تخطٍ إلى المحتوى

SECRET

الفصل 5 · قراءة 6 دقيقة

SECRET

الفصل 5

Bölüm 5

Şirkete girdiğimde bir anda ter içinde kaldım, sanki herkes bana bakıyormuş gibi hissettim. Başımı öne eğdim, hızla ilerleyerek odama geçtim. Çantamı masanın üstüne bıraktım, Namjoon'un odasına doğru ilerledim ama henüz gelmemişti. Odayı terk etmek üzereyken, arkamı döndüm ve Namjoon ile burun buruna geldim. Ne zaman gelmişti? Ya da daha doğrusu ne zamandır oradaydı? Korkuyla bir adım geri çekildim.

“Günaydın efendim,” dedim. Sesimin titremediği için şükrettim.

Namjoon, cevap veremedi. Bir süre boş boş yüzüme baktı, sonra yanımdan geçip masasına doğru ilerledi. Kendini koltuğuna atıp başını geriye yasladı, gözlerini kapadı. “Başım çatlayacak gibi,” dedi. “Bana bir soda, bir de ağrı kesici getir,” dedi. “Dün akşam çok içmişim, midem berbat.”

“Peki efendim,” dedim, hızla odadan çıktım. Kalbim deli gibi atıyordu. Korkuyla elimi göğsüme götürdüm. “Neyse,” dedim, “Bir şey hatırlamıyor. En iyisi unutmak.” Kendime söyledim; bir hataydı, unut gitsin.

Elimde soda ve ilaçla tekrar Namjoon’un odasına girdim. Hala bıraktığım gibi duruyordu. Beni görünce elini uzattı. Bir an, boş gözlerle ona bakakaldım. Neden bana elini uzatmıştı? Elimi mi tutmak istiyordu?

"İlaç," dedi. "Onunla vedalaşmayı düşünmüyor musun?"

O anda anladım, ağrı kesiciyi istiyordu. "Evet," dedim, "İlaç, buyurun lütfen," diyerek ilacı uzattım. Sodayı da masaya bıraktım. "Saat bir'e kadar toplantınız yok," dedim. "Saat birde toplantınız var, isterseniz erteleyebilirim."

Namjoon sodasından bir yudum aldı. "Gerek yok," dedi. "Alt tarafı iki kadeh, abartma."

"Peki," dedim. "Başka bir şey yoksa, ben işimin başına döneyim," dedim.

"Aslında var," dedi.

Ben elimdeki tepsiyi daha da sıkarak beklemeye başladım. Namjoon başını kaldırdı. "Dün geceyi anlat," dedi.

Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Yoksa hatırlıyor muydu? Boğazımı temizledim. En iyisi aptala yatmaktı. “Anlamadım,” dedim.

"Dün gece," dedi tekrar, "Ne oldu? Seni aramışım, son arananlarda sen varsın ama hatırlamıyorum. Sonra ne oldu?"

"Evet," dedim, "Ama arayan siz değildiniz," dedim. "Barmen aradı, sızmışsınız, gel al dedi. Ben de bara gidip sizi aldım ve evinize bıraktım. Yatakta yatırdım, baş ucunuza bir sürahi su bıraktım ve evden çıktım," dedim.

Namjoon, "Peki," dedi, "Ben sarhoştum, sızmıştım. Evde beni sen getirdiysen, ben kiminle seviştim?"

Ne?! Dedim.

"Diyorum ki," dedi, "Sabah uyandığımda çıplaktım, yatak dağılmıştı. Belliki biriyle birlikte olmuşum."

"Olabilir," dedim, "Benim bilgim yok, belki ben çıktıktan sonra birini çağırdınız."

"Yok, güldürme beni," dedi. "Ben kimseyi evime sokmam, sen de biliyorsun."

"Bilemiyorum," dedim.

Namjoon tekrar gözlerini gözlerime sabitledi. Böyle yaptığında elim ayağımın dolaşması işten değildi. Düşünmek, konuşmak, nefes almak bile zorlaşıyordu. "O halde," dedi, "Git araştır. O bardan başla, orada kiminle konuştuğumu öğren. Evime gelen olmuş mu, araştır, o kimseyi bana bul getir. Öyle sevişip beni bırakıp gidemez."

Boğazımı temizledim. "Efendim," dedim, "Siz sürekli farklı kişilerle oluyorsunuz, bu sefer neden buna takıldınız? Boşverin, yaşanmış, gitmiş. Bu da sıradan bir gönül eğlencesi, farz edin," dedim.

Namjoon başını kaldırdı, gözlerimin içine baktı. "Kimse sevişip beni bırakıp gidemez," dedi. "Komidinin üstüne para da bıraksaymış. O omega kim oluyor, kim ne hakla beni kullanır?"

Yıllarca omegalarla oynamış adam mı bunları söylüyordu? "Ben gidip araştırmaya başlayayım," dedim.

Akşam olmuştu, şirkete girdiğimde mesai çoktan bitmişti. Şirket arabasını bırakıp çıkacaktım, tüm gün boş boş dolaşmıştım. Bara gitmiştim, usulen barmenle de konuşmuştum. Olmayan bir gölgeyi arıyordum, bulamayacağımı biliyordum. Kuyruğunu kovalayan köpekler gibiydim. Hayatım boyunca sadece bir kez içgüdülerime yenilmiştim. Yanlış olduğunu bile bile onunla beraber olmuştum. Sarhoştu, rızası yoktu, belki artık kafayla beni istemeyeceğini bildiğim için yapmıştım. Bilmiyorum, neden yaptığımı bilmiyorum, sadece istemiştim. Şimdi bunu ondan saklamak... Bu da yanlıştı, haksızlıktı. Evet, kesinlikle yanlıştı. Ne yapacaktım? Köşeye sıkışmış hissediyordum.

Arabayı otoparka bıraktım, anahtarı güvenliğe teslim edip şirketten çıktım. Ellerimi cebime sokup kaldırımda ağır ağır yürümeye başladım. Bu yürüyüş uzun sürecekti. Ne zaman düşünmek istesem yürüyüş yapardım. Bazen kilometrelerce yürüdüğüm olurdu, ve bu gece bu yürüyüş de uzun sürecekti. Bir karar vermeliydim. Namjoon’a her şeyi anlatmalı mıydım, yoksa bu sırrı saklamaya devam mı etmeliydim? Hayatımda ne kadar çok sır olmaya başlamıştı, yeni bir sırrı daha sırtıma yük etmek ne kadar mantıklıydı? Artık bu yükleri kaldıracak gücüm kalmamıştı.

Adımlarım bir anda durdu, yola döndüm. Bir taksi çevirdim. Evet, karar vermiştim. Şimdi eve gidecektim. Önce istifa mektubumu hazırlayacaktım, sonra sabah erkenden şirkete gidip her şeyi itiraf edecektim. Gerçi istifa etmeye gerek yoktu. Namjoon, öğrendiği onca şeyden sonra beni zaten kovardı. Aslında sadece kovmakla kalırsa, kendimi şanslı hissedecektim.

Sabah erkenden uyandım, hızlı bir duş aldım, dolabımın karşısına geçip takım elbiselere baktım. Bu gün son kez bir alfa gibi giyinecektim. Sıkıcı koyu renklerden kurtuluyordum. "Sonunda sizden kurtuluyorum," dedim. Siyah bir takım elbise çıkardım, içine de yine siyah bir gömlek giydim. Saçlarımı da geriye doğru tarayıp evden çıktım.

Şirkete girdiğimde, yıllardır geldiğim bu şirket bana yabancı gelmişti. Her şey kafamda bu kadar hızlı bitmiş miydi? Asansörden indim, adımlarım direkt olarak Namjoon'un odasına yöneldi. Cebimden istifa mektubumu çıkardım, kapının önünde durdum. Derin bir nefes aldım, gözlerimi kapayıp Tanrı'dan yardım istedim. Sonra tam kapıyı çalacakken, "Hyung!" diye birinin seslenmesiyle olduğum yerde donup kaldım.

"Hyung mu?" Bu ses, bu konuşma şekli… Hayır!

Arkamı döndüğümde, küçük alfa kardeşim karşımdaydı.

"Senin burada ne işin var?" diye sordum. "Çabuk git buradan!"

"Aşk olsun, seni özledim, geldim," dedi. Yalandı. O beni özlemezdi. Kesin yine başını derde sokmuştu. Annem ve babamdan korktuğu için de eve gidememişti, soluğu yine benim yanımda almıştı. Hep böyle olurdu, hayatım bu küçük alfanın arkasını toplamakla geçmişti.

Cebimden evin anahtarını çıkardım, eline tutuşturdum. "Jungkook, eve git, beni bekle. Akşam konuşuruz, şimdi sırası değil," dedim.

Jungkook ellerini cebine soktu. "Ne oldu, yoksa benden utanıyor musun?" diye sordu. "Kardeşin seni ziyarete geliyor, bir kahve bile ikram etmeyecek misin? Sen bu kadar kaba bir omegamısın?"

Ellerimi Jungkook’un ağzına kapatarak etrafa bakarak "Sus," dedim. "Burada bir duyan olacak. Omega olduğumu bilen yok, herkese alfayım," dedim.

Jungkook ellerini ağzımdan çekmemi sağlayarak "Hyung'uma bak," dedi. "Merak etme, sırrın benimle güvende. Sakin ol, biz kardeşiz. Sen bana yardım edersin, ben de senin sırrını saklarım."

Bu sırada asansörün kapısı açıldı. Namjoon asansörden çıktı, gözleri ilk olarak beni buldu, sonra yanındaki kardeşimi görmesiyle adımları hızlandı. Yanımıza geldiğinde, bu kim dercesine Jungkook’a bakıyordu.

"Günaydın, bay kim?" dedim. "Bu kardeşim, Jeon Jungkook," dedim.

"Jeon...?"

"Babalarınız ayrı," diyerek açıklama yaptım. "Annemiz aynı."

Namjoon elini uzattı. "Memnun oldum," dedi. "Jin kardeşi olduğunu söylememişti."

Jungkook, "Hyungum diye demiyorum Sırlarla doludur."

Bir anda nefesim kesildi. Bu küçük bücür alttan alta beni tehdit mi ediyordu.

Namjoon "Peki," dedi. "Sonra görüşürüz," diyerek odasına geçti. Ben de hemen Jungkook’a döndüm. "Hadi, git artık," dedim.

Jungkook, "Gidemem," dedi. "Başım dertte, paraya ihtiyacım var."

Sıkıntılı bir nefes aldım. "Peki," dedim. Cebimden cüzdanımı çıkardım. "Ne kadar lazım?" diye sordum.

"100.000," dedi.

Cüzdanımdan 100.000 won çıkarıp uzattım. "Tamam," dedim. "Al, git."

Bana bakıp güldü. "100.000 dolar demek istemiştim," dedi.

"Ne!" dedim. "Bir üniversite öğrencisi nasıl olur da 100.000 dolara ihtiyaç duyar ki?"

"Vermiyor musun?" diye sordu. "Vermiyorsan, ben patronunla bir kahve içeyim."

"100.000 dolarım yok benim," dedim. "Maaşımla ancak geçiniyorum."

Jungkook, "Kredi çek," dedi, "Ya da şu yakışıklı patronundan borç iste."

"Tamam," dedim. "Halledeceğim, şimdi git lütfen."

Jungkook gittikten sonra cebimdeki istifa mektubunu çıkarıp yırtıp çöpe attım. Kredi de çeksem, borç da alsam, iki şekilde de bu işe ihtiyacım vardı.

نهاية الفصل

4 تعليق