تخطٍ إلى المحتوى

SÂYE

الفصل 11 · قراءة 59 دقيقة

SÂYE

الفصل 11

10. ORMANLARIN TUTKUSU

Bölüm şarkıları

Özdemir Erdoğan~Bana Ellerini Ver

Aydın Kurtoğlu~Köle

Sena Şener~Teni Tenime

Murat Boz~Vazgeçmem

Ve yazdığım en uzun bölümle karşınızdayım.

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfennn

İyi okumalar

Seviliyorsunuzzzz

🖤⚖️

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Boğazımda ki kuruluk git gide canımı yakarken etraftan kulağıma uğultu gibi gelen sesleri anlamaya çalıştım bir süre. Vücudumu hareket ettirip kalkmak istiyordum lakin öyle bir haldeydim ki nefes almak bile oldukça zordu. Neredeydim ya da bana ne olmuştu? Hiçbir fikrim yoktu. Gözlerimi açmaya çalışarak nerede olduğumu görmek istiyordum ama öyle yorgundum ki bu eylemi bile gerçekleştiremiyordum.

Derince bir nefes almaya çalıştığımda vücudumda ki acıyı çok net bir şekilde hissederken yüzümün kasıldığını tahmin edebiliyordum. Bedenimde ki acıyı yok saymak için tekrardan çevremde ki seslere yoğunlaşmaya çalıştım.

"İki koca hafta oldu, ne zaman uyanacak?" dedi Kayra. Ben iki haftadır neden uyuyordum ki? Zihnime son yaşananları getirmeye çalıştığımda aklıma düşen görüntülerle kalbim acıyla sıkışmıştı. Arya, o iyi miydi?

"Doktor normal olduğunu söyledi, hem hayati tehlikeyi de atlattı işte, ne zaman bedeni hazır hissederse o zaman uyanacak." diyerek cevap verdi Buğlem. Ben en son vurulmuştum, bunu hatırlayabiliyordum. Vücudumda ki bu acı oldukça tanıdıktı. Bundan birkaç sene önce karın boşluğuma bir kurşun yemiştim, Namık tarafından. Amacı acıyı tanıyarak buna bağışıklık kazanmamı sağlamaktı ama görüldüğü üzere bu pek bir işe yaramamıştı. Peki ya Namık nasıldı? En son yoğun bakımdaydı.

Bakışlarımı zor bela açtığımda karşılaştığım yoğun ışıkla tekrardan kapatmıştım. Hastane de olmalıydım büyük ihtimalle.

"Uyandı mı?" diye sordu Ahu, sesi yakınımdan geliyordu.

"Ne? Uyandı mı?" diyerek haykıran Kayra'yla daha çok yüzümü buruşturmuştum. Beynim çatlayacak gibiydi. Tekrardan gözlerimi açtığımda bakışlarım öncelikle beyaz tavanla çakışmıştı ardından odadakilere çevirdiğimde herkesin çevremde toplandığını fark etmiştim. Bir kişi hariç...

Gözlerim inatla onu ararken herkes tek kelime etmem için heyecanla beni izliyorlardı.

"Arya." dedim kuruyan boğazım ve ağzımın üzerinde duran hava maskesi yüzünde boğuk çıkan sesimle. Hala zihnimin bir köşesi onu arıyordu. Babası işin içinde diye kendine zarar vermezdi değil mi?

Elimi kaldırmaya çalıştığımda Kayra ne yapacağımı anlayarak benden önce davranıp ağzımda ki maskeyi aşağı indirmişti. Bakışlarım ona döndüğünde ağladığını fark etmiştim.

"Ne kadar çok korktum haberin var mı salak? Süperwoman mısın sen? Ne diye kendi başına atlıyorsun?" diye adeta haykırmıştı Kayra.

"Kız uyandığına pişman oldu mavi kafa." diyen Alp ile bakışlarım bu sefer ona dönmüştü.

"Arya..." dedikten sonra öksürmeye başladığımda bedenimde ki yaraların sızlamasıyla dudaklarımdan hafifçe bir inleme kaçmıştı. Aynı hızla ağzıma dayanan su bardağıyla bu sefer bakışlarıma Deniz'e çevirerek uzattığı sudan bir kaç yudum almıştım.

"Ateşli hatun, aklımızı aldın be." dediğinde onunda gözleri dolmuştu. Kahretsin Araf neredeydi?

"Duman yenge sayende iyi bir aksiyon yaşadık he!" diyerek sırıtan Aras'ın kafasına vurarak bana dönen Can'a kaydı bakışlarım.

"Arya iyi, korkma." diyerek beni cevapladığında tuttuğum nefesimi geri bırakmıştım. Bu iyi bir haberdi.

"Peki Namık?" dedim soran bir sesle.

"Ona bir şey olur mu be domuz gibi hala, evde yatıyor. Senin vurulduğunu duyunca hepimizin bir sıçtı ağzına tabi." diyerek beni cevaplayan Kayra ile bakışlarım tekrardan etrafta gezinmişti.

"Araf nerede?" diye sorduğumda kalbim endişeyle kasılmaya başlamıştı. Sözlerimin ardından çevremde ki kalabalık geri çekilirken kapının yanında duvara yaslanan beden görüş açıma girmişti. Niye orada duruyordu ki?

"Sen boşver şimdi onu, nasılsın? Ağrın sızın var mı?" diye soran Kayra'yla kaşlarım çatılmıştı. Korktuğunu ve endişelendiğini anlayabiliyordum lakin sanki farklı bir olay daha var gibiydi.

Ona cevap vermeden bakışlarımı tekrardan beni uzaktan izleyen yeşillere çevirdiğimde bakışlarını benden kaçırdığını fark etmiştim. Bu bakışları çok iyi biliyordum, suçluluk...

"Araf!" diyerek tekrardan seslendiğimde gözlerini kapatarak derin bir nefes almıştı.

"Kendini suçluyor birileri yüzünden." dedikten sonra bakışlarını Kayra'ya çeviren Deniz'le ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

"O endişeyle herkes aynı şeyi yapardı." dedi Alp, Kayra'yı savunmak istercesine. Kafamı hızlıca Kayra'ya çevirdiğimde bakışlarını benden kaçırdığını görmüştüm.

"Kayra, ne oluyordu burada?" dedim sorgulayan bir ses tonuyla.

"Onun babası yüzünden bu haldesin, eğer o seni..."

"Kes sesini! Daha fazla saçmalamanı dinlemek istemiyorum." dedikten sonra sızlayan yaralarımla bir nefes alma ihtiyacı hissetmiştim. "Babası olsun yada olmasın, bana zarar veren kişi hiçbir zaman o olmaz. Sırf akrabası diye nasıl onu suçlarsın? Biz bu kadar karaktersiz insanlar mıyız?"

"Ama Lavi..."

"Aması falan yok. Beni vuran kişi öz abimdi Kayra, şimdi benim akrabam diye suçlusu ben mi oluyorum vurulmamın?" dediğinde yaşadığı şokla bakışlarını kaçırmıştı.

"Haklı, çıkışma ona." diyerek en sonunda konuşan Araf'la bakışlarım ona döndü.

"Sen kes sesini ve yanıma gel!" dedim kaşlarımı çatarak. Sözlerimin ardından kaşlarını kaldırarak bana baktığında etrafımda olan kalabalıktan gelen kıkırtılarla gözlerimi tekrardan onlara çevirmek zorunda kalmıştım.

"Yenge biz çıkalım istersen?" diyerek gülüşünü tutmaya çalışan Can'a yanında ki Aras'ta eşlik etmeye başlamıştı.

"Aynen öyle duman yenge, biz tutmayalım."

"Görüyor musun kardo? Bu aşkın ateşi canım yengemmiş meğerki, baksana bizimki duvar kenarına pıstı kedi gibi." dedikten sonra kahkaha atmaya başlamasıyla bakışlarım yine her zamanki yerlerine, ormanlara dönmüşlerdi.

"Lan kes! Sikecek belamızı şimdi." diyen Aras'ta kahkaha atmaya başlamıştı.

"Keşke!" diyerek mırıldanan Buğlem'le hala odaklandığım ormanlara bakmayı sürdürüyordum.

"Duyamadım civciv, bir şey mi dedin?" diye sordu Aras ardından bir sessizlik sarmıştı etrafı lakin umrumda değildi, şu an tek odaklanabildiğim pişmanlıkla çerçevelenmiş yeşillerdi.

"Seninle sonra konuşacağız." diyerek bakışlarımı kısa süreli Kayra'ya değdirdikten sonra gruba çevirdim. "Sizde biraz bizi yalnız bırakabilir misiniz?"

"Tamamdır güzellik." dedi Ahu beni onaylayarak ardından arkasını dönerek odadaki herkesi neredeyse sürükleyerek çıkarmıştı.

Gözlerimin salise bile ayrılmadan baktığı yeşillerde gördüklerim kalbimi sızlatıyordu sanki. Oysaki onun hiçbir suçu yoktu, bana gitmemem için yalvardığı halde ben gitmiştim, üstüne de öz abim tarafından vurulmuştum. Lakin buna rağmen utancından yanıma bile gelemeyen taraf o olmuştu.

"Araf." dedim fısıldayarak. Boğazımda ki sızı hala tam olarak geçmiş sayılmazdı, bu yüzden sesim pürüzlü ve kısık çıkmıştı. Seslenişimin ardından yavaşça yaslı olduğu duvardan ayrılarak yanıma doğru adımlarken onu daha rahat süzmeye başlamıştım. Göz altları çökmüş yeşilleri kanlanmıştı ayrıca onu ilk kez sakallı ve bu kadar çökmüş gördüğümü fark etmiştim.

"Öldüm. Şu gecelerini göremediğim, sesini duyamadığım her an yok oldum ben." diyerek yanıma gelen Araf'da benim gibi fısıldadığında elimi yavaşça kaldırarak eline dokundurmuştum. "Yokluğun beni en derinimden parçalıyor Sâye'm. Lütfen, lütfen bana bir daha bunu yaşatma." dedikten sonra ona dokunan parmaklarımı sıkıca tutarak dudaklarını bastırmıştı.

"Onu bırakamazdım Araf, biliyorsun."

"Tek gitmek zorunda değildin Sâye, bana haber verebilirdin. En kötü birkaç koruma alabilirdin yanına, yalnız gitmek ne kadar akıl kârıydı?" diyerek kaşlarını çattığında içinde ki kırgınlıkla harmanlanmış siniri hissedebiliyordum.

"Sonucu değiştirmeyecekti. Dışarda beni bekleyen bir kaç koruma içerde vurulmamı engellemeyecekti Araf, kaldı ki sizin olmanızda engellemeyecekti. O adam öz kızına silah doğrulttu, söylesene ne yapsaydım, oturup öylece izlesemiydim?" diye sorduğumda zihnimde bir anda izlediğim görüntüler bir film şeridi gibi akmaya başlamışlardı. Annesinin bedenini gözleri önünde yakmıştı o şerefsiz. Derin bir nefes alarak zihnimde ki görüntüleri göz ardı etmeye çalıştım, şu an sırası değildi.

"Bir yolu olabilirdi. Senin öldüğünü sanmaktan başka bir yolu olabilirdi." dedikten sonra gözünden düşen bi damlayı umursamadan hemen arkasında ki sandalyeye elimi bırakmadan yavaşça oturmuştu. "Öyle çok korktum ki seni bir daha görememekten, bir daha huzuru bulamamaktan ölesiye korktum."

"Ama bak yaşıyorum, burdayım ve sarılmak istiyorum." dediğim de hiç düşünmeden ayaklanıp başını boynuma gömerek derin bir nefes aldığında bende onun yağmur kokusunu doyasıya solumaya başlamıştım. İşte tam olarak şu anda evimde gibi hissediyordum. Boynumdan kısa süreli kafasını kaldırdıktan sonra elinde sallanan onun aldığı kolyemi tekrardan boynuma takmıştı.

"Bu bir daha asla çıkmayacak boynundan Sâye'm, buna izin vermeyeceğim." dedikten sonra tekrardan kafasını boynuma gömmüştü. "Öyle çok özledim ki." diyerek mırıldandığında sıcak nefesi boynuma çarparak benimde içimde ki özlemi git gide alevlendiriyordu.

"Bende hayatım, bende." dedim kokusundan dolayı mayışmış bir şekilde oysaki henüz yeni uyanmıştım.

"Neyin?" dedikten sonra hızla kafasını kaldırıp şok içinde bana bakan Araf'la kapının açılarak doktorun içeri girmesi bir olmuştu. Yüzümde ki sırıtışla doktora bakarken o ise hala aynı yerde bana bakıyordu. Doktor tam zamanında gelerek kaçış biletimi oluşturmuştu neyseki yoksa utançtan her an bayılabilirdim.

İlk kez olunca tabi adama da kal geldi, yazık.

"Günaydın Lavinia hanım, bakıyorum keyifler yerinde. Nasıl hissediyorsunuz kendinizi?" diye sorarken bir yandanda boynumda ki hava maskesini çıkararak daha rahat uzanmamı sağlıyordu.

"İyiyim doktor bey." dedim hafifçe gülümseyerek.

"Az önce hareket ederken acı çekti, bu bir sorun mu? Dikişleri patlamamıştır dimi? İyi diktiğinize emin misiniz?" diyerek soruları yağdıran Araf'la gözlerimi büyüterek ona baktım.

"Merak etmeyin Arhan bey, her şey gayet iyi. Birazdan pansuman için hemşireyi yollarım, iki hafta kadar sonra da dikişleri aldırabilirsiniz. Geçmiş olsun tekrardan." dedikten sonra tabiri caizse adam kaçarak çıkmıştı odadan.

"Yavşak piç." diye mırıldanan Araf'la tuttuğum elinden çekiştirerek bana dönmesini sağladım.

"Araf!"

"Sen sus küçük hanım, hele bir iyileş ben göstereceğim sana sözümü dinlememenin cezasını." dediğinde istemsizce hızlanan kalbimle yutkunarak önüme dönmüştüm.

"Az önce duvar kenarına pısıyordun kedi gibi, noldu?" dedim sırıtmama engel olamayarak.

"Dur, iyi hatırlattın." diyerek kapıya doğru adımlayıp açarak koridora bakınmıştı. "Gelin hadi!"

Sözlerinin ardından az önceki kalabalık odaya doluşurken en önde kol kola girerek sırıtan ikiliyle göz göze gelmiştim.

"Noldu yenge, aldın mı hayat öpücüğünü?" diyerek sırıtan Aras'la tek kaşım havaya kalkmıştı.

"Hayır yani yanımızda da alabilirdin yenge, alışıksınız." demesiyle kahkaha atması bir olan Can'a kaydı bakışlarım.

"Nasıl lan yani?" dedi Aras bakışlarını Can'a çevirerek.

"Ohoo! Önümüzde bir halvete girmedikleri kal..."

"Kesin lan sesinizi yapışık salaklar. Kız sizin yüzünüzden uyandığına bin pişman oldu amına koyayım." diyerek ikisininde kafasına birer tane geçirerek sözlerini bölen Alp ile içimin yağları erimişti. Bir ayağa kalkayım gösterecektim ben onlara dalga geçmeyi.

Senden önce başkası sana gösterecek ama neyse.

Zihnimde yankılanan gerçekle bakışlarımı hızla kızlara çevirmiştim. Kayra'nın bana uzaktan bakan yavru köpek bakışlarını görünce derince bir nefes çekerek bakışlarımı gözlerine sabitlemiştim.

"Gel buraya deli, gel." dedim kollarımı açıp onu bekleyerek. Bunu bekliyormuşçasına hızla bana doğru adımlayarak kollarımın arasına girip yaralarıma dikkat ederek sıkıca sarılmıştı.

"Korkudan aklıma kaybettim lan burada, bir de deli diyor."

"Ne korkuyorsun şirine? Sanki ilk kez yaşadığımız şey." diyerek mırıldandığında kendisini geri çekerek dolu gözleriyle bana bakmıştı.

*******

Gözlerimi hafifçe kırparak açtığımda nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum. Ellerim iki yandan tavandan sarkan zincirlere bağlanmıştı. Bakışlarımı karşımda beni izleyen Namık dayıya çevirdiğimde derin bir nefes almıştım.

"Dayı ne oluyor? Bu da neyin nesi?" dedim bastıramadığım sinirle.

"Güçlü olabilmek için önce tüm acıları tanıman gerekiyor Duman." dedikten sonra hızla sol yanağıma çarpan yumrukla sağa doğru savrulurken öksürerek ağzımda biriken kanı yere tükürmüştüm.

"Buna alışkınım dayı, biliyorsun. Dayak atarak mı beni güçlü yapacaksın? Elinden tek gelen bu mu?" dediğimde belinde ki silahına davranarak elini almıştı.

"O sadece ön gösterimdi evlat, sinirin acını gölgelesin." dedikten sonra silahını bana doğrultarak ateşlediğinde hissettiğim acıyla adeta nefesim kesilmişti.

***********

"O zamanda korkmuştum. Ayrıca bu alışılacak bir şey mi Lavi?" dedikten sonra bakışlarını sağ tarafımda dikilen Araf'a çevirmişti. "Özür dilerim enişte. Ben korkunca saçmaladım biraz, gerçek düşüncelerim değildi onlar."

"Sorun değil, unuttum bile." diyerek cevaplamıştı anında Araf, ayrıca enişte lafınında hoşuna gittiği gözümden kaçmamıştı. Bu durumun çabucak kapanması beni oldukça memnun etmişti aksi halde çok canımı sıkabilirdi.

"Geçmiş olsun Duman." diyen Alp ile bakışlarım ona kaymıştı.

"Eyvallah Şimşek." diyerek sırıttığımda yanımda ki Kayra'da gülmemek için kendini tutuyordu.

"Şimşek hazır mısın?" diye soran Kayra'yla artık hepimiz gülmeye başlamıştık.

"Evet, şimşek hazır." diyerek repliği devam ettiren Alp ile şok içinde Araf'a kaymıştı bakışlarım. O da aynı benim gibi şaşkınca karşımızda ki çifti izlerken gözleri bana çevrildiğinde tek kaşını kaldırarak Kayra'ları göstermişti.

Sırıtarak bakışlarımı tekrar onlara çevirdiğimde Can ve Aras'ın gülmekten morardıklarını görmüştüm. İşte tam olarak sıcaklık buydu, artık yalnız değildim.

"Geçmiş olsun." diyen sesle bu sefer Turgay'a dönmüştüm. İri cüssesi, sert bakışları ve dövmeleriyle her ne kadar korkutucu dursa da kolunun altında ki Ahu'ya bakışları onu tamamen değiştiriyordu. İçlerinden en az konuşanı o olsa da nedense en yumuşak kalplisi de oymuş gibi geliyordu, anlayamamıştım.

"Teşekkürler." dedim hafifçe gülümseyerek.

"Lavi bizi gerçekten çok korkuttun." diyerek bana doğru adımlayan Ahu'yla bu sefer kollarımı onun için açmıştım. Esasında her kolumu kaldırdığımda sırtımda ki yaralar gerilip acıyordu lakin bunu umursamıyordum.

"Adam az önce şimşek mcqueen taklidi mi yaptı? Bana mı öyle geldi?" diyerek yanında ki Aras'ın kulağına fısıldamaya çalışmıştı Can lakin hepimiz duymuştuk. Bakışlarım Alp'e kaydığında umursamadan Kayra'nın mavi tutamlarıyla oynadığını görmüştüm. Ne oluyor lan burada?

Ulan iyi ki birkaç gün yoktuk, yine olaylar olmuş.

Kayra'nın kızaran yanaklarıyla hiç tepki vermeden put gibi durduğunu gördükçe kahkaha atasım geliyordu lakin gülerken bile sızlayan yaralarım buna pek izin vermiyorlardı.

"Olum sus lan, sikecekler şimdi bizi." dedi Aras yanında ki Can'ı dürterek. Hala elimi sıkı sıkıya tutan bedene döndüğümde umursamadan beni izlediğini fark etmiştim.

Şu bir ay başıma gelen en güzel şeydi onu sevmek...

"Kardeşim çok sevdiğim bir replik vardır bilir misin? Eyleme dilini edepsiz..." diyen Can sözünü yarıda keserek susmuştu.

"Sikerler seni sebepsiz." diyerek Deniz, Can'ın sözünü tamamladığında bakışlarım hızla ona dönmüştü.

Şaşkınlıkla ikisine bakakalırken Deniz ise gözlerini büyüterek bize bakmıştı, belli ki repliği duyunca fark etmeden tamamlamıştı ve bu hali gözüme aşırı tatlı görünmüştü. Esmer bombam ya!

Kapı açılarak içeri giren hemşire kadınla Deniz tabiri caizse yırtmış gibi gözüküyordu lakin Can'ın sırıtarak onu izleyen bakışları tabiki de benden kaçmamıştı.

"Odayı boşaltın. Pansuman yapılacak." diyerek gözlerini deviren hemşireyle derin bir nefes almıştım. Neyin atarıydı bu şimdi?

Sözlerinin ardından Araf hariç herkes odayı boşalttığında hemşire ise kolumda ki biten serumu çıkartmakla uğraşırken bir yandan da kaçamak bakışlarla yanımda ki adama bakıyordu.

Ne yapıyor, ne?

Hemcinsime küfür etmeyi sevmezdim lakin bazıları gerçekten hakediyordu. Yakasında ki düğmeleri öyle bir açmıştı ki neredeyse memelerinin tamamı dışardaydı. İçimde ki sinir git gide artarken avucumun içinde duran elini biraz daha sıkmaya çalışmıştım lakin o kadar güçsüzdüm ki şu an bu eylem bile beni zorlamıştı.

Kadın kolumda ki serumu çıkardıktan sonra bakışlarını direk hiç utanmadan Araf'a dikerek yatağın diğer tarafına, yanına ilerledi. Yok hayır, sikerim ben bu orospuyu!

"Sizde çok yorgun görünüyorsunuz aslında, dinlendirici bir iğne yapmamı ister misiniz?" diye sorduktan sonra elini onun omzuna koyacaktı ki Araf hızla geri çekilerek buna izin vermemişti.

O iğneyi alıp içine akrep zehrini doldurup doldurup vücuduna enjekte etmek istiyordum.

"Temas sevmem." diyerek sert bir tonda konuşan Araf'la bakışlarım ona döndüğünde sadece bana baktığını görmüştüm. Bu durum birazda olsun sakinleşmemi sağlarken avucumda ki elini biraz daha kavradım.

"Kardeşiniz için çok endişelendiniz." demesiyle kafam hızla ona dönmüştü. Kardeş?

"Karım için endişelendim, evet. Sizde işinizi yapıp defolup giderseniz karımla yalnız kalmak istiyorum." diye buz gibi sesiyle tabiri caizse kızı kovmasıyla dudaklarımda ki sırıtışı engelleyememiştim.

"Tabi efendim." diyerek bakışlarını sonunda bana çeviren kızla yerimden hafifçe doğrulmaya çalıştığımda sırtımda ki acı katlanılamaz bir hal almaya başlamıştı. Araf hızla kolumdan destek vererek bana yardım ettiğinde bakışlarım yakınımda ki yeşillerle çakıştı.

Evet, artık emindim. İçimde ki bu hisler aşktan başka bir şey değildi, ben Araf'a sorgusuz sualsiz aşık olmuştum...

Yavaşça oturur pozisyona geldiğimde kız morarmış suratıyla arkama geçerek hastane kıyafetinin arkasını açmaya koyulmuştu. Başımı Araf'ın göğsüne yaslayarak derin bir nefes aldığımda boşta olan eli saçlarımın içine girmişti. Sırtıma temas eden her dokunuşta nefesim kesilirken kızı biraz daha boğmak istiyordum.

Bunun sebebi sana olan dokunuşları değil ama neyse.

Koluna dokunmaya çalıştı bir de, düşündükçe çıldıracak gibi oluyordum. Bir süre sonra işini bitirdiğinde kıyafeti geri kapatıp hızlıca odadan çıkmıştı. Ben bir iyileşeyim o zaman gösterecektim ona dünyanın kaç bucak olduğunu. Sakinlikmiş! Kabir sakinliği istiyor kendisi.

"Güzelim iyi misin? Çok mu acıyor?" diye sorduğunda kafamı yavaşça kaldırıp endişeyle beni izleyen ormanlara baktım. Karanlık çökmüş bir ormanın en nadide eseriydi sanki bakışları...

"Uyusak olmaz mı?" dedim hala melül melül ormanları izlerken.

"Sen uyu yavrum, dinlenip iyileşmen gerekiyor."

"Senin kokunu istiyorum." dediğimde söylediğim sözler beni bile şaşırtmıştı. Kurşunlanmak kafa yapmıştı sanırım.

"Bende aynı cümleyi sen iyileştikten sonra da duymak istiyorum." diyerek dudaklarında peyda olan çapkın gülümsemesiyle bana baktığında sırıtmama engel olamamıştım.

"Ya o zaman başka şeyler istersem?" dememle eşzamanlı olarak parmakları dudaklarımın üzerine kapanmıştı.

"Şhh! Güzelim şu an olmaz, zaten köpek gibi özledim daha fazla zorlama beni." diyerek fısıldadığında bedenim istekle kavrulmaya başlamış gibiydi.

"O zaman benimle uyu yoksa susamayabilirim." dedim hınzır bir şekilde gülümserken. Kendimi daha fazla tutmak istemiyordum artık, çünkü kaçırabileceğimiz tek bir an bile yoktu.

"Bak sen, küçük hanımın dili uzamış." dedikten sonra dudaklarımın üzerinde duran parmağını çekerek elini yanağıma atıp hafifçe okşadı. "Sen bir iyileş, o zaman durmam için yalvaracak bu güzel dilin."

Sözleri boğazımın kurumasına sebep olurken yanağımın git gide ısındığını hissedebiliyordum. Bedenim daha önce hiç yaşamadığım bir arzuyla onu istiyordu lakin utancım önüme set çekiyor gibiydi. Kesinlikle arada kalmıştım.

"O zaman uyuyoruz." diyerek geriye doğru yatmaya çalıştığımda bana yardım ederek yan yatmamı sağlamış ardından da hafifçe koca cüssesini yanıma bırakmıştı. Başımı göğsüne yaslayarak derin bir nefes çektiğimde ne yaralar ne de yaşananlar artık aklımda yer etmiyorlardı, sadece ben ve o vardık şu anda.

Yeni uyanmış olmama rağmen bastıran uykuya daha fazla dayanamayarak karanlığa yenik düştüğümde kendimi yağmur kokusunun arasında uykuya bırakmıştım.

~~~~~~~~

Gökyüzünden süzülen kar tanelerini hayranlıkla izlerken geçen iki haftayı düşünüyordum. Evet, o gün uyanmamın üstünden iki haftadan fazla geçmişti, birkaç gün sonrasında taburcu olarak eve geldikten bir hafta kadar sonrasında da dikişlerim alınmıştı. Yaralar hala iyileşmiş sayılmazlardı lakin en azından ayağa kalkabiliyordum. Tabiki Araf'ın olmadığı zamanlar...

"Güzelim sen yine ayaklandın mı? Yaraların iyileşmedi daha, ben sana kalkmak yok demedim mi?" diyen Araf'la bakışlarımı ona çevirmiştim.

"İyiyim ben diye daha kaç sefer söylemem lazım Araf, hem bak çok güzel kar yağıyor. Bu sene yılbaşına denk geldi." dediğimde bir an kendimi küçük bir çocuk gibi hissetmiştim. Bakışlarımı tekrardan cama çevirip gittikçe hızlanan kara baktığımda dudaklarımda ki gülümsemeyi durduramıyordum. Ardımda işittiğim adım seslerinin ardından belime sarılan kollarla kalp atışlarım hızlanmaya başlamıştı, temaslarına hala alışamamıştım. Boynuma temas eden dudaklarıyla gözlerim istemsizce kapanırken başımı omzuna yaslamıştım. Derin derin nefesler alırken kolları temkinli bir şekilde belimi sarıyorlardı.

"Kokundan ayrı kaldığım her an atak geçiriyorum." derken boynumda olan kafası yüzünden sesi boğuk çıkmıştı.

"Şirkette işin çabuk bitti, yine! Hani işkoliktiniz siz Arhan bey?" diyerek imayla konuştuğumda kafasını kaldırarak bakışlarını bana dikmişti.

"Gelmesemiydim?" diye sorduğunda hızla kafamı kaldırarak ona bakmıştım. Birkaç saatte bile deli gibi özlemiştim zaten.

Bu hareketimle dudaklarında peyda olan sırıtışı daha çok büyüdüğünde bakışlarım istemsizce oraya kaymıştı. İki haftadır tek yakınlaşmamız alnıma yada boynuma kondurduğu ufak buselerdi ve bu hiç hoşuma gitmiyordu. Tabi ki her teması beni derinden etkiliyordu lakin içimde onu deli gibi arzulayan kadın daha fazlası için çığlık atıp duruyordu. Lanet olsun ki onu çok özlemiştim.

Bakışlarımın nereye düştüğünü fark ettiğinde onunda bakışları dudaklarıma düşmüş ardından da büyükçe yutkunmuştu. Farkındaydım yaralarım var diye kendini tutmaya çalışıyordu ama ben bunu kesinlikle istemiyordum. Yaraların canı cehennemeydi.

Ona doğru döndükten sonra bakışlarımı dudaklarından çekmeden ona yaklaşmıştım ki kolunu belimden çekerek geri kaçması bir olmuştu. Hızla dolap odasına ilerlemeye başladığında neredeyse sinirden çığlık atmak üzereydim.

Sinirden olduğuna emin miyiz?

Kes sesini iç ses!

"Yemek yedin mi sen yavrum? Bizimkiler daha doluşmamışlar eve kesin yememişsindir. Şu takımdan kurtulayım aşağı iniyoruz." dedikten sonra dolap odasına girip kapısını kapattığında gözden kaybolmuştu. Kendi sormuş kendi cevaplamıştı yine.

"Off! Yemekmiş, biz ne yemek istiyoruz adam ne yapıyor! Sırf bu yüzden bile o salakların götlerinde torpil patlatmazsam bana da Duman demesinler." diyerek kendi kendime mırıldandığımda bakışlarım tekrardan cama dönmüştü.

Sen iyice delirmeye başladın he!

Evet, en sonunda gerçekten delirecektim o olacaktı. Acaba artık beni istemiyor muydu? Sıkılmış olabilir miydi? Ya artık sevmiyorsa?

Son düşünceyle kalbim sıkışırken hızla kafamı salladım, böyle şeyler düşünmeyecektim. Lakin yine de bu durum git gide canımı sıkmaya başlamıştı, düpedüz benden kaçıyordu. Gerçekten onu ne kadar çok sevdiğimi göremiyor muydu?

Açılan kapı sesiyle bakışlarımı arkama çevirdiğimde gördüğüm kaslarla nefesim tabiri caizse bir tarafıma kaçmıştı. Altında ki gri eşofmanı dışında üzerinde başka hiçbir şey yoktu ve biraz daha böyle kalırsa kaçmasını umursamadan kucağına atlayabilirdim.

"Gel bakalım küçük hanım aşağı iniyoruz." diyerek bana doğru adımladığında elimi kaldırarak hızla durdurmuştum onu.

"Ben yürüyebiliyorum, kendim inerim." demiştim lakin beni dinlemeden adımlamaya devam etmişti. Hayır yani be adam madem kaçıyorsun, bu nedir ya?

Yürüyen Yunan tanrısı bana doğru geliyordu şu an, daha da mı şişmişti o? Bakışlarım benden bağımsız bir şekilde karın kaşlarına düştüğünde aylar önce zihnimde geçen sahneler tekrar vücut bulmuştu, tadına baksam nolurdu ki?

"Gözlerim orada değil Sâye." diyerek ne zaman yanıma geldiğini bile fark etmediğim adam parmaklarını çeneme koyarak kafamı kaldırmamı sağlamıştı. Yeşillerle çakışan bakışlarım içlerinde ki hınzır parıltıları fark etmişti, bilerek yapıyordu!

"Kendim inerim dedim!"

"Hayır." dedikten ellerini bacaklarıma atarak hızla kucağına çıkmamı sağladığında ani olan bu hareketten dolayı küçük çaplı şoka girmiştim. Beline dolanan bacaklarımın ardından ellerim çıplak omuzlarına tutulduğunda boğazımda ki kuruluğu gidermek için derince yutkunmuştum. Her ne kadar kucağına alırken yaralar sızlasa da dayanılmayacak gibi değillerdi. Bakışlarım yakınımda ki yeşillere odaklıyken adımlamaya başlamıştı. Hayır, bu adam benim sonum olacaktı!

"Sen niye benim sözlerimi dinlemiyorsun be?" diyerek çemkirirken bir yandan da kucağından inmeye çalışıyordum lakin her hareketimde sırtımda ki yaralar kendini daha çok belli ediyorlardı.

"Gitmem dediğin yere gidip beni seni kaybetmekle burun buruna getirdiğin için olabilir mi güzelim?" dediğinde duraksayarak çatık kaşlarımla ona bakmayı sürdürmüştüm.

"Ne alakası var? Bunu kaç sefer konuştuk Araf, gitmek zorundaydım ayrıca ben sana gitmeyeceğim diye bir şey demedim, uydurma." dedim işaret parmağımı ona sallayarak.

"Uslu dur, yaraların acıyacak." dedikten sonra kalçamda ki ellerini derime daha çok gömerek kelimenin tam anlamıyla bulunduğu yeri avuçlamıştı. Buz yok mu buz? Çünkü ben birazdan alev almak üzereyim de...

Sözlerinin ardından dediği gibi uslu durarak kafamı çevirip onun harici her yeri izlemeye koyulmuştum. Ben yanaştığımda benden kaçıyordu lakin biz kucağından inemiyorduk, neydi bu şimdi?

Mutfağa girdikten sonra beni yavaşça tezgahın üstüne bırakıp geri çekildiğinde hala bakışlarımı ona çevirmeden susmaya devam ediyordum. Evet, belki saçma bir sebepten ilk kez ona trip atıyordum ama yapacak bir şey yoktu. Sonuçta bende insandım ve hormonlarım vardı.

Ya da regl olduğun için böylesin, o da bir ihtimal.

Her neyse işte sonuç olarak yakınımda istiyorum onu, sebebi ne olursa olsun.

"Küçük kızım bana trip mi atıyor yoksa?" dediğinde yine kafamı ona çevirmeden yerde ki parkeleri izliyordum.

"Küçük deyip durma." dedim soğuk sesimle. Parmaklarını çeneme attığında hızla kafamı geri çekerek elinden kurtarmaya çalışmıştım lakin bu hareket sırtımda ki yarayı fazlasıyla zorladığı için acıdan yüzümü büzüştürmek zorunda kalmıştım.

"Şhh! Ani hareket yapma! Çok acıdı mı? Ağrı kesici getireyim mi?"

"Bir şey yok, başımda dikilme yeter." derken sesim acının etkisinden hafif kısık çıkmıştı. Sözlerimin ardından bacaklarımın arasında olan bedeni bana daha çok yaklaştırdığında nefesi kulağıma çarpmaya başlamıştı.

"Seni deliler gibi özledim hatun ama yaraların henüz çok taze, bu şekilde yaklaşamam sana." diyerek fısıldadığında ne için trip attığımı anladığı için biraz utanmış olabilirdim lakin sözlerinde haklıydı, ani hareket yaptığımda bile sızlarken kendimizi kaybedersek canım fazlasıyla yanabilirdi.

"Ne yiyeceğiz? Hadi getir!" dedim konuyu değiştirerek. Son kez boynuma buse kondurduktan sonra geri çekildiğinde dudaklarında ki gülümseme hala yerli yerindeydi.

"Sana öyle çok aşığım ki sakın aklına farkı düşünceler gelmesin Sâye'm, inanki bu durum bana en büyük ceza." dediğinde bakışlarım yeşilleriyle çakışmıştı.

"Tamam anladım zaten, hani yemek nerede?"

"Menü de senin olman için yanıp tutuşsam da en sevdiğin yemek var diyelim." dedikten sonra önümden çekilerek buzdolabına ilerleyip içinden bir tencereyi çıkarttıktan sonra hemen yanıma bırakmıştı.

Tencerenin kapağını açıp baktığımda dudaklarımda ki gülümseme gitgide büyümüştü. Koca bir tencere dolusu zeytinyağlı sarma vardı. Hiç beklemeden içinden bir tane alıp ağzıma attığımda zevkten gözlerim kapanmıştı. Bol limonlu, en sevdiğim.

Ağzımdakini bitirir bitirmez hemen yenisini alırken bakışlarım parıldayan yeşillerle beni izleyen Araf'a kaymıştı. Elimdeki dudaklarımın arasına yerleştirdikten sonra tencereden yeni bir tane alarak onun dudaklarına yaklaştırmıştım ki elimi havada tutarak yüzünü bana yaklaştırıp dudaklarımın arasında duran sarmanın yarısını ısırmıştı. Ani hareketi karşısında şok içinde ona bakarken kalbim dört nala koşturmaya başlamıştı bile.

"Imm! Tatlıymış, sevdim." diyen sesiyle hala elimde ki sarmayı bırakmadan onu izliyordum. Öyle bir anda yapılır mı be adam, kalp var yani bizde de.

Sarmaya tatlı mı dedi o?

Evet, içinde kuş üzümü de yoktu ki. Neden tatlı demişti? Ağzımda ki parçayı sonunda yuttuğumda hala hınzır bakışlarla beni izleyen adamdan bakışlarımı çekemiyordum.

Bir süre sonra umursamadan elimde ki sarmayı da yedikten sonra tencereyi kucağıma alarak yemeğe devam etmiştim.

"Güzelim sakin, kimse çalmıyor." diyerek sırıtan Araf'a kaşlarımı çatarak bakmıştım.

"Ama çok güzel olmuş, napim." dediğimde ağzımda ki doluluk yüzünde sesim garip çıkmıştı.

Rezillik diz boyu.

"Bende artık güzel yemeğimi yemek istiyorum." dediğinde kaşlarımı kaldırarak ona bakmıştım. Başka bir yemek daha mı var dolapta? Ee! Yesindi o zaman.

"Ye hayatım." dedim masum bir şekilde ona bakarken.

"Yaraları bir iyileşsin aklımda çok güzel yeme şekilleri var." demesiyle öksürük krizine girmem bir olmuştu. Yemek ben miydim lan? "Güzelim helal helal." dedikten sonra yanda ki sürahiden hızlıca bardağa suyu boşalttıktan sonra dudaklarıma yerleştirmişti. Öksürmek yaraların daha kötü sızlamasın sebep olsa da yaşadığım heyecandan sızı umrumda bile değildi.

"İlaçlarımı getirebilir misin?" dediğimde hızlıca geri çekilip mutfaktan çıkmış birkaç dakika ardından da elinde ki poşetlerle geri dönmüştü. Bana teker teker içmem gerekenleri verdikten sonra elinde ki poşeti kenara bırakarak tekrardan bana döndü.

"Şu hayatım lafı çok hoşuma gidiyor. Keşke daha sık duyabilsek." derken sesinde bir ima sezmiştim. Biraz haklı olabilirdi, bu konularda kesinlikle odundum.

Elimde ki ilaçları içtikten sonra açılan kapı sesiyle bakışlarım oraya dönmüştü. Bizimkiler gelmiş olmalıydılar. Araf hızla bana atılarak kucağına almaya çalıştığında elimde onu durdurarak bakışlarımı ona çevirdim.

"Ben yürümek istiyorum aşkım." dediğimde sonda söylediğim hitap şeklinden dolayı büyüyen yeşillerle bana bakmıştı. Bu hali gözüme aşırı tatlı gelirken kendimi tutamayıp yanağına bir öpücük kondurduğumda hala tepki vermeden sırıtarak bana bakıyordu. Aniden yaptığım bu eylem beni de şaşırtsa da zamanı gelmişti artık, sonuçta biz sevgiliydik.

"Ne dedin sen?" diye sorduğunda işte şimdi utanç silsilesi vücuduma yayılmaya başlamıştı.

"Nerdesiniz lan!" diyerek haykıran Can'la bakışlarımı tekrardan kapıya çevirmiştim. Can tabana kuvvet, gel kurtar beni.

Araf hızla önümden ayrılarak mutfağın kapısına doğru adımladıktan sonra kapıyı kapatıp bir de üstüne kitlediğinde nefesi nereden alacağımı bile unutmuştum.

"Güzelim." diyerek bana yaklaşan Araf'la istemsizce yutkundum.

"Efendim?"

"Az önce ne dedin güzelim?" derken çapkınca sırıtıyordu.

"Ne demişim? Ayrıca ayıp olur böyle, kapıyı kitlemek ne Araf?" dediğimde tezgahtan inmeye çalışmıştım lakin hızla bacaklarımın arasına yerleşen bedeni buna engel olmuştu.

"Az önce söylediğin söz ne anlama geliyor biliyorsun dimi Sâye'm?" diye sorduğunda bakışlarımı kaçırmıştım. Tabiki de biliyordum, kısaca aşk itirafı yapmış sayılırdım bence.

"Biliyorum." dedim fısıldayarak.

"Neyi?" dediğinde yüzünü bana doğru yaklaştırıp aynı benim gibi fısıldamıştı.

Hadi kızım yapıştır itirafı be

"Sana aşığım Araf." diyerek bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde aniden dudaklarımın üstüne yapışan dudaklarla kısa süreli şaşkınlık geçirmiştim. İki eli de yanaklarımı sararken beni daha çok kendisine çekip sertçe ve kendimden geçmemi sağlayan bir öpücüğü dudaklarıma bıraktıktan sonra geri çekilerek bakışlarını gözlerime çevirmişti.

"Nesin? Duyamadım." dediğinde sırıtarak ellerine tutunmuştum bende.

"Aşığım sana."

"Aşkın sana kurban olsun hatun." dedikten sonra yüzümün her bir noktasına öpücük bırakmaya başladığında gülümsememi durduramıyordum.

"Araf!" dedim gülümsemelerimin arasında. İçerden bakılan seslere göre herkes gelmiş gibiydi ve burada duramazdık.

"Kendimi öyle zor tutuyorum ki Sâye, sırf bunun için cezanı ikiye katlayacağım." dediğinde kaşlarımı çatarak ona bakmıştım.

"Ne cezası ya? Ben ne yaptım şimdi?"

"Yaktın kavurdun beni aşkınla, yetmez mi?" diyerek sırıttığında bu sefer ben dudaklarına küçük bir öpücük bırakıp geri çekilmiştim. "Ahh! Şu yaraların bir iyileşsin güzelim, hele bir iyileşsin ben sana o zaman göstereceğim."

"Tamam, tamam gösterirsin ama şimdi gidelim." dediğimde alnıma küçük bir buse bıraktıktan sonra geri çekilerek beni yavaşça tezgahın üstünden indirmişti. Yavaş adımlarla ikimizde kapıya yürüdükten sonra kilidi açarak salona geçmiştik. Evet, tam da tahmin ettiğim gibi herkes buradaydı. Ben salona adımladığımda Araf koşarak merdivenleri yönelip birkaç dakika sonra üstünde ki yeşil tişörtle geri dönmüştü. Bu adamın rengi kesinlikle yeşildi.

"Oo! Yenge sizde doyamadınız mutfak fantezisine." diyen Can'la yanda koltuğun üzerinde duran kırlenti alıp hızla kafasına fırlatmıştım. Yaralar gerginleşerek sızlasa da derin bir nefes alarak yok saymaya çalışmıştım. Odaklanmazsak acımazdı, bana böyle öğretilmişti.

"Lan yenge sen ne ara iyileştin." diyerek attığım kırlenti kafasına çarpmadan son anda yakalayarak bana bakan Can'a göz kırparak kendimi yavaşça koltuğa bırakmıştım. Benim hemen ardımdan da Araf yanıma otururken bana onaylamaz bakışlar atıyordu. Canımın yandığını anlamıştı sanırım. Ona şirince gülümsedikten sonra bakışlarımı tekrardan Can'a çevirdiğimde benim yerime Deniz cevaplamıştı onu.

"Karşında Duman olduğunu unutuyorsun." diyerek göz kırptığında sırıtışım git gide büyüyordu.

"Onun kim olduğunu unutmuyorum da senin adın neydi güzellik, Kumsal mı?" dediğinde Deniz'i sinir etmeye çalıştığını anlamıştım.

"Benimkini boşver de seninki neydi ya Utku tutku?" derken sırıtarak arkasına yaslanıp bakışlarını onu izleyen Can'a çevirmişti.

"Sinirlerime dokunma çikolata." dediğinde o da Deniz gibi sırıtıyordu.

"Dokunursam ne yaparsın marul kafa."

"Eritir yerim seni." dediğinde şok içinde Kayra'yla göz göze gelmiştim. Ateş bacayı sarmıştı anlaşılan.

Deniz hızla önüne dönerken cevap vermekten kaçındığını görünce tekrardan şaşırmıştım, oysa ki aramızdan en dobra olan oydu.

"Ay şimdi boşverinde biz bir yukarı çıkalım kızlar." diyen Ahu'yla bakışlarım ona dönmüştü.

"Yukarı da ne yapacağız ki?" diye soran Buğlem düşüncelerime tercüman olmuştu.

"İşimiz var, hadi!" diyerek ayaklanan Ahu ile hepimizin birbirimize bakarak ayaklanmıştık. Tam kapıya ilerleyecektim ki önüme dikilen bedenle duraksadım.

"Nereye küçük hanım? O kadar merdiveni çıkamazsın." dedikten sonra beni yavaşça oturtup önümde diz çökerek bacaklarımı beline sarmıştı. Ahh! Yine başlıyorduk.

"Araf kendim giderim." dediğimde bu sefer kollarımı alarak boynuna dolamıştı.

"Yaran iyileştikten sonra gidersin." diyerek sert bir tonla konuştuğunda ısrar etmenin bir yararı olmayacağını anlayarak beni kucağına almasına izin vermiştim.

"A.A.D ulaşım şirketleri sağlıklı yolculuklar diler." diyerek kahkaha atmaya başlayan Aras'a öldürücü bakışlarımı atarken salondan çıkarak kızları takip etmeye başlamıştık. En üst kata yani kapalı terasa geldiğimiz de Araf beni koltuğa yavaşça bıraktıktan sonra alnıma bir öpücük kondurarak aşağı inmişti. Seviyordum bu koca adamı...

"Ee! Ne işimiz var şimdi burada?" diye soran Buğlem'le kızlara odaklanmıştım.

"Benim için geldik aslında kızlar, yardımınıza ihtiyacım var." diyen Kayra'yla kaşlarımı çatmıştım. Bir sorun mu vardı?

"Ne oluyor şirine? Bir sorun mu var?" dedim sert ve baskın bir ses tonuyla.

"Evet var, ben ve kalbim. Seninle de konuşamıyoruz artık, benim tüm aklım sendin Lavi, olmayınca yarım kaldım. Baksana yukarı çıkmayı bile Ahu'ya söylettim."

"Saçmalama şirine, hiçbir yere gittiğim yok. Ben ve artık biz hep senin yanındayız. Şimdi dökül bakalım ne oldu?" dedim onu elinden çekip yanıma oturturken. Bulunduğumuz teras tamamen camla kaplı ve içinde koltuk takımlarıyla şöminesi olan çok tatlı bir yerdi. Hala yağan kar da ayrı bir görsel şölen oluşturuyordu.

"Kızlar sorun Alp." dediğinde hepimiz ona odaklanmıştık. "En başından kısaca özet geçiyorum şimdi. Ben ilk gördüğümde etkilenmiştim, doğruya doğru ama o buz dağı hiç pas vermedi bana. Aradan zaman geçti biraz ben bıraktım tabiki ilgilenmeyi falan, sonuçta beni istemeyeni ben hiç istemem. Ardından bu balo günü işte dibimde bitti, orada biraz tartıştık sonra mekanın terasına çıktığımda iki kişi beni taciz etmeye çalıştılar."

"NE! Bunu şimdi mi söylüyorsun Kayra?" dedim içinde bastıramadığım sinirle.

"Seninde başımda bir ton dert vardı, söyleyemezdim." derken bakışlarımı benden kaçırmıştı.

"Bu bir bahane değil Kayra, biz ne güne duruyoruz." diyerek Deniz de bana arka çıkmıştı.

"Bir şey olmadı zaten, izin verinde anlatayayım. Sonra Alp geldi işte adamları bir güzel dövdü ardından üstü kan oldu diye çıkardı bir anda. Ben o an unuttum her şeyi, adam da öyle bir kas var ki kızlar insanın baktıkça ağzının suyu akar mı? Akıyor. Ben felfelaket oldum tabi o sırada da biraz saçmalamış olabilirim. Yani bir anda dudağına yapıştıktan sonra topuk yapıp kaçmış olabilirim." demesiyle ben hariç herkes şok içinde Kayra'yı dinliyorlardı.

"NE!" diye herkes aynı anda bağırınca Kayra'nın yanaklar kızarmaya başlamıştı. Bu duruma sırıtırarak dinlemeye devam ettim.

"Sonra işte ben baya gördüğüm her yerde kaçmaya başladım falan neyse o günde işte mutfağa çağırdığı zaman gruptan yazıp rezil ettiği için mecbur gitmek durumunda kaldım ve orada biraz yakınlaştık gibi oldu." dediğinde bu sefer bende şaşırmıştım. O kadar olay olmuştu ki bu detaylar bende de yoktu. "Sonra ben yine kaçtım tabi bahçeye doğru, saçma bir kovalamaca oldu." dedikten sonra yere bakarak sustuğunda yanaklarında ki renk atışı git gide artıyordu.

"Ee kızım çatlatmasana, sonra ne oldu." dedi Ahu yanında ki Buğlem'in koluna girmiş bir şekilde heyecanla izlerken.

"Sonra yakaladı beni işte." dedikten sonra yine duraksamıştı.

"Ee şirine, ee!" dedim sert bir tonla.

"Bu sefer de o beni öpüp kaçtı. Şimdi bende akıl falan kalmadı, o günden sonra hep yakın davranıyor, çok güzel bakıyor ama içim içimi yiyecek. Biz neyiz ulan şimdi bu çocukla?" diyerek hızlı hızlı konuştuğunda hepimiz gülmeye başlamıştık. "Ulan hainler gülün diye mi anlattım. Azcık yardım edin bana!"

"Yahu Kayra, Alp öyle insanlarla oynayan biri asla değil. Kaldı ki arkadaşlarımdan hiçbiri öyle değil, hayatlarında biri olursa sonuna kadar bağlı kalırlar. Bunu kendi gözlerimle gördüm. Ve Alp şu zamana kadar olan sevgililerine bile bu kadar yakın davranmamıştır Kayra, anlamışsındır zaten benim koca devden sonra en soğuk kişi Alp'tir ve o çocuk sana çizgi film karakteri taklidi yaptı daha bir kaç hafta önce." dedi Ahu açıklama yaparak.

"Yani biz şey miyiz şimdi?" diyen şirine ile kahkaha atmaya başlamıştım. "Lan! ulan sen hiç gülme, sanki benden farkın var he. Arhan sevgilin mi askerlik arkadaşın mı belli değil."

"Ne alakası var lan?" dedim gülmem kesilirken.

"Ateşli hatun onu bende fark ettim ya, sen rol yaparken tanımadığın insanlara karşı daha cilveliydin. Manitana sadece adıyla hitap ediyorsun." diyen Deniz'le bende bir düşünmüştüm. Odun muydum lan ben?

Güno!

Ay yok be! Ne alakası var canım, hem daha yeni aşkım dedim yani. Düzeliyorum işte yavaş yavaş.

"Yani Lavicim cidden biraz odun gibisin. Adam yanımızda sana aşk yağdırıyor bildiğin ama sen tek kelime etmiyorsun." diyerek diğerlerine arka çıkan Buğlem'le modum iyice düşmüştü. Ben sevgimi belli etmiyor muydum yani?

"Siz ciddi misiniz kızlar? Ben odun muyum?" dedim yeni farkına varıyormuşum gibi.

"Sanki Lavi, biraz." diyerek beni cevaplamıştı Ahu.

"Tamam, ben bunu bir düşüneyim." dedim bakışlarımı yağan kara çevirirken. Öyle usul usul yağıyordu ki insanın içini huzurla dolduruyordu.

"Ben şeyi de soracaktım sana Deniz." diyen Buğlem'le bakışlarımı tekrardan kızlara çevirdim. "Sen Can'ın asker olduğunu nereden öğrendin?"

"Canım ben her şeyi öğrenirim, istemem yeterli. Ayrıca tek asker Can değil ki." dediğinde yaşadığım şok dalgasıyla Deniz'in sözünü devam ettirmesini beklerken Ahu devralmıştı.

"Aslında sadece Can. Çünkü diğerleri askeri liseden atıldılar." derken bakışlarını o da benim gibi yağan kara çevirmişti. Ne yani Araf asker mi olmak istemişti? Ama annesi mektupta küçükken hayalinin mühendis olmak olduğunu söylemişti.

"Nasıl yani?" dedim soran bir sesle.

"Şöyle ki ateşli hatun, bu beşli askeri lisede tanışıyorlar sonrasında bir şey oluyor ve dördü atılıyor lakin Can onlardan büyük olduğu için çoktan mezun olmuş oluyor zaten." diyerek açıklama yapan Deniz'le kafam daha da çorba olmuştu. Neden atılmışlardı ki?

"Babası Arhan'ın asker olmasını değil kendi gibi olmasını istiyormuş. Bu yüzden bir şekilde kendine iftira attırıp sicilden dolayı Arhan'ın atılmasını sağlıyor. Can hariç diğerleride o yoksa bizde yokuz kafasına bırakıyorlar askeri liseyi, ardından benim okuluma yazılıyorlar ve bizde o şekilde tanışıyoruz." dedi Ahu. Bakışlarından eskiye gittiği çok belli oluyordu.

"Ben en çok Can'ın hepsinden büyük olmasına şaşırdım şu an, daha küçük duruyor." diyerek geriye yaslanan Kayra da en az benim kadar düşünceliydi. Araf'tan gerçektende çok güzel bir asker olurdu. Sadece bir an onu üniforma içinde hayal etmiştim, nefes kesiciydi. Bu durumu ona sormayı aklıma not ederken kızlara döndüm yine, öğrenilen bu gerçekle herkes durgunlaşmıştı.

"Buğlem sende Aras'la bir yakıştın sanki." dedim sırıtarak. Sözlerimin ardından gözleri büyüyen Buğlem hızla kafasını salladı.

"Asla ama asla olmaz öyle bir şey. Adamın sevgilisi var zaten, unutun yani." dediğinde tek kaşımı kaldırarak ona bakmıştım, niye bu kadar telaş yapmıştı ki?

"Güzellik Aras'ın manitası yok eğer olsaydı bunu anlardık, çünkü manitası olunca nemrudun tekine döner Aras. Bırak başkasına bakmayı konuşmaz bile ve sana gayet yakın davranıyor. Ayrıca buz pateni yaptığını bilmiyordum, bir gün izlemeye gelelim kız merak ettim." diyen Ahu'yla hızla olumlu anlamda kafamı sallamıştım. Buz pateni yaparken onu izlemeyi bende çok isterdim.

"Belki size söylememiştir." dediğinde sesi neredeyse içine kaçmıştı.

"Tahmin edeyim onu küt saçlı kahküllü bir kızla yakın gördün dimi?" diye sordu Ahu.

"Evette sen nerden biliyorsun?"

"Çünkü kız kardeşi canım, şu an hayatında biri yok yani, kapiş?" diyerek sırıtan Ahu'yla ne kadar belli etmemeye çalışsa da Buğlem'in hoşuna gitmişti. Bunlarda da vardı bir şey kesin.

"Ee peki sen erimiş çikolata?" diyerek Deniz'le dalga geçen Kayra'yla gülmeye başlamıştık. Kavruk teni kızarmaya başlamıştı.

"Şunu söyleyip durmayın ya, bir şey yok ortada. Herkes gibi o da arkadaşım." dediğinde hepimiz yav he bakışları atmakla meşguldük. Aralarında ki çekim on kilometre öteden bile belli olurdu.

Çekim demişken Araf'ımı özledim sanki.

Acaba onlarda aşağıda bizim hakkımızda konuşuyorlar mıdır diye düşünürken kızların arkamda bir yere odaklanarak sırıttıklarını gördüğümde hızla arkamı dönmüştüm. Koca adam'ım kapının pervazına yaslanarak bakışlarını bana odaklamıştı.

"Geldi senin ulaşım aracı." diyen Buğlem'e döndüğümde herkes gülmemek için kendilerini zor tutuyorlardı.

"Aşağı inip sana da bir tane zeus bulmamı istemiyorsan sus civciv." dedim yüzümde ki sırıtışı bozmadan. Sözlerimle beyaz teni ton değiştirken hızla bakışlarını kaçırarak ayaklanmıştı. Diğerleri de ayaklandığında bakışlarım tekrardan ormanlarla çakışmıştı.

"Cilveyi unutma." diyerek kulağıma fısıldayan Kayra'nın bacağına hafifçe vurduğumda gülerek kapıdan çıkmıştı. Herkes gittikten sonra zarar yavaşça yanıma ilerleyerek oturduktan sonra arkasına yaslanarak yağan karı izlemeye başlamıştı, bense onu.

Gördüğüm en nadide manzara onun gözleriyken başka bir şeye ihtiyacım yoktu ki.

Şunu sesli söylesen keşke!

Henüz o kadar utangaçlığı alamamıştım ve bu durum nedensizce hoşuma gidiyordu.

"Yeni bir şey öğrendim senin hakkında, asker olmak istemişsin." dedim yeşillerini izlerken.

"Evet güzelim. Ona olan nefretimi ya vatanımı savunmak için kullanacaktım yada onu öldürmek için ve onun yüzünden ikincisini seçmek zorunda kaldım." dediğinde kalbim acıyla kasılmıştı. O manyak kendine benzetmek için elinden geleni ardına koymamıştı hiç. Kesinlikle bende durmayacaktım.

"Sırtımda acımıyor artık." dedim hızlıca konuyu değiştirmeye çalışarak.

"Doktora sordum, yaralarının tam anlamıyla iyileşmesi 4 ayı bulurmuş. Senden uzak 4 ay da benim cezam olsun ama sonrasında affetmem bilesin." dediğinde dudaklarımda ki sırıtışla onu izlemeye devam ediyordum. Bu adam niye bu kadar güzeldi?

"Peki aşkım." dediğimde hızla bakışlarını bana çevirdikten sonra yerinden doğrulup dudaklarıma hızlı ama bir o kadar etkili bir öpücük bırakmıştı.

"Şöyle aniden söylemesen mi güzelim, her defasında seni yiyesim geliyor."

"Aşkım." dedim tekrardan gülmeye başlarken.

"Ha sen diyorsun ki bu adam 4 ayda kafayı yesin." dediğinde bu sefer de ben ona yaklaşmıştım.

"Bunun bana da ceza olmadığını kim söyledi?" derken bakışlarım dudaklarına inmişti.

"Ahh! Beni gerçekten bir gün delirteceksin hatun." diyerek dudaklarını dudaklarıma sürttüğünde elimi saçlarının içinden geçirerek onu kendime çekip açlıkla dudaklarına yapıştım. Boğazdan gelen inlemesiyle öpüşüme karşılık verirken yerimden hafifçe doğrularak kendimi kucağına bırakmıştım. İki elimide saçlarının içinden geçirirken onu daha da çok kendime çekiyordum.

Hırsla alt dudağımı emmeye başladığında kalçamda ki elleri sertçe tenime gömülmüştü. Bu hareketiyle hafifçe inlerken onu ne kadar çok özlediğimi fark etmiştim. Bir süre daha üst dudağını emdikten sonra sertçe ısırarak kucağında dikleşmeye çalıştığımda sırtıma giren ani sızlamayla dudaklarından çekilerek acının geçmesini bekledim.

"Güzelim, iyi misin? Canın mı yandı?" diye az önceki yakınlaşmadan dolayı boğuk çıkan sesiyle konuştuğunda telaşlandığını anladığım için kafamı olumsuz anlamda sallayarak derin bir nefes almaya çalıştım. "İyileşene kadar bir daha yakınlaşmak yok."

"Araf iyiyim ben, bir şey yok." dedim kısık çıkan sesimle. Hay akılsız Lavi! şu sahne böyle mi bozulurdu ya.

"Hayır Sâye, senin acı çekmene katlanamam." dediğinde mecburen susmak zorunda kalmıştım, sanırım bir süre uzak kalsak iyi olacaktı.

Orada sırtımda ki yaraların sızlaması azalana kadar durduktan sonra yine onun kucağında aşağı inmiştik. Hava kararmış akşam saati gelmişti ve birkaç saat sonra bu yılı geride bırakıp yepyeni bir yıla yeni dostlarımla ve en önemlisi onunla girecektim, tekrar yaşadığımı hissettiren adamla...

Her ne kadar kulağa saçma gelse de bu durum oldukça tuhaf hissettiriyordu. Yılbaşı kadar önemsiz bir olay bile o yanımda diye heyecanlanmamı sağlayabiliyordu. Koltukta yanımda oturan Araf'a yaslandığımda saçlarıma öpücük kondurup kafasını oraya gömerek derin soluklar almaya başlamıştı. O sırada bende etrafta oyun ayarlamaya çalışan arkadaşlarımı izliyordum.

"Doğruluk mu cesaretlilik mi oynasak nasıl olur?" diyen Ahu ile bakışlarım ona dönmüştü.

"Çocuk muyuz biz kızıl şeytan?" diyerek onu tersleyen Aras'la kaşlarım kalkmıştı, kesinlikle eğlenceli olacaktı.

"Evet, bencede dc oynayalım." dedi Buğlem Ahu'ya arka çıkarak. Gözlerinde ki rekabet isteğini burdan bile görebiliyordum. Diğer herkes farketmez çektiğinde bakışlar bize dönmüştü.

"Benim içinde farketmez." dediğimde saçlarımın içinde olan burun derin nefesler almaya devam ediyordu.

"Farketmez." diyerek o da belirttiğinde kafasını gömdüğü için sesi boğuk çıkmıştı.

"O zaman ben şişe alıp geliyorum." dedi Ahu salondan çıkarak ardından birkaç dakika sonra elinde ki şişeyle gelmişti. Ben ve Araf hariç herkes yerlere kurulduktan sonra şişe dönmeye başmıştı, ben yaralarımdan dolayı mecburen kalkamıyordum yerimden.

Şişenin bir ucu Aras'a diğer ucu da Turgay'a geldiğinde heyecanla beklemeye koyulmuştum, soru sorma hakkı Aras'taydı.

"Doğruluk mu cesaret mi pampa?" dediğinde Ahu gözlerini devirerek kafasını çevirmişti. Aras gerçekten bir kumadan beterdi.

"Cesaret." dediğinde bir tık şaşırmış olabilirdim.

"Demek cesaret ha good boy. Kalk lan saçını kırmızıya boya." dedikten sonra bakışlarını Ahu'ya çevirmişti. "Şeytan kırmızısına."

Hepimiz şok içinde ne olacağını beklerken Ahu heyecanla ayağa fırlayıp tekrar salondan çıktıktan sonra elinde ki sprey boyayla geri dönmüştü.

"Bu yıkayınca çıkıyor dimi Güneşim?" dediğinde yavaş yavaş korkmaya başladığını anlamıştım ve bu daha da keyif vericiydi.

"Geçer geçer." diyerek onu geçiştirdikten sonra 3 numara olan saçlarını kırmızıya boyamıştı. "Ay çok yakıştı be dev adam. Ulan Aras kedi olalı bir fare yakaladın he."

"Hep böyle hakkım yeniyor işte, hah!" diyerek küser gibi önüne dönen Aras'la hepimiz yarılmıştık. Ardından şişe tekrar dönmeye başladığında bu sefer Kayra ve Alp arasında durunca gözlerimi büyüterek ortamı izlemeye koyulmuştum. Soran kişi Kayra'ydı, önce bakışlarını yardım dilenir gibi bize çevirdiğinde parmaklarımla kalp yapmaya çalışarak fikir veriyordum.

"Şu an kime aşıksın?" diye sorduğunda derin bir nefes alarak gözlerimi kapattım. Bu böyle mi sorulurdu be kızım?

"Öh be kızım." diye fısıldayarak yanında Deniz de onu dürttüğünde gülmemek için dudaklarımı ısırıyordum.

"Dc diye sormadın." dedi Alp sırıtarak.

"D mi C mi?"

"Cesaret." dedikten sonra ayaklanan Alp ile film izler gibi izliyorduk.

"Kime aşık olduğunu söylecek göt var mı?" diyerek haykıran Kayra ile kafamı en sonunda Araf'ın omzuna gömerek kahkaha atmaya başlamıştım. Yakında sinirden kafa da atardı bu, kızgın şirine.

Bakışlarımı tekrardan çifte çevirdiğimde Kayra'nın da hızla ayağa kalktığını görmüştüm. Alp'e doğru adımlayarak minik boyuyla ona kafa tutar gibi baktığında daha çok gülesim geliyordu.

"Noldu sesin kesildi küçük bey, öyle öpüp kaçma..." derken sözü Alp'in dudakları tarafından kesilmişti. Hepimiz gördüğümüz manzara karşısında bağırarak kahkaha atmaya başlarken Kayra şok olmuş gibiydi. Bir süre daha öyle kaldıktan sonra Alp kendini geri çekerek ellerini Kayra'nın beline koydu.

"Sanırım çok konuşan bir mavi kafaya tutuldum." dediğinde hepimiz alkışlamaya başlamıştık. Bunlarda sevgili olduklarına göre sırada diğer shiplediğim çiftler vardı, hadi bakalım.

Kayra hala şok içinde Alp'i izlerken nevri dönmüş gibiydi, şimdi doğruya doğru güzel hareketti.

"Ulan Alp bile buldu biz hala sapız kardeşim." diyerek yanında ki Aras'ı dürten Can'la bakışlarım istemsizce Deniz'e kaymıştı. Göz ucuyla onları izlediğini gördüğümde dudaklarımda ki sırıtış büyümeye başlamıştı.

"Sorma kader ortağım sorma, yalnız kalan bu seksi bedenim ve minnoş kalbim ile senin..." dedikten sonra susarak bakışlarını Can'da gezdirdikten sonra sözlerine devam etmişti Aras. "Ehh işte!" dediğinde Can hızla kafasına bir tane çakmıştı.

"Kurban ol sen benim fiziğime göt." diyerek küser gibi kafasını çevirmişti Can.

Bir süre daha oynadıktan sonra saat yavaşça gece yarısına yaklaşmıştı. Yaslandığım beden hareket ettiğinde mayışan bakışlarımı ona çevirmiştim.

"Benimle gelir misiniz hanımefendi?" diyerek boğuk sesiyle konuştuğunda yüzümde ki sırıtışla yeşillerine bakıyordum.

"Tabiki beyfendi, yeterki siz isteyin." dedim gülümseyerek. Önümde diz çöktüğünde bakışlarım kendi hallerinde takılan arkadaşlarıma kaymıştı. Herkes kendi halinde aralarında muhabbet ediyorlardı. Bacaklarıma elini atarak beline sardığında tekrardan ona dönmüştüm, kollarımı da boynuna sardığında ayaklanarak salondan ayrılıp merdivenlere yönelmişti.

Terasa geldiğimiz de birkaç saat önce yaşanan sahne tekrardan gözümün önüne gelirken yanaklarımın ısındığını fark etmiştim. Camın önüne geldiğimizde beni temkinlice bıraktıktan sonra arka tarafta duran ses sistemine doğru ilerleyerek bir şeyler yapmaya başlamıştı. Bir süre sonra çalan şarkıyla gülümseyerek aşık olduğum adama baktım.

Bu zamana kadar fark etmediğim için pişman olduğum tek kişiydi. Onu sevdiğim için asla pişman olmazdım, buna oldukça emindim lakin ya ben onu üzersem o zaman ne yapardım? Onsuz bir hayatı düşünmek dahi gelmiyordu içimden, ruhum çoktan ruhuna bağlanmıştı.

Yeşil gözleri parıldarken bana doğru adımlayarak yakınıma geldiğinde bir elini oldukça hafif bir şekilde belime yerleştirdikten sonra diğer eli de elinin kavramıştı. Dans etmeyi Kayra sayesinde biliyordum lakin şu an bedenim buna pek uygun sayılmazdı ama yine de onu durdurmadım, tek istediğim onu hissetmekti.

"Ben bal arısı gibiydim senden önce

Bak pervanelere döndüm seni görünce"

Arkada çalan şarkıya eşlik etmeye başladığında sesine mest olmuş bir şekilde onu dinlerken bulmuştum kendimi. Hafifçe yerimizi de sallanırken bir yandan da ona hayran bakışlar atmakla meşguldüm.

"Yana yana kül olsam her an, yine de senden ayrılamam

Yoluna adadım ömrümü ben sensiz olamam

Yana yana kül olsam her an, yine de senden ayrılamam

Bin yıl yaşasam yine sana doyamam"

Ona baktığım her an ormanlarında ki pırıltıları beni her defasında daha çok büyüyorlardı sanki, öyle ki görmezsem yok olup gidermişim gibi geliyordu. Sesi öyle güzeldi ki daha önce duymadığım her an için lanet edebilirdim.

Elimi yavaşça omzuna bıraktıktan sonra diğer elini de hafifçe belime yerleştirerek aramızda bir karış mesafe kalana kadar yaklaştığında kalbim tekrardan heyecanla kasılmıştı. Sadece ay ışığının aydınlattığı ormanlara yakından bakmak bile nefesimi kesmeye yetiyordu.

"Sana gönlümü verdim ey nazlı güzel

Seni almazsam gözlerim açık gider"

Fısıldayarak söylediği sözleri tüm damarlarımda hissederken tek yapabildiğim onu izlemekti. Bir insan nasıl bu kadar harika olabilirdi ki?

Ardından bir adım geri çıkarak omzunda ki ellerimi tutup dudaklarına yaklaştırdıktan sonra derince bir öpücük kondurduğunda gözlerimi kapatma isteğimle savaş vermek üzereydim. Öyle huzurluydum ki, belki de hayatımda ilk kez hiçbir şey umurumda değildi.

"Bana ellerini ver hayat seni sevince güzel

Yoluna adadım ömrümü ben gel kaçma güzel

Bana ellerini ver hayat seni sevince güzel

Sana gönlümü verdim nazlı güzel"

Sözlerinin bitiminde şarkı hala devam ederken umursamadan yanıma yaklaşarak alnını alnıma dayamıştı. Alt kattan bizimkilerin bağırma sesini duyduğumda son saniyelere girdiğimizi anlamıştım. Ellerimi boynuna dolayarak ona daha çok yaklaştığımda aklımda tek dileğim vardı. Lütfen bu huzur sonsuza dek devam etsin tanrım...

"10,9,8,7,6..."

"5,4,3,2,1..."

İkimizde geri sayımı bitirdikten sonra dudaklarıma temas eden dudaklarla hiç beklemeden karşılık vermiştim. Küçük bir busenin ardından geri çekilerek alnıma dudaklarını bastırdığında içimde ki huzuru tarif etmem mümkün değildi.

"Hayatıma hoşgeldin kadın, hep var ol hep benimle ol..."

"Hayatıma hoşgeldin adam, sonsuza kadar benimle ol..."

~~~~~~~~

(4 ay sonra...)

Güneşin gökyüzünü parıl parıl aydınlattığı bir gündeydik yine. Yaz mevsimi yavaştan gelirken her yanı kaplayan çiçeklerle bir anda küçük bir çocuk olmamı sağlayarak içimi neşeyle dolduruyordu. Tabi bunun sebebi Araf'ta olabilirdi, şu son 4 ayda bana öyle iyi gelmişti ki öldü sandığım tüm hislerim tekrardan gün yüzüne çıkmıştı.

Her ne kadar aklıma getirmek istemesemde Dağhan cephesinde büyük bir sessizlik hakimdi ve canımı sıkmıyor değildi. Neyse diyerek elimde ki telefona odaklandım tekrardan.

Ormanım🖤: Burnumda tütüyorsun Sâye'm (11.38)

Ormanım🖤: Ben nasıl dayanacağım bir hafta daha :(

Mesajlarına kahkaha atarken yatak başlığına daha çok yayılmıştım. İki haftadır iş için İngiltere'deydi ve her gün hiç bıkmadan yanına gelmem için yalvarıyordu benim koca bebeğim. Gitmeden önce çok ısrar etmişti lakin yeni başlayan vizelerim yüzünden gidememiştim, bu durum benimde canımı çok sıksa da elimden bir şey gelmemişti.

Lavinia: Bende seni özledim ama dayanman lazım hem bak çok az kaldı 💋 (11.42)

Ormanım🖤: Sonda ki emojinin gerçeğinden çokça istiyorum

Ormanım🖤: Ama şimdi toplantıya girmem gerek güzelim

Ormanım🖤: Seni çok seviyorum ❤️‍🔥

Lavinia: Kolay gelsin hayatım, bende seni 💋💋

Ormanım: Beni ne? (11.43)

Lavinia: Seviyorum koca adam

Lavinia: Hadi git geç kalacaksınız işkolik bey

Ormanım🖤: Senin bey'in ;)

Son mesajına kalp attıktan sonra hızla açılan odanın kapısıyla bakışlarımı gelen kızlara dikmiştim.

"Destur lan!" dediğimde beni umursamayarak yanıma koşarak yatağa atlamışlardı.

"Kalk kız hazırlan, İtalya'ya gidiyoruz." diyen Kayra ile tek kaşım havalanmıştı.

"Nereye nereye?" dedim anlamaya çalışarak. İtalya'da nerden çıkmıştı şimdi.

"Hepinizin sınavları bitti, o yüzden bir tatili haketmedik mi ayol?" diyerek sırıtan Ahu ile bende düşünmeye başlamıştım. Aslında olabilirdi hem Araf'ta bir hafta yoktu zaten, onsuz kalmaktansa İtalya daha mantıklı gelmişti.

"Olabilir aslında ama önce şu biletleri halledelim." dediğimde Deniz kahkaha atmaya başlamıştı.

"Kızım senin kocanın uçağı var, uçağı!" diyerek yanında ki Ahu ile gülmeye devam eden Deniz'in bacağına hafifçe vurarak geri çekilmiştim.

"Ne kocası lan, sizde bokunu çıkartmayın." dedim sırıtmamış engellemeye çalışarak lakin ne kadar mümkün olduğu tartışılırdı.

"Yani Lavi bildiğin karı koca hayatı yaşıyorsunuz, tek eksik imza yani." diyen Buğlem'le hak vererek kafamı sallamıştım. 4 aydır aynı evde kalmamız için elinden ne geliyorsa yapmıştı bende dayanamayıp sonunda kabul etmiştim.

"Neyse ben kocama haber verim o zaman şu İtalya konusunu." dedikten sonra tekrardan telefonu elime aldığımda gelen mesajları görüp gülmemek elde değildi.

Ormanım🖤: Şu mavi tiklerden hiç hoşlanmadım

Ormanım🖤: Güzelim? (11.54)

Ormanım🖤: Niye görüldü aldım ben şimdi

Mesajlara bakarken istemsizce yüzümde beliren sırıtışlara kızların hemen radarında yer alıyordum.

Lavinia: Kızlar geldi de onlarla konuşuyordum (11.56)

Lavinia: Bu hafta İtalya da olabilirim, haberin olsun.

Ormanım🖤: Tamamdır bebeğim

Ormanım🖤: Güzelce eğlenin :)

Lavinia: Senin toplantın yok muydu?

Ormanım🖤: Var güzelim (11.59)

Ormanım🖤: Şu anda toplantıdayım zaten

Ormanım🖤: Ama seninle konuşmama hiçbir şey engel olamaz. ;)

Ormanım🖤: Fotoğraf (12.00)

Attığı resmi açtığımda gördüğüm yüzüyle daha çok sırıtmaya başlayarak arkama yaslanmıştım. Masanın altına yakın bir yerde duran telefon onu aşağı bir açıdan yakalamıştı lakin buna rağmen sert bakışları hala oldukça netti. Bir süre daha fotoğrafı büyüterek izlediğimde yalnız olmadığımı hatırlamıştım. Bakışlarımı kızlara çevirdiğimde çoktan ayağa kalkarak dolabımı karıştırdıklarını görmüştüm. Umursamadan tekrar fotoğrafa döndüğümde aklıma gelen planla hınzırca bir sırıtış yer aldı dudaklarımda.

Kamerayı açarak hızla banyoya ilerledikten sonra kapıyı kapatıp üstümde ki tişörtü de çıkarttığımda içimde ki yeşil ve dantelli sütyenle kalmıştım sadece. Altımda ki eşofmanın da bel kısmını aşağı çekiştirdiğimde sütyenin takımı olan yeşil tanganın ipleri gözükmüştü. Elimde ki telefonu kaldırıp aynaya seksi olduğunu düşündüğüm bir bakışı atarken fotoğrafı çektim. Hemen yakaladığım pozlara baktığımda onun vereceği tepkiyi düşünmeye başlamıştım. Harika olacaktı.

İnat etmiş iyileşmeme rağmen 4 ay boyunca bana dokunmamıştı. Bende arsız gibi onu hayal edip durmuştum, biraz da o çeksindi...

Lavinia: Fotoğraf (12.05) (Görüldü)

Mesaj bir süre görüldü de kaldığında bende üzerime tekrardan tişörtü geçirip odaya dönmüştüm. Kızlar ellerinde ki benim valizimle odaya girdiklerinde kapının pervazına yaslanarak onlara baktım.

"Neler oluyor kızlar?"

"Bizimkiler hazırdı, şimdi sen kesin gidip kendine hep eşofman koyarsın diye seninkini de biz hazırladık. Çok vefalı dostlarız ama dimi?" diyerek sırıtan Kayra ile bende gülerek kafamı sallamıştım.

"Kaçta gidiyoruz peki? dedim bir yandan telefona bakarken lakin hala mesaj yoktu.

Kal geldi herhalde adama.

"Yarım saate çıkarız güzellik." diyen Ahu ile şaşırmama engel olamamıştım.

"Siz ne zaman planladınız bu tatili?"

"Ayy! Sende ne çok soru soruyorsun ateşli hatun, git hazırlan birazdan çıkacağız işte." diyerek beni omuzlarımdan tekrardan banyoya iteklemişti. Tam gülerek üstümü çıkartmaya başlıyordum ki çalan telefonla duraksadım. Araf görüntülü arıyordu, hemen açarak aynanın altında ki çıkıntıya telefonu dayadım.

Ekranda beliren yüzüyle içim kıpır kıpır olurken dudağımı ısırarak onu izlemeye başlamıştım.

"Hani neredeler?" dediğinde bakışlarının ekranda aşağı doğru kaymasıyla kahkaha atma istediğimi zorla bastırmıştım.

"Ne nerede?"

"Az önceki fotoğrafın ana üyeleri." dediğinde kadrajdan çıkarak gülmeye başlamıştım. Bu hali gözüme öyle tatlı gözükmüştüm ki yanaklarını ısırasım gelmişti. Kendimi sakinleştirdikten sonra tekrar kadraja girdiğimde tek kaşını kaldırmış bir şekilde beni izlediğini görmüştüm. Dudaklarında oluşan çapkın sırıtışına mest olurken kendimi kaptırmamaya çalışıyordum.

"Bilmem kaybolmuşlar." dedim sorusunu cevaplayarak.

"Hmm! Nasıl çıkarlarmış peki?" diyerek elinde ki telefonu kendine daha çok yaklaştırdığında netleşen ormanlarına bakakalmıştım. Her defasında beni büyülemeyi nasıl başarıyordu?

"Senin gelmen gerekirmiş, öyle dediler."

"Sözleri benim için emirdir. Bir hafta sonra elimden kurtuluşları yok, bunu da bildir kendilerine." dediğinde aynı onun gibi tek kaşımı havaya kaldırarak bir süre onu izlemiştim. Ardından kamerayı hafifçe aşağı çevirdiğinde pantolonundan bile oldukça belli olan şişliği gördüğümde derince yutkunmuştum. "Eseriniz küçük hanım."

Kadraj tekrardan yüzüne döndüğünde sırıtışım tüm yüzüme yayılmıştı.

"Ne yapmışım ki ben?"

"Cezanı arttırmışsın." dedikten sonra hafifçe dudaklarını ıslattığında gördüğüm manzarayla benimde dilim damağım kurumuştu.

"Her neyse benim hazırlanmam lazım, yarım saat sonra çıkacakmışız." dedim hızla konuyu değiştirerek yoksa sonumuz pek iyi bir yere gitmiyordu.

"Tamam güzelim kaç bakalım. Belki bir hafta sonra bende yanınıza gelirim, birlikte Türkiye'ye geçeriz." dedikten sonra göz kırptığında daha da bir erimiştim.

"Olur, bana uyar." dedim sırıtmamı yüzümden asla silmezken.

"Tamam görüşürüz o zaman bebeğim, öpüyorum mis kokundan."

"Bende öptüm, babay." dedikten sonra aramayı sonlandırırken aynada ki parıldayan siyahlarımla karşılaşmıştım. Ben bu adamı çok seviyordum ya...

Banyoda ki işimizi hızlıca hallettikten sonra odama geri döndüğümde yatağın üzerinde kırmızı ve oldukça iddialı duran elbiseyle bakışmıştım.

"Lavi gider borusuna mı takıl..." diyen Buğlem beni gördüğünde sözünü yarıda keserek devam etmişti. "Heh çıktın mı? Biz sana elbise seçtik, onu giy lütfeeen!" diyerek son kelimeydi uzattığında attığı yavru köpek bakışlarına ifadesizce bakıyordum. Onunda üzerinde siyah mini bir gece elbisesi vardı. Uçağa binerken niye bu kadar hazırlanıyorduk ki biz?

Bakışlarımı tekrardan kırmızı elbiseye çevirdiğimde kararsız kalmıştım. Kadife kumaşı olan askılı mini bir elbiseydi bu. Belki de fotoğraf atıp çıldırtmak için iyi bir seçenek olabilirdi.

"Tamamdır, hazırlanıp geliyorum." dedim elbiseye doğru yürüyüp elime alırken. Sözlerimin ardından Buğlem dışarı çıktığında bende hızla üzerimde ki havluyu çıkartıp elbisenin renginde dantelli bir tanga giymiştim. Üzerine de elbiseyi geçirip aynanın karşısına geçtiğimde gördüğüm görüntüden bir hayli memnundum. Zaman kaybetmeden saçımı ve makyajımı da hallettikten sonra gözüm kırmızı ruja çarpmıştı. Fotoğraf atarken daha çok çıldırtabilirdim sanırım.

Kırmızı rujumu dudaklarıma yaydıktan sonra elimi saçıma atarak yaptığım buklelerin açılmasını sağlamıştım. Ardından son kez aynadaki yansımama öpücük atarken ayağa kalkıp tabanları kırmızı olan siyah topuklu ayakkabılarımı giyip aşağıya inmek için odadan çıkıp merdivenlere yöneldim.

Kızlar kapının yanında beni beklerken yanlarında Can ve Aras vardı sadece, onlarında bakışları belirli iki kişi üzerindeydi. Deniz ve Buğlem...

İkisi de siyah giymişti, tek farkla Deniz'in ki uzun ve yırtmaçlıydı. Bakışlarım koluma giren Ahu'ya kaydığında onun ise acı kahve, dar, uzun bir elbise tercih ettiğini görmüştüm. Sahi biz niye düğüne gider gibiydik?

"Yakıyorsun." diyerek kulağıma fısıldayan Ahu ile ona dönmüştüm.

"Sende harikasın güzellik." dedim göz kırparak. Bakışlarım tekrardan bizimkilere döndüğünde kolumda ki Ahu ile ilerlemeye devam ettik.

Can ve Aras hariç diğerleri Araf'ın yanında, İngiltere'deydiler. Birkaç gün sonraki doğum gününde de orada olduğunu bilmek her ne kadar canımı sıksa da geldiğinde kutlayacağım için kendimi sakinleştiriyordum. Hem belki İtalya'dan ona hediye de bakardım.

"Biz niye böyle giyindik lan şimdi?" dediğimde yanlarına varmıştım. Can'ın bana dönen bakışları gittikçe büyüdüğünde hızla gözlerini kapatarak arkasına dönüp Aras'ı dürtmüştü.

"Yenge vay anasını avradını olmuşsunda bakarsak Arhan bizi kazığa oturtur." diyen Can'la istemsizce gülmeye başlamıştım. Kıskanç bebek...

"O gözle bakmayacağınızı biliyorum, dönebilirsiniz."

"Saol duman yenge biz almayalım. Civciv gözlerim kapalıda o siyah elbisenle beni yönlendirebilir misin?" diyen Aras'la onunda arkasını döndüğünü fark etmiştim. Sözlerinin ardından Buğlem'in suratı neredeyse elbisemle aynı renk olurken yanıma yanaşan Kayra'ya çevirdim bakışlarımı.

"Bana da aynı muameleyi yapıp durdular." dedi yüzünde ki sinir olmuş ifadesiyle. Üzerinde ki beyaz straplez tulum bir hayli yakışmıştı.

"Beyaz yakışmış." dedim üzerini göstererek.

"Saolun leydim, kırmızı da sizi bir hayli açmış." diyerek sırıttığında yavaşça kapıya ilerlemeye başlamıştık. Aras zorla Buğlem'in koluna girerek ilerlerken, Can ise Denizin bir adım gerisinden gelerek etraftaki korumalara öldürücü bakışlar atıyordu. Biz ise şirine ile bu duruma sırıtarak arabalara geçmiştik.

"Şirine biz niye bu haldeyiz?" dedim bakışlarımı yanımda oturan Kayra'ya çevirip az önceki sorumu tekrarlayarak.

"İndiğimiz saatlerde Ahu'nun arkadaşının düzenlediği bir parti varmış, ona katılacağız." dediğinde tamam anlamında kafamı sallamıştım.

Bizim arabada Kayra, ben ve Ahu varken arkamızdan gelen araçta ise diğerleri vardı.

"Patron bizde gelelim mi?" diye soran Agah'la bakışlarımı dikiz aynasında ki gözleriyle çakışmıştı.

"Hayır Agah, orada size gerek yok. Arya ve Namık size emanet." dedim sürücü koltuğunda ki adama hitaben.

"Tamamdır patron, gözün arkada kalmasın." dediğinde hafifçe kafamı sallayarak onu onaylamıştım. Adamlarım arasında tek güvendiğim kişi Agah'tı, belki de bunun sebebi onu hep abim gibi gördüğüm içindi, emin olamıyordum.

Birkaç saatin sonunda havaalanına ulaştığımız da hızlıca arabadan inerek gördüğümüz kameramanlarla gözlerimi devirmeden edememiştim. Ünlü bir sevgiliniz varsa ve herkes sizi tanıyorsa hayat biraz çekilmez olabiliyordu.

Korumalar eşliğinde havaalanına zor bela girdikten sonra hızlıca check-in işlemleri için ilerlemiştik. Bazen dövüşler için yurt dışına çıkmam gerekebilirdi bu yüzden pasaportumda vardı lakin vizeyi nasıl halletmişlerdi işte ona emin değildim.

"Lan ben size vizeyi sormadım, o nasıl halloldu?" dedim yanımda ki Deniz'i dürterek.

"Onu seninkine soracaksın artık ateşli hatun, tek telefonla halletti." dediğinde kaşlarımı kaldırarak önüme döndüm. Nasıl hemen halletmişti ya?

Bir süre sonra valizlerimizi teslim edip uçağa doğru hareket etmeye başlamıştım. Üç adet araba önümüzde durduğunda hepimiz ses etmeden dağılarak arabalara binip uçağın yakınına kadar onlarla gitmiştik.

Duran arabadan indiğimde uçağa bakakalmıştım. Tam kuyruk kısmına kocaman işlenen harflerle sırıtmama engel olamıyordum.

L.A~A.A.D

Bu adam delinin tekiydi ve o deliye kesinlikle aşıktım. Ne kadar zengin olduğu kısmına düşünmek dahi istemeyerek uçağa adımladığımda diğerleri de peşime takılmışlardı.

Bindikten bir süre sonra hareket eden uçakla arkama yaslanarak beklemeye koyuldum. Tam tamına iki buçuk saatimiz vardı inmek için ve bu süreyi uyuyarak geçirebilirdim. Harika plandı...

"Ee! Böyle boş boş oturacak mıyız?" diyerek bir saatin sonunda haykıran Buğlem ile bakışlarımı ona çevirdim.

"Evet ya şarkı falan açsak ne olur ki?" dedi Kayra Buğlem'i destekleyerek.

"Ne gerek var kızlar uçaktayız." dedim gözlerimi devirerek. Daha önemli işlerim vardı, uyumak gibi.

"Bir şey olmaz hadi kalk ayağa." diyen Ahu beni çekiştirdiğinde mecburen ayağa kalkmak zorunda kalmıştım.

"Lavi harika dans eder biliyor musunuz?" diyerek benimle övünen Kayra ile kaşlarım çatıldı. Uçakta dans mı edecektim?

"Aa! O zaman bir istek parça söyle onu açalım, sende bize hünerlerini göster." diyen Deniz'le kaşlarım daha çok çatılmıştı. Aklımda dönen şarkıyla sırıtırken kahkaha atmamak için zor tutmuştum kendimi. Etrafa bakındığımda Can ve Aras'ın telefon görüşmesi yapmak için uçağın içinde bulunan küçük yatak odasına geçtiklerini görmüştüm, rahat olabilirdim yani!

"Tamam o zaman kızlar sizi kırmayalım. Açıyorum hemen." diyerek elime telefonu alarak kayıtlı şarkılarıma girdiğimde hemen karşıma çıkan o şarkıyı açıp başlatmıştım.

Başlayan şarkıya bende eşlik etmeye başlarken ellerimi yukarı kaldırıp kıvırtmaya başlamıştım.

"Kime nasıl ikna olucam derken

Karşımda gördüm seni

Dün bir bugün iki çok erken

Dedim ki dur bakalım

Kime nasıl ikna olucam derken

Karşımda gördüm seni

Dün bir bugün iki çok erken

Dedim ki dur bakalım..."

Bir yandan şarkıya eşlik ederken bir yandan da kalçamı sallayarak daracık alanda dans etmeye çalışırken kızlar ise beni alkışlamaya başlamışlardı.

"Döktür be Lavi." diyen Buğlem'e öpücük atarken devem ettim.

"Sizin ordan geçince

Bizi hayal edince

Oynayan filmleri saatlerce

Dedim ki çek bakalım"

Ellerimi yavaşça vücudumda gezdirmeye başladığımda gözlerimi kapatarak kendini müziğin akışında bırakmıştım. Zihnimde beliren yeşillerle damarlarımda akan kanın hızlandığını hissedebiliyordum.

"İçine de siner, tenine de

Bi geçirirsem seni ellerime

Pervane döne döne, itaatkar bir köle

Neler geçiyor aklımdan tövbe, tövbe"

Köle dediği kısımda kollarımı yukarı kaldırarak sanki bağlıymış gibi yaptığımda kızların çığlıkları daha da artmıştı.

"İçine de siner, tenine de

Bi geçirirsem seni ellerime

Pervane döne döne, itaatkar bir köle

Neler geçiyor aklımdan tövbe, tövbe"

Sözlerin bitiminde arkamı dönerek dansa devam edecekken aldığım koku ve yüzüme çarpan nefesle hızla gözlerimi açarak aşık olduğum yeşillere bakakaldım. Araf buradaydı...

"Artık eminim, sen beni delirtmek istiyorsun." diyerek boğuk sesiyle konuştuğunda bakışları kırmızı dudaklarıma odaklı kalırken hala şokun etkisinden çıkamamıştım. Öylece kocaman gözlerle onu izliyordum.

"Abi kıza kal geldi, ben dedim ama aniden çıkma diye." diyen Aras'la gözlerimi kırpıştırarak bir adım geri çekildim. Hayal değildi dimi? Şu an karşımdaydı.

"Araf!" dedim hala varlığına inanamazken.

"Sâye'm" diyerek kaşlarını kaldırdığında yüzümde oluşan gülümsemeyle hızla koşarak boynuna atlamıştım. İki haftadır öyle çok özlemiştim ki gerçekten burnumda tüter olmuştu.

Belime sarılan kollarla beni daha çok kendine çektiğinde başını boynuma gömerek derin nefesler almaya başlamıştı.

"Çok özledim." dedim bende aynı onun gibi yağmur kokusunu solurken.

"Bende güzelim bende." dedikten sonra bir süre daha öyle kalsakta geri çekilmemiz gerektiğini fark ederek kafamı boynundan kaldırdığımda o da diklenerek bana bakmıştı. Gözlerinde ki çapkın pırıltıların özlemle harmalandığını gördüğümde derince bir yutkunma isteğiyle baş başa kalmıştım.

Bugünkü attığım resim, az önce ki dans ve şarkı, ceza!Sanırım boku yemiştim...

Bakışlarımı kaçırarak etrafa baktığımda herkesin gayet sakin bir şekilde bizi izlediğini görmüştüm.

"Sizin haberiniz vardı." dedim aydınlanma yaşayarak. O yüzden alelacele bir şekilde çıkmıştık evden. Sözlerimin ardından herkes gözlerini kaçırıp sırıtırken kafamı olumsuz anlamda sallamıştım. Bunun illaki rövanşı olurdu.

Arkamı dönerek cam kenarında ki koltuğa oturduğumda Araf'ta hızlıca yanıma koyulmuştu. Araf'ın yanı sıra diğerleri de gelmişti ve Kayra ile Ahu da hasret gidermekle meşguldüler, Deniz ile Buğlem ise tam karşımızda oturduklarında hemen arkalarında Can ile Aras ayağa kalkarak sohbet açmaya çalışıyorlardı.

Bir süre onların sohbetini dinlerken Araf ise yarım bıraktığı işlerini halletmeye çalışıyordu. Madem işi vardı niye gelmişti ki?

"Dimi Lavi?" diyerek bana soru yönelten Buğlem ile bakışlarımı ona çevirdiğimde anlamaya çalışıyordum.

"Ne? Anlayamadım." dedim ona odaklanarak lakin hemen ardından üzerime bırakılan battaniye ile kafamı yanımda ki adama çevirmiştim.

"Serin biraz, üşüme." dedikten sonra göz kırptığında dudaklarımda ki gülümsemeyle kafamı olumlu anlamda sallayarak tekrardan Buğlem'e dönmüştüm.

"Senin vizeler iyi geçmişti dimi diye sormuştum." dediğinde kafamı olumlu anlamda sallarken bacağıma temas eden sıcak parmaklarla boğazım kurumaya başlamıştı. Git gide elbiseyi yukarı doğru iterek elini ilerlettiğinde bende elimi yavaşça battaniyenin altına sokup elini kavramıştım.

"Evet iyi geçti benimkiler, seninkiler nasıldı?" diye sorduğumda bacağımı kavrayıp sıkan elini düşünmemeye çalışıyordum. Elini tekrardan çıldırtacak derecede yavaş bir şekilde aşağı ilerlettikten sonra dizimden kavrayarak sağ bacağımı kendi bacaklarının üzerine atmıştı. Bakışlarım ona dönerken aşırı tepki vermemek için kendimi sıkıyordum.

"Rahat otur güzelim bacakların kapalı zaten." dedikten sonra dudaklarında ki o kenara kıvrılmış çapkın sırıtışıyla önüne dönmüştü.

"İyiydi ya benimkilerde umarım büte kalmam, hiç uğraşmak istemiyorum." dedikten sonra yanında ki Deniz'e dönmüştü Buğlem. "Sen tabi kurtuldun okuldan."

"Ee! Tabiki ben bitireli yıllar oldu." dediğinde sırıtmaya başlamıştı. Bacağımda ki eli öyle hafif okşayarak yukarı doğru çıkıyordu ki çığlık atmak istiyordum. Yavaşça bacak arama doğru yaklaşan parmakları ile nefes alışverişim istemsizce hızlanırken tek odaklandığım yer tenimi yakarak ilerleyen eliydi.

Tam bacağımla tangamın birleştiği yerde parmakları duraksadığında daha fazlası için yalvaracak hale gelmiştim, hissedebildiğim kadarıyla çoktan ıslanmıştım bile.

Bir süre orada oyalandıktan sonra parmağını tam oramda hissettiğimde dudaklarımdan inleme kaçmaması için hızla elimi dudaklarıma yasladığımda elini tamamen tenimin üstünden çekerek bakışlarını bana dokundurmuştu.

"Sayın yolcularımız uçağımız birazdan iniş yapacaktır. Lütfen yerlerinize oturarak kemerlerinizi bağlayınız." diyen pilotla bacağımı hızla kucağından çektikten sonra açılan elbisemi düzeltip titreyen ellerimle zor bela kemeri bağlamayı başarmıştım. Sahi ne ara o kadar süre geçmişti? Ruhum bile duymamıştı.

İniş yaptığımızı belli eden ses geldikten sonra herkes ayaklandığında ben ayağa kalkarak bakışlarımı Deniz'e çevirmiştim.

"Ben bir tuvalete gidip geliyorum." diyerek bildirdikten sonra uçakta ki odaya doğru adımlamıştım.

"Tamam o zaman, biz seni bekliyoruz." diye arkamdan seslenen Buğlem ile dördününde geri yerlerine oturduklarını görmüştüm. Hızlıca odaya girdikten sonra diğer bir kapıya ilerleyerek açıp tuvalet kabinine girdiğimde ellerimi lavaboya dayayarak aynadaki yansımama bakmıştım. Yanaklarım neredeyse dudaklarımda ki rujla aynı renk olmak üzereydiler. Gerçekten kafayı yememe ramak kalmıştı ve hala bacaklarımda ki titreme geçmemişti.

Derin bir nefes alarak soğuk suyu boynuma sürdükten sonra aynada son kez kendime bakıp kabinden çıkmıştım ki belimden çekilerek yandaki duvara yaslanıldığımda kocaman açılmış gözlerimle yeşillere bakakalmıştım.

Burdan sonrası +16 sahne içerir :)

"Araf..." dememin hemen ardından sözümü bitirmeden sertçe dudaklarıma kapanan dudaklarla nefesimin kesildiğini hissetmiştim. Şaşkınlıktan elim kolum birbirine karışırken ne yapacağımı şaşırmıştım. Hırsla alt dudağımı emdikten sonra sertçe ısırdığında inlememi engelleyemeyerek dudaklarımdan çıkıp dudaklarının içinde kaybolmasını sağlamıştım. Parmakları tüm bedenimde gezinerek beni çıldırtmaya devam ederken bir anda kadınlığıma temas etmeleriyle tekrardan yoğun bir şekilde inlemiştim.

Yaşadığım zevkten gözlerim kayarken zihnimi hissedemez hale gelmiştim. Adeta onun için yanıp kavruluyordum.

"Siktir! Çok ıslaksın." diyerek hırladıktan sonra dudaklarımı rahat bıraktığında bir adım geri çekilerek beni de kendine çekip döndürmesinin ardından sırtımı ona yaslanmamı sağlamıştı. "Kimin için bu kadar ıslak?" diye kulağıma fısıldadığında aynı zamanda da parmakları elbisemi yukarı kıvırdıktan sonra sağ elinin parmaklarını hafifçe kadınlığımda hissettiğimde inleyerek kafamı geri yatırıp omzuna yaslamıştım. Sorusuna cevap verecek dilimin varlığını bile unutmuştum şu an.

"Bir soru sordum." diyerek tekrar fısıldadığında dudakları kulağıma çarparken elini kadınlığıma daha çok bastırmıştı.

"Ahh! Sen... senin için." dedim tabiri caizse inleyerek. Sonrasında boşta olan eli dudaklarıma kapandığında kadınlığımda ki eli hareket etmeye başlamıştı.

"Şhh! Sessiz güzelim, sonuçta dışarıdaki arkadaşlarımızın duymasını istemeyiz." dedikten sonra boynuma dudaklarını bastırdığında eli de hızlanmaya başlamıştı. Ellerimi ağzımda bulunan elinin üzerine koyup daha çok bastırdığımda inlememek için kendimi zor tutuyordum. Bacaklarım dahil olmak üzere tüm bedenim titrerken kendimi kaybetmek üzereydim, tek istediğim oydu.

"Önce seni boşaltarak sularını benim için akıtmanı sağlayacağım." dediğinde duraksayan eliyle kendimi istemsizce eline doğru itmiştim. Durmasını istemiyordum, durmamalıydı. "Sonrasında akıttığın tatlı sularını dudaklarımla temizleyip sen tekrardan patlayana kadar dilimi içinde gezdireceğim." dedikten sonra kulağıma çarpan dudaklarıyla fısıldarken elini hareket ettirip tanganın içine soktuğunda yaşadığım zevk öyle fazlaydı ki ayakta durmakta baya zorlanıyordum. "Ardından bunu tekrar yapıcam, tekrar ve tekrar ve tekrar, ta ki sen uslu bir kız olana kadar."

Gözlerim git gide kayarken elini dudağımın üzerinden çekerek göğsüme getirip avuçlayarak sıktığında inlememek için dudaklarımı neredeyse parçalayacak kadar sertçe ısırıp kafamı onun boynuna gömdüm. Eli gittikçe hızlanarak bana daha çok işkence ederken kalçamda hissettiğim varlığı da büyümeye devam ediyordu.

Öyle ıslaktım ki elinin temasıyla çıkan her ses beni daha çok azdırarak sona yaklaşmamı sağlıyordu. Elini daha çok hızlandırdığında çığlık atmak için çırpınıyordum lakin tek yaptığım titreyerek bu işkencenin bitmesini beklemekti. Artık sona gelmek üzereyken gözümün önünde parıldayan ışıklarla titremem arttığında elini bir anda geri çekmesiyle çıktığım o yüksekten bir anda yere çakılmıştım sanki.

"Hayır! Hayır, hayır. Lütfen!"

Tek diyebildiğim bunlardı. Şu an ona delicesine muhtaç gibi hissediyordum. Kadınlığımda ki zonklama beni delirtirken o ise elini cebine atarak çıkardığı bez parçasını gözlerime bağladıktan sonra beni hızlıca kelimenin tam anlamıyla yatağa doğru fırlatmıştı.

"Sikerim insanları, sesini duymak istiyorum." diyerek kapıya yöneldikten sonra nefes nefese kalmış bir şekilde yerimde doğrulurken uçakta ki herkesi kibarca! nasıl kovduğunu dinliyordum. Kapının kapanma sesiyle beraber adım seslerini işittim. "İşte şimdi çığlık atmaya hazır olabilirsin. Çünkü cezan yeni başlıyor küçük hanım."

"Araf!" diyerek inlediğimde sertçe belimden tutarak yatağa düzgünce yatmamı sağladıktan sonra aniden gelen kumaş yırtılma sesiyle zaten gergin olan bedenim daha çok kasılmıştı. Elbisenin üzerimde ki parçaları yok olduğunda tenime çarpan rüzgarla daha çok titrerken gözümde ki bezi çıkarmak için elimi uzattığımda hızla durdurulmuştum.

"O kalacak güzelim. Ne kadar gecelerini görmek için çıldırsam da bir süre kalmalı." dediğinde kafamı olumsuz anlamda sallamıştım.

"Hayır." dedim nefes nefese kalmış bir sesle.

"Ellerini de bağlamamı ister misin?" dediğinde kafamı tekrardan olumsuz anlamda sallamıştım. "O zaman uslu bir kız olduğunu göster bana küçük kızım." dedikten sonra elimi rahat bıraktığında eli yanağıma ordanda dudaklarıma geçmişti. "Çok güzelsin, aynı bir melek gibi ve ben kendimi her defasında meleği arzulayan o şeytan gibi hissediyorum."

Dudaklarıma baskı yaparak ikiye ayırdığında sol elinin tahminimce orta parmağı dudaklarımdan içeri süzülmüştü. Dişlerimi dokundurmamaya çalışarak parmağını sertçe emdiğimde erkeksi inlemesi odayı doldurmuştu ardından elini sertçe çektiğinde yerini dudakları almıştı. Öyle sertçe atılmıştı ki birbirine çarpan dişlerimiz ayrı bir ahenk oluşturmuştu sanki.

Alt dudağımı neredeyse morartana kadar emdikten sonra dişleriyle çekiştirerek bıraktığında dudakları çeneme ilerleyerek geçtiği yerleri diliyle ıslatmaya başlamıştı. Sonrasında boynuma temas eden dudaklarla kafamı arkaya doğru eğerek ona yer açtığımda tenime dokunan dudaklarının kıvrıldığını hissediyordum. Az önceki yarım kalmışlıktan dolayı hala zonklayan kadınlığımla bacaklarımı kapatmaya çalışmıştım lakin dizini koyarak buna engel olmuştu.

Dişleri ve diliyle boynumda ki ince deriyle oynarken tahriş olan dudaklarımı ısırarak ellerimi saçına atıp onu daha çok kendime bastırıyordum. Karşısında neredeyse yarı çıplak olmak bile umrumda değildi, tek düşünebildiğim onu ne kadar çok istediğimdi.

"Ama benim kızım bir melek değil dimi? Küçük bir şeytanın ta kendisi." dedikten sonra elini tanganın üzerinden kadınlığıma atarak sertçe okşamaya başladığında neredeyse çığlık atar gibi inleyerek bacaklarımı iki yana açıp ona izin vermiştim. "Hadi güzelim benim için gel, akıt sularını." diyerek boynuma nefesini vererek konuştuğunda ellerimin arasında ki saçlarını çekiştirerek sırtına tırnaklarımı geçirmeye başlamıştım. Gömleğini ne zaman çıkartmıştı emin değildim lakin umrumda da değildi.

Kadınlığımda ki parmakları sertçe klitorisimi ezerken inleyerek tırnaklarımı daha derine batırıyordum. Öyle bir histi ki bulutların üzerine çıkabilmek için gitgide yükseliyor gibiydim ve artık yağmur olarak yağmak istiyordum.

Göğsümde ki eli ucuyla oynarken bilincimi tamamen kaybetmek üzereydim. Artık sona gelmeye başladığımda vücudumun titremesi hat safhaya ulaşmıştı.

"Ahh! Araf..." diyerek çığlık attığımda kafayı yemek üzereydim. Kadınlığımda ki parmakları öyle ustaca işini yapıyordu ki inlemekten başka hiçbir şey yapamıyordum.

"Söyle." diyerek fısıldadığında boynumdan kafasını kaldırarak dudaklarımı aşağı doğru yönlendirmişti.

"Lütfen!" dedim inleyerek.

"Söyle!" diye baskın sesiyle verdiği emiri meşgul olan zihnimi daha da allak bullak ediyordu.

"İstiyorum... lütfen akmama yardım et." dediğimde az önce parmaklarıyla oynadığı meme ucumu bu sefer dudaklarıyla ezmeye başlamıştı. Dilinin her darbesinde daha fazla inlerken elinin kadınlığıma yaptığı işkence aralıksız devam etmekteydi.

Artık sona yaklaştığımı hisseden bedenim daha çok titrerken tırnaklarımı tenine sertçe gömerek kafamı geri attım. Tüm bedenim kasılırken patlamak için ultra bir istek duyuyordum. Göğsümde ki dudakları ucuna dişini geçirdikten sonra emerek çekiştirdiğinde neredeyse yaşadığım hazdan dolayı ağlamak üzereydim. Hiçbir şey düşünemiyor, ona ayak uydurmaktan başka hiçbir şey yapamıyordum.

"Araf... geliyorum..." diyerek inlemelerimin arasında zor bela konuşurken eli tangamı kenara sıyırarak hemen tenime temas edip işini yapmaya devam ettiğinde gözümün önünde patlayan havai fişeklerle sona yaklaşarak sularımı eline akıttığımda ne zaman havalandığını anlayamadığım belim yatağa düştü, bedenimde oluşan rahatlamayla ellerimi sırtından çekerek iki yana atmıştım.

Hala titremelerin etkisi sürerken o ise dudaklarını tenimden ayırarak doğrulmuştu. Nefes nefese kalan bedenimi sakinleştirmeye çalışırken elini hafifçe kasıklarımda hissettikten sonra tangamın parçalanışıyla göremediğim halde dirseklerimin üzerinde doğrulmuştum. Bir süre bekledikten sonra aniden gözümde ki bandajın çekilmesiyle gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. Üzerinde boxer haricinde hiçbir şey yokken nasıl böyle bir manzarayı kaçırırım onu düşünüyordum.

"Üzgünüm güzelim o resimden sonra tek yapmak istediğim buydu." dedikten sonra beni omuzlarımdan ittirip tekrardan uzanmamı sağlayıp bacaklarımı araladığında yapacağı şeyi anlayıp bacaklarımı geri kapatmaya çalışsam da buna izin vermemişti.

"Hayır, Araf hayır..." dememe kalmadan hızla dudaklarını kadınlığıma bastırdığında kafamı geriye atarak inleyemeye başlamıştım. Az önce rahatlayan bedenim tekrardan ışık hızında gerildiğinde kafayı yemek üzereydim. Vücudum yaşadığı hazdan dolayı alev alev yanarken saçlarına elimi atıp çekiştirerek onu istemsizce kendime daha çok bastırıyordum.

"Beni bu tattan mahrum bırakamazsın." diyerek boğuk sesiyle fısıldadığında kadınlığımın ıslak duvarına çarpan sıcak nefesiyle çığlık atarak kendimi onun elinden kurtarmaya çalışıyordum. Bu hareketimle iki elini de kalçama dayamasının ardından hissettiğim diliyle çığlık atarak saçlarından ayırdığım elim hırsla çarşafı kavramıştı. "Imm! Tadın bir mahkumun son akşam yemeği gibi, her defasında daha fazlasını istediğim leziz bir yemek..."

"Ahh! Siktir." diye inleyerek haykırdığımda kafam allak bullaktı. Dilinin her hareketinde nefesim kesilirken zihnimde alabora çıkarak her şeyi darmaduman ediyordu. Kadınlığımda ki suları emdiğinde dişlerini de hafifçe devreye sokmuştum. "Araf!" diyerek inlediğimde söylemek istediğim çok şey olsada dudaklarımdan dökülen tek şey onun ismiydi.

"Güzelim, bana ne istediğini söyle." dediğinde çarpan nefesiyle daha çok inlerken konuşma yetimi çoktan kaybettiğimi düşünüyordum.

"Seni..." dediğimde tamamen zihnim devre dışı kalarak dürtülerimle konuştuğumu fark etmiştim. Bu sözümle dili daha çok hızlanırken girişime dayanarak orayı zedeledikten sonra tüm kadınlığımda dilini gezdirerek klitorisimi emmeye başlamıştı.

"Bana bak! Aç gözlerini." diyerek verdiği emire uyurken bacaklarımın arasında uzanan iri bedeni ile kadınlığımda olan dudaklarıyla inleyerek parıldayan ve koyulaşan yeşillerine bakakalmıştım. "İşte benim uslu kızım." dedikten sonra dudaklarıyla bana işkence çektirmeye devam ettiğinde tekrardan sona geldiğimi hissediyordum. Eli göğsümü avucunun içine alarak sıkmaya başladığında bedenim sona geldiğini belli edercesine titremeye başlamıştı.

Dili ve dudaklarının her hızlanışında kendimi biraz daha kaybederken kasılan bedenimde daha yüksek inlemeye başlamıştım.

"Araf!"

"Hadi bebeğim doyur beni." sözlerinin ardından sanki bedenim bu emri bekliyormuş gibi daha da kasılırken inlemelerim uçağın duvarlarına çarparak yankılanıyordu. Hızlanan dilinin yanına parmakları da eklendiğinde yaşadığım haz tüm hücrelerime yayılarak beni çıldırtıyordu sanki.

İkinci kez kendimi yere bıraktığımda nefes nefese kalmış bedenim ve arzudan kapanan bakışlarımla sona geldiğim de çığlık atarak saçlarına uzanan ellerim onu daha da kendime bastırdığımda titreyerek onun tabiriyle sularımı akıtmıştım.

Sahne bitmiştir, buradan devam edebilirsiniz.

Yaşadığım hazdan bitap düşerken nefeslerimi düzene sokmaya çalışırken o ise bedeni doğrultarak sanki gerçekten lezzetli bir yemek yemiş gibi dudaklarını yaladıktan sonra parmaklarını yalayarak bana göz kırpmıştı.

"Bunun hesabını fena soracağım." dedim boğuk ve nefes nefese kalan sesimle. Sözlerimin ardından sırıtmadı büyürken kendini hızla yanıma atarak alnıma öpücük kondurmuştu.

"Heyecanla bekliyor olacağım güzelim." dediğinde bakışlarım onun aletine kaymıştı.

"Senin ufaklığında bazı şeylere ihtiyacı var gibi."

"Önemli olan sensin, şu anlık ikinci planda kalabilir." dediğinde elimi hızla boxerına doğru uzatmıştım ki havada yakalamıştı.

"Kalmasın, bende tadına bakmak istiyorum." dediğimde derince yutkunduğunu fark etmiştim.

"Şimdi değil güzelim, sonra söz veriyorum buna izin vereceğim lakin şu an tek önemli olan senin cezan." dedikten sonra dudaklarını sertçe dudaklarıma bastırdığında kısa süreli bu öpüşüne karşılık vermiştim.

Kendimi hafifçe geri çektiğimde yerde parçalanan kıyafetlerim gözüme ilişmişti.

"Şimdi ne giymemi önerirsiniz peki Araf bey." dedim çıplak bedenimi daha çok ona yaslayarak.

"Dolapta ki benim kıyafetlerimden giyebilirsiniz Sâye hanım." dediğinde gülerek elimi terden anlına yapışan saçlarına atmıştım.

"Elimize mikrofon alıp bağırsak daha az belli olur yani aşkım." dediğimde bakışları bedenimde gezinmeye başladığında bende bakışlarımı oraya çevirmiştim. Vücudumun çoğu yeri morartı içindeydi.

"Bence belli olması için kıyafete ihtiyacın yok ayrıca belli olsun güzelim problem değil. Ben Ahu'nun yırtık üstle de yanımıza geldiğini biliyorum." dediğinde gözlerimi büyüterek ona bakmıştım.

"Aa! Hayır Araf çok kötüsün." derken gülmeye devam ediyordum.

"Evet, ben kesinlikle kötü bir adamım ve bu kötü adamın elinden daha çok çekeceğiniz var küçük hanım." demesiyle ellerimi ensesine sürterek okşadığımda kafasını hızla huylanarak geriye yatırdığında kahkaha atarak gülmeye başlamıştım.

"Evet, kesinlikle çok kötüsünüz beyfendi." diyerek dalga geçtiğimde belimde ki elini çekerek kalçama hafifçe vurduğunda onu kendime çekerek dudaklarına bir öpücük kondurmuştum. "Ne zaman bitecek benim bu cezam, kötü olmayan kötü adam?"

"Bir tek sana kötü olamayan, senin adamın." dedikten sonra elini sırtıma getirerek yara izini okşamıştı. "İtalya da olduğumuz süre boyunca bitmeyecek. Doğduğum ülkeye hoşgeldin tekrardan var olma sebebim..."

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Bu nasıl bölümdü yahu :)

Bir alev alev olduk sanki değil mi?

Bölüm hakkında ki düşüncelerinizi çok merak ediyorum.

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfenn

Sizce Dağhan neden bu kadar sessiz?

Peki ya erkeklerimizin aslında askeri lisede tanışması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Okuduğunuz için teşekkürlerr

Seviliyorsunuzzzz

🖤⚖️

نهاية الفصل

1 تعليق