Skip to content

SÂYE

Chapter 8 · 34 min read

SÂYE

Chapter 8

7. YAKAN ARZULAR

Ajda Pekkan~Haykıracak Nefesim

Dolu Kadehi Ters Tut~Islansın

Two Feet~Love İs A Bitch

Yorum ve vote atmayı unutmayın olur muuuu?

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

⚖️🖤

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Oturduğum masaya bir kez daha göz gezdirdiğimde zihnimde ki anılara engel olamıyordum. Pazar günlerinden nefret ederdim. Çünkü o zaman onlarla aynı masaya oturmak zorunda kalırdım ve hep aynı senaryo yaşanırdı. Ben herhangi bir konuda suçlu gösterilirdim, onlara göre hiç iyi yönüm yoktu. Ben hep lanettim, pisliktim, kötüydüm...

Aile nasıl hissettirirdi? Bilmiyordum. Çünkü hiçbir zaman tam anlamıyla ailem olmamıştı. Kâğıt üstünde hep varlardı ama bu kadardı işte, sadece sözde aileydiler.

Eğer acıtmasalardı bu masadaki aile sıcaklığı gibi içimi huzurla doldurabilirler miydi? Sanırım bunu hiçbir zaman öğrenemeyecektim.

Peki neden bu huzuru yaşatmak onlar için bu kadar zor olmuştu? Çünkü sevgisiz büyüyen insanlar sevgi veremezlerdi...

Zihnimde bir dolu soru silsilesiyle karşımda yemek yiyen kalabalığa bakındım. Çıkan haberin ardından tek kelime edilmeden masaya geçerek yemek yemeye koyulmuştuk. Araf ve Namık iki baş köşeye geçmişlerdi, ben ise Araf'ın hemen sağ tarafında oturuyordum. Karşımda Alp onun yanında ise Kayra, Arya, Buğlem ve Deniz oturuyordu, benim yanımda ise Can, Ahu ve Turgay şeklinde sıralanmıştık.

Tabağımda ki yemekle oynarken düşüncelerimi susturamıyordum. Dağhan durmayacaktı, bunu biliyordum lakin onu durdurabilecek güce sahip miydim, işte bu konuda emin olamıyordum.

Elimde ki çatalı tam kenara bırakmak üzereyken tenimde hissettiğim bakışlarla kafamı Araf'a çevirmiştim. Kaşlarıyla tabağımı işaret ettiğini gördüğümde olumsuz anlamda başımı sallamıştım ki derin bir nefes alarak bana uzanması bir oldu. Yakınıma gelen yüzüyle kafamı geriye doğru çekecekken sandalyemin alt kısmından tutarak beni kendine doğru çektikten sonra tabağımı da önüme doğru getirmişti. Bu ani hareketiyle bakışlarım büyürken hızla ona döndüm.

"O tabak bitecek güzelim!" dediğinde bakışlarım önce tabağa ardından da yeşillerine değmişti. Ormanlarda ki pırıltıları her gördüğümde neden kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu? Sevgi böyle bir şey miydi yani? Güzel hissettiriyordu.

"Doydum. Daha fazla yiyemem." derken diğerlerini rahatsız etmemek için fısıldıyordum, masadakiler çok koyu bir sohbete girişmişlerdi. Askerlik anıları...

"İki gündür yemediğin duyumlarını aldım. O yüzden sen mi yersin yoksa yardımcı mı olayım?" diyerek elini az önce bıraktığım çatala uzattığında hızla elini tutarak durdurdum onu.

"İstemiyorum, ayrıca yedim ben." dedikten sonra boş olan tabağımı işaret etmiştim. Akşamın beşinde oturmuş hepimiz kahvaltı yiyorduk, halimiz trajikomikti.

"Güzelim o tabak zaten boştu." diyerek yakınımda olan yüzünü biraz daha bana yaklaştırdığında bakışlarım istemsizce dudaklarına düşmüştü. "Ha diyorsan tercihim dudaklarından yana, o zaman farklı alternatifler sunalım." dedi fısıldayarak. Onunda yeşilleri dudaklarıma kayarken boğazım git gide kurumaya başlamıştı.

Sözleri kalbimi hızlandırırken bakışlarımı kaçırarak kafamı önüme çevirmiştim. Bu hareketimle yanağıma temas eden dudakları kıvrılırken avucumun içinde ki elini çekerek dizimin biraz üzerine yerleştirdi.

"Abartma, iki kocaman börek yedim." dedim ilerdeki sigara börekleri ile dolu olan tabağı işaret ederek. Bana bu kadar kalori yeter ve artardı bile.

"Kocaman anlayışın buysa biraz işimiz var demektir." demesinin ardından ima ettiği şeyle yanaklarımda ki sıcaklık daha da artarken çalan telefonuyla geri çekilmek zorunda kalmıştı. Çaktırmadan derince yutkunurken karşı çaprazım da oturan Kayra'yla göz göze gelmiştim. Yüzünde gergin ifadesiyle beni izlediğini görünce yerimde dikleşerek ona odaklandım.

Dudaklarını oynatarak 'gidelim' dediğinde gözümü kırparak sebebini sormuştum. Bakışlarıyla yanında oturan Alp'i işaret ettiğinde kaşlarım daha da çatılmıştı. Yine ne bok yemişti acaba?

Eline peçete alarak dudağını siler gibi yapıp iki kez vurduğunda gözlerimi büyüterek kafamı çevirdim. Bu onunla aramızla olan bir konuşma stiliydi, genelde kalabalık ortamlarda bu şekilde anlaşırdık ayrıca kendisi çapkın kızımız olduğu içinde az önce yaptığı hareketi çokça yapardı.

Alp ile öpüşmüştü!

En son buz dağı olduğunu ve asla yüz vermediği için şikayetçi olurken nasıl olmuştu bu durum?

"Bu telefona bakmam lazım, affedersiniz." diyen Araf'la tam ona doğru dönecektim ki yanağıma hızlıca bir buse kondurarak masadan kalktıktan sonra salondan çıkarak merdivenlere doğru adımlamıştı. Bir iş adamıydı sonuçta, bu telefonlar gayet doğaldı.

"Tercihin dudaklardan yanaysa koş yapış yenge, bizim için hiç sorun yok yani, yine izleriz." diyen Can'la hızla ona doğru dönerek koluna hafifçe geçirmiştim. Bu hareketimle inleyerek kolunu tutarken bir yandan da sırıtmaya ihmal etmiyordu.

"Gevşek gevşek konuşma lan." dediğimde yüzünde ki sırıtış daha da büyümüştü.

"Ay ne yenge, sanki yapmadığınız şey." derken bir yandan da iki elinin işaret parmaklarını birbirine sürterek bana imalı bakışlar atıyordu.

"Can!"

"Tamam tamam, sustum." diyerek önüne döndüğünde hala bana yandan sırıtarak bakışlar atmayı da ihmal etmiyordu.

"Baktım karşıdan geliyor itin dölleri, hemen aldım elime tüfeği koştum üzerlerine." diyen Namık'la bakışlarımı bu sefer ona çevirmiştim. Heyecanlı bir şekilde askerlik anılarını anlatırken bir nebzede olsa mutlu olduğunu görebiliyordum. Aslına bakılırsa Arya ona çok iyi gelmişti, evinde onunla yaşayan bir çocuk neşesini arttırmıştı.

"İtin dölü ne demek Namık dede?" diye soran Arya'yla herkes gülmeye başlarken ben ise uyarıcı bakışlarımı Namık'a atıyordum. Yanında çocuk varken kelimelerine dikkat etmeliydi.

"Şey evlat... şey... yumurta. Evet yumurta." diyen Namık bir ufak sendelemiş gibiydi, işte bu hali oldukça komikti.

"İlahi Namık dede, köpekler yumurtlamaz ki yahu." diyerek gülmeye başlayan Arya'yla hepimiz gülmüştük bu sefer. Bir grup katile bile neşe getirmişti ufaklık.

Bir süre daha masada muhabbet ettikten sonra hepimiz koltuklara dağılmıştık lakin aklım Araf'taydı. Bana söyleniyordu ama kendisi de tabağını bitirmemişti. Ayrıca kaç gündür sadece serumla besleniyordu bu yüzden oldukça iyi bir şekilde gıda alması gerekiyordu. Yanına gidip gitmemeyi düşünürken omzuma dokunan parmaklarla sol tarafımda oturan Kayra'ya döndüm.

"Ben gidelim diyorum, sen hala oturmuş burada etrafı izliyorsun Lavi. Alacağın olsun yani, insan azıcık burada kardeşini de düşünür."

"Bunu bokları yemeden önce düşünecektin şirine. Ayrıca kızım sen demedin mi çok soğuk diye, ne ara oldu bu? Gidip durup dururken çocuğun dudağına mı yapıştın sapık." derken bir yandan da yüzümde ki sırıtışa engel olamıyordum. Sonunda kozlar elime geçmişti.

"Bana olan inancın gözlerimi yaşarttı gerçekten Lavi, ayrıca seni de gördük. Olmaz, yapamam ben, kimse sevemez beni, yok, hayır... Sonra bir bakıyoruz hanımefendi sarmaş dolaş uyuyor birileriyle hatta yetmiyor hepimizin gözü önünde öpüşüyor."

"Hiç konuyu çarpıtma şirine." derken aynı zamanda da zihnimde beliren o anları yollamaya çalışmıştım. Sahi herkesin içinde öpüşürken ne düşünüyordum ben?

"Of! Tamam. Öyle aniden gelişti, şimdide bakamıyorum suratına. Allah için yardım et şu arkadaşına, götür beni buradan." diyerek koluma yapıştığı gibi sallamaya başlamıştı. Alp ile Turgay dışarıya çıkmışlardı, bu kadar rahat hareket etmesinin sebebi buydu.

"Hayır Kayra. Biraz daha oturalım kalkarız zaten. Ayrıca noluyor, maviş kraliçe bir erkekten mi kaçıyor yoksa?"

"Yoo, ne alakası var. Ne kaçması canım? Kuru iftira." dediğinde hırsla kolumu bırakarak yerinde diklenmişti.

"Ee iyi o zaman." derken hala gülmeye devam ediyordum. Gör bakalım Kayra hanım, bu durumda kalmak nasıl hissettiriyormuş...

"Hadi bakalım Arya biz gidelim, hem seninde uyku saatin geliyor." diyerek ayaklanan Namık'la bende ayaklanarak peşlerine takılmıştım. Arya salonda milletle vedalaşırken kapıya yaklaşan Namık'ı durdurdum.

"Bulabildin mi?"

"Hayır, kızın sistemde nüfusuna kayıtlı bir babası gözükmüyor. Annesi varmış bir tek o da 6 ay önce trafik kazasında ölmüş." dediğinde zaten bildiğim bilgileri bana aktarıyordu.

"Babasından şiddet gördüğünü söyledi Namık, illaki biri olmalı. Ağaç kovuğundan olmadı ya bu çocuk."

"Bilmiyorum evlat ama er geç bulacağım o denyoyu, sen merak etme."

"Evlatlık edinme işleri ne alemde peki?" diye sorarken bir yandan da gelip gelmediğini kontrol etmek için salonun kapısına bakınıyordum.

"Başvurdum, birkaç güne açıklanır. Ama keşke sen yapsaydın evlat, hazır baba da var." diyerek sırıttığında kaşlarımı kaldırarak ona bakmıştım.

"Ne oldu Namık, asla olmaz diye başımın etini yiyordun. Hayatımda olan kişi Ateş olunca bir sesin kesildi gibi."

"Çünkü kaderin oymuş evlat, bu benim emirlerimle alakalı değil ki."

"Ben geldim." diyerek neşeyle haykıran Arya'ya dönmüştük ikimizde.

"Hadi görüşürüz fıstık. Gece güzelce uyu, yarında güzelce dersini dinle tamam mı?" diyerek dizlerimin üzerine çöküp onunla aynı boya gelmiştim.

"Sen hiç merak etme rapunzel. O iş bende." dedikten sonra tek gözünü kırpmaya çalışmış lakin beceremediği için ikisinde kırpmıştı. Bu hareketine gülümserken yanaklarında kocaman öperek sıkıca sarıldım.

"Sana güveniyorum o zaman küçük rapunzel."

Minik kollarını boynuma sarıp sıkıca sarıldıktan sonra ayrıldığımızda Namık'ın elini tutarak beraber çıktılar evden. Arabaya binene kadar onları izlemiştim ardından içeri geçmek üzereyken kapıya yaklaşan iki kadını fark ederek durmuştum. Evde çalışan hizmetlilerde, oldukça tatlı insanlardı.

"Efendim bizim mesaimiz bitti lakin Arhan bey çalıştığı için rahatsız etmek istemedik. Siz haber eder misiniz?"

"Tabiki ben söylerim. İyi akşamlar size."

"İyi akşamlar." dedikten sonra onlarda açık kapıdan çıkarak evi terk etmişlerdi. Kapıyı kapatarak adımlarımı merdivenlere yönlendirirken o sırada da Alp'lerin salona girdiklerini görmüştüm. Kayra'nın halini düşündükçe sırıtmama engel olamıyordum, elimden çekeceği vardı şirinenin.

Sonunda çalışma odasının önüne geldiğimde duraksamıştım. Her şey o kadar ani gelişmişti ki düşünmeye bile vaktim olmamıştı. Evet, onu hayatımda istiyordum lakin buna nasıl bu kadar çabuk izin verebilmiştim aklım almıyordu. Bu yaşıma kadar sevgisiz büyümüşken bu hissettiğim şeyin sevgi olduğuna nasıl karar verebilmiştim?

Düşünceler beni iyice çıkmaza sokarken derin bir nefes aldım. Hayatımda bir kez de olsun kendim için yaşayacaktım bu sefer.

Elimi kaldırarak kapıya vurdum üç kez ardından beklemeye koyuldum.

"Gir." diyerek komut veren sesiyle yavaşça kapı kulpunu çevirerek kapıyı aralayıp kafamı içeri uzattım. İki gün boyunca o uyurken çoğu yeri gezmiştim, burası dışında. Çünkü hep kilitliydi.

Gözündeki gözlükler ve sert ifadesiyle elinde tuttuğu dosyaya odaklanmış bir şekilde bakıyordu. Onu rahatsız etmeden içeri girerek kapıyı ardımdan kapattım.

"Ne var?" diye sorarken başını hala dosyalardan kaldırmamıştı. Bakışlarımı ondan ayırarak etrafta gezdirmeye başladığımda beni duvarları boydan boya kaplayan raflar karşılamıştı. Adeta küçük bir kütüphaneydi burası, harikaydı.

Gözlerimi tekrardan ona çevirdiğimi istifini bozmadan dosyaya baktığını fark ettim. Geldiğimi anlamaması işime geldiği için bir süre daha sessizce onu izleyecekken derin bir nefes alarak bakışlarını dosyadan kaldırdığın da ona odaklı olan gözlerimle çakıştı. Gözlük bir insana bu kadar mı yakışırdı.

"Güzelim sen miydin? Odaklanmışım fark etmedim sen olduğunu, affedersin."

"Sorun değil. Ben çok bölmeyeyim seni o zaman, çalışanların mesaisi bitmiş de çıktılar, onu haber etmek için gelmiştim." derken elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırmıştım. Niye heyecan yapmıştım ki ben böyle şimdi?

O bizi böyle izlerken nefesi bile nereden alacağımı unuttum kızım sen hala heyecan diyorsun.

"Bu şekilde bölüneceksem hep isterim." diyerek sırıttığında az önceki sert ifadesi buhar olup uçmuştu sanki. "Gelsene yanıma."

"Ben çıksam iyi olacak sanırım, hem seninde işin var." dedikten sonra bakışlarımla önünde ki masayı göstermiştim. Gerçekten çıksam iyi olacaktı yoksa her an kalp krizinden gidebilirdim.

"Sâye, gel!" derken sesi oldukça baskın çıkmıştı. Tamam, emir verilmesi hoşuma gitmezdi ama nedense şu an içimi bir hoş etmişti.

Sözünü ikiletmeden ona doğru adımlarken bakışlarımı da etrafta ki kitaplarda gezdiriyordum. Hayır, tabikide ona bakmaktan kaçındığım için değildi.

BU ÇOCUK SENİN MANİTAN, NİYE HALA UTANIYORSUN?

Zihnimde çınlayan sese kulak vermeden masanın yanında, ondan bir adım uzaklıkta durarak bakışlarımı sonunda ona çevirmiştim. Beni izleyen gözlük camının ardında ki yeşillerle çaktırmadan yutkunmuştum. Ee niye gelmiştim ben?

Bir anda kolumdan tutarak hızla beni kendini çektiğinde kendimi kucağında yan bir şekilde otururken bulmuştum.

Hassiktir!

Bacaklarıma ve belime sarılan kollarla sanki kalkmamam için beni kucağına sabitledikten sonra kafasını boynuma gömerek derince bir nefes çekmişti içine.

"Varlığın huzur verirken bölmek ne kelime." dediğinde her kelime sonrası boynuma çarpan nefesi tüm vücudumda ki hücrelere uyarı yollayarak ürpermemi sağlıyordu. Adeta bir put gibi durarak olanları izlerken kendime kızmadan edemiyordum. Henüz sevgili olalı daha doğrusu onu hayatıma kabul edeli 2-3 saat anca olmuşken bu durum kasılmama sebep oluyordu. Hayatımda uzun süredir kimse olmamıştı ve sanırım ben ne yapılması gerektiğini unutmuştum.

Dün gece sevmediğimi kim söyledi derken iyiydi ama.

İyi bok yemiştim ben. Allah kahretsin şimdi neden utanıyordum o zaman ben?

Boynuma temas eden dudaklarla düşüncelerim bıçak gibi kesilmişti. Şu anda tüm odağım tenime temas eden sıcak dudaklarına toplanmıştı çünkü.

"Dün geceki cesaretiniz nereye kayboldu küçük hanım?" diyerek fısıldadığında hala tenime temas eden dudaklarının kıvrılışından sırıttığını anlamıştım. Ahh! Kahretsin. Sesim bir taraflarıma kaçmıştı yine, konuşamıyordum. Cevap vermediğimi fark eden Araf yavaşça kafasını boynumdan çekerek bakışlarını yüzüme çevirmişti lakin benim gözlerim asla ona dokunmuyordu.

Şu halini seni öldürmek için peşinde olan adamlar görse acıyarak vazgeçerler biliyor musun?

"Güzelim utanman hoşuma gidiyor evet ama yeter artık." dedikten sonra bacaklarımı tutan elini çekip çeneme getirerek başımı kendisine çevirmişti. Bu sayede zorunlu olarak bakışlarım oldukça yakınımda olan ormanlarla çakıştığında kalbim yerinde durmadan hızlanmaya devam ediyordu.

"Ne utanması? Yok öyle bir şey." derken sesimden bile utandığım belli oluyordu. Kafayı yememe ramak kalmıştı.

"Emin misin?" diye sorarken dudaklarında peyda olan sırıtışı ile gözlerim saliselik oraya kaysada tekrardan ormanlara çıkarmıştım.

"Evet."

"Hmm! Yanaklar?" diyerek sorgular bir tonda sormuştu.

"Sıcak burası o yüzden." dediğimde yüzü sanki hiç yakınımda değilmiş gibi biraz daha yaklaşmıştı.

"Klima açık güzelim." diyerek fısıldadığında bir yandanda bakışları sol tarafı işaret ettiğinde gözlerimi oraya çevirmiştim. Demek esen rüzgarın sebebi buydu.

"Bozulmuş bu yeterince soğutmuyor. Ayrıca sen niye buz gibi odada oturuyorsun, daha iyileşmedin." derken bu bahaneyle geri çekilerek çatık kaşlarımda yüzüne bakmıştım.

"Hani soğutmuyordu?" derken yüzünde ki çapkın sırıtışıyla beni izliyordu.

Kızım sıçtın sıvıyorsun birazdan tüy dikeceksin, dur artık.

"Konuyu değiştirme de soruma cevap ver." diyerek sanki konuyu ben değiştirmeye çalışmıyormuşum gibi üste çıkmaya çalışıyordum. Sözlerimin ardından kahkaha atarak başını geri attığında bu manzara karşısında nutkum tutulmuştu. İnci gibi dişleri açığa çıkardan sağ yanağında ki gamzeden gözlerimi alamıyordum. Sanırım ömrümün sonuna kadar sadece bu anda kalabilirdim ve zerre sıkılmazdım. Hayran bakışlarla onun gülüşünü seyrederken istemsizce benimde yüzümde bir gülümseme oluşmuştu.

"Demek ben değiştiriyorum. Peki öyle olsun güzelim." derken gülümsemesinin yüzünde bıraktığı sırıtışla tekrardan bakışlarını bana çevirirken duraksamıştı. Yüzümde ne gördü bilmiyordum ama her ne ise hoşuna gitmişe benziyordu. "Bana böyle bakmaya devam edersen o klimaya daha çok ihtiyacım olur bebeğim."

Sözlerinin ardından hiç istifimi bozmadan onu izlemeye devam ederken belimden tutarak ayağa kalkmamı sağlamış ardından da bacaklarımı ayırarak tekrardan kucağına oturtmuştu. İki elini de belime koyarak beni daha çok kendine çektiğinde altımda hissettiğim şişlikle bakışlarımı istemeden kaçırmak zorunda kalmıştım. Sanırım o klimaya benimde artık ihtiyacım vardı, oda alev alev yanıyordu.

"İşin yok muydu senin?" diye sorarken sesimin titrememesi için oldukça büyük bir çaba harcamıştım.

"Var ve şu an kucağımda." dedikten sonra sırtıma çıkan eli beni biraz daha kendi çektiğinde ellerim refleksle omuzlarına tutunmuştu. "Kollarımın arasında." diyerek fısıldadığında nefesi yüzümü yalayarak tüm bedenimde gezinmişti sanki.

"Arkada ki yığınla dosya öyle söylemiyor ama."

"Sence umrumdaymış gibi mi duruyor küçük hanım?" dediğinde bakışları dudaklarıma çarpmıştı, ne zaman ısırmaya başladığımı fark etmediğim dudaklarıma...

"Yine başladın küçük hanım demeye." diyerek fısıldadığımda benimde bakışlarım dudaklarına inmişti.

"Çünkü küçüksün."

"Hayır sen fazla büyüksün." derken kastettiğim bir diğer şey alt tarafımda adeta bir kalp gibi atıyordu.

"Hmm öylemiymiş?" diyerek burnunu benim burnuma dokundururken artık dudaklarından başka bir şey düşünemez olmuştum.

"Hı hı..." diyerek onu onaylarken içimde bastıramadığım hislerden dolayı yerimde kıpırdanmaya başladığım da iki eli de hızla belime tutunurken beni yerime sabitlemişti.

"Sakın güzelim, kendimi daha fazla ne kadar tutarım bilmiyorum." dediğinde elleri belime adeta gömülmüştü. Sözlerinin ardından kendini tutamayan o değil ben olmuştum. Hayat bir gündür o da bugündür diye düşünerek hızla dudaklarımı yakınımda olan dudaklarına bastırdığımda erkeksi inlemesi kulağımı doldurmuştu. Ellerim omuzlarından saçlarına çıkarken bir yandan da dudaklarımı oynatarak alt dudağını iştahla emmeye başlamıştım.

Bir elini yanağıma koyarak yerinde dikleşen Araf, kontrolü devralırken dudaklarını hareket ettirmeye başlamıştı. Sertçe üst dudağımı dudaklarının arasına alırken bir yandan da beni kendine bastırmayı ihmal etmiyordu. Altımda git gide büyüyen erkekliğiyle zihnimin derinliklerine kadar titrerken kafamı yana eğerek öpüşümü daha da derinleştirmiştim.

Bu hareketimle yanağımda ki eli saçlarımın içinden geçerek beni daha da kendisine yapıştırırken dili de dudaklarımın arasından sızarak ağzımın içinde ki keşfine başlamıştı. Dilimle temas eden diliyle istemsizce inlerken kendime ona sürterek saçlarını çekiştirdim. Hissettiğim duygular öyle yoğundu ki yerini başka hiçbir düşünceye bırakmıyordu. Tek istediğim sadece oydu.

Üst dudağını dişlerimin arasına alarak ısırdığım da hırlayarak ellerini kalçama getirmesinin ardından ona sürtünmemi sağlayarak beni hareket ettirmeye başlamıştı. Bu hareketine uyarak az önce ısırdığım yeri emdiğimde elleri bulunduğu yere daha da gömülmüştü.

"Beni delirtiyorsun." diyerek dudaklarımın üzerine tabiri caizse hırladıktan sonra ara vermeden tekrardan dudaklarıma atılmıştı. Nefes nefese bir şekilde ona karşılık vermeye çalışırken bedenim daha fazlasını ister bir şekilde kasılıyordu. Dudaklarımı hırsla sömürmeye devam ederken bir anda duraksayarak geri çekildiğinde bende gözlerimi açarak neden durduğunu anlamaya çalışır gibi ona bakmıştım. Koyulaşan ormanlarıyla beni izlerken bir elini kalçamdan çekerek gözlüklerini çıkarıp rastgele bir yere fırlattıktan sonra hızını kaybetmeden sertçe dudaklarıma atıldığında dişlerimizin birbirine çarpma sesi odayı doldurmuştu.

Beklemeden öpüşüne aynı hırsla karşılık verirken cebimdeki telefonun peş peşe gelen bildirimlerden dolayı titreşimini hissediyordum aynı zamanda onunda masanın üzerinde ki telefonu titriyordu lakin bu ikimizinde umrunda değildi. Alt dudağıma sertçe ısırdığında hissettiğim acı ve hazdan dolayı inlerken tırnaklarımı istemsizce ensesine geçirirken bulmuştum kendimi. Artık durmamız gerekiyordu, bunu biliyordum lakin asla istemiyordum.

Dudakları aynı hızda beni sömürmeye devam ederken ellerinin ise tişörtümün altından tenime temas ettiğini hissetmiştim. Yavaşça belimi okşayarak yukarı doğru çıkan elleriyle bedenimi daha çok ona bastırırken üst dudağını sertçe ısıran taraf bu sefer ben olmuştum. Altımda ki varlığına sürtünmeye devam ederken git gide hızlanarak onu daha çok hissetmek istercesine kendimi ona bastırıyordum. Daha fazlasını istiyordum, çok daha fazlasını...

Dudaklarımdan ayrılan dudaklarıyla farkında bile olmadığım nefessiz kalan ciğerlerimi oksijenle doldurmuştum. Alnını alnıma dayarken onunda benden farklı değildi hali.

"Ahh! Liseli ergenler gibi pantolonuma boşaltacaksın beni, durmalıyız bebeğim." diyerek boğuk sesiyle konuştuğunda iç çamaşırımın tamamen ıslanarak bedenime yapıştığını hissedebiliyordum, halim hiç iyi değildi.

"O zaman ellerini tenimden çekmelisin." dedim nefes nefese ve arzudan dolayı kısılmış sesimle.

"Neden, bu seni tahrik mi ediyor?" derken hala o boğuk sesiyle konuşuyordu.

"Sesin daha çok ediyor." dediğimde yaptığım itirafa ben bile şok olmuştum.

"Ahh! Siktir." diye hırlayarak sertçe tekrardan dudaklarıma yapıştı. Hırpalanmış dudaklarım dudakları arasında zonklamaya başlasa da bunu umursayabilecek durumda değildim. Bu süre zarfında telefonlarımıza hala bildirim yağmaya devam ediyordu.

Bir eli sırtımda sütyen kopçamın etrafında dolanırken diğer eli ise öne gelerek sütyenin üzerinden sağ göğsümü avuçladığında inlememe engel olamayarak onu daha da kendime çekmiştim.

Bildirimler hala gelmeye devam ederken aklımı karıştırmayı başarmıştı. Ya önemli bir durumsa?

"Telefon." diye fısıldadım kendimi zor bela dudaklarından ayırarak.

"Sikeyim telefonu." diyerek bu sefer dudaklarını boynuma bastırmıştı. Titreyen ellerimle zor bela telefonu cebimden çıkarırken o ise boynumda ki ince deriyi dişlerinin arasına alarak hafifçe çekiştirdikten sonra emerek geri bırakıyordu. Kahretsin, kesin moraracaktı. Zor bela telefona odaklanmaya çalışarak bildirime tıkladım.

Rehberinizde ki Can kişisi Can ve Ölümlüler adlı grubu kurdu.

Rehberinizde ki Can kişisi sizi gruba aldı.

Can: Ay canım skldı burada be

Can: Bunların hepsinin içi geçmiş telefonlara gömülmüşler

Can: Ben ve seksi beynim SIKILDIK

Deniz: Ne saçmalıyorsun sen marulcuk?

Deniz: Bu ne böyle?

Can: Grup

Can: Ayrıca marulcuk ne be

Can: Ben sana çikolata diyor muyum?

Deniz: Bu hoşuma gider ;)

Şirinem: Can bir morardı mı ne aşmdsşdnsşdm

Ahu: Can afiyet olsun kardeşim sösnslndsldm

Alp: :)

Alp: Mavi kafa. Mutfak. Hemen.

Can: NE

Deniz: NEEE!

Ahu: NE?

Turgay: Bak buna ben bile şaşırdım

Ahu: OLAY CİDDİ AŞKIM

Buğlem: Ay noluyor be

Buğlem: Neyi kaçırdımmm

Can: HALUK MUTFAK SAHNESİ YAŞANDI AZ ÖNCE AA DOSTLAR

"Bırak şu telefonu." diyerek boynumda ki işine kaldığı yerden devam eden Araf'la telefonu arkamda ki masaya bırakmam bir olmuştu. Boynumda ki sızlamaya bakılırsa kesin morarmıştı.

"Araf!" diyerek inlediğimde istemsizce başımı geriye atarak ona yer açmıştım.

"Siktir!" diye hırladıktan sonra ellerini kalçama getirip beni kucağına sabitleyerek aniden ayağa kalkıp koluyla masanın üstündekileri yere savurarak benimde masanın üzerine uzanmamı sağlamıştı. Bacaklarımı beline sararken boynunda ki kollarım onu kendime çekiyordu. "Sabrımı sınıyorsun güzelim."

"Dur...durmalıyız." öyle hızlı nefes alıp veriyordum ki kekelememe engel olamamıştım.

"Biliyorum." dedikten sonra boynumda ki kafasını kaldırarak dudaklarıma sertçe bastırdı dudaklarını. "Ama." bir öpücük daha. "Kendime." bir tane daha. "Engel" bir kere daha. "Olamıyorum." diyerek tekrar öptüğünde kendimi sarhoş olmuş gibi hissediyordum. "Çok tatlılar ve daha fazlasını istiyorum."

Tekrardan gelen bildirim sesiyle bakışlarını benden keserek hemen yan tarafımda duran telefonlarıma baktıktan sonra derin bir nefes alarak kafasını boynuma yaslamıştı.

"Eğer şu sikik telefonların ötmesini sağlayan kişi Can'sa aşağı inip telefonu onun..." derken sözünü bitirmeden kafasını tekrar kaldırarak gözlerime baktığında nerdeyse siyaha yakın yeşilleriyle karşılaşmıştım.

"Aklımı bulandırıyorsun, düşünmemi engelliyorsun, asla yapmam dediğim şeyleri yapmamı sağlıyorsun. Sen bana ne yapıyorsun Araf?" dediğimde kendime hayret etmiştim. Dudakları beni öyle sarhoş etmişti ki dilimin buzu çözülmüştü sanki.

"Sâye'm!" derken koyulaşan yeşillerinde pırıltılar git gide artıyordu sanki. "Araf kurban olsun sana." dedikten sonra dudaklarını alnıma bastırırken aynı zamanda derin derin soluklanıyordu.

"Kurban olmak yerine canlı kalsın yeter." diyerek fısıldadığımda belinde ki bacaklarımı çözerek doğrulduğumda o da üzerimden çekilerek dikleşmişti. Bakışlarım sakince vücudunda gezinirken eşofmanının önünde ki şişlikle istemsizce duraksamıştı. Çeneme dokunan parmakları kafamı kaldırarak bakışlarımı ayırırken yeşillerine bakakalmıştım. Yakalanmıştım...

"Daha çok bakmaya devam edersen duramam güzelim ve o da tadına bakmak ister." diyerek gözleriyle alt tarafı işaret ettiğinde hissettiğim sızlamayla bacaklarımı sıkıca kapatmak istemiştim lakin arasında ki varlığı buna pek izin vermemişti. "Diğer konuya gelirsek sen yanımda olduğun sürece hiçbir yere gidemem ki ben Sâye'm."

"Aşağı insek iyi olur." derken o sırada darmadağın olarak yere saçılmış dosyalar dikkatimi çekmişti. Beni masaya yatırmak için her yeri dağıtmıştı.

"Sen in güzelim, benim malum buz gibi bir duşa ihtiyacım var." diyerek çapkınca sırıtış atarken bakışlarımı kaçırmadan edememiştim. Yavaş yavaş az önce yaptıklarım zihnimde beliriyordu ve şaşırmadan edemiyordum.

"Geç oldu zaten. Bizde eve geçeriz artık." dediğimde masadaki telefonumu alarak cebime yerleştirmiştim. Kesinlikle benimde buz gibi bir duşa ayrıca kuru bir iç çamaşırına ihtiyacım vardı.

"Kayra istiyorsa gidebilir ama sen kalıyorsun küçük hanım."

"O niyeymiş?"

"Çünkü ben artık senin kokun olmadan uyumaya çalışmak istemiyorum." bu sözleriyle yavaş yavaş mayışırken gülmemek için yanaklarımın içini ısırıyordum.

"İşlerim var ama Araf, gitmem gerek." dediğimde bakışları önce dudaklarıma düşerken ardından tekrardan gözlerime çıkarmıştı.

"Sen her adımı söylediğinde kalbim huzurla dolup kasılıyor." diyerek elini yanağıma koyduktan sonra sakince okşamaya başlamıştı. Az önce yaşadığımız arzu patlamasının kalıntıları hala devam etse de durgunlaşmış sayılırdık. "Sanki o tekrardan bana sesleniyormuş gibi hissediyorum. Tek bir sözünle bu denli beni mutlu etmeyi nasıl başarabiliyorsun?" diye sordu benim az önceki sorumu kast ederek.

Elimi kaldırarak alnına düşmüş tutamlarını geri iterek uzanıp yanağına öpücük kondurduktan sonra geri çekildim.

"Duygularımız karşılıklı." diyerek fısıldarken ormanlarının güzelliğine bakakalmıştım. Sanki gözlerine bahar gelmişti, kuş cıvıltıları her yanı sarıyordu. "Senin yanındayken kendim olmaktan çıkıp aptallaşıyorum."

"Böyle konuşmaya devam edersen bende seni yemeye devam ederim bebeğim." diye sırıtarak göz kırptığında bende istemsizce gülümsemiştim. Sanırım ben bu adama gerçekten tutulmuştum...

"Beni nereden tanıdığını anlatmadın hala."

"Çok mu merak ediyorsun?" diye sorduğunda olumlu anlamda kafamı sallamıştım. "Tamam, gitmezsen anlatırım." diyerek sırıttığında kaşlarımı çatarak ciddi durmaya çalışmıştım lakin gülme isteğimi tutmak bir hayli zordu.

"Şantaj mı yapılıyor şu an bana?" dediğimde onun yüzünde ki gülümseme büyümüştü.

"Haşa güzelim sadece öneri."

"Tamam ama sadece bu gece." diyerek işaret parmağımı ona salladığımda bakışları kısa süre parmağıma dokunduktan sonra bir anda yaklaşarak parmağımı dudakları arasına almıştı. Parmağımı mı emerken sanki tüm ruhumu içine çekiyormuş gibiydi.

"Okulum var hem, gitmem gerekiyor." derken parmağımı çekmeye çalışmıştım lakin dişleri buna izin vermemişti. Acıtmayacak şekilde ısırırken bir yandan da çapkın bakışlarıyla beni izliyordu.

"Bakarız." demesinin ardından serbest bıraktığı parmağıma öpücük kondurarak geri çekilmişti. Bu durumu bahane ederek bende hemen masadan inmiştim ardından etrafa kayan bakışlarım bir süre yerde ki dosyalarda oyalandı.

"Bakılsın o zaman." diyerek tekrar bakışlarımı ona çevirdiğimde hayranlıkla beni izlediğini fark etmiştim. "Buraların toplanması lazım."

Bakışlarını benden çekerek yerde ki dosyalara yönelttiğinde hızlıca eğilerek dağılan dosyaları toplayıp masanın üzerine bırakmıştı. Bunları yaparken onu izlemek ayrı bir zevk vermişti nedense. Az önce ki yakınlaşmamızdan dolayı hala nefes alış verişlerim tam olarak düzene girmese de bu denli onu seyretmek midemde ki kasılmaları arttırıyordu.

"Halledildi." diyerek sırıttığında benimde aynı şekilde onu izlediğimi fark etmiştim. Böyle durumlara öyle uzaktım ki verdiğim her tepki de elimde olmadan şaşırıyordum. Onu her görüşümde kalbimin yerinden çıkarcasına atmasının sebebi aşk mıydı? Bu denli huzur mu veriyordu saçma bulduğum o duygular?

"O zaman inelim artık."

"Sen in güzelim benim gerçekten soğuk bir duşa ihtiyacım var." dedikten sonra dudaklarında peyda olan çapkın sırıtışı şu an onu gözümde daha seksi göstermişti kesinlikle. Kafamı olumlu anlamda sallayarak arkamı dönüp kapıya doğru ilerleyecekken kolumdan hızlıca tutarak beni durdurmuştu. "Sen... iyi misin peki?" diye sormasıyla anlık bir şok ve utanç silsilesi bedenime yayılmaya başlamıştı. İyi miydim? Kesinlikle hayır.

"Evet, iyiyim." diyerek kaçamak bir cevap verdikten sonra bakışlarımla kesişen ormanlarda ki hınzır parıltılar bana pek yardımcı olmuyordu.

"Bak güzelim, sana en baştan doğruyu söylemek istiyorum. Bu konularda 4 sene öncesine kadar birçok deneyimim oldu ama hiçbirinde karşı tarafı pek önemsemedim. O yüzden bir an, öncelikle seni tatmin etmem gerektiği düşüncesi çıktı aklımdan, özür dilerim." derken yüzünde ki samimiyeti okuyabiliyordum. Sözlerinin ardından içime bir öküz oturmuştu sanki. Hayatında tabiki de benden daha güzel ve daha alımlı kadınlar olmuştu, bunun farkındayım lakin bu his de neyin nesiydi. "Sakın yanlış anlama beni, kullanıp atan biri olmadım asla, hepsi bu iş için çalışan insanlardı..."

"Araf! Yeter." diyerek sözünü yarıda kesip onu susturmuştum. Daha fazla dinlersem olduğum yerde sinirden tepinmeye başlayabilirdim neredeyse. "Gerek yok, ben hallederim."

"Nasıl halledersin?" diye sordu yüzünde ki sırıtışı tekrar belirirken.

"Araf!" diyerek onu uyarmıştım ki bir adım atarak aramızda ki mesafeyi kapattıktan sonra belimden beni kendisine çekerken bedenimi vücuduna adeta yapıştırmıştı.

"Hiç birisinin bırak kalbimi bu denli arttırmasını onlara temas dahi etmedim ben yavrum."

"Temas etmeden nasıl yapılıyormuş o iş?" diyerek imalı bir tonda sormamla kendimi bir anda yan taraftaki kütüphanenin duvarına dayalı ve ellerim ise başımın üstünde onun tek elinin içinde tutsak olarak bulmuştum.

"Temas yok." dediğinde alt tarafında ki şişliği daha net bir şekilde hissetmem için kendisini tamamen bana yaslamıştı. Evet, dediği gibi ben temas edemiyordum lakin onun boşta kalan eli şu an tüm vücudumda geziniyordu.

"Evet, ama senin yönünden oldukça var." derken damarımda kol gezen kıskançlığı hissetmemeye çalışıyordum. "Geçmişin de ne halt yediğin beni ilgilendirmez Araf, aynılarını benimleyken yapmadığın sürece."

Ufak çaplı tehditim onu sinirlendirmek yerine tam tersi daha da mutlu etmiş gibi gözüküyordu.

"Senden başkasına hareket dahi ederse kesmen için bıçağı ben sana veririm güzelim." diyerek başımın üstünde tuttuğu ellerimi serbest bıraktığında birini tutarak kalbinin üzerine koymuştu. Onun kalbinizde benimden bir farkı yoktu, çok hızlı atıyordu. "Klasik gelecek belki ama bunu sağlayabilen tek kadınsın güzelim ama söylemeden geçemem, kıskanırken çok seksi oluyorsun."

"Çekil şuradan." diye çemkirdikten sonra sırıtışımı zor bela tutarak onun ellerinden kurtulup kapıya doğru adımlamıştım ki bu sefer arkamdan sıkıca sarılarak durdurmuştu beni.

"On dakikaya yanında olurum bebeğim." diyerek yanağıma kocaman bir öpücük bıraktıktan sonra beni serbest bıraktığında hızla kapıdan çıkarak merdivenlere doğru adımlamıştım. Tırabzanlara yaslanarak elimi hızla atan kalbime götürüp biraz sakinleşmeye çalıştım. Ben ne yaşamıştım öyle az önce?

Derin derin nefesler alıp bir süre orada durarak kendimi sakinleştirdikten sonra merdivenleri inerek salona girdiğimde herkesin bakışları bana dönmüştü.

"Kız koş koş, neler kaçırdın neler." diyen Can'la içeriye doğru adımlayarak etrafa bakındım. Ne kaçırmıştım ki?

Şirine ve buz dağı...

Aa! Tabi ya mutfağa çağırmıştı. Bakışlarım salonda gezinerek onları aradığında hiçbirini bulamamıştım. Yüzümde ki sinsi sırıtışla ilerleyerek Deniz'in yanına kurulduğumda bakışlarımı ona çevirmiştim.

"Naber çikolata?"

"Bence şu an dalga geçecek konumda değilsin ateşli hatun." diye fısıldayarak sırıttığında kaşlarımı çatarak anlamadığımı belli eden bir ifadeyle ona bakmıştım. "Diyorum ki dudaklar organik botoks herhalde."

Hassiktir! Ben onu tamamen unutmuştum. Saçlarımı hızla iki yanıma örterek boynumda tahmin ettiğim morlukları kapatmıştım lakin dudağımda ki şişliğe şu an yapabilecek hiçbir şeyim yoktu.

Tahmin ediyorlardır zaten artık boşver.

"Şirine nerede?" diyerek konuyu dağıtmaya çalışmıştım. Bu rezil durumdan hemen çıkmam gerekiyordu.

"Şu etrafa sikici bakışlar atan adamla sanırım bahçedeler, o da senin gibi botokslu dudaklarla gelirse şaşırmam artık." dedikten sonra gülmeye başladığında dirseğimi hafifçe karnına geçirmiştim. İnleyerek karnını tutarken bir yandan da bana kınayıcı bakışlar atmayı ihmal etmiyordu. O sırada bakışlarım Deniz'in hemen yanında sessizce oturan Buğlem'e kaymıştı. Aslında oldukça konuşkan bir kızdı lakin ilk defa girdiği ortamlarda biraz çekinebiliyordu.

Bakışlarımız çakıştığında gülümseyerek göz kırptığımı gören Buğlem'de sırıtmaya başlamıştı.

"Kayra da sende hiçbir şey anlatmıyorsunuz bana, bak kırılıyorum artık." derken her ne kadar dalgaya vursada kırıldığı belli oluyordu.

"Canım benim gerçekten her şey çok ani gelişti. Zaten Kayra olayı hakkında benim bile fikrim yok." diyerek savunmaya geçmiştim.

"Kendinden zaman kalmamıştır." diyen Deniz'le gözlerimi belirterek ona bakmıştım.

"Ayy! Peki anlatsana Arhan Demir'le birlikte olmak nasıl bir duygu?" dedi Buğlem hemen ardından.

"O da bir insan Buğlem, abartma."

"Kız ne kaynatıyorsunuz?" dedi hızla yanımıza kurulan Ahu.

"Röportaj veriyorum kızıl, sende ister misin?" diyerek dalga geçtiğimde hepimiz gülmeye başlamıştık.

"En çok ben isterim tabiki ama özeliniz diye çok girmiyorum. Vakti zamanında bir dağ ayısını kendime aşık etmeyi başardığımda beni de çok darlıyorlardı."

"Sahi siz nasıl tanıştınız?" diyen Buğlem bu sefer oklarını Ahu'ya çevirmişti.

"Öyle aman aman bir hikayemiz yok aslında. Liseden beri arkadaştık biz normalde ama görmeyin kediyle köpek gibiyiz, asla anlaşamıyorduk. Meğerse bizden arkadaş değil sevgili olurmuş, bunu biraz geç anladık." dediğinde hepimiz bir ağızdan gülmeye başlamıştık. "Şimdi de işte 4 senedir güzel bir birlikteliğimiz var. Darısı senin başına kız." diyerek elini omzuma attığında bu hayalin düşüncesi istemsizce içimi huzurla doldurmuştu.

Biz sohbete devam ederken kapının açılmasıyla Kayra salona girmişti. Yanakları al al olan şirine minik adımlarla yanımıza gelirken hepimiz gülmemek için kendimizi tutuyorduk. Öyle ki Can bile hararetli bir şekilde Turgay'la oynadığı tavladan başını kaldırmış onu izliyordu. Hemen ardından Alp de salona girdiğinde o ruhsuz adamın yerini yoğun duygularla çevrili bir adam gelmişti sanki.

Kayra'nın yanımıza oturmasıyla hepimiz sus pus olmuş şekilde ikiliyi izliyorduk, ne yaşanmıştı içerde? Ardından kapı tekrar açıldığında bu sefer Araf içeri girmişti. Üzerinde ki yeşil tişörtü ve siyah eşofmanıyla bile oldukça nefes kesici dururken zihnimden az önceki yaşadıklarımız film şeridi gibi geçiyordu. Bakışlarını anında bana çevirirken hemen çaprazımda olan Alp'in yanına oturmuştu. Gözlerimi büyülenmiş gibi yeşillerinden ayıramazken onun bakışları ise dudaklarıma çarparak tekrar gözlerime baktığında sırıtmaya başlamıştı.

"Böyle kös kös oturacak mıyız ya? Bir şeyler yapalım." diyen Deniz ortamda oluşan garip sessizliği bölmüştü.

"Ay evet oyun mu oynasak?" diyerek bir fikir atmıştı ortaya Buğlem lakin inatla büyülendiğim yeşillerden gözlerimi almak istemiyordum.

"Soru-cevap oynayalım o zaman." demişti Ahu'da. Hemen ardından çalan kapıyla bizim garip bakışmamızda bölünmek zorunda kalmıştı. Can hızla ayağa kalkıp koşarak kapıya gittiğinde daha da meraklanmıştım.

"Vay benim en iyi kardeşim gelmiş." diye bağıran Can'ın sesi doldurmuştu evi.

"Vay özledin mi lan beni?" diyerek bağıran başka bir erkek sesiyle bakışlarımı tekrardan ormanlara çevirmiştim. Belli ki gelen kişi tanıdıktı ama kimdi o?

Ahu hızla ayağa kalkarak Turgay'ın yanına gidip ona sarılmıştı, Buğlem ve Deniz de tekli koltuklarda oturdukları için şu an oturduğumuz üçlü koltukta ben ve Kayra kalmıştık.

Alp de oturduğu yerden kalkarak bir anda Kayra'nın diğer tarafına oturduğunda daha çok şaşırmıştım. Ne oluyordu burada?

Yeşillere dönen bakışlarım onun yan tarafını işaret ettiğini fark etmiştim. İkiletmeden ayağa kalkarak yanında ki boşluğa oturduğumda omzuma attığı eliyle beni hızla kendisine yaslamıştı.

"Neler oluyor?"

"Bir şey olduğu yok güzelim, sen yanıma gel diye Alp'i kovdum. Ahu'yu da birazdan anlarsın." diyerek sırıttığında sakince kafamı sallamıştım. Ben iyice uysal olmuştum bugün nedense.

"Selamlar millet. Yüce zeus'unuz geldi." diyerek içeri giren kişiyle bakışlarım kapıya dönmüştü. Kahverengi saçları ve onunla aynı renk gözleriyle bir erkek girmişti salona.

"Bu dingil de grubun son üyesi Aras, yurt dışında ki sevkiyatın başındaydı bir süredir yeni döndü." diyerek kulağıma fısıldayıp durumu açıklamıştı Araf.

"Aa Turgay aşkımda buradaymış. Hoşbulduk kocacığım." diyen Aras yüzünde ki hınzır sırıtışla o tarafa ilerlemeye başlamışken bizi fark etmişti. Bakışları benimle kesiştiğinde bir süre baktıktan sonra arkamda ki adama çevirmişti bakışlarını. "Noldu lan? Lavinia aşağı Lavinia yukarı deyip duruyordun, bu kim? Ben Duman yengeyi istiyorum olum banane."

Sözlerinin ardından yüzümdeki gülümsemeyle kafamı çevirerek yeşillere baktığımda aynı şekilde onunda beni izlediğini görmüştüm.

"İyi tanış bakalım Duman yengenle o zaman." diyerek bakışlarını benden çekmeden konuşmuştu Araf.

"Nasıl lan? Hassiktir." diye şaşırma nidası atan Aras'a çevirdim bakışlarımı.

"Memnun oldum." diyerek sıcak bir yaklaşımda bulunarak selam vermiştim. O sırada Can elinde ki içki şişeleriyle içeri girmişti.

"Hem kutlama hem eğlence o zaman." diyerek elinde şişeleri sallayarak önümüzde sehpaya doğru adımlayın elindekileri oraya bıraktıktan sonra koşarak tekrar salondan çıkıp bu seferde bardakları alıp gelmişti.

"Lan oğlum açıldın mı harbiden. Oh hele şükür ya selam yenge." diyerek bana atılan Aras'ı omzundan geri itmişti Araf.

"Uzaktan ver selamını." diyen Araf o baskın sesiyle konuşmuştu yine.

"Oyy bu da kıskanç çıktı." dedi sırıtarak Turgay'ın yanına adımlayan Aras.

"Geldi yine kumam." diyen Ahu'nun yüzünden memnuniyetsizlik akıyordu.

"Aşk olsun şeytan yenge, bak Duman yengem hiç senin gibi yapmadı."

"Git Arhan'a da yapış böyle bakalım Duman yengen seni ne yapıyor?" diyerek sırıtan Ahu'yla Aras'ın bakışları kısa süre bize döndüğünde tek kaşımı kaldırarak ona bakmıştım.

"Yok yok bu ikisi gebertir beni. Sağolun ben almayayım."

"Sevgilimle uğraşma lan göt." diyerek Aras'a çıkışan Turgay'la neredeyse ilk defa sesini duymuştuk bugün. Çoğunlukla sessiz bir tipti.

"Ay aman al kızıl şeytanını başına çal." dedikten sonra Turgay'ın yanında ki boşluğa kurulmuştu Aras.

O sırada Can bardakları doldurmayı bitirmiş ve hepimize birer tane dağıtmıştı. Elimde ki viski bardağını sallarken bakışlarım yeşillerde kesişmişti.

"Sevmiyorsan içerde şarapta var, onu getireyim güzelim."

"Fark etmez aslında ama seninle konuşmadan kafam kıyak olsun istemiyorum sadece." sözlerimin ardından elimde ki bardağı da sehpanın üzerinde duran kendi bardağının yanına bırakmıştı.

"Hadi gidelim." diyerek ayaklanmaya çalıştığında onu hızlıca durdurarak etrafı gösterdim.

"Ayıp olur bir süre takılalım burada. Sonra çıkarız." deyince tekrardan yerine oturmuştu.

"Tamam ama sadece on dakika." dediğinde usulca kafamı sallayarak onaylamıştım onu. Omuzumdaki koluyla beni kendine çekerek saçlarımın üzerine bir öpücük kondurduktan sonra derin nefesler alarak kafasını başımın üstüne yaslamıştı.

"Tamam o zaman ilk ben başlıyorum soru cevaba." diyen Ahu bakışlarını bana çevirmişti. "Lakabın neden Duman? Bunu hep merak etmiştim." diye sorduğunda bakışlarım Buğlem'e dönmüştü istemsizce. Bir hafta kadar önce detay vermeden kim olduğumu anlatmıştım ona, bu sayede çok yabancılık çekmiyordu.

"Herkes kadın olduğumu duyunca gülmeye başlıyordu ilk zamanlar, aynı yanan bir ateşin söndüğünü gördüklerinde sevindikleri gibi ama unuttukları bir şey vardı. Duman her zaman ateşten daha tehlikelidir." dediğimde bakışlarım hayranlıkla beni izleyen ormanlara çarptı.

"Bak sen!" derken omzumda ki kolu yavaşça belime inerek beni daha da kendisine çekmişti.

"Ee ne demiştin sen geçen gün, ateşin yokluğunda duman zehirlemek için her yerde." diyen Can'la bakışlarımı ona çevirerek göz kırpmıştım.

"Durun durun ben soracağım şimdi." diyerek bakışlarını Can'a çeviren Deniz'le hepimiz bu sefer ona dönmüştük. "Aslında mesleğinin askerlik olduğu konusunda duyumlar aldım. Doğru mu?" diye sorduğunda Can'ın yüzü bir anda sertleşmişti. Çatık kaşlarıyla Deniz'i izlerken onu ilk kez bu kadar ciddi görmüştüm. Gerçekten mesleği askerlik miydi?

"Evet, öyleydi." diyerek buz gibi sesiyle cevap verdiğinde istemsizce bu konuyla ilgili bir yarası olduğunu hissetmiştim.

"Ben soracağım şimdi." diyerek hızlı konuyu dağıttığımda bakışlarımı Kayra'ya çevirmiştim. "Niye sesin çıkmıyor senin?"

Sorumla birlikte bana dönen Kayra hemen yerinde dikleşmişti. Bu süre zarfında gözlerini ayırmadan onu izleyen bir adet Alp hemen yanındaydı.

"Nasıl çıkmıyor? Çıkıyor ya işte, sizi izliyorum." diyerek kem küm etmesiyle kaşlarımı kaldırarak ona bakmıştım. Net bir şey yaşanmıştı.

"Şimde ben soracağım." diyen Aras bakışlarını Buğlem'e çevirmişti. "Seni nereden hatırlıyorum ben civciv?" diye sorduğunda hepimiz bir şaşırmıştık.

"Bilmem ki. Profesyonel buz pateni yapıyorum, belki orada görmüşsündür." dediğinde tekrar şaşırmıştım. Buğlem buz pateni mi yapıyordu?

"Evet, olabilir." diyerek onaylamıştı Aras.

"Bize müsade." dedikten sonra ayaklanan Araf'la bakışlarım hızla ona dönmüştü. Belimde ki koluyla beni de kaldırarak kimsenin bir şey demesini beklemeden beni kapıya yönlendirmişti. Arkamı dönerek bizi sırıtarak izleyen millete döndüğümde bir küçük utanmıştım.

"Hadi iyi eğlenceler yenge." diyerek ardımızdan bağıran Aras'la herkes gülümsemeye başlamıştı. Umursamadan Araf'ın beni yönlendirmesine izin vererek merdivenleri adımladıktan sonra onun odasına girdiğimizde arkamızdan kapıyı kapatmıştı.

Hava çoktan kararmış saat neredeyse gece yarısına yaklaşmıştı. Araf'ın odanın ışığını yakmasıyla ilerleyerek yatağın üstüne oturup onu beklemeye koyulmuştum. Benim hemen ardımdan gelerek yanıma oturduktan sonra sırtını yatağın başlığına dayayarak beni izlemeye koyulmuştu. Bu durum sırtında ki yaraları acıtmış olacak ki bedenini bulduğu konumdan çekerek yatağa uzandıktan sonra başını dizlerime yaslamıştı. Yan bir şekilde yattığı için bacaklarının yarısından fazlası yatağın dışına sarkmış ve komik bir görüntü oluşturmuştu. Ellerimi yumuşacık olan saçlarının içinden geçirerek yavaşça okşamaya başlamıştım.

"Boyun kaç senin koca adam?"

"2.03 bebeğim."

"Oha kocamansın." diye fısıldamıştım kendimi tutamayarak. Adam ciddili dev gibiydi.

"Emin ol her yanım kocaman bebeğim." diyerek çapkın bakışlarıyla sırıttığında boğazımın kuruduğunu hissetmiştim. "Hadi sor bakalım merak ettiklerini."

"Bana nasıl şey oldun?" dediğimde söylediğim cümleyi ben bile anlamamıştım. Şey neydi ya?

"Aşık." diyerek şey dediğim kısmı düzeltmişti. "Aşığım sana, her şeyinle her zerrene aşığım." dediğinde kalbim hızlanarak göğsümü bir tokmak misali dövmeye başlamıştı. Duygularını bu kadar net dile getirmesi aşırı hoşuma gidiyordu. "Nasıl sorusuna gelirsek onu bende anlayamadım güzelim. Seni ilk kez Namık'ın mekanında görmüştüm bundan seneler önce ardından bir şekilde hep karşıma çıktın. Olur olmadık yerlerde seni görmeye başladığımda içimde ki meraka yenik düşerek seni izlemeye başlamıştım. Okulda arkadaşlarında güldüğünde ya da deniz kenarında tek başına ağlarken aslında ben hep yanındaydım ama senin zihnin o kadar doluydu ki güzelim beni hiçbir zaman fark edemedin."

Sözleriyle beraber kastettiği anılar zihnimde birer birer dolaşıyordu. Yalnız olduğumu sandığım zamanlarda bile beni mi izliyordu?

"Ardından bir gün bu yaptığımın saçmalık olduğunun karar verip vazgeçtim. Sapık gibi beni hiç tanımayan kadını izliyordum ve bunu yapmamam gerekiyordu. Çünkü hislerden hep nefret etmiştim. Onlar bana kalırsa sadece zayıflıktı lakin o barda seninle karşılaşana kadar." dediğinde kaşlarını çatarak yeşillerini benden kaçırmıştı. "Yine seni takip etmeden rastgele karşılaşmıştım ve sen o gün barda bir tane yavşakla öpüşüyordun. Gördüğümde sinirim tepeme çıkmıştı. Beni aylarca fark etmeyen kız yanında ilk kez gördüğüm biriyle öpüşüyordu."

Anlattığı zamanı hatırlıyordum. Olayların yeni olduğu zamanda aklımı dağıtmak için çıkmıştım o gece ve karşıma ilk çıkana tamam demiştim. Eğer o gün elektrikler gitmeseydi kesinlikle daha ileri de gidebilecek kafadaydım.

"O gün elektrikleri kesen sendin dimi?"

"Evet." diyerek yeşillerini tekrardan bana çevirmişti. "O sikik herifin parmakları senin tenine her değdikçe tüm dünyayı yakıp kül etmek istedim. Sana sadece ben dokunmak istedim o an, başka hiç kimse senin yanında bile duramasın istedim. Ardından bu kadar yoğun hissettiğim için korktum ve gittim. O şerefsizle son bir işim vardı sonrasında kalıcı olarak İtalya'ya gidecektim, seni uzun süre görmezsem eğer bu duygular yok olur sandım. Lakin tahmin ettiğim gibi ilerlemedi. Dağhan bana oyun oynamıştı ve o gün çok ciddi bir şekilde yaralandım. Ölüme terk edildiğim zamanda bir meleğin sesiyle tekrar hayat buldum sonra, ölmek için kıvranan bana yaşam sundu. Benim ateşim kendi annemi bile yakmışken o ona zarar vermeyeceğimi düşündü."

Sessizce onu dinlerken bir yandan da saçlarını okşamaya devam ediyordum.

"Sonra gittim, ateşim onu da yakmasın diye gittim ama onun dumanının beni çoktan zehirlediğini bilememiştim. İtalya'ya gittim üç sene boyunca senden her uzak kalmak istediğim zamanda yine seni araştırırken buldum kendimi. O gecelerin bir an olsun çıkmadı zihnimden, her gece yarısı yıldızları izlerken bu yaşına kadar dua dahi etmemiş adam tanrıdan sadece seni diledi."

Sözlerinin ardından gözlerimden bir damla yaş firar etmişti. Ben hiç hayatım boyunca bu kadar sevildiğimi hissetmemiştim ki.

"Ben sana çok aşığım Lavinia, korkutucu şekilde fazla aşığım..." dedikten sonra gözümden düşen damlayı fark ederek sözünü yarıda keserek yerinde doğrulmuştu. "Güzelim hayır ağlaman için anlatmadım bunları, lütfen yapma. Çenemi sikeyim güzelim lütfen." diyerek yanağımda ki yaşları sildiğinde içimden daha çok ağlamak geliyordu. Buna rağmen uzunca başımı salladım.

"Peki lakabın neden Ateş?" diye sordum az önce aşağıda bana sorulan soruya istinaden, Hemde konuyu değiştirmek istemiştim.

"O adam annemi öldürdükten sonra bedenini bile bana bırakmamak için yaktı, gözlerimin önünde cayır cayır yanan bedenle o an tek bir şey olmak istedim." dediğinde yeşilleri dolmaya başlamıştı. "Ateş olarak önce o orospu çocuğunu ardından tüm onun gibilerini yakmak istedim. Beni kendisine benzetmek için çok uğraştı ve sonunda başardı."

Sözlerinin ardından gözümden akan yaşları umursamadan hızla boynuna sarılmıştım. Sıkıca bedenini saran kollarımla kendimi durduramadan sadece ağlıyordum.

"Hayır, sen ona benzemiyorsun ve benzemeyeceksin de."

"Güzelim lütfen yapma, geçmişte yaşanmış bir olay. Yaşların zehir olup yakıyor sanki kalbimi yapma yalvarırım." diyerek sıkıca belime sardı kollarını. Beni geri çekmeye her çalıştığında boynuna daha sıkı sarılmıştım, göz yaşlarımı görsün istemiyordum.

Bir süre sonra sakinleştiğimde kendimi geri çektiğimde elleri hızla yanaklarıma gelerek yaşları silmişti. Ardından dudağıma küçük bir öpücük bıraktıktan sonra alnını alnıma dayayarak gözlerini kapatmıştı.

"Ağlama güzelim lütfen, bunları üzül diye değil beni tanı diye anlatıyorum, yalvarırım."

"Tamam." diyerek fısıldadığımda ormanları açarak beni izledikten sonra geri çekilmişti. Elleri hala yanaklarımı okşarken gözlerimin üzerine birer öpücük kondurduktan sonra tekrar ger çekilmişti. "Şimdi sen anlat bakalım, nasıl buldun beni?"

"Bir adam geldi, senin kötü bir durumda olduğunu söyleyerek adresi verdikten sonra hızlıca uzaklaştı."

"Sana bahsettiğim onun yanında ki adamım Haydar olmalı büyük ihtimal."

"Sonrasında öğrendim ki verdiği adres Deniz'in mekanıymış. İşte sonrasını biliyorsun." diyerek konuyu kapatmaya çalışmıştım.

"Bu eline saplanan bıçak konusunda bir parmağın olabilir mi acaba?" dediğinde bakışlarımı kaçırarak etrafa bakınmıştım.

"Haketti."

"İkinci kez kurtarıcığı meleğim oldun yani?" diyerek sırıttığında bakışlarımı yine ona çevirmiştim. "Bu durum onu daha da gazlayacak güzelim, dikkat etmemiz gerekiyor."

"İyi, ölsün o zaman." diye sinirle karışık bir tepki vermiştim. Eline değil tam kalbinin üstüne saplamam gerekiyordu. Ahh! Salak kafam.

"Bak sen! Küçük mafya gelmişte sevgilisini mi koruyormuş." diyerek dudaklarını boynuma bastırdığında içim bir hoş olmuştu. Sevgiliydik biz dimi şimdi?

"Küçük mü? Sensin be küçük." dediğimde kafasını hızlıca boynumdan kaldırıp gülerek bana bakmıştı.

Bu dediğine hepimiz götümüzle güldük he.

"Emin misin bu konuda güzelim?" diyerek elini belime götürdüğünde yapacağı şeyi anlayarak hızla elini tuttum.

"Bu haksızlık ama ben senin neyden huylandığını bilmiyorum." dedim çemkirerek yalancı bir sinirle. Sözlerimin ardından kahkaha atarak geri çekildiğinde bende manzaranın keyfini çıkarmaya başlamıştım.

"Merak mı ettin sen?" diyerek sanki bir çocukla konuşuyormuş gibi tepki vermesi içimi huzurla doldurmuştu. Olumlu anlamda kafamı salladığımda etrafına bakınarak sanki sır veriyormuş gibi kulağıma eğilmişti. "Ensemden."

Ellerimi hızla ensesine getirerek yavaşça tırnaklarımı gezdirdiğimde gözlerini kapatarak başını geriye doğru atmıştı. Bu hareketiyle bende kahkaha atmaya başladığımda belimden tutarak beni kendine çekmişti.

"Komik mi geldi küçük hanım?" dediğinde gülmemi kesmeden başımı sallayarak onayladım onu. Dudaklarını yanağımda hissetmemle kahkaham bıçak gibi kesilmişti. "Gamzelerine ölürüm senin."

Tam ona cevap verecekken çalan kapıyla ikimizin bakışları da oraya dönmüştü.

"Lavi telefonun çalıyor." diyen Kayra'yla hızla ayaklanarak kapıya koşmuştum. Bu telefonun şifresini o da bilirdi ve genel olarak kendisi açardı, şimdi neden bana getirmişti ki?

Kapıyı açarak endişeli gözlerle bana bakan Kayra'nın elinde ki telefonu aldığımda Araf da hemen ardımda dikilmeye başlamıştı. Ekranı açar açmaz bir fotoğraf düştü önüme, Arya'nın baygın bedeni ve kafasına dayalı olan bir silah. Altında ki mesajı okuduğumda beynimden vurulmuşa dönmüştüm.

"Ya tek başına dediğim yere gelirsin ya da bu küçük senin kim olduğunu tanıyamadan ölür halası..."

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Ve bölüm sonuuu...

Nasıl buldunuz bakalım bölümü?

Arhan'ın pardon Araf'ın yaşadıkları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sizce Lavinia Arya'yı kurtarabilecek mi?

Kitabımıza yeni eklenen Aras karakteri hakkında düşüncelerinizi çok merak ediyorum.

Yorum ve vote atmayı lütfen unutmayın.

Seviliyorsunuzzzzx

⚖️🖤

End of chapter

3 comments