanımda. Artık bu engellerle dolu yolda tek başımaydım…

Sonradan polislerle tekrar yürümeye devam ettik. En başta kilometrelerce ötemdeymiş gibi duran evim şu an karşımda duruyordu. Gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım ve evin içine koca bir adım attım. İlk bir saat polisler hep yanımdaydı. Murat ve Cengiz abi. Beraber geçirdiğimiz zaman aralığında benden oyuncaklarımı onlara göstermemi istediler. Utanmıştım, kızarmıştım ve onlara bakarak çaresizce “Benim hiç oyuncağım yok ki?” dedim o incecik sesimle. Birbirlerine baktılar sonra sinirlice babama baktılar. Cengiz abi resim yapmayı teklif etti sevecen bir suratla. Bende onun da üzülmesini istemediğim için kabul ettim ve odama gidiyorduk. Murat abi fazlasıyla sinirliydi ve odanın kapısı kapanana kadar konuşacağa benzemiyordu. Duymadım sonrasını, aslında duymadım değil duymak istememiştim. Ve sanırım bu karar en sağlıklısı oldu. Sesler gittikçe artıyordu. Cengiz abi benden hemen gelmek şartıyla izin istedi ve kendini hızlıca odadan dışarı attı. Kapıyı kapattığına tam emin olduktan sonra aşağı indi. Merak etmiştim. Kulağımı kapıya yasladım ve Cengiz abinin “ Ne bu gürültü! İçerde daha yaşında bir çocuğun olduğunu unutmayın ve sesinizi kısın. “ demesi ile ortam bir saniyeliğine sessizleşti. Cengiz abi hiddetle yukarı çıkıyordu, sesi duyabiliyordum. Koşarak az önceki yerime geçip hızlıca bir şeyler karaladım. Cengiz abi kapıda sakinleşip yanıma gelmiş olmalıydı. O yüzden odama varması zaman almıştı demek ki. Resmimi ona çevirdim ve “ Nasıl olmuş?” dedim heyecanla. Cengiz abi aynı tepkiyle “Senin kadar güzel olmuş prenses”.

Cengiz abiyle biraz daha zaman geçirdikten sonra Murat abi çeri girdi ve gitmeleri gerektiklerini yarın sabah bile gelebileceklerini ne zaman geleceklerinin işlerine bağlı olduğunu söyledi. Ağzımı açtım tam bir şey diyecektim ki babamın sertçe suratıma baktığını gördüm. Korktuğum için “yarın görüşürüz.” Dedim Murat abi de anlamış olacak ki babama yine ters ters bakmıştı. Birşey dememişti ortada ben de varken konuşmak istemiyorlardı. Usulca çıktılar evden. Cengiz abi kapıyı onlar gidince kesinlikle kilitlemem gerektiğini ve kapıyı sağlamlaştırdığını söylemişti. Onlar evde yokken kapıdan dışarı adımımı atmamı tehlikeli buluyorlardı. Ki dedikleri gibi de oldu. Babam kapıyı tam kapatmadan içleri rahat olsun diye odamın kapısını kapatmıştım. Babamın buna ne kadar öfkelendiğini hissetsem de çaktırmamıştım. Babam kapıyı kapattığı gibi odama çıkmaya yeltendi. Ayak seslerini duyunca koşarak Murat abinin ve Cengiz abinin numarası olan bana verilmiş telefondan rehberdeki ilk kişiyi aradım. O yaşımda okumam yazmam olmadığından ve bunu farkında olduklarından sadece ikisi benim görevlim olduğu için iki numara tek vardı. Annemin de çok eskiden kalma bir telefonu olduğu için bana göstermişti ne yapmam gerektiğini. Koşarak rehberimdeki ilk numarayı aradım. Ve telefon direkt açıldı. “Efendim?” hemen hoparlöre “şşşh” dedim dikkatle dinliyordu telefonu. Babam kapıyı çalmadan bir kaç kere sertçe kapıyı açmaya çalışmıştı. Ama başaramamıştı. Tıpkı murat abilerin dediği gibi kapı oldukça sağlamdı. Babam ardı ardına kapıya tıklatmaya başladı. “E-Efendim baba?” .“Aç şu kapıyı”

“Neden?...” “Sera bak beni sinirlendirme sonuçları çok kötü olur” hızlıca nefes alıp veriyordum. Korkuyordum. ”Hayır baba…” dedim korkuyla. Sertçe kapıyı tekmelemeye başladı. Açamadıkça sinirlendi daha da sert vurdu. O sırada ardı ardına kapı tekmelenmeye başlandı. Çaldı,çaldı babam da dayanamayıp açtı kapıyı delikten bakıyordum yine. Cengiz abi elindeki silahı babama tutmuş babam neye uğradığını şaşırmış halde duvara yapışmış yandan yandan silaha bakıyordu. Murat abi koşarak ikisinde de bulunan kapımın yedek anahtarını çıkarttı ve kapıyı açıp sarıldı. Ben de karşılık verdim ve geri çekildik. Cengiz abi hiç görmediğim kadar sinirliydi ve dişlerini sıkarak babama bir şeyler fısıldadı babam da bir o kadar sinir bozucu sesle cevap verdi. Cengiz abinin dayanacak gücü kalmadı ve bir anda silahın tetiğini çekti. “”HAYIIIIR” Bütün gözler bana döndü ben tam koşacakken Murat abi beni tuttu ben Murat abiyle cebelleşiyorken Cengiz abi bana bakıyordu “ YAPMAA” Gözüm dönmüştü resmen hüngür hüngür ağlıyordum “BU P*Ç BENİ ANNESİZ BIRAKTI SEN DE BENİ BABASIZ BIRAKMA” Daha çok ağlıyordum. Her ne olursa olsun o adam benim babamdı. Beni bu güne kadar yaşatmaya bile bilirdi. Her ne kadar koruyucu meleğime -anneme- ve bana işkenceler çektirse de, her ne kadar hayatımı cehenneme çevirse de o benim babamdı. Zaten annem artık yoktu. Babam da olmadan bana kim bakacaktı? Ben dayanamazdım böyle bir şeye. Babam dışında Murat abi de Cengiz abi de ağlıyordu. Ben yere çökmüş ağlayabiliyordum sadece. Yapabileceğim bir şey de yoktu. 5 yaşındaki bir çocuktan ne beklersiniz ki. O yaşta bunlara maruz bırakılmış bir insanın şu ana kadar kendisini değil mezarını görüyor olurdunuz. Ama ben bu konuda kararlıydım. Her ne olursa olsun yaşadıklarımın acısını KENDİM çıkarmadan içim rahat etmezdi. 5 Yaşındaki bir çocuktum ben daha. Siz beş yaşında anne babanızla şarkı söylerken, evcilik oyunu oynarken bense bir hayat oyununda ayakta kalmaya çalışan bir çocuktum…

Murat ve Cengiz abinin benimle geçirdiği son günleriydi. Okulumu okutmak zorundaymış babam. Bunu takip edeceklermiş. Böyle olunca da içten içe çok sevinmiştim. Cehennem ızdırabına ara verme hakkına sahiptim. Kim istemezdi ki böyle bir şeyi. Anaokuluma ben kendi başıma gidiyordum. Yerini Murat abiler göstermiştiler. Kendim hazırlanıp gittiğim için de bir hayli geç kalırdım. Orda bir sürü benim gibi çocuk vardı. Hepsi mutlulukla oradan oraya koşuyorlardı. Daha 6 yaşıma yeni girdiğim için dünyadaki bütün çocukların babasının onları dövdüğünü düşünürdüm. Burada ise babalarından kurtuldukları için bu kadar mutlu olduklarını düşünürdüm… Keşke eskisi kadar temiz ve saf olabilsem. Ama olmuyor işte. Bir iş yapınca bazen bir şeyler ters gider ya benim yaptığım iş her zaman tepetaklak yuvarlanıyordu…

Babam koltuğun üzerine oturmuştu ve geç kaldığım için bana yine vuracağını sanmıştım. Başımı yerden kaldırmıyordum. Ve beni duymama ihtimaline -%0- karşı sessizce odama doğru giderken arkamdaki kalın ses “Sera!” dedi. Ürkmüştüm. “Efendim baba” dedim başımı yerden kaldırmayarak “Buraya gel!” sesi oldukça sakindi. İçerisi sessizdi. Sessizliği severdim. Ama bu seferki gerçekten ürkütücüydü. ”Otur karşıma” bir şey demedim ve dediği gibi oturdum. Konuşmaya başladı… Duyduklarımdan sonra başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Bu olamazdı değil mi? B-bunu bana yapamazdı…

End of chapter

3 comments