Skip to content

SEÇKİN KRALİÇE

Chapter 3 · 4 min read

SEÇKİN KRALİÇE

Chapter 3

Gerçek

Reanna sıcak bir banyo ve iyi bir yemekten sonra odasına çekildi. Yatağında uzanmış ve sessizliği dinliyordu. Zihninden bin bir türlü düşünce geçerken uyuyamayacağını biliyordu. Öyle derin uyuyan insanlardan hiçbir zaman olmamıştı zaten. Yerinden doğruldu ve sevdiği bahçeyi son kez yürümeye karar verdi. Sarayın iç bahçesine yaklaşırken karanlık geceyi küçük parıltıların aydınlattığını, muhafızların saraya hızlıca koştuğunu gördü. Kalbi hızla çarparken son sürat koşmaya başlamıştı bile. İmparatorun veya prensin başına bir şey gelmiş olması düşüncesi bile onu kahrediyordu. Hızla girişe vardığında muhafızların bahçeye dağıldığını gördü. Birini arıyorlarmış gibi acele içindeydiler. Muhafızlardan birinin yanına gitti. Muhafız komutanı görmüş olduğu şaşkınlıkla ilk başta donakalsa da selam durdu.

"Neler oluyor" konuşamayan muhafız sonunda kekeleyerek geceyi alt üst eden o kelimeleri sarf etti.

Reanna'nın kalbi hiç olmadığı kadar hızla çarpıyor gözleri buğulandığından nereye gittiğini kestiremiyordu ama adımları çok iyi bildiği yolu takip ederken kendinden geçmek üzereydi. Üzüntü tüm duyularını ele geçirmiş olsa da ona daha baskın olan tek bir şey vardı: ÖFKE.

Odanın kapısının önüne geldiğinde ilk gördüğü şey yatakta kanlar içinde yatan cesetti. Eli hizmetçileri çağırmak için kullanılan ipin üstündeydi. Yüzü yatağa dönük ve sarkan vücudu kırmızıydı. O çok sevdiği sevgi dolu gözleri açık ve yaşlı yüzü donuktu. Sanki son gördüğü yüzün şokuyla çarpılmıştı. Kapıya doğru yığılmak üzereyken bir kol tarafından tutulduğunu gördü. Alastair acı dolu bakışlarla ona bakıyordu. Saçları dağınık gözleri kızarıktı ama ondan yayılan aura intikamın rengiydi.

"Bu nasıl oldu." Gözleri bir kez bile ölü imparatordan ayrılmazken sesi alastair'e yönelikti.

"Hizmetçinin zili çalmış ve geldiğinde –" alastair devam edemedi. "Pencereyi açık bir vaziyette bulmuşlar. Her tarafa asker gönderdim. Şuan tüm sarayın kapıları kapatılıyor. Bunu yapanı elbet bulacağım." Derinden gelen bu yemin öfke doluydu. Reanna alastair'in tutuşundan kurtuldu ve muhafızın yanına giderek kınından kılıcını çekti. Muhafız alev gibi yanan gözleri görmesiyle olduğu yere sindi. Reanna tekrar alastair'e dönerken acısı yüzünden okunuyordu.

"Unuttuğun bir şey var. İmparator'un-" gözleri tekrar cesede kaydı. "ne olduğunu anlayamadan can verdiğine eminim. Zile uzanması imkansızdı. Suikastçi bilerek alarm verdi çünkü seni de istiyor alastair." Kendinden emin sesi odayı doldurdu. "Seni de peşinden sürüklemek istiyor. O hırsla peşinden geleceğini biliyor ve seni de gafil avlayacak." Kabzayı sıkan eli iyice gerildi. "Ama ben buna izin vermeyeceğim." Hızla odanın kitaplığına yönelirken rüzgar gibiydi.

"Pencere sadece bir şaşırtma. Olaydan sonra tüm sarayı kapatacağını biliyordu. Yakalanmayı göze alamazdı bu yüzden o da çok iyi bildiği yolu kullandı." Eli kırmızı kitabı çekerken kitaplık gıcırdayarak açıldı ve dipsiz kuyuyu andıran karanlığı gözler önüne serdi. Arkasını dönüp şaşkınlıkla onu izleyenler arasında parlayan koyu mavi gözleri buldu. Alastair göz temasını kesmeden hızla ona yaklaştı. Elinde tuttuğu şamdan yüzünün yarısını aydınlatıyordu.

"Ethan hiç kimsenin saraydan çıkmasına izin verme. Biz gelene kadar imparatora kimse yaklaşmayacak. Burada düzeni sağladıktan sonra olabildiğince fazla muhafızla arkamızdan gelin" Asker onayladığını belli edercesine selam durdu.

Reanna karanlığa adım atarken intikam ateşiyle yanıyordu. Arkasından parlayan ışık ise onunla hem fikirmişçesine solgun taşları kızıllığıyla aydınlatıyordu. Bilindik koridorlardan geçerken ortama ölü sessizliği hakimdi. Hızla atılan adımlar biriken duyguların yansıması gibiydi. İki tarafta dile getirmiyor ortaya dökmüyordu. Reanna adımlarını temkinli atıyor herhangi bir sese karşı kulak kesiliyordu. Katilin onlar için bir sürpriz hazırladığını bilmek için 6. Hissine gerek yoktu.

"Al dışarı çıktığımızda her türlü şeyle karşılaşmaya kendimizi hazırlamalıyız." Reanna'nın keskin sesi sakindi. Alastair hiçbir şey demeden adımlarını daha da hızlandırdı. Babasını kaybettikten sonra onu da kaybederse aklını kaçıracağını biliyordu. Ne olursa olsun canı pahasına onu koruyacaktı. Çıkışa ulaştıklarında alastair reanna'nın önüne geçerek kılıcını kınından çıkardı.

"İlk ben çıkacağım." Reanna onu kolundan çekerek kendine çevirdi.

"Hayır al sen veliaht pre-" aklına gelen gerçek yüzüne acımasızca çarptı. "İmparatorsun. Eğer sana da bir şey olursa İmparatorluk kaosa sürüklenecektir. Buna izin veremem." Kararlı sesi ve alev gözleri aşılamazdı. Alastair daha fazla dayanamadı ve düşünmeden sözcükler dudaklarından döküldü. Gözleri anın gerginliğiyle büyümüştü. Sesi sabırsız ve kızgınlık doluydu.

"Anlamıyor musun? Babamı kaybettim. Seni de kaybedersem" yutkundu ve tükenmişlikle sözlerini sürdürdü. "Yaşayamam. En değerlimi kaybetmeye göze alamam rea."sonlara doğru fısıltıya dönüşen kelimeler genç kadını dumura uğrattı. Her zaman mantıklı ve İmparatorluğun refahı için kararlar veren Al şimdi düşüncesizce hareket ediyordu. Her zaman ifadesiz bir yüzü olduğu için Buz prens olarak anılan Al'in yüzü umutsuzlukla üzüntüyle ve endişeyle çarpılmıştı. Reanna'nın eli Alastair'in yanağını buldu. Soğuk elin yüzüne dokunmasıyla irkilen genç adam bakışlarını güzel yüze çevirdi. Reanna'nın yüzünde oluşan anlayış ağlayarak omzuna kapanmasını sağlayacak cinstendi.

"Halkta seni kaybedemez Al. Sen onların güneşisin. İmparatorusun. Savaş meydanlarında ölen arkadaşlarımızın gururu, babanın yaşatmaya çalıştığı imparatorluğun umudusun." yavaşça okşayan eli durdu ve yavaşça süzülerek alastair'in elini buldu. Parmaklarını güç vermek istercesine sert ele geçirdi. Alastair şaşkınlıkla birleşmiş ellerine bakarken küçük ama nasırlı eli sıkıca kavradı. "Bu yüzden bunu beraber halledeceğiz Al. Ben senin keskin kılıcın olarak seni koruyacağım sende benim arkamı kollayacaksın. Her zaman yaptığımız gibi." Yumuşak sesi oldukça emindi. "Birbirimizi tamamlayacağız." Gözleri inançla yanarken ve güç damarlarında yayılırken kan için yemini dile getirmesine gerek yoktu. Alastair'in endişesi yok olmaya yerini herkesin çok iyi bildiği tabiri caizse fırtına öncesi sessizliğe bırakmaya başladı. Rea haklıydı. O onunla tamamlanıyordu ve imparatorluğu için bu yas gecesinden başka bir kayıp daha vermeden çıkmalıydı

End of chapter

9 comments