Yazar E.'nin Kitabı
(Kitaba aniden başlamasından dolayı bir ismi yoktu.)
Geçmişin derdi değildir gelecek; o yaşanır yaşanmaz çeker gider. O, bizi ardında bırakır biz ise ondan geri kalan oluruz.
Çok gün geçmemiş olsa da Mehmet öleli ve eve geri döneli yine günler geçmişti. Şefika uzun boylu zayıfça bir kadın, henüz bir doğum yapmış on altı yaşında ama zamana göre koca kadın. Kucağında kumdağa sardığı kızını pışpışlıyordu. Kundak takımını kendi işlemiş beyaz kumaşın kenarında çiçekler, rengi solmuş ama öncesi tahmin edilebiliyor.
Gözü muşambadaki desene takılmış. Aklı çok uzaklarda...
Toprak evde ne pişerse kokusunu duvarlar çekerdi. Ayağı sakatlanan davarı kesmişti babası. Et sıcaktan kokmadan pişirip muhafaza etmeleri gerekiyordu. Birazını da kuyuya asmışlardı, orası soğuktu. Eğer orası olmasa toprağı kazacaklardı. En iyisi kavurma yapmaktı. Gerçi nüfuslu bir evdi. Hemen yeniyordu. Çoğu zaman çocuklar yemekten doymadan kalkardı. Normalde hiç böyle kokular almazdı ama hamileliğinden sonra burnuna bir şey olmuştu. Her kokuyu ayırır olmuştu.
Pişirilen etinde ağır bir kokusu vardı ama herkesin burnu alışmıştı. İnce bir minderin üzerine oturmuştu. Baba evine geri dönmenin, artık sığıntı gibi görünmenin ağırlığını yaşıyordu. Daha yaşı küçük ama büyütülmüş çoktan. O zamanlarda bunun ne demek olduğunu biliyor.
Kocası ölmüş ve bir çocukla kalmış olduğundan herkes ona acıyor, o da kendine acıyordu.
Ne olacaktı şimdi? Gerçi onun durumuna misal getirilerek bir şeyler anlatmaya başlamıştılar. Bilmem kimin kızı da aynı böyle kocası ölünce baba evine gelmiş, altı aya kalmadan başka birine varmış. Herkes sanki bir ağızdan Şefika'ya anlaştırmaya çalışıyordu. Çok kalmadan evlen git diye.
Gerçi alttan alta laf demeyende vardı. Yengesi burada kalıp, gelinlere hizmetçi olacağına evlen git kendi evine hizmet et demişti. Öyle uzun uzadıya düşünmesin diye de fasulyeyi ayıklarken kısa bir an durmuş ve ona dönmüştü.
"Tandır sıcakken ekmek tutar. Biri haber getirirse hiç düşünmeden kocaya var. Zaten seni kızınla kabul eden olursa hiç durma. Durdukça, buraya yerleştikçe hem kızın büyür hemde sen yaşlanırsın gidemezsin."
Kendi düşüncesi diye bir şey yoktu. Etrafında o kadar düşünce vardı ve dört bir yanını sarmıştı ki insanların dediğinden başka bir şey düşünmek aklına bile gelmiyordu.
Kendi hisleri vardı. Ona kimse karışmazdı. Desenli elbisesinin altında sıkışan yüreğini, o bilirdi. Bebeği ağladıkça oklar saplanan kalbini, o bilirdi.
Kimseye söyleyemediği bir şey var. Evde olduğu için mutlu. Annesinin yanında olmak güvenli geliyor, babadan korkuyor ama annesi onu koruyup kolluyor. Kimseye diyemez bunu, o oturup ağlamalı. Ondan beklenileni yapıyor.
Babasının evinde sığıntıdır artık diyorlar o da sığıntı gibi köşede kalıyor. Zavallı Şefika, kocan var hükmün çok kocan yok hükmün yok, bizim buralar böyle diyorlar. Şefika da öyledir diyor, ses çıkarmıyor. Şefika oldum olası bir şeye itiraz etmiyor zaten. Baban seni verdi dediler, tamam dedi. Kocan öldü, gel geriye dediler, tamam dedi.
Çocuklar büyüklerin yanında kucağa alınmaz, öpülüp sevilmez saygısızlık diyorlar. Kızı ağlarken alıp susturamıyor. Kendi anasına bakıyor, anası imdadına yetişiyor. Anası, ana gibi bir kadın. Gerçi o da her şeye tamam der ama mesele çocukları olunca cevvaldir.
Derken günler pek fazla birbirini kovalamadan. Öküz arabası geliyor, dört dağın arasındaki az haneli köye. Giren çıkanı bellidir, herkes herkesi bilir.
Salih Bey geliyor, Salih Bey Şefika'nın kayınbabası. Koşun haber verin.
Salih Bey, hükümlü adamdır. Arazileri, ırgatları vardır. Bir ahır dolusu inekleri, ambar dolusu unu vardır. Anlayacağınız Salih Bey varlıklı adamdır. Bey'di, o zamanların bey dedikleri bu kadardı.
Oğlu öldü gelinini kapıya koydu lafını kimseden duymadan hemen harekete geçmişti. Koskoca bey bu lafı işitme ihtimaline bile dayanamadı. Tilki benzeri bir adamdı; burnu ve çenesi sivri, küçük gözleri çukurda.
Salih Bey gideceği yer belli olunca kaç adım atacağını bile hesaplayan biridir. Herkes boşuna değil bir işe geldiğini ve işin sonunun o ne isterse öyle olacağını bilirdi.
Salih Bey'in yanında ehramı başına çekmiş yüzü görünmeyen eşiyle vardı. Biri daha var; tekerlekleri gevşek at koşulmuş öküz arabasının arkasında oturmuş ayaklarını sallıyor. Ahmet, küçük Ahmet henüz çift basamaklı yaşlarına yeni girmiş. O zaman küçük bir çocuk Ahmet.
Nereden bilecek yengesine damat diye geldiğini...
Şefika nereden bilecek davarı sağmaktan yeni gelmiş daha üzeri değiştirmeden öküz arabasına bineceğini, küçük kaynına gelin gideceğini...
Salih Bey, üstten konuşan hatta laf ağzından çıkarken çenesini bile yukarı kaldıran bir adamdır. Önce yapacak bir şey yok demişti.
"Oğlum öldü, bir ateştir ölene kadar ciğerimde taşıyacağım. Oğlumun emanetidir; gelinim de torunumda. Emanete sahip çıkmaya geldim. Acımız vardı ses edemedik ama bize yakışmaz gelini evden çıkarmak."
Kalın kaşları ve kızarmış suratı ile onu dinleyen dünürü İsmail hafifçe başını salladı. Bir talihsizlik yaşananlar ama olan olmuştu. İsmail'in asıl isteği torununu alıp gitmeleriydi, kızı yeniden evlenebilirdi. Ama çocuklu birini alan olmazdı. Kızı daha gençti, onu alacak olan elbet bulunurdu. Ama Salih Bey ile dünürlükte iyiydi. Bunca zaman kendilerini tanırlar, huylarını bilirlerdi. Hem ayda yılda bir de olsa kızını görmeye gidebiliyorlardı. Emin elde tanıdıklarındaydı kızı.
Şimdi kim bilir kimle evlenecekti.
Sadece bebek küçüktü anadan ayrılamayacak kadar. Biraz büyük olsaydı, verirlerdi bebeği babannesi büyütürdü. Ama bebek annesiz yaşayamaz şimdi. Annesiyle kaldıkça da kimse Şefika'yı almazdı.
İsmail derin bi iç çektikten sonra tütününe uzandı. Pencerenin kenarındaki sedire oturmuş konuşuyorlardı. Kadınlar başka yerde oturuyorlardı.
İsmail kağıda tütününü doldurdu. "Nikah düştü, artık herkes mahremdir ona. Nasıl bırakayım Salih Bey? Kızımı aldım geldim. Babası olarak kızıma sahip çıktım."
Sahip çıkma dedikleri daha önceden duyup gördükleri şekildeydi. Kızın kocası ölünce babası gider geri alırdı, İsmail'de öyle yapmıştı.
Salih Bey kolunu dayadığı yastığa iyice sırtını verdi. "Sadece kızını değil torunumu Memet'imim hatırasını da aldın geldin."
İsmail suçlarmış gibi söyleyince hemen dikeldi. Bu işte bir suçlu aramak olmazdı. "Küçük çocuk; daha emzikte, kundağı anasından başkası açamaz. Nasıl ayarayım, günahtır."
Salih Bey ne niyete geldiğini açık etti. "Lafı uzatmaya gerek yok. Torunumu bırakmam ama... "
Amasını İsmail'de biliyordu. "Şefika'da ben yavrumu bırakmam der." İşte o noktadan sonra Salih Bey'in niyeti ve isteği ortaya dökülüyordu. İz olmadan yola çıkar mı bu adam?
"O da gelsin, başımın üstünde yeri var. Mehmetimin emanetidir gözüm gibi bakarım."
İsmail kaşlarını çatıp yüzünü buruşturdu. Tamam torun onun hakkıydı ama Şefika artık gelinleri olmaktan çıkmıştı. Ne hakla ne sözle gidecekti oraya. Bu söylediği boş laf gibi geldi. İsmail agresif insandır, iyiliği bile bağıra bağıra söyleyen biriyken sinirlenince daha da yüksek çıktı sesi.
"Ne vasıfla kocası ölmüştür, nikah düşmüştür. Ne diye gelsin!"
Salih Bey durdu, sözleri kesik kesik cümlelerde birleşti. "Nikahsa mesele." Bakışlarını camdan öküz arabasının yanında İsmail'in küçük kızı ile oynayan oğluna çevirdi. "Orada benim diğer oğlan kıyarız nikahlarını oturur evde."
İsmail hayretle "Olur mu öyle?" dediğinde ihtimal vermediği gözlerinden belli oluyordu. Neredeyse bu lakırdılar için Salih Bey'e kızacaktı. Aslında Salih Bey ile uzaktan akrabalıkları vardı. Husumet sayılmaz ama ataları aynı yerde kardeş bilip yaşamış. Sonra Salih Beylerden bir oğlan ölmüş İsmaillerde de aynı yaşta bir oğlan varmış. Oğlu ölünce aklını şaşıran Salih'in atası diğerlerini köyden kovmuş. Herkes bilir bunu. Beylerin kendi oğulları ölünce diğerlerinin oğullarını gözü götürmedi kovdu köyden diye.
Aynı kök aileden aynı yerde yaşayanlar olarak ayrılmışlar. Ama Salih Bey'de bilir İsmail'de onların köylük beylik değil akrabalık vardı. Birbirlerini hep koruyup kollarlar. Yabancıdan kâr yoktur, herkes kendi ailesini tutar. Doğuda aşiret bu yüzden vardır.
Salih Bey elini İsmail'in omzuna koydu. "Olur niye olmasın? Kayına nikah düşer, çağır hocayı sordur."
İsmail'de nikah düştüğünü biliyordu ama neden böyle bir şey yapsın ki? "Düşer de..." deyip lafını tamamlamadan durdu. Salih Bey başını eğdi, mahcup edayla niyetini söyledi.
"Şefika benim kızımdır, çağır sordur bu güne kadar bir lafı iki olmuş mu? Ben şimdi torunumu alıp gitsem yaşamaz el kadar bebe. Burada kalsın desem bilirsin elin ağzı torba değil büzüle. Hem Şefika kim alır bundan sonra. Hemde elinde bebeği ile. Ver kızını yine evimde başımın tacı yapayım."


