Skip to content

Salgın

Chapter 1 · 86 min read

Salgın

Chapter 1

Başlangıç

Ben Sinan tüm bu olaylar yaşanmadan 1 ay öncesine kadar sıradan hayatıma sıradan bir şekilde devam ediyordum. 4 Yıl önce annemi kanserden kaybettiğim için hayatımı pek de düzene sokabilmiş birisi olmadığımdan sağlıklı karar alabilen bir birey olamadım hayatta. Yetmezmiş gibi babamla yaşadığımız sorunlar beni daha da çaresiz ve ümitsiz bırakıyordu yaşadığım bu sıradan hayatta. Her gün sabah erkenden uyanıp sabah kahvaltısını yapan vakti geldiğinde işe giden geldiğinde üniversite sınavlarına hazırlanan birisiydim. Ta ki geçtiğimiz 1 ay öncesine kadar her şey 1 ay öncesinde televizyonda gördüğüm bir haberden sonra başladı. Haberlerde sürekli bir olaydan bahsediliyordu. Bahsettiklerine göre tüm dünya genelinde hastalıklı bir virüs yayılmaya başladığı ve gerekmedikçe insanların evlerini terk etmemesi gerektiği uyarısı yapılıyordu. Başlarda durumu pek önemsememiş olsam da. Olaydan 1 hafta gibi kısa bir sürede tüm Türkiye’de elektrikler kesildi. Kıyamet savaşına benzer bir savaş başlayacağı günler kapımıza dayanmış ve bizleri gerçekten oldukça hazırlıksız yakalamıştı. Önceleri elektrik kesintisi çok can sıkıcı bir durumdu fakat daha sonra bu sıradan ve monotona bağlamış hayatımızı daha bir renklendirmeye başladı ve biz sıradan insanların belki de canına mal olacak aksiyon dolu anlar yaşatmaya başladı. Aşırı derece de Asosyal bir yapıya sahip olduğum için evden çıkmamak bana çok da zor gelmiyordu. Bu 1 ay boyunca sürekli evde kendime uğraşacak bir şeyler bulabiliyor ve gün boyunca bir şeyler ile kendimi meşgul ederek gecelere kadar kendimi yorarak uyumamı kolaylaştırabiliyordum. Olaylar iyice çığırından çıkmaya başladığında ve sokaklar yürüyen cesetler ile dolmaya başladığında kapıya çok sağlam bir barikat kurdum ve hayatımın evde başlayacak uzun bir dönemine başladım. Evde beni idare edebilecek yeteri düzeyde erzak yiyeceğim vardı fakat bittiğinde… Ne olursa olsun dünya böyle bir hal almışken bir yerde sabit kalıp güvenli kalmak artık çok zor dışarıda hayatımıza mal olacak tehlikeler bizleri bekliyor. Kıyamet savaşına benzer bir savaş başlıyor. Benim gibi yaşayan insanlar var mı ? Onlara ulaşabilecek miyim ?Her şeyden önce bu kadar kötüleşenve çirkinleşen dünya da hayatta kalabilecek miyim ?

Bir gün düşünün gündüzünü güneşin aydınlatamadığı gecesine ay ışığının yetersiz kaldığı. Karanlık bir gün ve bu güne eminim ki ben gibi herkes hazırlıksız yakalandı. Bundan iki hafta öncesine kadar olayların bu denli kötüye gideceğini kim tahmin edebilirdi ki? İzlediğim bilim kurgu filmleri, korku filmleri hepsi birer birer hafızamda canlanır gibi oluyor. Evimde bilgisayarın karşısına geçip ayaklarımı uzatıp elime kolayı alarak izlediğim o zombi filmlerinin şuan içerisinde yaşamanın verdiği duygu korku ve heyecanla karışık. Dizilerini filmlerini izlediğim fakat şimdi gerçeğiyle yüzleşmek zorunda olduğum bu hastalık da nesi ? Tüm bu olayların üzerinden yaklaşık 1 ay geçti ancak bu duruma hala alışamadım. Geceleri beni huzursuz eden bir şeyler var dışarıda yürüyen kıpırdayan fakat yaşadığından haberi dahi olmayan bu canlıların hırıltısı beni tedirgin ediyor. Acaba benim gibi sağ kalanlar var mı ? Koskoca tüm Bursa bu hastalığa mı yakalandı ? Ya tüm Türkiye ? Ya tüm dünya ? nefes alan, duyguları olan, bir biri ile iletişimde bulunan insanların yerini, bu gözü doymak bilmeyen ve sadece insan eti ve beyni ile beslenen bu canlılar mı aldı? İntihar etmek istiyorum kıyamet dedikleri şey bu mu yoksa ? Kafamda hala binlerce soru var. 1 Ay boyunca saklandığım evimden dışarı çıkmalı mıyım ? Ya benim gibi yaşayan insanlar varsa ? Ya da her yer bu yürüyen ceset torbalarıyla dolduysa ve yaşayan hiç kimse kalmadıysa ? Radyodan duyduğum haberlere göre bu yürüyen cesetlerin bize dokunmamaları onlarla temasta bulunmamamız bizi ısırmamaları tırmalamamalı gibi uyarıları dinlediğimi hatırlıyorum. Bunlarla savaşabilir miyim ?Merminin işlemediği bir ölüyü nasıl öldürebilirim ki ? Yine bu gece de her yer sessiz perdeler kapılar camlar kapalı son yaktığım mum ise en fazla on dakika daha dayanır. Yarın dışarı çıkmalıyım erzağım da neredeyse bitmek üzere. Uyumadığım günler olduğunu biliyorum evet fakat bu gece ortalık daha bi sessiz bu sessizlik beni tedirgin ediyor. İşte şimdi oldu kapının önünden birkaç hırıltı ve inleme geliyor sanırım bu pislikler kokuyu da alabiliyorlar. Neyse ki kapıya kurduğum barikatı geçmek için 3-5 cesetten fazlası gerekli burada güvendeyim fakat yarın ne olursa olsun dışarıya çıkıp bununla yüzleşmeliyim… Uyumak ile uyuyamamak arasında sabahın o ilk güneşini görmek huzur veriyor içime. Evime en yakın marketin 50 metre ötemde olması sanırım benim için büyük bir şans. Ancak dışarıda ne ile karşılaşacağımı bilmiyorum bu yüzden hazırlıklı çıkmalıyım. Ancak filmlerde ki gibi silah veya pompalı bir tüfek maalesef evimde yok… Bahçede bir el baltası olacaktı babam hep köye giderken onu götürürdü onu yanıma almamda fayda olacak. Sokak ne kadar da sessiz arabalar olduğu gibi duruyor evler bomboş acaba bu cesetler başka bir yere falan mı gitti? O da nesi sokağın sonunda yerde yatan biri var sürükleniyor. İşte bu yakından gördüğüm ilk ceset beni gördüğünde hayata sanırım biraz daha bağlandı. Yeme istekleri her şeyi bastırıyor bu cesetlerde acı bilmezler kurşun işlemez kesip doğrasam da nafile fakat sadist duygularımı kabartan bu cesette biraz deneme yapmak istiyorum. Koluna bacağına sırtına baltayla vuruyorum fakat nafile hala hırıltıları devam ediyor acısına son vermek istiyorum. Filmlerde hep zombiler kafalarından yedikleri darbe ile ölürlerdi acaba denesem mi? Bu cesedi susturmazsam daha fazlasını toplayacak baltayı kaldırdığım gibi kafasına indirmemle tekrar ortalık sessizliğe kavuştu. Sanırım şu zombi filmlerini izlememin bir işe yarayacağını hiç tahmin etmezdim. Burada çok fazla oyalandım bir ceset beni bütün yapacaklarımdan alı koyabiliyorken 5 6 tanesini karşıma çıksa ne yapardım acaba koşar adımlarla etrafı dört gözle süze süze markete

vardığımda ağlamaklı bir duygu kapladı gördüklerim karşısında beni. Son erzaklarımı tüketirken güvendiğim market nerdeyse tamamen boşaltılmış. Sanırım bu olaylar olmadan önce market sahibi dükkanda ne varsa topladı ya da hayatta kalanlar burayı yağmaladı. Sanırım ikinci seçenek daha mantıklı eğer öyleyse bile diğer insanlar nerede, ne yapıyorlar? Marketi hiç bu kadar darmadağın görmemiştim. Raflarda kalan kek bisküvi çikolata ne varsa kaptığım poşete hızla doldurmaya başladım sanırım çok ses yapıyordum ki markettin ilerisinden bir ceset hırıltıyla üzerime gelmeye başladı. O da ne sigara raflarında bir paket sigara var 1 aydır sigara içmiyordum değil 1 ceset üzerime binlercesi gelse o paketi almak için savaşırım. Nasıl olsa bir defa yaptım yine yapabilirdim fakat bu sefer ki baya kanlı canlı saldırmaya geliyor. Geriye doğru adım atmaya başladım korkudan ayağımın takılması sanırım kaderin bir cilvesi olacak ki ceset üzerime çullandı. İlk defa burun buruna kaldım yaşamla ölüm arasında baltayı düşürdüğüm yere uzanamıyorum eğer biraz daha bu şekilde kalırsak bir parçamı götürecek gayret ederek baltayı kavradığım gibi kafasına geçirmem bir oldu ceset olduğu gibi üzerime düştü. Ayağa kalkıp doldurduğum poşeti ve sigara paketini alarak hemen koşarak eve dönmek istiyordum. Güvenli evime bu günlük savaş ve aksiyon yeter de artardı bana. Koşarken unuttuğum bir şey aklıma geldi tek silahımı da markette o cesedin kafasında bıraktım. Kahretsin şimdi silahım da yok ne yapacaktım. Ama neyse ki eve döndüm bunun çaresini evde düşünürüm diye koşmaya devam ettim kapıya kurduğum barikattan geçemeyeceğim için korkuluğun arasından süzülüp camdan içeri girdim. Bu korkuluğu da düzeltmem gerekliydi eğer bu cesetlerde benim gibi camdan içeri girerlerse hiç hoş olmayan şeyler olabilirdi. Eve girdiğim gibi kanepeye zor attım kendimi ve hemen sigara paketini açıp mutfaktan aldığım çakmakla ateşledim bir sigara. Tüm bu olanlar neden olmuştu? Yoksa kıyamet böyle bir şey miydi?Hani böyle bir olay yaşanır ve bütün benliğinizle donar kalırsınız ya gördükleriniz karşısında işte tam da öyle bir durum aslında bu. Eskiden ölülerimizi mezara gömerdik peki ya şimdi bu öldüğü halde dolaşan, insan eti ile beslenen, duygusuz, şuursuz canlıları ne yapacağız ? Yalnız kalmaya ne kadar alışkın birisi olsam da dışarıda dolaşan bu cesetler varken bu yalnızlık gerçekten beni ürkütüyor. Ölmeyen bu canlılar nasıl türedi ? Nasıl olur da birkaç hafta gibi kısa bir sürede tüm dünyayı esir aldılar ? Kim böyle bir şeyin olması için ön ayak olmuş olabilir ki? Her ne olursa olsun artık evde duramam markette bulduğum biraz bisküvi vesaire ıvır zıvır şeylerin beni pek de fazla idare edeceğini sanmıyorum. Dışarı çıkmalıyım fakat lanet olası baltayı markette o öldürdüğüm cesedin kafasında bıraktım. Evde de ölümcül pek bir şey bulacağımı sanmıyorum mutfakta bulabileceğim birkaç ekmek bıçağı var kesici alet olarak bunun dışında beni yemek isteyen cesetlere kaşık çatalla saldıracak halim yok sanırım bir şeyler bulmalıyım. Evin bütün odalarını birer birer gezip gözüme ilişen silah yapabileceğim malzeme olabilecek ne bulabildiysem oturma odasına taşımaya karar verdim. İşe mutfaktan başlayıp elime geçen tüm bıçakları masanın üzerine bırakıp bahçeye geçtim. Bahçede babamın kestiği odunlardan bir iki parça alıp içeri taşıdım. Salonda pek kayda değer bir şey yok birkaç sandalye, çamaşır makinesi ve koltuk bunlar silah yapabilmek için işime yaramaz. Bakmadığım tek bir yer kaldı banyo burada işime ne yarayabilir ki diye düşünürken gözüme vilada ilişti. Kafamda direk şimşekler çaktı ve hemen koşarak viladanın ucunda ki paspası çıkartıp uzun bir mızrak yapma fikri aldım. Bıçaklardan en keskin olanını bu vilada sopasının ucuna tutturabilirsem gerçekten muazzam bir mızrak elde edebilirdim. Böylece cesetler üzerime yaklaşamadan güvenli mızrak mesafemden kafasına bıçağı yiyecekti. Evde deli gibi döne döne bant arıyordum. Neden bu evde böyle kötü zamanlarda aradığım şeyleri bulamam ki? Bant ararken bilgisayarımın olduğu odada ki vitrinde gözüme iplik ilişti. Hızla aldığım iplikle bıçağı vilada sopasının üzerine sağlamca bağladım ve artık bir silahım vardı. Tamam biraz ilkel olduğunu kabul ediyorum fakat dışarıya eli boş çıkmaktan iyidir diye umuyorum. Evimde geçireceğim son gecemin tadını çıkartmak istiyorum. Önce kalkıp bilgisayarımın başına oturdum ve boş boş kapalı ekrana bakmaya

başladım. Artık elektrikler yok, internet yok, telefon yok bir zamanlar internette fenomen olabilmek için aramaya çıktığım kitle yok. Bir yerde düşününce aslında tüm bu yaşanan olaylar beni bir çokdertten kurtardı. Devlet yok, polis yok, kanun yok, kural yok, okumak zorunda olduğum okul yok, hiçbir yükümlülüğüm yok tek derdim canımı koruyabilmek ve aklımda ki sorularımın yanıtlarını bulabilmek… Geceyle birlikte gelen karanlık yine beni korkutmaya başladı. Camdan dışarı bakacak cesaretimi topladığımda sokakta bir ceset kolonisi geçiyor sandım abartısız 50 60 tane ceset sokağın başından ucuna doğru yürüyordu. Artık evimi terk etmenin doğru bir karar olduğunu şimdi daha iyi anlamaya başladım. Fakat bu kadar zamandır buralarda bu kadar cesedi bir arada görmemiştim. Nereye gidiyordu ki bunlar? Der demez sokağın başından gelen bir çığlık sesi duydum. Sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim yaşayan birinin olduğunu bilmek beni mutlu etti fakat biraz daha bulunduğum yerde durursam belki de benimle birlikte yaşayan son insanı da bu cesetler yiyecekti. Hemen bahçeye çıktım ve bahçelerden ileriye doğru tırmanmaya başladım. Sokağın sonuna kadar evler bitişik olduğu için her evin bir bahçesi olduğundan sokağın sonunda ki evin bahçesine kadar tırmana, tırmana duvarlardan atlaya atlaya vardım. Evet bu kadar ceset burada yaşayan birini yemek için toplanmış. Benim yaşlarımda bir kız, korkusuna evin bitişiğinde ki elektrik direğine tırmanmış. Camdan alabileceğim mesafe değildi fakat ona seslenip varlığımı ona belli etmeli ve birlikte bir şeyler düşünüp onu kurtarmalıydım. Sessizce ‘Pişt’ sesimi duymuyor olmalıydı ki birkaç kez tekrarladım ve en sonunda bağıracaktım ki arkamdan 2 kolun bana sarıldığını hissettim. Kalbimin gümbürtüsünü bastıracak hiçbir şeyi bilmiyordum ki arkamı döndüğümde evin içinde ki bir ceset üzerime çullandı. Ne yapacağımı bilmeden onu ittiğim gibi kapıyı üzerine kapattım ve kızcağızı orada unuttum. Bulunduğum evin en üst katına terasa çıkarak kıza son bir kez seslendim ve en sonunda beni işitti ve bana yalvarır gözlerle baktı. -Seni buradan kurtaracağım… -Nasıl ? -Bilmiyorum. Gerçekten de bu kadar cesedin dikkatini dağıtıp o kızı oradan kurtarmak fikri güzeldi fakat planım olmadığı için bir an dumur oldum. Evin teras korumalarında bulunan tuğlaları birer birer yola atmaya karar verdim çıkan ses cesetlerin dikkatini dağıtacağından kız oradan inip kaçabilecek zamanı kazanacaktı. -Birazdan onların dikkatini dağıtacağım sende hemen inip caddeye doğru koşmaya başla !!! -Korkuyorum. -Korkma caddenin ilerisinde top sahası var orası tellerle çevrili içeri gir. Kapıyı kapat ! -Tamam Tuğlaları yere hızla atmaya başladım. Yüksek ses çıkması için yere hızlı atıyordum. İşe yaramaya başlamıştı cesetlerin dikkati dağıldı ve tuğlaları attığım yöne doğru harekete geçtiler.

-Koooooşşşş!!! Dememle birlikte kız indiği gibi koşmaya başladı caddeye çıkana kadar onu izledim ve peşinden merdivenleri üçer beşer atlayarak sokağa atladım. Cesetler gürültümü duymuş olacaklardı ki beni fark edip peşimden gelmeye başladılar. Neyse ki yavaş hareket ettikleri için sokağın sonuna doğru koşup arka sokağa girdim ve oradan koşarak caddeye çıktım. Top sahasını gördüğümde kızın içeride olduğunu gördüm ve mutluluktan uçar adımlarla top sahasına yöneldim. Kız kapıyı kapatmış ve korkudan olduğu yere çöküp kalmış. Beni gördüğü gibi kapıyı açtı ve boynuma atlayıp sarıldı. -Sakin oldur cesetler yiyemedi sen şimdi beni boğacaksın. -Çok teşekkür ederim hayatımı kurtardın sana minnettarım. -Önemli değil. Merak ediyorum bu kadar zaman sağ kalıp bu kadar çaresiz nasıl kalabildin ? -Her şeyi anlatacağım ama biraz dinlenelim çok yoruldum. -Nasıl istersen… Futbol sahasında oturduğum yerden kalkıp soyunma odasına yöneldim belki bir şeyler bulurum ümidiyle. Kapıyı elimden geldiğince temkinli açıp içeriyi uzunca bir süre süzdükten sonra ağır adımlarla girdim. Askıda gördüğüm çantalara yöneldim. Şans sanırım bizden yanaydı. Bolca enerji içeceği ve yiyecek bir şeyler buldum. Kızın yanına çantayla geri döndüğümde… -Onu nereden buldun ? -Soyunma odasından aldım. -Bu yaptığın yanlış belki de onu ihtiyacı olan birisi almak için bıraktı ? -Şuan bizim ihtiyacımız yok mu ? Aç mısın ? -Evet çok açım dünden beri bir şey yemedim. -Al bakalım şunları ye hem bir yandan da anlat başına gelenleri.Kimsin ?Necisin ? Nereden geliyorsun ? -Tamam. Bildiğin gibi her şey bundan yaklaşık 1 ay kadar önce başladı. Haberlerde yeni bir virüsün yayıldığını, evden çıkılmaması gerektiği haberini duyduğumuzda açıkçası pek de iplememiştim. Bilirsin ya bu ülke neler gördüne gripler ne hastalıklar. Bu da gelip geçici bir şeydir dedim kendimce. Nasıl olduysa birden her yer bu cesetlerle doldu taştı. Evimizin bulunduğu sokağı askerler bastı ve tüm sivilleri öldürmeye başladılar. -Ne askerler sivilleri mi öldürdü ? -Evet annemi ve babamı onlar öldürdü. Kız kardeşimi de daha 3 gün önce bu cesetler gözlerimin önünde yedi (Ağlamaya başlar…) -Üzüldüm başın sağ olsun.

-Buraya kadar nasıl geldiğimi bilmiyorum her gün kaçıyorum bu cesetlerden en son bir marketten biraz yiyecek bir şeyler almaya girdim. Çıktığımda bu kadar ceset peşime takıldı başta koşarak atlatırım diye düşündüm ama iyice yorulduğumda orada ki direğe tırmanmaya başladım. Tam ümidim tükenmişti direğin en tepesine doğru tırmanıp aşağı atlayacakken senin sesini duydum. Gerçekten tekrar çok teşekkür ederim sana. -Rica ederim bu arada ben Sinan. -Ben de Selcan memnun oldum. -Peki ya şimdi ne yapacağız Selcan ? Burada kalamayız bu top sahası tellerle çevrili fakat burada açık hedef oluruz. Benim evime gitmenin bir yolunu bulmalıyız orda silahım var. -Silah ?!? -Silah dediysem uzun namlulu tüfek değil canım. Mızrak yapmıştım vilada sopası ve bıçaktan -Çok zekisin -Hayatını kurtaran birine güzel iltifat ediyorsun. En son baltamı markette öldürdüğüm cesedin kafasında unuttum. Silahsız kalmıştım yapacak pek bir şey de yoktu evde. -Hayır beni yanlış anladın. Gerçekten ben o durumda kalsam böyle bir şey yapmak aklıma gelmezdi. -Bence bu gecelik bu kadar aksiyon yeterli hava serinleyebilir üşürsen soyunma odasında çantalarda giyecek bir şeyler bulabilirsin. Onlardan al yattığın yere ser ve üzerini ört. -Sen uyumayacak mısın ? -Ben nöbet tutacağım. Aslında bu gecenin yorgunluğuna temiz bir uyku çekilebilirdi fakat ilk defa bu yaşanan salgından sonra evim dışında sokakta yatacağım. Gözüme pek uyku gireceğini sanmıyorum bu yüzden nöbet tutmayı mantıklı buldum. Kız da aslında fena değilmiş… Neler diyorum ben ya dünyada insan nüfusunun kalmadığını düşünmek sanırım iyice beni yokluğa itti. Gece her yer sessiz olduğundan olsa gerek ki oturduğum yerde uyuya kalmışım. Sabahın ışıklarıyla Selcan’ın beni dürtmesiyle uyandım. -Kalksana be cesetler yese ruhun duymayacak. -Kızım dün gece çok koşturduk yorulmuşum bir de üzerine nöbet tuttum. Normaldir. -Şimdi ne yapacağız Sinan ? -Bilmiyorum ama ben burada kalmak istemiyorum. Bu salgından sonra dışarıda geçirdiğim ilk gecemdi bu. Gerçekten güvenli evimden dışarı çıkmanın pek de akıllıca olmadığını düşünüyorum. -İyi ama dün gece o kadar ceset vardı. Senin evine gitmek aptallık olamaz mı ? -Burada kalmak çok akıllıca bir hareket mi sence o 50 tane ceset buraya gelse bu kapı mı dayanır onlara cesetlere sabah kahvaltısı olmadan uzayalım buradan Selcan.

Kapıyı açıp caddeye doğru yavaş adımlarla yürümeye başladık. Ortalık oldukça sessiz ve görünürde de pek bir şey yoktu. Önce sokağın başına yavaşça geldikten sonra iyice sokağı enine boyuna süzdük ve evime doğru yürümeye başladık. Camdan tam girecektim ki Selcan arkamdan… -Bu evin kapısı yok mu be camdan giriyoruz? -Kapıya barikat kurmuştum açılmıyor dışardan. -Anladım. Önden girdiğimde hemen Selcan’ı kollarından tutup içeri doğru çektim. İçeri girdiğimiz gibi hemen oturma odasına yöneldim ve mızrağımı elime aldım. Sağlamlığını kontrol ettim ve olduğu yere koydum ve kanepeye uzanıp yattım. Marketten aldığım sigara paketini zuladan çıkartıp bir sigara yaktım. Selcan’a da ikram ettim. Kullanmadığını söyleyip reddetti. -Gerçekten de evin güvenliymiş kapıya barikat falan. Gören de beklediğin günler gelmiş sanacak. -Hee sen bir de onu bana sor. Bu olaylardan önce çok zombi filmi ve dizilerini izliyordum. Belki de onların etkisi vardır bu yaptıklarımda. -Bilmem olabilir. Senin ailen nerede öldüler mi? -Ben bu olaylar yaşanmadan 4 yıl önce annemi kanserden kaybetmiştim. Babamla da pek aramız iyi değildi. Bu olaylardan sonra en son köye gittiğinden beri bir daha ondan haber alamadım. Ancak ablamı ve çocuklarını merak ediyorum. Evleri buradan birkaç mahalle kadar uzakta. -Peki sen bu olaylar yaşandıktan sonra nasıl hayatta kaldın? - İşte burada evimde bu olaylardan sonra kapıya barikat kurdum ve evde beni çokça idare edecek yiyecek ve içeceğim vardı. Açıkçası bu 1 ay boyunca pek fazla ceset bile görmedim diyebilirim sana. En son geçtiğimiz gün erzağım tükenince dışarı çıkmak zorunda kaldım sokağın sonunda ki marketten birkaç ıvır zıvır almıştım. Orada bir ceset öldürdüm ve ondan önce de markete giderken yolda bitkin bir ceset öldürmüştüm. Açıkçası bu cesetler kafalarına sağlam darbe almadıkça ölmüyorlar diyebilirim sana. -Peki ya şimdi ne yapacağız ? -Bizi birkaç hafta kadar idare edecek erzağımız var. Ayrıca dolabın yanında kiraflarda pirinç, bulgur gibi kuru gıdalar var poşetlerde artık sen yaparsın onları yeriz. Yalnız küçük tüpü kötü günler için saklıyorum kullanma. Bahçede odunlar var taşlarla çevirip ateş yakıyorum ve ızgaranın üzerinde pişirebileceklerimi pişiriyorum. -Oho sen Survivor’a gitseymişsin garanti birinci olurmuşsun baya baya sağlam yöntemler var sende. -Eh askere gitmeden böyle şeyleri bilmek hoşuma gidiyor. Çok kamp yaptım köyde, dağda bayırda yoklukta bir şeyler kullanarak üretmeyi öğreniyor insan. Ben oturma odasındayım yatıcam biraz fazla gürültü yapma ki cesetleri kapının önüne yığma.

Evimde bir insanın varlığının verdiği huzurla kanepeye kendimi atıp tavanı seyretmeye başladım. Bu kızın başına gelenler gerçekten de çok kötü şeylermiş. Ben ondan daha şanslıyım ki bu olaylarda dışarıda kalmadım. Ama artık o da benimle burada güvende. En kısa zamanda buradan çıkıp ablamlara gitmeliydim acaba nasıl yaşıyor mu ? Dışarıda baba yadigarı şahin dursaydı bu zamana kadar çoktan oraya giderdim fakat babam arabayla gittiği için bir araba da yok. Derken arabanın yedek anahtarları aklıma geldi eğer babamın sakladığı yerden bulabilirsem başka aynı model Şahin bir araba bulup onu çalıştırabilirdim. Hemen yattığım yerden kalkıp yatak odasına yöneldim ve babamın kıyafetlerini koyduğu gardrop da bulunan tüm kıyafetlerine baktım. Bulamadım çekmeceleri kurcaladım burada da yoktu nereye koymuş olabilir ki diye düşünürken yatağında ki yastığın kılıfı çıkarttığımda anahtar yatağa düştü mutluluktan uçacaktım sanki arabayı bulmuşçasına. Tekrar oturma odasına gelip gözlerimi kapattım ve uyumaya çalıştım… Sessizce Sinan, Sinan seslenmelerini duydum peşine dürtmeler başladı. Selcan beni uyandırmaya çalışıyordu. Kalktığımda ne var diye çemkirdim kızcağıza şey acıkmışsındır bir şeyler hazırladım. Yalnız evde yemeyelim lütfen karanlık korkuyorum bahçede yiyelim dedi. (Ah canım benim kıyamam ben yanındayım diyemedim işte.) Tamam olur dedim. Bahçeye geçtiğimde eve gerçekten bir kızın girdiği belliydi. Pilav yapmış kızcağız 1 tencere. Bu kadar çok yapacak ne yaşadın sen kızım dedim. Ordu doyurmayacağız burada 2 kişiyiz kalırsa bu bozulur elektrikler yok dolaba koyalım dursun dedim. Özür diledi ve bir daha dikkat edeceğini söyledi. Belki de kıza fazla yükleniyordum… -Selcan biz bu dışarıda ki canlılara ceset diyoruz ya ? -eee -Biraz sert olmuyor mu bunlar zombi işte bildiğimiz. Filmlerde, dizilerde gördüğümüz zombi. Bunlara öyle hitap edelim bence aramızda -Olur nasıl istersen. -Bu arada bizim arabanın yedek anahtarını buldum. Fakat babam bu olaylardan önce arabayı alıp köye gitmişti ve bildiğin gibi geri de dönmedi. Şahin arabalarının büyük çoğunluğu aynı anahtar ile kapıları açılır ve çalışır diye biliyorum. Eğer sokakta veya mahallede Şahin bulabilirsek ablamları görmeye gidebiliriz. -Sen delirdin mi ? Dışarısının ne kadar tehlikeli olduğunu daha dün kendi gözlerinle görmedin mi? Hem belki onlar da öldü boş yere kendini tehlikeye atmana değer mi? -Nasıl değmesin be ablam sonuçta. Ne olursa olsun oraya gideceğim ister benimle gel ister gelme. -Tamam ama sıkı bir plan yapmak lazım. Bence Bursa’da ki en pahalı restoran veya otellere gidebilirsek orada valelerin bulunduğu yerlerde tüm arabaların anahtarlarını bulabiliriz. Bu arada senin ehliyetin var mı ? Yani araba kullanmayı biliyor musun ? -Ehliyet mi ? Lazım olur mu sence ? Araba kullanmayı biliyorum ayrıca ehliyetim ve cüzdanım nerde bilmiyorum 1 aydır onlara hiç ihtiyacım olmadı. Bak bahçeden atlayarak ben sokağın sonunda ki sana seslendiğim evin terasına çıkayım oradan neredeyse sokağın büyük bir bölümünü

gözetleyebilirim. Eğer Şahin görebilirsem bulunduğu yeri de gözetlerim. Sen şimdilik burada kal yalnız o evde seni kurtardığımda bana bir zombi saldırmıştı kapıyı üzerine kapatıp kaçmıştım. Silahsız gitmek istemiyorum oraya mızrağımı getir. -Bende seninle geleyim, başına bir şey gelebilir. -Gerek yok boş yere ikimizin canını tehlikeye atamam hem bu benim mevzum. Sen burada bekle ne olursa olsun camdan dışarı çıkmayacaksın. -Peki… Mızrağı elime aldığımda onunla duvarlardan tırmanmanın pek de mümkün olmadığının farkına vardım ve tekrar içeri girip mızrağın bıçak kısmı ile tuttuğum bölümünü iple bağladım. Sırtama takıp bahçeye çıktığımda Selcan beni bekliyordu. Ona şöyle bir baktığımda gözlerinin dolduğunu ve neredeyse dokunsam ağlayacağını hissettim. -Sen iyi misin Selcan ? -Hayır değilim daha dün hayatıma yeni birisi giriyor ve ben onu yalnız başına belki de… -Sorun yok oraya gidip geleceğim. Hem bu mızrak varken benim zombilerden korkum yok. Mızrağı sırtıma takıp ilk duvarı atladım ve koşar adımlarla duvarların üzerinden yürüyerek sokağın sonunda ki evin bahçesine vardım. Duvarın karşısından hiç beklemeden cama bir hamlede atlayıp içeri süzüldüğümde. O zombinin bulunduğu odanın kapısının önüne geldim. Oda da camdan içeri süzülen güneş ışıklarının verdiği loş bir ışık vardı. Çıtırtı seslerimi duymuş olacaktı ki odada ki zombi kapıya doğru yaklaşıp kapıya vurmaya başladı. Ne olursa olsun o zombinin acılarına son vermeye kararlıydım. Kapının kolunu yavaşça indirip kendime doğru çekmeye başladım ve birden cesaretimi toplayıp kapıya tekmeyi bastım. Zombi kapı darbesiyle yere düşünce tek hamlede kafasına mızrağı sapladım. Sanırım yavaş yavaş bu zombiler ile nasıl mücadele edeceğimi öğrendiğimi hissettim. Hemen evin tekrar terasına çıkarak sokağı dikkatlice süzmeye başladım. Sokağın ne sonunda ne de başında araba yoktu. Sanki herkes bu olayların buraya varacağını sezip de arabasıyla yola çıkmıştı. Terasın ön tarafına geçip bir de caddeyi gözetlemeye başladım. Sağlık ocağının önünde 5 6 tane park edilmiş arabayı gördüm ve içlerinde bir tane Şahin vardı. Park edilmiş arabaların civarına baktığımda etrafında avare avare dolaşan birkaç zombi gözüme çarptı. O an ki mutlulukla evin merdivenlerini üçer beşer atlamaya başladım ve bahçeye inip duvarların üzerinden yürümeye başladım. Sanırım mutluluğa fazla kaptırdım ki kendimi ayağım duvarın üzerindeyken yan evin kömürlüğünün çatısına çarptı ve dengemi kaybedip yere düştüm. Bayılmış olmalıydım ki gözlerim kapalı hiçbir şey görmüyorken sadece hafif tokatlar yiyerek sesler işitebiliyordum. Zor da olsa gözlerimi açtığımda Selcan ağlayarak beni uyandırmaya çalışıyordu… -Neden evden ayrıldın sana çıkmayacaksın demiştim. -Epeyce vakit seni bekledim geri dönmeyince peşinden gelmeye karar vermiştim ki seni yerde yatıyorken gördüm. Hem bunları boş ver bir an önce eve gitmeliyiz. Kafan ve kolun kanıyor saralım. -Mızrağım, mızrağım nerde ?

-İşte burada yalnız düştüğünde sanırım yukarda ki çatıya takılmış olacak ki sopa kısmı yarıdan kırılmış. -Yapma be kalan parçalarını al belki bir şeyler yapabilirim. Kolumun acısıyla duvarları çıkmak sanki bana ölüm geliyordu. Evin bahçesine geldiğimizde bahçe kapısından içeriye girdiğim gibi kanepeye zor attım kendimi. Kolumun ve başımın ağrısı beni çıldırtmaya yetiyor olacaktı ki Selcan’a bağırmaya başladım. Kapıdan onu gördüğüm de ölüyorum burada be bir şeyler yapsana dedim. -Banyo da bulduğum eski gömleklerden yırttım fakat evde oksijenli su benzeri bir şeyler arıyorum. Yaraların mikrop kapabilir. -Arabayı buldum sağlık ocağının önünde arabayı almaya gittiğimizde sağlık ocağından işimize yarayacak ilk yardım malzemelerini de alabiliriz şimdilik sadece kolumu ve kafamı sarsan yeterli olacaktır. -Tamam. -Ben biraz uyuyayım yarın çok zor bir gün olacak bizim için. Selcan’la birlikte arabayı alıp ablamlara doğru yola çıkmıştık. Ablamların evinin önüne vardığımızda kapıyı ardına kadar açık görünce göz yaşlarımı tutamadım. İçeri girip gerçeklerle yüzleşecek cesaretim yoktu. Elime yarısı kırılmış saplı bıçağımı alıp merdivenlerden yavaş yavaş 2. Kata doğru çıkmaya başladım. Kapıyı yine açık gördüğümde gerçekten burada hiç de iyi şeylerin olmadığına kanaat getirmiştim artık. Kapıdan içeri kafamı uzatıp abla diye sessizce seslendim. Çıt yoktu evin oturma odasından duyduğum çığlıkla içeri daldığım gibi. Bir zombinin ablamı gözlerimin önünde parçaladığını gördüm. Ağlayarak zombiye saldıracakken sert bir tokatla uyandım… -Ne yapıyorsun be sen ? -Bilmiyorum rüya görüyordun sanırım. İşin kötü tarafı pek çaresiz kaldığın bir rüya olsa gerek ki kollarını sıkmaya tırmalamaya başladın. -Evet gerçekten çok kötü bir rüyaydı Selcan. Eğer tokat atmasan bu rüyanın devamı beni intihara bile sürükleyebilirdi doğrusu. -Anlatmak ister misin ? -Ablamlara gittiğimizde bir zombinin onu parçalamak üzere olduğunu gördüm. Bir an önce oraya gitmeliyiz Selcan belki de geç bile kalabiliriz vakit kaybetmeden oraya gitmeliyiz ! -İyi ama daha yaraların iyileşmedi doğru düzgün. -Bunun bir önemi yok. Arabayı sağlık ocağının önünde gördüm yaklaşık 5 6 tane daha araç var. Ayrıca orayı gözetlerken etrafında sadece birkaç tane zombi gördüm. -Ama biliyorsun orası cadde sokaklara benzemez sessiz olmalıyız yoksa bir anda etrafımızda 50 60 tane zombi toplanabilir.

-Ben planı yaptım. Sağlık ocağının önüne vardığımızda ben bıçakla etrafta ki zombileri temizleyeceğim sende arkamdan sessizce sağlık ocağına gireceksin. Yalnız dikkatli ol bu zombiler bulundukları yerde epeyce kalabiliyorlar yani, sağlık ocağında içeride zombiler olabilir. Markette ilk ben erzak alırken bir zombinin saldırısına uğramıştım. Senin de başına gelebilir o yüzden içeriye girmeden önce kapının önünde merdivenlere duvarlara eline geçen bir şeyler ile vurarak ses çıkart. Zombi çıkarsa da sakın saldırmasına izin verme oradan çık ve kapıyı üzerine kapat. Bu zombilerin kapı kolunu aşağı indirecek zekaları yok. -İyi ama sağlık ocağına ola ki girmezsek yaralarını sarabileceğimiz ve temizleyebileceğimiz ilk yardım malzemelerini nereden bulacağız ? -Sağlık ocağının hemen yan tarafında bir iğde ağacı gördüm. Dalları cama kadar uzanıyor sen dikkatlerini çekip onları kapıya topladığında ben ağaca tırmanıp içeri girebilir ve ihtiyacımız olabilecek ilk yardım malzemelerini alabilirim. Okulda kullandığım çantama ne bulursam doldururum. -Güzel plan fakat orada çokça oyalanacağız demek oluyor bu. -İlk yardım malzemelerini aldığımız gibi ben senin kapıda beklettiğin zombilerin arkasından ses yapacağım ve onların beni koşturmalarını sağlayacağım. Camdan tekrar ağaca atlayıp ineceğim ve sen o esnada arabayı çalıştırmış vaziyette beni bekliyor olacaksın. -Tamam. Evin camından dışarıya usulca süzülüp sokağın sonuna doğru ağır ve temkinli adımlar atmaya başladık. Korkudan olacak ki Selcan elimi tutmuş korkak gözlerle etrafı süzüyordu. Bana da elimi tuttuğunda daha bir cesaret geldi. Caddeye çıktığımızda etraf bomboş görünüyordu. Sağlık ocağına daha yaklaşık 200 metrelik bir mesafemiz vardı. Yolda yürürken bir yandan aklıma ablam ve yeğenlerim geliyordu. Sağlık ocağını gördüğümüzde direk gitmektense etrafında biraz dolanıp çevresinde olup bitenleri gözetledik. Güvenli bir yer olduğunu hissettiğimizde sağlık ocağının kapısının önüne kadar geldik ki arka merdivenlerinden inen bir zombi üzerimize doğru gelmeye başladı. Üzerine doğru koşup tek hamlede sağ tarafından kafasına sapladım bıçağı. Selcan’a içeri gir şeklinde işaret edercesine parmağımla kapıyı gösterdim. Dikkatle etrafı süzerken Selcan merdivenlerin yanında ki koruma demirlerine bulduğu sopayla vurmaya başladı. Başlarda hiç ceset çıkmadı tam içerisi boş diyecekken 56 tane zombi üzerine doğru gelmeye başladı… -Çık çabuk kapıyı kapat !!! -Dışarı çıksanaaabeee!!! Bağırışlarım nafileydi olduğu gibi kitlenip kalmıştı kız koşup sırtından dışarıya attım ve kapıyı kapattım. -Ne yapıyorsun lan sen ? Ölmek mi istiyorsun ? -Bilmiyorum birden saldıracaklarını görünce öyle kaldım. Çok özür dilerim… -Neyse neyse ben ağaçtan içeri girip çantaya bulduklarımı doldurup geleceğim. Sen de al şu arabanın anahtarlarını beni camdan dışarı çıkarken gördüğün gibi çalıştır. Atlayıp gideceğiz bu yerden.

İğde ağacına tırmanmak da ne zormuş. Bildiğin yorgan iğnesi gibi kocaman dikenleri vardı ağacın. Kollarımı bacaklarımı kanata kanata çıkıp cama doğru usulca yaklaştım. Camın açık olması büyük şans ki kapalı olsaydı camı kırmak zorunda kalacaktım ve bu seste aşağı katta ki zombileri üzerime çekmeye yetip de artacaktı. Camdan içeri girdiğimde araba çalışma sesi kulağıma geldi. İçimi bir korku sardı ve düşündüğüm şeyin olmaması için Allah’a dua etmeye başladım. Fazla zaman geçmedi ki cadde de hareket eden Şahin’i gördüm. Şimdi ne yapacaktım ? Hayatını kurtardığım insan beni ilk fırsatta ölüme terk etmişti. Öfke ve üzüntüyle karışık duygular içinde gözlerimden yaşlar boşalmaya başladı. Sağlık ocağında ilk gördüğüm bir doktorun odasına dalıp içeride işime yarayabilecek elime geçenleri çantaya doldurdum ve aşağıda ki zombilerin dikkatini çekmeden tekrar camdan dışarı ağaca geçtim. Aşağı indiğimde kapının da açıldığını fark ettim ki içeri de ki 5 6 tane zombi dışarıda serbestçe dolaşıyordu. Sessizce sağlık ocağının arkasından dolaşıp caddeye çıktığımda hızla evimin bulunduğu sokağa koşmaya başladım. Sokağın başına girdiğimde marketi gördüm ve markete hızla girip içeriyi yağmalamaya başladım. Kasanın bulunduğu bölümün alt tarafında soteye saklanmış 7-8 paket sigarayı çantama koydum ve raflarda tek tük kalmış cips, bisküvi gibi şeyleri çantama doldurup hızla oradan uzaklaştım. Aklıma alkol rafları geldi böyle zamanda kimsenin oraya ilişmeyeceğini düşündüğüm için tekrar geri döndüm ve tekrar markete girdim. Çantayı yere koyup içinde ki bisküvi, ve cipsleri boşalttım ve gömleğimin içine bir zırh edasıyla tepmeye başladım. Çantada yer açılınca hemen alkol raflarından 3 şişe rakıyı koydum ve bira şişeleri gözüme ilişti. İçmek için değil de Molotof yaparak silah elde edebileceğimi düşündüm ve bir rakı şişesini gömleğimin için sıkıştırıp. Alabildiğince çantanın içine biraları doldurmaya başladım. 5 6 tane Efes Pilsen aldıktan sonra koşarak eve doğru gitmeye başladım. Çantayla birlikte camda ki korkuluktan içeri girmem mümkün olmayacaktı. Evim 1. Katta olduğu için ve kapıya da barikat kurduğum için hemen üst katın kapısına yöneldim kapı kapalıydı eskiden bu kapıyı tekmeleyerek açardım. Var gücümle kapıya bir tekme atarak açtım ve terasa kadar çıktım. Çantayı bahçeye atamazdım içinde ki şişeler kırılırdı. İncir ağacından bahçeye inmeye karar verdim. Ağaca koala gibi yapışıp kayarak bahçeye inmeye başladım. Bahçeye indiğimde evin içine girip çantayı attığım gibi kanepeye zor attım kendimi. Hayatını kurtardığım bir insan nasıl olurda kahpece bir oyunla beni ölüme terk edebilirdi anlam veremiyordum. Belki de o an ablama kavuşacaktım belki de ölmek üzereyken onu da kurtarabilecektim. Evin içinde ağlayarak delirmiştim. Yediremiyordum kendime Selcan’ın yaptıklarını. Şimdi ben nasıl ablama gidecektim. Tüm bunları düşünürken bu gün ki yaşadığımız aksiyon bünyemi yeterince zorlamış olacak ki kolumda ki sargının düştüğünü ve şakır şakır kanayıp kanın kolumda kurumuş olduğunu gördüm. Çantayı açıp boşaltmaya başladım ve ilk yardım malzemelerinin hepsini masanın üzerine koydum. Tam kolumu saracaktım ki bahçeden gelen tak tuk diye şiddeti beni korkutmaya yetecek sesler duymaya başladım. Evin teras katından bahçeme kendisini atan zombileri gördüm. Neler oluyordu bunlar beni nasıl bulmuştu derken tam önüme bir zombi düştü. 5 6 tane zombi düştükten sonra sanırım bitmiş olacaklardı ki sesler de kesildi. Kanayan kolumda ki kanlar etrafa bulaşmış olacak ki bu zombileri peşimden buraya kadar getirmiş olacaktım. Eh be Selcan beni ne durumlara düşürmüştün. Bahçem zombi mezarlığına dönmüştü. İşin garibi bu pislikler 2. Katın da üzerinde teras katından düşmelerine rağmen hala yaşıyorlar ve hırıldıyorlardı. Hepsinin kafasına birer bıçak darbesi vurup öldürdüm. Bahçemin de artık güvenli bir tarafı kalmamıştı ve evin içine sıkışıp kalmıştım. Bahçemizin kapısı demir kapı olduğu için kapatıp kapının sürgüsünü kapattım. Koluma oksijenli suyu boşalttığımda bağırmamak için diğer omzumu ısırıp acıyı hissetmemeye çalışıyordum. İşim bittiğimde gazlı bezle yaralı kolumu sardım ve oturma odasına geçtim. Gözüme rakılarım ilişti ve

gömleğimin içinde ki diğer erzaklar aklıma geldi. Gömleğimi üzerimden çıkarttığımda bir cephanelik edasıyla yiyecekler yerlere serpildi. Mutfaktan kaptığım sehpa ve 2 çay bardağıyla hemen oturma odasına koştum. Kanepeye oturup rakıyı içecektim belki o zaman bana yapılan bu aşağılık oyunu unutabilirim diye düşündüm. Rakıyı bardağa doldurduğumda bu olaylardan sonra hiç alkol almadığım aklıma geldi ve sapıtmamak için diğer rakı ve biraları mutfağa gidip mutfak dolabına soktum. Kendimi biliyorum içmeye başladığım zaman gözüme ilişen alkol şişesini devirmeden rahat etmem. Sadece kafamı boşaltmak için içeceğimden sarhoş olup zombilere akşam yemeği olmak istemedim. İlk rakı bardağını kaldırıp içtiğimde. Boğazlarımdan yağ gibi süzülen alkol bütün iç organlarımı Çiftetelli oynatmaya yetti doğrusu. Yoğurt olsaydı hiç fena olmadı fakat eminim ki markette olsa bile bozulmuş olacaktı çünkü. Bu olaylar yaşandıktan 1 hafta sonra Radyodan yapılan duyuruda Tüm Türkiye’nin elektriklerinin kesildiğini biliyordum. Sigara kartonlarından gözüme kestirdiğim en iyisini çıkartıp 1 paket çıkarttım. Rakının yanında bir sigara da yandırıp derin düşüncelere dalmaya başladım. Acaba Selcan ben onun hayatını kurtarmışken neden böyle bir şeye kalkışıp beni orada bırakmış olabilirdi. İşin kötü tarafı belki de orada ölebilirdim. Bir insan nasıl olurdu da kendi hayatını kurtaran kişinin hayatına son verecek bir harekette bulunabilirdi ki? Orada öleceğime veya Selcan’ın beni bırakışına değil gecesine ablamın öldüğünü gördüğüm rüyamdan sonra evlerine gidememek beni mahvetmişti. Rakıyı tekrar bardağa doldururken aklıma babam geldi. Bir birimizi ne kadar sevmesek de onu da merak etmeye başlamıştım. Ama her şeyden önce bir yolunu bulup ablama gitmeliydim. Selcan’ın dün dedikleri aklıma gelmişti. Pahalı restoran veya otellere gidebilirsem orada ki valelerin bulunduğu yerde tüm araçların anahtarlarına sahip olabilirdim. Ancak bu tarz yerlerde çok fazla zombi olacağı için gitmeyi pek aklıma kestiremiyordum. Bir yandan düşünlerimle boğuşurken diğer yandan rakı şişemin boşaldığını gördüm. Fazla üstelemeyip kanepeye attım kendimi uyuyup yarın sağlıklı kafa ile ne yapacağıma karar verecektim. Sabahın ilk ışıkları gözlerimden akan göz yaşlarına vurmaya başladığında yine ablamın öldüğü rüyasını gördüğümü hatırlar gibi oldum. Belki de Selcan’ın dediği gibi Bursa’da pahalı bir restoran veya Otele gidip araba çalmalıydım. Evde daha fazla duramayacağım gibi sokak daha bir tehlikeli olmaya başlamıştı benim için. Sırt çanta mı tamamen boşalttım ve bu çıkacağım uzun yolculukta ihtiyacım olabilecekleri doldurmaya başladım. Olabildiğince beni idare edecek erzakları çantanın ön bölümüne birer birer yerleştirdim. Bisküviler, yarım poşet pirinç ve bulgur. Evde uzunca süredir kaldığım için pek fazla erzakta kalmamıştı zaten. Daha sonra evde bulduğum irili ufaklı tüm bıçakları çantanın yan bölmelerine yerleştirdim. Eğer üzerime çullanan bir zombi olursa ellerimi çantanın yan taraflarına uzatıp bir bıçak çekerek zombinin kafasına geçirmek ilk yapacağım işlerden birisi olsun diye. Çantanın büyük bir bölümünü doldurmuştum son olarak çantanın üst taraflarına bir gömlek ve pantolon arasına da 3 şişe bira koydum ve tekrar üzerine gömlek ve pantolon yerleştirdim böylece şişelerin kırılmasını da bir nebze olsa önlemiş olacaktım. Üzerimi giyindim. Dışarıda beni nelerin beklediğini tahmin edemediğimden olsa gerek ki aklıma gelen bir fikirle yine zor zamanlarda mantığımı çalıştırdığımı hissettim. Hemen banyoya koşup kıyafetlerden birini yırtarak bir parça aldım. Mutfaktan da iki tane çatal aldım çatalları elimin avuç içi kısmına oturacak şekilde yamultup yırttığım kıyafet parçası ile sağlamca bağlayabilirsem zombilerin kafalarına yumruk atarak hızlıca onları öldürebilirim diye düşündüm. Ancak tek elim ile bağlamak için epey bir süre uğraştıktan sonra. Bez parçasının elimi daha sıkı kavraması ve vurup elimi çektiğimde çatalların zombilerin kafatasında kalmaması için ip ile çatalları elime sıkıca bağladım. Son olarak çatalların aralarında ki boşluklardan ipi geçirip bileğime doğru ipi uzatıp sağlamca bağladıktan sonra bir

deneme yapmak için koltuklara düz bir şekilde yumruk atıp çekmeye başladım elim ipin gerilmesi sonucu acısa da oldukça sağlam bir silahım daha olmuştu.

Evi terk etme vakti

BÖLÜM 2 DEVAMMM

Çantamı sokağa atıp gidecektim artık evimden. Üstelik dışarıda beni nasıl bir tehlikenin veya tehlikelerin beklediğinden habersizce. Ağır adımlarla oturma odasından çantayı alarak yan odanın penceresine yaklaşmaya başladım. Daha evden çıkmadan güzel bir aksiyon beni bekliyordu. Kan kokusu ve diğer zombilerin gürültüsü yüzlerce zombiyi sokağa toplamış olacaktı ki korkudan camdan gördüğüm gibi aşağı eğildim ve nefes dahi almayı unuttum. Eve tıkılıp kaldım düşüncesiyle bahçeye yöneldim ve bahçede hala atlamaya devam eden zombileri gördüm. Tam bir ölüler mezarlığı olan bahçe ve çıkabileceğim tek pencere kapanınca kapana kısıldığımı daha iyi anlamaya başlamıştım. Aklıma bira şişeleri gelmişti çantama koymadıklarımdan iki tanesini Molotof olarak hazırlayıp bu zombileri yakmak gibi sadist bir düşünce sardı tüm benliğimi. Fakat evde ne benzin ne ispirto ne de gazyağı vardı. Oturma odasına geçerek camdan bira şişelerini atarak yüksek ses çıkartmak fikri daha cazip geldi bir anda bana. Cama yaklaştığımda elimde ki bira şişesini tam karşıya atacakken beni gören zombiler bir anda camın önüne toplanmaya başladılar. Allah’ım tam bir kabus gibiydi aklım ve mantığım tamamen durmuş durumdaydı ki. Camdan evimin kapısına baktığımda hiç zombinin kalmadığını ve hepsinin camın önüne doğru yaklaştıklarını gördüm. Hemen buz dolabına yöneldim ve kurbandan kalma etleri camın korkuluklarına sıkıştırmaya başladım. Ancak bu etler bu şekilde aç zombilerin dikkatini çekecek kokuya sahip değildi. Elimi çantamın yanından çıkardığım bıçakla derin olmayacak şekilde kesip etlerin üzerine kanımı akıttım ve camın önünde bekleyen zombilerin iyice iştahı kabarmıştı. Kapıya kurduğum barikatı birer birer kaldırmaya başladığım korkudan ne kadar da çok şey yerleştirmişim diye homurdana homurdana kürek sehpalar gibi daha bir çok hırdavatı kapıdan kaldırdım ve kapıyı sessizce açıp cam tarafına doğru bir göz attım. Aç kurtlar gibi hepsinin gözü evimin korkuluğunda bir birlerini ite ite korkuluğa ulaşmaya çalışıyorlardı. Kapıdan ağır adımlarla dışarı çıkıp uzaklaşmaya başladım. Bir tane zombi önümde ki ara sokaktan çıktığı gibi hiç panik yapmadan kafasına yumruğu vurdum ve öldürdüm. Hızla evimin bulunduğu sokağı terk ederek caddeye çıktım ve Bursa’da pahalı mekanların ve otellerin olabileceği Heykel ve Ulu Cami taraflarına doğru yola koyuldum. Artık evim yoktu dışarıda kalmıştım ve tamamen açık hedef olacaktım. Daha yolun küçük bir bölümünü yürüyemeden caddede büyük bir zombi sürüsünün aşağı bana doğru indiğini gördüm ve hemen ara sokaklara daldım. Bu böyle olacak gibi değildi güneş neredeyse batacak ve hava karardığında daha da savunmasız kalacağım için sığınacak bir yere ihtiyacım olacaktı. Evlere giremezdim çünkü kapılar kapalı kırıp girmeye kalksam gürültü olacaktı bu yüzden kalın gövdeli büyük bir çınar ağacının tepesine doğru çıkıp geceyi bir ağaç tepesinde güvenli geçirebilirim diye düşünüyordum. Caddenin ortasından akan derenin etrafı böyle ağaçlar ile dolu olacağından tekrar caddeye çıktım ve hızla bir ağaca tırmandım. Fakat uyurken ya aşağı düşersem diye bir endişe sardı bu seferde beni. Ağacın ‘V’ şekilinde iki kalın dalı arasına kırıp kırıp uzun dallar yerleştrimeye başladım ve ‘V’ şeklinde ki dalın arasını doldurdum. Mis gibi yatak hazırlamıştım ağaç üzerimde kendime. ‘V’ şeklinin bir ucuna başımı diğer ucuna da ayaklarımı uzatarak koyduğum ağaç dallarının kırılmamasını sağladım. Çok güvenemesem de gözlerimi kapatıp erkenden uyumaya çalıştım. Sabahın ilk ışıklarıyla tekrar yola koyulup güneş ışığından maksimum derece de faydalanmak istiyordum. Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte ağaçtan üzerime doluşan karıncaların üzerimde yürüyüşleriyle rahatsız olup uyandım. Neyse ki ağaç üzerinde kendime yatacak bir yer yapmış olmam artık dışarıda her yerde bana ev olduğuna güzel bir işaretti fakat karıncalar olmasa daha da güzel olabilirdi. Çantamı astığım daldan aldım sırtıma takıp hemen gideceğim yolu ağacın üst dallarından uzunca bir süre

süzdükten sonra ağaçtan inip yola tekrar koyulmaya başladım. Kalabalık bir zombi sürüsü gördüğümde hiç kaçmadan hemen ağaçlara tırmanıyor ve yolumun üzerinden çekilmelerini bekliyordum böylece sokaklara girip çıkarak fazla vakit kaybetmiyordum. Altıparmakta her yerde serbestçe dolaşan zombileri görünce içimi buruk bir hüzün kaplamıştı. Paralı araç otoparklarından bir tanesine daldım ve araçların üzerinde anahtar var mı diye tek tek bakmaya başladım. Oldukça şanslıyım ki koskoca otoparkta üzerinde anahtarı bulunan bir tane araç bulamadım. Oradan uzaklaşıp otellerin bulunduğu yerlere doğru yürümeye devam ettim. Pahalı olabileceğini düşündüğüm lüks bir otelin önüne geldiğimde ortalık gayet sessiz ve sakin görünüyordu hemen arka tarafına dolaşıp valelerin kulübesine doğru usulca sokulmaya başladım. Kapısı ve camı kapalı olduğu için mecbur camı kırmak zorundaydım. Yerden irice bir taş alıp cama patlattım ve kulübenin içerisine süzüldüm. Ses çıkartmamdan dolayı olacak ki birkaç zombi kulübeye doğru yürümeye başladı. Kapının kolunu çevirmeme rağmen açılmıyordu kilitliydi. Hemen çantamın sağ tarafından kalın ekmek bıçağını çektim ve zombilerin kapıya doğru yaklaşmasını bekledim. Elleriyle beni dışarı çekmeye çalışırken boğazından yakalayıp bir hamlede bıçağı kafasına geçirdim ikisinde. Hızla anahtarlara ve üzerinde ki plakaları kontrol ettim. Kırdığım camdan kafamı uzatarak bana en yakın aracın plakasına baktım ve anahtarlardan aramaya başladım. Oldukça fazla anahtar olduğu ve vaktimin yeterli olmadığı için bir türlü anahtarı bulamıyordum. Biraz daha aramamın üzerinden anahtarı bulduğum gibi kulübeden dışarı atladığım gibi arabaya yöneldim. Allah’ım hayatımda ilk defa araba çalıyordum heyecanlıydım ayrıca araba da güzel bir araba Hyundai i20 ehliyeti alacağım zaman sınava bu araçla girmiştim sürüşü ne kadar zor olabilirdi ki. Aracın kapılarını açıp hemen çalıştırdım fakiriz ya ilk baktığım yer benzin göstergesi oldu. Depo yarıdan biraz daha fazlaydı. Yola çıktığımda aracın hemen radyosunu açtım ve tek bir kanal çeker mi diye parmaklamaya başladım. Sanırım acil yayın kanalı olacak ki duyuru dediği gibi elimi radyodan çektim. Can kulağıyla konuşanın söylediklerini dinliyordum. Radyodan duyduklarım : ‘’Duyuru bu acil durum yayınıdır ! Bursa’da kalan sağ vatandaşlarımız için güvenli bir askeri kampımız var. Burada hastalık yok, bolca erzak ve temiz suyumuz var. Kalan sağ vatandaşlarımız crrrrrrrrrrtttt adresinde ki askeri kampımıza gelebilir.’’ Radyo da tam adresi dinleyecekken hattın kesilip tekrar düzelmesi şans mıydı yoksa bilerek mi yapılmıştı? Bu radyo yayını dikkatimi oldukça dağıtmış olacaktı ki. İmdaaaat diye ince bir ses tonunu işittiğimde irkilip yolun sonunda ki otobüs durağına giriyordum az daha. Hemen araçtan inip sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım. Ses biraz yankı yaptığı için tam olarak ne taraftan geldiğine anlam veremiyordum fakat yakınlardan geliyordu. Kimse yok mu ? Yardım edebilirim diye bağırarak karşılık verdim. Yardım et buradayım diye bir kız bağırıyordu. Ses caddenin 50 metre yukarısında ki ara sokaktan geliyordu. Hemen arabada ki çantamdan bıçağımı aldım ve oraya doğru koşmaya başladım. Sokağın başına geldiğimde sokak bomboştu. ‘Neredesin sana yardım etmeye geldim diye bağırdım.’ Karşıma benim yaşlarımda sarışın afet-ü devran bir hatunla onun kız kardeşi çıktı elinde Crosbow benzeri bir yaylı tüfeği bana doğrultarak… -Arabanın anahtarlarını at bize hemen !!! -Arabayı veremem ablamın yanına gitmeliyim bana lazım bu araba. -O araba canından daha değerli sanırım ? -Bak sizi istediğiniz yere götürürüm yemin ederim ama lütfen arabayı almayın.

-Biz gideceğimiz yere kendimiz gideriz anahtarları ver şimdi ! -Tamam peki araba da çantam var bari onu almama izin ver. -O araç ve içinde ki her şey artık bizim. Şimdi s*ktir git burdan. -Nasıl ya bir insanı ölüme terk etmek nasıl bir caniliktir be. -Sana bir tavsiye muhallebi çocuğu dışarısı gerçekten oldukça tehlikeli. Bu başı boz gezen gezginler oldukça tehlikeli fakat onlardan daha tehlikeli insanlar gördüm. Şimdi güzel yüzünü delmeden burdan uza çabuk. Arabanın anahtarlarını ve tüm erzaklarımı çaldırdığım gibi artık dışarıda silahsız ve bomboş ölümünü bekleyen bir insan haline gelmiştim. Oradan ağlayarak uzaklaştım ve yeniden araç çalmak için yola koyuldum. Araç mesafesiyle çok uzaklaşmadığım için birazda şanslı olabileceğimi düşünerek tekrar lanet olası yolu küfür ede ede çıkmaya başlamıştım. Kafamda ki düşünceler beni öylesine meşgul etmiş olacaktı ki bir an dikkatim dağıldığında karşımdan büyük bir zombi ordusu üzerime doğru gelmeye başlıyordu. Ne yapacağımı bilmeden gideceğim yolun tersinde aşağı doğru koşmaya başladım. Uzunca bir süre koştuktan sonra arkamda ki zombilerin oldukça geride olduklarını görünce hemen bir ağacın üzerine tırmandım ve altımdan geçip gitmelerini bekledim. Ancak işler hiç de umduğum gibi gitmedi. Zombiler ya kokumu ya da şiddetli nefes alış verişlerimi sezmiş olacaklardı ki ağacın üstüne doğru baktıklarında beni gördüler ve ağacın dibine üşüştüler. Ölümü beklercesine ağacın bir ‘V’ şeklinde 2 dalını arayıp arasını kırdığım dallarla kapatıp uzandım ve gökyüzünü seyretmeye başladım. Kendi kendime her şey buraya kadarmış bu zombiler açlık, susuzluk, yorgunluk nedir bilmezler. Beni açlıktan veya susuzluktan ölene kadar veya aşağı inene kadar bekleyeceklerdir diye düşünmeye başladım. Tamamen kapana kısıldım ve gözlerimden akan yaşları silmeye başladım ve ağacın aşağısında ki dereye kendimi atmaya karar vermiştim. Bu zombilere yemek olmaktansa ölürüm daha iyi diye karamsar bir düşünceye kapıldım. Uzandığım daldan ayağa kalktım ve dereyle aşağıda ki mesafeye baktığımda en azından bir 4-5 metre kadar bir yükseklikteydim balıklama atlayıp kafalama çakılırsam acısız ölürüm diye gülümsedim kendime. Gerildim ve tam kendimi aşağı bırakacakken bir ses işittim. -Yolun karşı tarafından Hey budala sıkıştın galiba diyordu aracımı çalan kızlar. -Bir yere ayrılma birazdan görsel şölen yaşatacağım size diye bağırdım. -Sakın aptalca bir şey yapma seni kurtaracağız diye bağırdı sarışın kız. Aracın kornasına iki üç defa bastı ve altımda ki zombi sürüsü bir anda hedeflerini değiştirip yolun karşısına doğru harakete geçtiler. -Yukarı doğru koş hemen diye bağırdı hemen ! Ağaçtan atladığım gibi yukarı yolun birleşeceği babaya doğru koşmaya başladım. Kız araçla benim bulunduğum yola geçti ve beni arabaya aldılar. -Size teşekkür mü etsem ? Küfür mü etsem bilemiyorum neden böyle bir şey yaptınız

-Bize hiçbir şey etmene gerek yok. Özür dileriz seni de yağmacılardan birisi sandık ve o yüzden aracını ve erzaklarını alıp seni ölüme terk ettik. -Peki ya benim yağmacı olmadığımı nasıl anladınız? -O şe***sizler telsizler ile haberleşiyorlar birinin başına bir şey geldiğinde diğerleri en geç 15 dakika içinde yardıma ihtiyacı olana koşuyor. Seni de yolun karşısından izledik ve yattığın yerden artık atlayacağını gördüğümüzde yardım etmeye karar verdik. -Siz kimsiniz peki ? Ne yapıyorsunuz buralarda nerede kalıyorsunuz? Böyle her önünüze gelenin aracını gasp mı ediyorsunuz? -Ben ve kardeşim ailemizi bu salgının daha ilk günlerinde kaybetmiştik. Onlar bizi unutup gittiler. Ben ve kardeşim de her gün evimizden dışarıyı gözetler ve bir araba geçecek ümidiyle yolu kontrol ederiz ki nihayet seni yakalayabildik. -Peki arabayı ne yapacaksınız ? Yani evinizden gitmeye kararlısınız sizde sanırım. -Gezginler artık buraları… -Gezgin ne be ? -İşte bu cesetler. Onlar artık Bursa’nın kalabalık yerlerinden sokaklara mahallelere göç etmeye başladı. Çünkü şehrin kalabalık yerlerinde zombiler fazla olduğu için insanlar ya buralara ya da köylerine kaçmaya başladılar ve zombilerde aç karınlarını doyurmak için ordu gibi şehrin bu daha az kalabalık yerlerine inmeye başladılar. -Peki beni nereye götürüyorsunuz? -Seni köyümüze götüremeyiz fakat istediğin bir yerde bırakabiliriz ve çantanı geri alabilirsin. -Beni altıparmakta ******** isimli otelde bırakın lütfen. -Salak mısın ? Bursa’nın en kalabalık yerlerinde hem de orada bir otelde ne işin olabilir? -Bu aracı çaldığım otoparktan yeni bir araç çalacağım. Ablamı arıyorum onu bulmak için evimi terk ettim. -Peki sen bu zamana kadar nasıl hayatta kaldın ? -Ben tüm bu olaylar başladığında güvenli evimde 1 aydır kalmayı başarmıştım. En son erzağım bittiği için dışarı çıkmak zorunda kaldım. Kapıya barikat kurdum, evde bulduğum alet edevattan silah yaptım. Yine bir gün evimde otururken bir çığlık sesi işittim sokağın sonundan. Ne olduğunu anlamak için bahçeye çıkıp sokağın sonuna kadar bahçelerden geçerek sokağın sonunda ki evin üzerine çıktım ve bir kız elektrik direğine tırmanmış zombiler onu yemek üzereydi. Onu kurtardım ve bir müddet daha benim evimde kaldık. Ben ona ablama ulaşma planımdan bahsettim ve bana yardım edecekti. Babamın arabamızın yedek anahtarını sakladığı yerden çıkarttım ve mahallemizde ki sağlık ocağının önünde bulduğum bir Şahin’i benim yedek anahtarla çalıp gidecektik. Kafamdan ve kolumdan yaralı olduğum için öncelikle sağlık ocağından ilk yardım malzemelerini yağmalamak için girmiştim

Kapısında zombiler olduğu için ağaca tırmanıp 2. Katının camından içeri girdiğimde kurtardığım kız aracı çalıştırıp beni orada ölüme terk etti. -Ebesinin *mı nasıl ya kızın hayatını kurtardın o da seni ölüme mi terk etti ? -Evet başıma ne geldiyse bu zamana kadar birilerine yardım etmeye çalıştığım için geldi. Siz de az daha benim ölümüme neden oluyordunuz. -Ama biz seni kurtardık bırakmadık. -Bunun için size teşekkür ederim. Bana yardım edersen sana verdiğim bu aracın borcunu bana ödemiş olursun. Aracınla ben otoparka girdiğimde Crosbowunla beni koru ben aracı çaldığımda siz yolunuza ben yoluma ? -Anlaştık. Otelin otoparkına indiğimizde ben hemen vale kulübesinden en yakın aracın plakasına uygun anahtarı aramaya başladım. Bulduğum gibi araca atladım ve çalıştırıp otoparktan yola çıktık. Bu sefer ki çaldığım araç DaciaDuster olmuştu. Aracı kızların aracının yanında stop edip araçtan indim ve onların aracına bindim. -Ne oldu ? -Araca bindiğimde radyo yayınından güvenli bir askeri üs olduğunu duydum. Bilmiyorum belki işinize yarar diye söylemek istedim. -Askeri üs mü?hahaha sakın böyle şeylere kanma kalan sivilleri çağırıp öldürüyorlar mahalleleri kaç defa askerler basıp sivilleri katletti. -Neden askerler neden insanları öldürüyor be ? -Bilmiyorum ama şunu unutma dışarıda güvenilir pek insan kalmadı. G*tünü her zaman kendin kollamalısın. -Yiyecek bir şeyleriniz var mı ? -Hayır. Çantamdan birkaç bisküvi paketi ve 1 pirincimi onlara bıraktım. -Gerek yoktu buna gerçekten. -Olsun yolunuz uzun aracın yarım depodan fazla benzini var nereye gideceksiniz? -Orhaneli. -Sizi oraya kadar götürür ama yolu geri dönemezsiniz. Gördüğünüz ilk benzinlikten hortumlamayı ihmal etmeyin ne olur ne olmaz. -Sen iyi bir çocuksun adın ne ? -Sinan senin ?

-Ben İdil bu da kardeşim Şule. -Memnun oldum yollarımız tekrar kesişir umarım. -Başın sıkıştığında bir araca atla ve Orhaneli Kocasu köprüsüne gel kalan sağlar ile oraya yerleşeceğiz. -Ben teşekkür ediyorum. Yolunuz açık olsun dikkatli olun. Araçtan tam inecekken kız arkasını dönüp beni öptü ve sende kendine dikkat et dedi. Çantamı aldım ve çaldığım yeni aracıma bindim. Tekrar radyoyu açacaktım ki İdil’in dedikleri aklıma geldi. Bu tarz kurtarma vaatlerinin yalan olabileceği düşüncesiyle altıparmaktan yeni aracımla hızla iniyordum. Yollar öylesine boş ve sessizdi ki yıllardır araç kullanılmayı beklermişçesine sağa sola devrilmiş çöp tenekeleri yollara dökülen yiyecekler, kanlar yolun görüntüsünü aşırı derece de bozuyordu. Evimden dışarı çıktığımdan beri başıma gelmeyen olaylar kalmadığı gibi enteresan bir şekilde kedi gibi her seferinde dört ayak üzerine düşüyordum. Evime yaklaştığımda son bir kez daha evimi görmek istemine kapıldım bir anda. Caddeden sola kırıp sokağa girdiğimde evimin önünde hala zombilerin olduğunu ve yüzlercesinin evimin önüne toplandığını gördüğümde artık evimi unutmam gerektiğini anladım. Uzun uğraşlar vererek aldığım ve başıma gelmeyenin kalmadığı araç bulma olayını çözdüm ve artık rüyalarımın bir son bulması ve ablamı hayatta bulabilmek ümidiyle tekrar sokaktan caddeye çıktım ve hızla ablamların evine doğru aracı sürmeye başladım. Ablamın evinin bulunduğu sokak çıkmaz sokak ve ablamlarda bu sokağın en sonunda oturuyorlardı. Bu yüzden oraya girerken oldukça dikkatli olmam gerektiğinin farkındaydım. Aracı sokağın başına bırakıp ablamların evine kadar yürüyerek gidecektim. Yaklaşık 10 dakikalık bir araç mesafesinde olan eve vardığımda sokağın başında hemen arabayı stop ettim. Araçtan inecekken aklıma gördüğüm rüyalar gelmeye başladı. Sokakta bir gariplik vardı sokağın başında demirden garaj kapısı gibi büyük bir kapı vardı ? Gördüklerime anlam veremeden araçtan indim ve bu da nesi diye söylenmeye başladım. Önce kapının önüne kadar yaklaştım kapıya birkaç defa vurdum fakat hiçbir tepki alamadım. Ardından kapıya tırmanıp kapının diğer tarafında neler oluyor diye bakayım derken sokağın baştan 3. Evinin camından birisinin beni izlediğini fark etmemle omzuma oku yemem bir oldu ne olduğunu anlayamadan aşağı düştüm…

KAVUŞMA VAKTI (BÖLÜM 3)

Gözlerimi açtığımda başucumda ablamı gördüm. Rüyalarımın beni yanıltmasının verdiği mutluluk son zamanlarda gerçekten en mutlu olduğum olaydı. Ablam uyandığımı görünce sıkı sıkı sarıldı bana sarılması sorun değildi de omzum öyle acıdı ki hayatımda ilk defa ok yemenin verdiği acıyı hiçbir şeye değişmezdim doğrusu. -Abla iyi misin? -Ben mi sen mi aptal ? Buraya kadar nasıl gelebildin bunca zaman nasıl hayatta kaldın? Anlat her şeyi çabuk ! -Evdeydim abla beni bilirsin Asosyalin tekiyim. Tüm bu olaylar başlayana kadar yine aynı hayatıma devam ediyordum. Haberlerde bir gün Türkiye’ye yeni bir virüsün geldiği, oldukça tehlikeli olduğu ve gerekmedikçe evden çıkılmaması gerektiği haberini alana kadar her şey gayet normaldi. Haberi ilk gördüğümde başta çok da önemsemedim. Önce elektrikler kesildi. Telefonun radyosundan ulusal yayın yapan bir radyo kanalında tüm Türkiye’nin elektrikleri kesildi deyince açıkçası biraz korkmuştum. Ertesi günü babam köye gideceğini söylediğinde ben gitmek istemediğimi söyledim. Önce babam bırakıp gitti bu olaylardan sonra daha sonra evde yalnız kalmaya başladım. Başlarda çok canım sıkılıyordu sonraları hayatım değişmeye başladı dışarıda dolaşan bu zombiler sürekli bana evde Survivor yaşatıyordu. Önce kapıya barikat kurdum daha sonra silah yaptım. Erzağım beni 1 ay kadar uzun bir süre boyunca idare etti fakat bitince dışarı çıkmak zorunda kaldım. Dışarı çıkmaya başlayınca başıma gelmeyen kalmadı tabi beni bırak şimdi sen nasılsın ? Yeğenlerim nasıl ? Eniştem nasıl ?dememle birlikte ablamın gözlerinin dolduğunu gördüm. -Ben ve yeğenlerin gayet iyiyiz fakat enişteni kaybettik. -Ne ?Nasıl ? -Bizde bu olaylardan sonra sokaktan köylerine giden insanlardan kalanlar olarak burada bir örgütlenme kurduk. Enişten lider olduğu için tüm işler ona bakıyordu ve buranın güvenliği ile ilgili tüm sorunlara çareler çözümler üretiyordu. Bir gün yeni bir ekiple dışarı erzak aramaya 3 kişi çıktılar ama o 3 kişiden sadece 2’si döndü. Girdikleri markette kalabalık bir zombi saldırısına uğramışlar. Enişten silahıyla onları oyalarken diğerleri erzak çantalarını araca yüklüyorlarmış. Daha sonra nasıl olduysa bir zombi arkasından enişteni ısırmış ve mecbur enişteni bırakıp geri dönmek zorunda kalmışlar… -Üzüldüm abla. Seni buldum ya gerisi benim için çok da önemli değil yeğenlerimi getirsene göreyim şu kerataları biraz. -Sen şimdi biraz dinlen hem çocuklar dışarıda oynuyor. Akşam yemeğe kaldırırım ben seni. -Tamam abla. Ablamın anlattıklarından sonra bırak uyumayı nefes bile alamazdım. Dünya ne kadar kısa sürede böyle bir hal aldı hayatta kalanlar ne kadar çabuk da bu duruma adapte olmuş. Doğrusu ben de kendim bir şeyler yapıyorum diye böbürleniyordum. Ayrıca eniştemin şu öldüğü olayı kafamı kurcalamaya başladı. 3 kişi gidip 2 kişi dönmek hem de eniştemin arkasından bir zombi saldırması bana hiç de mantıklı gelmiyor. Şu diğer 2 kişiyi bulup konuşturabilirsem belki de olayın aslını astarını

öğrenebilirim. Bu olayın ardında eminim bir şeyler olmalı. Bu omzumun da başına gelmeyen kalmadı doğrusu dışarı çıktığımdan beri bir düşüp kanatıyorum, bir ok yiyorum evimde oturup bilgisayarımın başında oyun videoları çektiğim, blog yazdığım günleri öyle özledim ki. Ablama kavuştum fakat babam ne durumda acaba? En son köye gittiğinden beri ne eve bir daha uğradı ne de bir şekilde bana ulaşmaya çalıştı. Aslında benim durumumu düşünmeyen bir adamı bu kadar düşünmem garip gelse de aklıma geldikçe merak etmiyor da değilim. Tüm bu derin düşüncelere dalmışken uyuya kalmış olacağım ki ablamın uyandırıp yemek hazır aç değil misin sen fosur fosur uyuyorsun demesiyle uyanmıştım. -Saat kaç be ne kadar uyudum ? -Şaka yapıyorum ya daha akşam olmak üzere yemek hazırladım dışardan geldin sonuçta neler geldi başına bilmiyorum ama iyi şeyler olmadığı kesin. -Biraz öyle oldu abla. Bir şey sormak istiyorum kafamı epey kurcaladı. Bu eniştem ile birlikte dışarıya erzak aramaya giden 2 kişi kimdi? -Birisi eniştenin yardımcısı gibi biriydi diğeri de onun yakın arkadaşlarından biri olsa gerek aralarından su sızmıyormuş diye duydum. -Saçma sapan konuşma be abla ! Bu 2 kişinin isimleri yok mu göster bana şu adamları. -Bu akşam grup toplantısı yapılacak eğer sende gelirsen onları gösteririm sana da neden soruyorsun bunları ? Salakça bir şey yapmayacaksın dimi ? -Yok ya ne yapabilirim ki böğrümden okla vurdunuz daha geldiğim gibi beni. Sadece görmek istiyorum o adamları. Yemek yerken bir yandan ablamla konuştuklarımızı düşünüyordum. Demek enişte beyin gittiği adamlardan birsi ona çok yakın biri yardımcısı kadar olabilecek derece de yakın diğeri de bu adamın baya yakın arkadaşı. Eğer bu adamlardan enişteme yakın olanın eniştemin yerinde gözü varsa ona arkadaşıyla birlikte böyle şerefsizce bir oyun oynaması çok da zor değil. Neyse şu adamları bir göreyim bakalım gerekirse kıyıda köşede sıkıştırıp öttürürüm. Ancak bunu yaparsam burada hem ben kalamam hem de ablam öncelikle olayları şiddetle çözmeden önce ciddi bir araştırma yapmam gerek. Ablam dalgınlığımı fark etmiş olacak ki… -Bak her şeyi bu kadar düşünme. Buradan atılmamızı sağlayacak hareketler yapma. Burası emin ol dışarıya göre çok güvenli çocuklarımı dışarıda büyütemem ! -Haklısın ve bende bunun farkındayım abla. Sizde yediyseniz yemeğinizi şu toplantıya gidelim artık. -Manyak mısın be çocuk ? Şaka yaptım ben sana daha omzun yaralı kafanı vurmuşsun düşünce dinlenmen gerekli. -Burada kalacaksam güven problemlerimi halletmeliyim. Şimdi gidelim şu toplantıya. -İyi peki peki ama ağrın, sızın olursa haber ver geri dönücez. -Peki pekiii.

Sokakta tüm oturan insanlar yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı. Hava çoktan kararmış büyükçe bir varilin içine ateş yakılmış ve insanlar etrafında toplanmış asıl gelmesi beklenen şu eniştemin yardımcısını bekliyorlarmış. Şimdi burada dönen olaylara anlam vermeye başlamıştım. Enişte öldükten sonra onun yerine geçen bu yakın arkadaşıymış. Nihayet adam geldiğinde herkese merhabasını verip konuşmak üzere ortaya geçti. Adam kirli sakallı, uzun boylu, zayıf, bakışları fıldır fıldır kurnaz bir tipe benziyordu. İlk bakışta bende ters veya olumsuz etki bırakacak etki bırakmamış olsa da adamdan biraz işkillenmedim de değil. Konuşmasına başladığında… -Öncelikle geçtiğimiz günlerde biliyorsunuz ki kapımıza tırmanıp içeriyi gözetlemeye çalışan genç meğer ölen liderimizin eşinin kardeşiymiş. Kendisine verdiğimiz zarardan ötürü topluluğumuz adına özür dilemek istiyorum. Biliyorsunuz ki topluluğumuzun en büyük sorunlarından birisi erzak sıkıntısı dışarıya çıkacak gönüllülerin sayısı her geçen gün azalıyor ve bu durumda da temel besin ihtiyaçlarımızda bir takım kısmalar yapmamız gerekiyor. -(Ben hemen atılarak.) Dışarı çıkmak için gönüllü olmak istiyorum ! -Nasıl anlamadım ? -Doğru duydun işte be dışarı çıkmak istiyorum. -Daha yaran taze seni dışarı salamam. -Kapıdan tırmanıp dışarı atlarsam bu seferde sırtıma mı ok yiyeceğim ? -İnatçı bir gençsin bu konuyu özelden konuşacağız toplantı sonunda. -(Ablam bana öfke dolu gözlerle bakarak.) Delirdin mi be sen neyin peşindesin !!! -Sakin ol kafamda bazı sorular var onlara yanıt arıyorum. -(Yeni lider konuşmasına devam ederek…) İçme suyumuzun da azaldığını bilmenizi isterim dostlar. Bunun için çok büyük bir marketi gözetliyorum epeydir. Deposunda tırlar dolusu içme suyu var eğer o tırlardan birini çalmayı başarabilirsek bizi uzunca bir süre idare edecek içme suyumuz olacaktır. Bu iş için gönüllü toplamayı düşünüyorum. Bununla birlikte erzak aramaya çıkacak gönüllü birliği yarın sabah vakti yola çıkabilir. Toplantı bitmiştir… Toplantı bittiğinde ablamı eve gönderdim ve toplantının yapıldığı yerde bütün herkesin dağılmasını beklemeye başladım. Herkes dağıldığında tam lider de gidecekti ki peşinden ağır adımlarla önce takip etmeye başladım tam evine girecekken arkasından seslenip. -Heyy!!! -Ne vardı ? -Yarın sabah ki su arama ekibiyle bende çıkmak istiyorum. -Tamam sabah seni evden aldıracağım. Kolun yaralı olduğu için ekibi yavaşlatacaksın ama inadın ile mücadele edemeyecek kadar meşgul ve yorgunum şimdi eve git ve dinlen. -Tamam teşekkür ederim.

Eve gittiğimde ablamın sorguya çekeceğini bildiğim için hemen yan odaya sessizce girip kanepeye attım kendimi. Bu gün tüm konuşulanlar birer birer aklıma gelmeye başladı. Öncelikle bu topluluğun temel bir sorunu vardı. Erzak ve temiz içme suyuna ihtiyaçları vardı bu olayı halledebilmek için gönüllü olabilirdim. Hem böylece lider ile birlikte dışarıya çıkma fırsatını da yakalayabilirdim. Bir anda içim daraldı ve sigara içme isteğim kabarır gibi oldu. Yeğenlerim olduğu için evde sigara içmemeye karar verdim evin terasına çıkmak için kapıdan sessizce dışarı çıktım. Merdivenlerde karanlıktan takılıp düşmemek gerçekten çok zor olacağı için cebimden çakmağımı çıkartıp yakarak terasa kadar çıktım. Ev sokağın tam sonunda olduğu için şanslıydım terastan aşağı sarkarcasına eğilip sokağı enine boyuna süzmeye başladım. Evleri birer birer incelerken bir sigara yaktım. İlerde büyük kapının önünden geçen kalabalık bir zombi grubunu gördüğümde kapının arkasında uyuklayan iki nöbetçiyi gördüm. Umursamadım zaten zombiler kapının önünde beklemiyor ileriye doğru gidiyorlardı. Birden sokağın ortalarından bir kapının açıldığını ve sarı saçlı uzun boylu bir kızın dışarı çıktığını gördüm. Kız önce etrafı dikkatlice süzdükten sonra nöbetçileri kontrol edip kapının sol tarafından sessizce çıkıp dışarı atladı. Tam peşinden gidecektim ki ben inip gidene kadar kız 3 5 sokak mesafe gidebilirdi. Peşinden baktığımdaysa zombilerin gittiği yönün tersine gittiği için peşinden gitme ihtiyacı duymadım. Dışarı çıkan kızı başlarda pek önemsememiş olsam da sigaram bitince acaba o kız neden dışarı çıktı diye bir soru takıldı ? Ayrıca dışarı neden kaçarcasına çıktı nöbetçileri uyandırıp kapıyı açtırabilirdi. Kesin bunda bir iş var deyip eve indim. Odaya girip kanepeye uzandım ve uyumaya çalışıyordum fakat bulunduğum yer ve topluluk hakkında aklımda milyonlarca soru vardı. Her zaman olduğu gibi düşünerek uyuya kalmış olmalıydım ki sabah ablamın dürtmeleriyle uyandım… -Kalksana seni almaya geldiler. -Kim be onlar sabahın köründe darbeden içeri falan mı alacaklar dedim gülerek. -Saçma sapan konuşma be dün gece gitmek için can attığın yere dışarı götürecekler ekip hazır git sende hazırlan. -Hee tamam o zaman. Dışarı çıktığımda beni almaya gelen iki kişi bana yolun sonuna kadar eşlik etti ve liderin evine girecekken sen gir biz burada bekliyoruz dediler. İçeri girdiğimde, liderle karşılaştım bana dönüp… -Silah kullanmayı biliyor musun ? -Daha önce hiç kullanmadım. -Peki yay veya crosbow kullanabilir misin ? -6 ay okçuluk kursuna gitmiştim. -Yay mı crosbowmu ? -Ölümüne yay deyip gülmeye başladım. -Bana benziyorsun Sinan ayrıca seni cesaretinden ötürü tebrik etmek istiyorum. Bakalım hünerlerini ekibinden dinleyeceğim.

Yayımı ve 20 tane yedek oku sırtıma geçirip bıçağı kemerime taktım ve ben dışarı çıkmak için hazırım başka bir şey yoksa artık gitmek istiyorum deyip liderin yanından ayrıldım. 4 kişilik bir ekiple arabaya atladık. Büyük kapı önümüzden açılınca sanki savaşa gidiyormuşçasına gaza geldim ve nasıl olduğunu anlamadan belimde ki bıçağa sarıldım. Önde oturan arkadaş fark etmiş olacak ki bana dönüp gülerek. -Kendini zombilere sakla kardeşim dedi. -Bende gülerek zombiler sorun değil sorun onlardan daha tehlikeli olanlar diyerek inceden laf çarptım. Yarım saatlik bir araç yolculuğundan sonra Bursa’nın büyük alış veriş Avmlerinden birisi olan Koruparka vardığımızda etrafında dağınık dolaşan bir çokzombiyi görünce biraz ürktüm doğrusu. Arabayı durdurduğumuz gibi hemen bir zombi arabaya doğru yöneldi arabadan atladığım gibi sırtımdan oku çıkartıp zombiye yayımı gerdim kafasına hedef alsamdaıskaladığım için arabadan diğerleri gülerek indi. Sinirlenip kemerden bıçağı sıyırdım ve uzun boylu olan zombinin üzerine koşarak atlayıp kafasına sol tarafından bıçağı geçirdim. Yerden kalktığımda arabayı kullanan arkadaş bana bakarak… -Oku ıskalaman gerçekten komikti fakat şu yaptığını alkışlayacak vaktim olsa alkışlardım ufaklık. -Acele etme daha önüne alkışlayacağın çok fırsat geçecek. -İsmin ne senin ? -Sinan sizlerin ne ? -Ben Cengiz Cengo diyebilirsin şu yanında oturan şişmansa Mustafa ve bu tehlikeli çocukta Serkan Seko diyebilirsin. -Memnun oldum hadi gidelim işimize bakalım ortalık zombi kaynıyor dönüşte yaparız laklağı. -Tamam tamam seninle de pek konuşulmuyormuş doğrusu. Koruparkotaparkından sessizce arkaya doğru ilerlemeye başladık. Bu adamlara güvenemediğimden olsa gerek araçların üzerine bakıyordum anahtarı üstünde olan var mı diye. Otoparkın sonuna geldiğimizde kırmızı bir kartalın üzerinde anahtarını gördüm ve sırıtmaya başladım. Deponun önüne geldiğimizde kapının kapalı olduğunu gördük. Etrafta kapıyı açacak kol ve benzeri bir şeyler ararken Cengiz’in koşun demesiyle irkilip aşağıda ki merdivenlere harekete geçtik. Merdivenlerden indiğimizde koli koli su şişelerini gördük ve bunları bu şekilde araca kadar taşımanın çok zor olacağını biliyorduk. Depoda mutlaka bir tır olacağı için depoya girmeliydik. Kapının 3 4 metre kadar üzerinde pencereyi gördük fakat tırmanmak gerçekten oldukça zor olacaktı. Serkan pencereye bakarak… -Bu tarz depo kapılarını bilirim dışarıdan kırmadan açmak mümkün olmaz ayrına bu kapıyı ancak bir tır ile kırabiliriz. Bu kapı sadece anahtarının otomatiğine basılırsa açılır. Eğer birisi camdan içeri girebilirse içeride ki valf kolunu çekip kapıyı kaldırabilir. -(Ben söze atlayarak.) Sen bu olaylardan önce ne iş yapardın be ? -Depo sevkiyat elemanıydım.

-Amele yani? -Kibarca söyleneni tercih ederim. -Anladım ben bu pencereye kadar tırmanıp içeri girebilirim. Ancak o valf dediğin zımbırtı neye benzer pek anlamak şunu bi düzgün anlat da içeri girdiğimde içeride kalmayayım. -Bildiğin düğme la kırmızı ve yeşil olur 2 tane zaten yan taraflarında yukarı ve aşağı oklar olacaktır birazcık kafanı kullanarak hangisinin kapıyı açacağını tahmin edebilirsin herhalde. -Tamam be tamam o kadar salak değiliz. Kapının boyumdan yüksek kısmında gördüğüm demirine atlayabilmek için gerilip bir sıçaryışta yakaladım. Demirin üzerine çıktığımda kalan kısım benim için oldukça basit olacaktı. X şeklinde yukarıya pencereler kadar demir levhaları birer birer tırmanmaya başladım . Pencereye kadar tırmandığımda aşağıdan camı kır camı kır diye bağrışmalarla belimden bıçağı çıkarttım ve cama vurmaya başladım. Cam oldukça kalın olsa gerek ki sert vuruşlarıma rağmen çizik bile atamamıştım. Aşağıdan şişko silahını çıkartıp cama 2 el ateş etti. Cam kırıldığında içeri girecekken Serkan… -İçeride fazla oyalanma bu gerizekalı aklını kullanmadan ateş etti fakat zombilerin buraya toplanması çok da uzun sürmez. İçeride kolileri görünce güvenip üzerine atladım ki şansıma koliler boşmuş ezildiğinde yere yuvarlandım. Ayağa kalkıp hemen Serkan’ın dediği şu düğmeleri aramaya başladım. Tam kapının sağ tarafında gördüm ve kırmızı olana bastım deponun kapısı açıldı ve diğerleri içeri girdi. Deponun karşısında ki tıra doğru koşmaya başladık. Şişko hemen tırın direksiyonuna atladı ve anahtarları üzerinde bulmuş olacaktı ki tırı çalıştırdı. Deponun önünde ki merdivenlerin oraya çekti. Tam aşağı merdivenleri inip suları yükleyecektik ki tırın dorsesini açtıklarında içinin yarıdan fazla bölümünün maden suları ile dolu olduğunu fark ettik. Bunlar sevinçten takla atarcasına kaptıkları suyu hızla tıra doldurmaya başladılar. Çok geçmeden bir grup zombinin bize doğru geldiğini fark ettim siz devam edin deyip yayı aldım sırtımdan gerip attığımda yine ıskalamıştım. Sinirlenerek bir ok daha taktım ve yeniden denedim zombinin tam burnuna atmıştım oku peşine bu gazla tekrar çekerek oku fırlattım 2. Zombiyi gözünden vurdum. Geri kalanlar epey yaklaştığında Serkanın yere bıraktığı bıçağı sol elime aldım ve belimden çıkardığım bıçağı sağ elime aldım. Zombilerin üzerine savaşa gidercesine koşarak kafalarına saplamaya başladım. 4 tane zombiyi bu şekilde öldürdükten sonra diğerlerinin yanına gidip suları araca yüklemeye devam ettik. Bolca içme suyunu tıra yükleyince. Şişko tırın direksiyonuna geçti ve yanına Serkan bindi. Bende Cengiz’e şurada anahtarı üzerinde bir kartal buldum işimize yarayabilir bende onu alayım dedim gülerek bana. -Lan dünyanın sonu gelmiş sen anahtara mı bakıyorsun burada ki tüm araçlar bizim dedi. -Nasıl ya dedim ? -Düz ğontağlaaadiye ağzını gere gere böbürlendi bana. Cengiz’le araca koştuk ve tırı çıkartmalarını bekledik. Tırı gördüğümüzde önüne geçtik ve yavaş yavaş trafiğe çıkıp ilerlemeye başladık. Trafiğin karşı şeritlerine baktığımda resmen araba çöplüğü vardı terk edilmiş kaza yapmış bir çok araç yolu kapatmış ve peşlerinde binlerce araç kuyruğu oluşmuştu. Ağır ağır arkamızda ki tır ile mesafeyi açmadan yolumuza devam ediyorduk. Kalabalık bir

zombi grubu yolda sıkıştırdığı 2 kişiyi yemeye çalışıyordu. Cengiz hemen dörtlü çakalları yakıp tırı uyardı ve güvenli bir mesafe de durdu. Tırda arkamızda durdu ve olayları izlemeye başladık. Benim yaşlarımda kumral bir kız ve babası olabilecek yaşlarda bir adam kamyonetin üzerine çıkmış ve ölecekleri anı bekliyorlardı. Kızı ağlıyordu ve ayakta duramıyor gibi bir hali vardı. Adamsa çaresizce etrafa bakıyordu derken bir zombi adamı ayağından yakaladığı gibi aşağı düşürdü ve tüm zombiler adamın üzerine çullanıp parçalamaya başladılar. Cengiz ve diğerleri ise hala sadistçe bütün bu olayları izlemeye devam ediyorlardı. Ben tam arabanın kapısına yapıştım açacakken cengiz kolumdan tutup… -Napıyorsun lan sen delirdin mi geri zekalı ? -İnsan olmak bunu gerektirir Cengiz bırak beni. -Aptal aptal konuşma lan kurtarabileceğini mi sanıyorsun en az 20 tane zombi var orda ölmek mi istiyorsun ? -Ehhh s*ktir git lan bırak beni. Araçtan indiğim gibi yayı belimden sıyırdım ve uzaktan yaklaşana kadar tüm oklarımı harcamaya başladım. Iskalayanlar, isabet edenler, koluna bacağına gelenler hayatımda bu derece hızlı ok atmamıştım. Elime birkaç defa acemilikten veya hızdan olsa gerek yayın kirişinin 3 4 defa bileğime ve koluma çarptığını hissettim.zombilertamamiyle bana döndüğünde bıçağımı çektim ve üzerime yaklaşanın kafasına saplamaya başladım. Aralarını yarıp kızın yanına koştum ve kamyonetin üzerine zıpladım etrafta hala 56 tane daha zombi vardı. Kollarından yakalayıp kafalarına bıçağı saplamaya çalışıyordum ki Sercan crosbowla araçtan indi ve kalanları tek tek indirmeye başladı. Kız bana sarılıp ağlamaya başladı ve babam babamı öldürdüler diyebiliyordu sadece. Kızı araca kadar kucağımda taşıdım ve aracın arkasına bindirdim. Cengiz’e bas bas daha fazlası gelmeden gidelim artık buradan dedim ve yola devam ettik. Kıza dönüp… -Adın ne senin ? -Gizem. -Bende Sinan memnun oldum. -Beni nereye götürüyorsunuz? -(Cengiz’de ona ayak uydururcasına) Evet Sinan bu kızı nereye götürmeyi düşünüyorsun? -Ne demek nereye götürmeyi düşünüyorum be tabi ki de grubun bulunduğu yere götürücez. -Gizem şimdilik dinlen oraya vardığımızda konuşuruz. Cengiz sende yola dikkatli bak ben şu radyoya bakayım belki bir yayın falan denk gelir. Kısa bir süre sonra grubun bulunduğu sokağa geldik ve bizi görünce hemen kapıyı açtılar tırı gören mutluluktan uçarcasına sokağa koştu ve su almak için sıraya girdi. Ben ise savaştan dönen bir asker edasıyla gruptan bizi karşılamaya inenler ile göz göze geliyordum. Aslında evet zor bir savaştan geldik ve oldukça bitkin bir haldeydik. Bir an bu gazın verdiği edayla kızı unuttuğum fark ettim ve hemen araca koşup kızı tekrar kucaklayıp dışarı çıkarttım. Olayın sıcaklığıyla kıza bakmamıştım ki sağ ayağı kanlar içindeydi. Isırılmış olacağından çok korktum çünkü ısırılmış birisini bu grubun içine sokak kimsenin hoşuna gitmezdi ve beni kovmak isteyebilirlerdi diye düşündüm. Kızın kulağına eğilerek.

-Ayağın kanıyor ısırdılar mı, tırmaladılar mı seni ? -Hayır ayağımı babamla bu aracın üzerine çıkarken takılmıştı babamda can havliyle çekerken kamyonetin kasasına sıkışıp kesildi. -Anladım peki. Kız kucağımda ablamın evine doğru ilerlemeye başladım. Ablamı kapıda görünce şaşkın gözlerle bana baktı ve… -Bu kız da kim ? -Yolda gördüm hayatını kurtardım. -İçeri geçin kızın ayağı iyi görünmüyor. İçeri geçtiğimde kızı yavaşça kanepeye yatırdım ve hemen odadan uzaklaştım. Banyoya girdim ve gömleğimi çıkarttığımda yaranın tekrar kanadığını ve bileklerimin mosmor olduğunu gördüm. 6 Ay okçu kursuna gitmem kirişi yememi önleyememiş olsa gerek diye düşünerek. Gömleği banyoya attım içeride giyecek bir şeyler ararken ablam gördü bu halin ne böyle epey bir boğuşmuşsun her yerin yara bere içinde dedi. Umarsızca kızın bulunduğu odaya girdim ve karşısında ki kanepeye attım kendimi. Kız şaşkın şaşkın beni süzüyordu… -Şey affedersin ya Gizem giyecek bir şey bulamadım böylece atıverdim kendimi yorgunluktan kanepeye. -Hayır hayır sorun değil vücudun her yerin yara bere içinde ayrıca kolun kanıyor ne oldu? -3 gün önce omzumdan okla vuruldum. -Sana hala teşekkür bile edemedim Sinan. Hayatımı kurtardın sağ ol. -Önemsiz bir şeydi. Keşke biraz daha erken davransaydım belki de o adamı da kurtarabilirdim. Aramızda laflarken ablam odaya elinde bir kovayla girdi kovayı yere koyduğunda içinde sıcak su ve bez olduğunu gördüm. Önce yanıma yaklaşıp omzumu silecekti ki elini tutup geri ittim. Git kızla ilgilen ayağı iyi değil demiştin dedim. Kızın ayağında ki kanları sildi ve yarasının olduğu yere kolonyağı bastı acıyı yüreğimde hissettim ki kızın çığlığını duyduğumda acıdım kıza. Kızın ayağını sardıktan sonra sıra bana geldiğinde ablam kolumu silmeye başladı. Ben kızı süzerken birden kolonyağı koluma döküverdi ki kız var bağıramadığımdan gözümden usulca damlalar süzülmeye başladı. Ablam gülerek… -Bağırabilirsin sorun yok. -Saçma sapan konuşma be abla aklıma bir şey geldi de gözlerim doldu ondan yoksa beni bilirsin. -Haa evet bilirim çok iyi bilirim uyumaya çalış çok yorulmuşsun akşam yemeğe kaldırırım. -Tamam hadi git artık.

Gizeme baktığımda yüzünde ki hüzünlü ifadeyi gördüm. Kızın haline gerçekten acımıştım. Babası gözlerinin önünde bir grup zombi tarafından parçalanmıştı. Biraz ağzını yoklayıp hakkında ki bilgileri öğrenmek hiç de fena olmazdı… -Eee Gizem bunca zamandır nasıl hayatta kaldınız? Nasıl bu kadar çaresiz duruma düştünüz anlatmak ister misin ? -Biliyorsun bu olayların başlangıcı haberlerden verildikten sonra olmaya başladı. Ben ailemin tek kızıyım. Annem doktor, babam avukattı. Annem bu olaylardan önce birkaç aylığına Yurt dışına çıkmak zorunda olduğu için evden ayrıldı ve bu olaylar patlak verdi. Babamla birlikte uzunca bir süre evimizde kaldık. Ancak bilirsin işte hazıra dağ dayanmaz derler ya, işte tam da öyle oldu. Başlarda evimizde sakin zamanlar geçiriyorduk. Erzağımız geçtiğimiz hafta bittiğinde artık dışarı çıkmamız gerekliydi ve babamı tek başına göndermek istemediğim için bende onunla birlikte çıktım. Markete vardığımızda her şeyin talan edilip yağmalanmış olduğunu görünce durumun epey ciddi olduğunu anladık. Birkaç defa insanların saldırısına uğradık ve dışarıdan topladıklarımızla eve döndüğümüzde evin basıldığını fark ettik kapı kırılmış ve içerisi didik didik aranmıştı. Hemen oradan kaçıp sürekli hareket halinde dolaşmaya başladık en sonunda da beni kurtardığın yere tıkanıp kalmıştık ki sen çıkıp beni kurtardın sana çok teşekkür ederim. -Rica ederim. Kız o kadar güzel konuşuyordu ki o minicik ağzıyla bir anda ona karşı bir şeyler hissetmeye başladım. Oldukça alımlı bir kızdı da Sarışın, beyaz tenli, yeşil gözlü ve minyon bir tipe sahip kızdı. Kısacası benim gözüme güzel görünmeye başlamıştı. Fakat kurtardığım bir kıza bu gözle bakmayı kendime yakıştıramadım ve arkamı dönüp yatayım derken omzumun sarılı olduğunu unuttum ve üzerine yattığımda Ammannnnnbeee diye bağırarak zıpladım ayağa. Gizem de korkmuş olacaktı ki ayağının acısını unutup kalktı ve omzuma dokundu… -Omzun çok mu acıyor ? -Yok az önce arkamı döneyim derken unutup üzerine yattım. Şiddetli ağrımaya başladı geçer şimdi. -Ovmamı ister misin ? -Şey yani bilmem ki? -Olur olur. Uzan şöyle kafanı da ayağıma koy. Her şey oldukça mükemmel gidiyorken ablamın odanın kapısını açması kaderin bana bir cilvesi miydi? İnsan bir kapıyı tıklar bu ne densizlik diye homurdandım. Şaşkın gözlerle bize bakarak ? -Ne yapıyorsunuz siz burada be ? -Töbetöbe kızım manyak mısın? Kapıyı tıklamak adetin değil mi senin ? -Soruma yanıt alamadım Sinan ! -Zıkkımın kökünü yapıp suyunu çıkartıyorduk. Salak mısın kızım ya omzum ağrımaya başladı Gizem’de ovacaktı biraz.

-Hee aman be tamam böğürme öküz gibi yemek hazır gelin hadi. -(Gizem’e dönüp) Sen yürüyebilir misin götüreyim mi yemek yemeye ? -Yürüyebilirim kaldırıp götürmene gerek yok ama koluma girebilirsin. -Olur. Yemeğe geçip oturduğumuzda ablam ahiret sorgusuna çekmek için ilk sorusunu sordu… -Sinan bu gün neler oldu hiç anlatmadın. Bende başkalarından dinledim baya baya kahraman olmuşsun be. -Saçma sapan konuşma be abla ne kahramanı. -Öyle deme bu kızcağızı kurtarmışsın sonra tırı depodan çıkartmak için 3 metre yukarıda ki pencereye tırmanmışsın. Bir şey sorucam sana neden yapıyorsun bunları ? Yani buraya geldiğinden beri sürekli dışarı çıkmaya çalışıyorsun neden ? -Saçmalama be abla alt tarafı daha bu gün ilk defa çıktım dışarı. -Geri zekalı daha geleli kaç gün oldu ?Bana bak Sinan bir şeyler peşindesin seziyorum. Anlat bana belki yardımcı olabilirim. -Abla eniştemin öldüğünü söyledin ve olayı bana anlattığında kafama yatmadı böyle şeylerin olması bana apaçık senaryo geldi anlattıkların bu yüzden yeni liderinizi araştırmaya çalışıyorum. -Sinan fazla kurcalama bak burada güvendeyiz neden uğraşıyorsun ki? -Abla ben sorularıma yanıt bulana kadar burada hiç kimseye uyku yok ! Ayrıca bu gün dışarı çıktığımızda ekiptekiler sadistçe Gizem’in babasının zombiler tarafından parçalanışını seyretti. Eğer ben inip yardım etmeseydim Gizem’de belki karşında oturmuyordu. Yani bu insanlar bir şeyler çeviriyorlar ve burada sandığın kadar güvende değilsiniz ! Şimdi asıl sen benim soracağım soruya yanıt ver bakalım. Eniştemin erzak aramaya çıktığı gün şu yeni liderin yakın arkadaşı kimdi? -Mustafa işte. -Şişman olan hani ? -Evetevet o. -Tamam işte bana sorularımın cevabını vermen yeterli olacak. Şimdi son bir sorum daha var sana abla ben dün gece dışarıda bi kız görd… -Ne nasıl ya sen dün gece dışarı mı çıktın Sinan !!! -Bölme sözümü be bölme. Dün gece uyku tutmamıştı beni bende terasa çıkıp bir sigara içeyim dedim gece vakti ortalık bomboştu sigarayı ateşlendirdim içiyordum ki sokağın ortalarından bir evin kapısı açıldı. Sarı saçlı bir kız dışarı çıktı ortalığı iyice kontrol etti sonra kapının yanına kadar yaklaştı ve uyuyan nöbetçilerin yanından sessizce kapıya tırmanıp dışarı atladı. Kim lan bu kız neden böyle bir şey yaptı

-O kişinin kim olduğunu bilmiyorum ama sokağımızda fazla sarı saçlı kız yok. Bunu senin için araştırabilirim istersen ? -Gerek yok abla şimdilik sen dikkat çekme ben öğrenirim. -Tamam ama çok dikkat et kendine. Neden böyle saçma şeylerle uğraşırsın bilmiyorum Sinan. -Bir şey daha var abla siz bu kadar yakacak mumu nereden buluyorsunuz be ? Ben evde günlerce karanlıkta kalmıştım bu olaylardan sonra. -Enişten bir toptancı arabasını sokağımıza getirdiğinde şans eseri koli koli mumlar olduğunu gördük ve bizi uzunca bir süre idare edecek mumumuz oldu. -Anladım. Şimdilik her şeyden önce Cengiz’den düz kontak yapmayı öğrenmeliyim abla. -Araca her an ihtiyacın olabilir bence de öğren. Bu arada Gizem sen hiç konuşmuyorsun iyi misin ? -İyiyim ya sadece kafam karışık ve korkuyorum. -Korkmana gerek yok artık güvendesin hem burada kalarak ablama da yardımcı olursun. Yeğenlerimi gördün mü? -Hayır görmedim. -Abla çocukları getirsene be geldiğimden beri doğru düzgün göremedim şunları. -Uyuyorlar şimdi Sinan. -Uyandır abla ! Allah Allah. Ablam mutfaktan çıktığında Gizem’in yüzüne güvende olduğunu hissettirecek bir tebessümde bulundum ve o da bana dönüp güldü. Gülüşü gerçekten de oldukça güzel ve ismi gibi Gizemliydi. Ablam çocukları mutfağa getirdiğinde Gizem’e dönerek. Bak şu somurtkan olan tam baş belasıydı Alp şu tatlı olan kız ise Emine. Çocuklara bir arada sarıldıktan sonra Gizem’e verdim Alp’i Ablama dönerek. -Siz biraz kaynaşın sosyalleşin ben terasa çıkıyorum sigara içicem. -İçmesen şu zıkkımı olmuyor yani git hadi git !

TEHLIKE INSANLARMI ZOMBILERMI (BÖLÜM 4)

Terasa çıkıp bir sigara yaktım havanın karanlığını aydınlatan Ay’ı izlemeye başladım. Kafama her zaman ki gibi yaşadığım olaylar birer birer gelip gözlerimin önünde canlanırken sokaktan yine kapı açılma sesi duydum. Ortalık boş olduğu için önce hemen terastan sokağı kontrol ettim ve yine o sarışın kız dışarı çıkmak için ortalığı kolaçan ediyordu. Bu sefer onu takip etmeye kararlıydım. Hemen aşağı doğru koşarcasına inmeye başladım. Kapıdan sokağa çıktığımda kız sokağın sonunda ki büyük kapıya tırmanmaya başlamıştı. Usulca yaklaşmaya başladım ve o dışarı atlayınca bende hemen tırmanıp peşinden dışarıya atladım. Gecenin bu vakti bu kız ne zıkkım işler peşindeydi de dışarı çıkıyordu anlam veremiyordum fakat birazdan ne işler çevirdiğini anlayacaktım. Kız caddeye çıktı ve sürekli etrafına bakınarak sanki bir şeyler arıyordu. Epeyce yürüdükten sonra kız eczanenin önünde durdu ve camdan içeriyi gözetlemeye başladı. Bir müddet içerisini gözledikten sonra kapıdan içeri yavaşça girdi peşinden giremezdim çünkü beni fark edebilirdi. Dışarıdan ne yapmaya çalıştığına anlam vermeye çalışıyordum. Bir müddet sonra kız elinde birkaç kutuyla eczaneden çıktı ve dayanamayıp seslendim ona. -Ne yapıyorsun be gecenin bir vakti burada ! -Sen şu Kamile’nin kardeşisin asıl sen neden beni takip ediyorsun sapık mısın lan sen ? -Bence soruları benim sormam gerekiyor. Gecenin bu vakti neden kaçarcasına dışarı çıkıyorsun ve o elinde ki kutular ne ? -Sana hesap mı vericem s*ktir git bak işine lan ! -(Belimden bıçağı sıyırdım.) Gerekirse evet bana hesap vereceksin küçük hanım. Ben kafamda ki soru işaretlerini yok edene kadar hesap da vereceksin cevap da ! -Tamam sakin ol lan sakin ol! Bu elimde ki kutular astım spreyi ve buna benzer bir takım şurup ve ilaçlar. Bunları babam için alıyorum babam astım hastası. -Sen manyak mısın biz dışarı çıkacakken neden söylemedin senin için getirebilirdik onu. -Söylemedim mi sanıyorsun ? O lider dediğiniz şerefsiz herife kaç defa yalvardım bu ilaçları getirtmesi için fakat ona muhtaç olduğumu düşünerek benden karşılığında bazı şeyler istedi. -Ne istedi? -Söyleyemem. -Konuş be buraya kadar anlattın es verme şimdi. -Benimle birlikte olmak istedi. -(Doğrusu çok güzel bir kız haklı olabilir.)Vay ş*refsiz. Bu adamın işe yaramaz birisi olduğunu düşünmekte haklıymışım. Bundan sonra dışarı çıkma bu ilaçları ben senin için alırım kendini böyle tehlikeye atma bir daha ! Sözlerimi bitirdiğimde kızın arkasından bir zombinin yaklaştığını fark ettim. Kızı kolundan tutup arkama çektim ve zombinin kafasına tek hamlede bıçağı sapladım. Kıza dönüp gidelim dercesine kafamı salladım. Sokağın başına geldiğimizde önce kız kapıdan içeri tırmandı peşine bende tırmanıp

içeri atladım. Kıza bir şeyler daha sormam lazımdı fakat böyle sokağın ortasında birileri görürse yanlış anlaşılabilir diye. Kızın evinin girişine girip kapıyı kapattım ve kıza dönüp. -Bu lider ne zaman dışarı çıkar ? -Lider pek dışarı çıkmaz ancak kolay ve büyük bir erzak olacak ki o zaman çıkar. Döndüğünde böbürleneceği büyük şeyler getirmeye bayılır burada ki insanlara. -Teşekkür ederim bu arada Ben Sinan. -İsminizi bilmeyen mi kaldı Sinan bey. Bende Zeynep şu son su getirilen olaydan sonra sokağa kucağında yaralı bir kız getirerek herkesin gönlünü fethettin. Ama unutma her insan yardımını hak edecek kadar iyi olmayabilir. -Ben bilmiyordum. Yani insanların hakkımda ne konuştuğunu bilmiyorum daha geleli kısa bir zaman oldu buraya. -Eminim hakkında söylenenler liderin kulağına kadar gitmiştir. Gidip onunla konuşabilirsen seni böbürlendirecek taktirleri toplayabilirsin ve yarın gece ki vereceği yemekli özel toplantıya davet edilebilirsin. -Özel toplantı mı ? -Evet özel dediğime bakma işte buraların büyükleri ve liderin seçtiği tek tük seçmece insanlar işte. -Verdiğin bilgiler için sağ olZeynep. Bu arada artık o ilaçları dert etme benim aklımda o işle ben ilgileneceğim. -Sen iyi birisin hadi kimseye görünmeden git burdan iyi geceler. -Sanada. Kapıdan dışarıya kafamı uzatıp sokağı dikkatle süzdükten sonra yavaşça dışarı çıktım ve ablamın evine doğru yürümeye başladım. Kapıdan içeri girip hemen 2. Kata çıktım ve eve baktığımda herkesin uyuduğunu gördüm. Tüm kanepeler doldurulduğu için yerde kimindere uzandım ve gözlerimi kapattığım gibi uykunun esiri oldum. Sabah tatlı tatlı dürtmelerle gözlerimi aralar gibi oldum ki Gizem beni uyandırmaya çalışıyordu. Tekrar gözlerimi kapatıp biraz naza yatmak istedim. Gizem beni dürterek… -Hadi uyansana ya artık sabah oldu uykucu… Uyanmazsan kulağını çekerim bak. -Iıı kulağımı çekersen tokadı yersin Gizem git başımdan. -Uyan kahvaltı yapalım hadi. Hem ben hazırladım kahvaltıyı gelsene. -Vaay demek alıştın buralara hemen geliyorum elimi yüzümü yıkayayım. Odaya girdiğimde ablam çocukları doyuruyordu Gizem’de beni gördüğünde tatlı gülümsemesiyle Günaydın dedi bana. Kız ne kadar da güzelleşmiş be ablamın kıyafetlerinden giymiş. Dağılan saçlarına çekidüzen vermiş. Sofraya oturduğumda Gizem’e dönerek.

-Kız gündüz gözüyle gördüm de ne güzel olmuşsun sen böyle. -Ehehe teşekkür ederim. Kahvaltıya başla bakalım beğenecek misin ? -Valla kurt gibi açıp beğenip yorum yapmayı falan sonraya bırakalım. Bu arada abla dün gece o olayı çözdüm. -Hangi olayı ? -Hani şu sarışın kız vardı ya ismi Zeynep’miş. -Evet Zeynep ama neden gece vakti dışarı çıksın ki? -Lideriniz sağ olsun kız babasının astım hastası olduğunu ve ilaca ihtiyaçları olduğunu söylemiş ama sizin şu sağ duyulu lideriniz krizi fırsata çevirmiş. Kızcağızla birlikte olmayı teklif etmiş ve ancak öyle ilaçları aldıracağını söylemiş. Kız da garibim mecburiyetten gece vakti dışarı ilaç aramaya çıkıyormuş böyle. Bana bak abla burda hiç de iyi şeyler dönmüyor haberin olsun geldiğimden beri hiç beğenmedim buranın gidişatını. -Vay ş*refsize bak sen. Pekine yapmayı düşünüyorsun ?Öğrenicemöğrenicem diye tutturmuştun. Öğrendin şimdi ne yapmayı düşünüyorsun? -Liderin bu gün yapacağı özel toplantıya katılmayı düşünüyorum. -Davet edilmeden giremezsin kendi evinde yapıyor bu toplantıları. -Neyse ya abla bir kahvaltıyı da sorunları konuşmadan yapalım özledim böyle kalabalık kahvaltı yapmaya. -Gizem senin ayağın nasıl oldu beni rahatsız edebilecek kadar iyisin sanırım ? -Evet gayet iyiyim ablam sağ olsun iyi bakıyor bana evde. -Ohooo ablamla baya kaynaşmışsınız bakıyorum da. İyidir ablam iyidir. Epeyce muhabbet ettikten ve güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra. Ben bir bardak çay alıp terasa çıkıp son sigara mı da içmeye karar verdim. Hava kapalı yağacak gibi görünüyordu. Kalan son sigara mı da ateşlediğimde içimi buruk bir hüzün kapladı. Sigaramın ve alkollerimin bitmiş olması beni rahatlatacak şeylerin bitmiş olması beni aşırı derece de üzmüştü. Biraz düşününce dünya nasıl bu hale geldi diye sorgulamaya başlıyor insan. Yani nasıl ya nasıl insanların bir anda nasıl böyle yaratıklara dönüşmüş olabilir ki? Bunu kim neden yapmış olabilir ki? Bu kadar gözünü dönmüş bir insan olamazdı bence. Belki her şey bir hata sonucu bu kadar kötüleşti ya da her şey bir anda kendiliğinden böyle oldu. Belki de Allah bizi böyle cezalandırıyordu. Sigaramı ve çayımı bitirdikten sonra aşağı inip sokağa çıktım. Bir anda aklıma lider geldi ve evine gidip kapısına birkaç defa vurdum. Camdan bana bakarak… -Ne istiyorsun Sinan ? -Konuşmak istiyorum müsait misin ? -Daha sonra konuşamaz mıyız?

-Öyle ya da böyle konuşacağız işte aç da kapıyı gireyim içeriye. -Peki Sinan peki… Kapıyı açtığında içeriye girmek için başta biraz tereddüt ettim fakat kafamda ki soruları ona soracaktım ve artık ne olacaksa olacaktı. İçeri geçip oturduktan sonra lider bana bakarak… -Bir şey içermisin ? -Hayır sadece konuşup gidicem. -Peki benimle ne konuşmak istiyorsun bakalım ? -Geçen gün Zeynep isimli bir kız ile tanıştım. Kız geceleri sürekli burdan kaçıyordu neden kaçıyor bu kız burdan ? -Aklının ermeyeceği işleri kurcalamasan senin için iyi olur. -Ben benim için iyi olanı değil kafamda ki soruların cevabını bulmak için buradayım ! -Zeynep neden dışarı kaçıyor bilmiyorum. -Ben sana söyleyeyim. Babasının ilaçlarını bulabilmek için geceleri ortalık tenhalaşınca dışarıya kaçıyor. -Bunu bilmiyordum. -Salağa yatma lan kızla konuştum kız gelip sana durumu anlatmış ve ona yardımcı olmamışsın üstüne krizi fırsata çevirip kız ile birlikte olmak istemişsin nasıl birisin lan sen ? -Benimle konuşurken sözlerini seçerek konuş unutma benim yerimde güvenle yaşıyorsun. Ayrıca bundan sana ne lan ? -Öyle bir dünya yok işte lider efendi. Bundan sonra attığın adımlarda 2 defa düşün çünkü artık kafana göre esip gürleyemeyeceksin. -Asıl sana haraketlerine dikkat et artık eniştenin hatırı bitti bundan sonra kendine dikkat et. Evden sinirli bir şekilde sokağa çıktım ve ortalığı dolaşmaya başladım. Liderin yakın arkadaşı Mustafa’yı elinde 1 paket su ile eve girerken gördüm ve peşinde içeriye koşup girdim. Belimden bıçağı çıkarıp Mustafa’nın gırtlağına dayadım ve… -Bana bak sesini çıkartırsan gırtlağını keserim. -Ne istiyorsun lan delirdin mi sen ? -Evet delirdim kafamda ki sorular beni delirtti lan ! -Bana çabuk eniştem sen ve şu yeni lideriniz Vehbi ile dışarı erzak aramaya çıktığınız günü anlat. -Anlatılacak bir şey yok işte enişten geride kaldığı için zombiler onu yakaladı. -Mustafa bir daha sormayacağım bana o günü doğrusuyla anlat hikayelerinize karnım tok

-Tamam tamam ben ve Vehbi depoya arkadan gidiyorduk enişten arkadan içeri girdiğinde kalabalık bir zombi grubu depodan fırlayıp bize saldırmak için koşmaya başladı. Başta araca doğru koşuyorduk tam yakalanmak üzereyken Vehbi eniştenin ayağına 1 el ateş etti ve onu zombilere kaçmamız için yem yaptı. Ardından araca binip kaçtığımızda beni sıkıca tembihledi ve burada onunla güvende olacağımın garantisini verdi. Yemin ederim ben bir şey yapmadım Yemin ederim. Duyduklarım karşısında beynimden vurulmuşa döndüm. Vehbi kurnazı demek lider olabilmek için eniştemi öldürmüştü. Mustafa’nın yanından ayrılıp ablamın evine koşar adımlarla gittim. Evden oklarımı ve yayımı sırtıma taktım ve bıçaları belime geçirdim. Sokağa çıldırmış bir şekilde çıkıp Zeynep’i evinden almak için kapısının önüne gittim. Bağırarak Zeynep’i dışarı çıkarttım ve kolundan tuttuğum gibi liderin kapısının önüne gidip bağırmaya başladım. -Herkes dışarı çıksın lan çıkın ve liderinizin nasıl bir insan olduğunu tanıyın !!! Bütün insanlar birer birer sokağa indi ve olaylara anlam vermeye çalışan gözlerle bana bakıyorlardı. Lider ise dışarı çıkmayı bırak camdan bile bakamıyordu. Herkes dışarı çıktığında Liderin foyasını ortaya dökmek için anlatmaya başladım her şeyi birer birer. -Bu aşağılık adam bu kızın babasının ilaçlarını almak için bu kız ile birlikte olmak istemiş. Doğrumu Zeynep ? -Beni onaylarcasına başını salladı. -Bu da yetmezmiş gibi eniştemi zombi saldırısında yem bırakarak kaçan bu korkak sizin liderinizdir. Yakın arkadaşı Mustafa bana o gün yaşanan her şeyi anlattı. Herkes hep bir ağızdan yuh çekmeye başladı. Milletin gazıyla liderin kapısına bir tekme vurup kapıyı açtım ve belimden yayımı aldım oku yaya geçirip lidere doğrultarak çık ulan dışarı diye bağırdım. Herkesin içinde onu öldürecektim. Dışarı çıktığımızda herkes öldür öldür diye bağırmaya başladı. Lidere dönüp… -Senin pis kanını akıtıp ellerimi kirletmek istemiyorum. Bu adama idare edecek kadar erzak ve araç verin buralara da bir daha sokmayın bu adamı buraya. Bu arada seni de unuttuğumu sanma çakal Mustafa sende gidiyorsun artık buralardan. Lider araca bindi ve kapılar onun için artık son defa açılmıştı. Araçtan kafasını çıkartıp bu yaptığını yanına bırakmam Sinan ! Diye bağırıp araçlar buraları terk etti. Herkesin alkışlamaları içinde ablamın evine döndüğümde ablam bana bakarak…

LIDER OLMA YOLU (BÖLÜM 5)

-Her şey bitti mi artık ? -Bilmem sanırım bitti abla ? -Onu dışarıya salarak hiç de iyi etmedin Sinan. Ya intikam için geri dönerse ? -İşte o zaman savunmasız olmaz ve onu düşünmeden öldürebilirim. Odaya girdiğimde kendimi kanepeye zor attım ve içeriye Gizem girdi. Bana bakarak… -Sinan iyi misin ? -İyiyim Gizem iyiyim asıl sen nasılsın? -Bende iyiyim. Dışarıda yaptığın şey eğer gerçekten doğruysa bu olayı çözdüğün için seni tebrik ederim. -Buraya geldiğimden beri bu liderden şüpheleniyordum Gizem. Özellikle de ablamın eniştemin ölümünü anlattığında iyice bir şeylerden işkillenmiştim. Olayların ve olayın içinde ki kahramanların biraz üzerine gidince her şey ortaya döküldü. -Peki şimdi ne yapacaksın insanların liderini gönderdin. -Ne bileyim seçsinler kendilerine bir lider işte. -Bana kalırsa yeni lider sen olacaksın. -Saçma sapan konuşma be Gizem. Ben kim liderlik kim. -Öyle deme Sinan burada ki lideri tek başına gönderdin ve bütün insanlara gerçek yüzünü gösterdin. Herkes artık sana lider gözüyle bakacaktır. -Bilmem ki amaaan her şey olacağına varır be Gizem. -Neyse ben gidip biraz atış talimi yapacağım Gizem silah kullanmayı öğrenmek istiyorum belki birileri öğretir. -Bende geleyim lütfen lütfen… -Gel tabi senin de silah kullanmayı öğrenmen lazım. Dışarı çıkıp silah kullanan herkesi tek tek çevirerek bize silah kullanmayı öğretmesini istemeye başladık. En sonunda Serkan kabul etti ve liderin silah deposundan 3 tane Glock ve 2 kutu mermiyle yanımıza geldi. Daha sonra silahların ucuna siyah renkli uzun bir şey taktı. Mahallenin sonuna çöp kutularını yerleştirdik ve üzerlerine şişeler dizmeye başladık. Sanırım artık ilk dersimize hazırdık. Serkan bize dönerek… -Evet arkadaşlar bu elimde görmüş olduğunuz silahlara Glock 23 Gen 4 diyoruz yani ben kısaca G4 diyorum. Bu silahın mermi kapasitesi 13+1 olduğu için küçük bir zombi grubunu kafalarına nişan alarak tek şarjörde temizleyebilirsiniz. Silahın üzerinde ki küçük tırnaklar kayganlığı önleyici olduğu için temiz bir atış yapmanızı sağlar ve tetiğe bastıktan sonra silah elinizden yukarı aşağı kaçmaz. Silahı hedefe nişan alırken işaret parmağınız hiçbir zaman tetiğin üzerinde olmamalı. Tetiğin yan tarafında

yanal koruma kanalları mevcut parmağınızı dümdüz ileri açarak buraya dayamalısınız ve hedeften emin olduğunuz anda tetiğe parmağınızı götürmelisiniz. Aksi taktirde heyecan yapıp dostunuzu birden karşınıza çıktığı için vurabilirsiniz. Silahı elinize aldığınızda her zaman ellerinizi olabildiğince önünüzde tutun silahın tam mermi çıkış yerinin üzerinde bulunan arpacık kısmından hedefi daha seçebilmek ve hedefin civarını takip edebilmek için görüş mesafenizi arttırmış olacaksınız. Silahın ucuna bu taktığıma ise susturucu diyoruz. Zombilerin sese geldiğini varsayarsak bu susturucular bir yere sessizce girip çıkmanıza yarayacaktır. Şarjörü şu elimin altında olan düğmeye basarak aşağı alabilir ve yeni şarjörü içine ittikten sonra alt kısmına bir defa vurarak silahın içine sokabilirsiniz. Sanırım bu kadar teori yeterli atışa geçebiliriz. Şimdi benim nasıl yaptığıma bakın… Silahlar birer birer şişeleri indirdikten sonra şimdi sıra sende Sinan deyip elime silahı tutuşturdu Serkan. Elime silahı aldığım gibi hedefe doğrultup vuracağımdan emin olduğumda tetiğe dokundum fakat silahtan ‘Çıt’ sesi geldi tekrar denedim ve yine aynı ses ‘Çıt’. Neler oluyor be Serkan dediğimdeyse. Mermiyi bitirdim şarjörü çıkart dolduralım deyip silahı elimden aldı ve mermileri şarjöre nasıl yerleştirdiğini göstererek bana da öğretti. Tekrar şişelerden birine hedef alıp tetiğe bastığımda ilk atışımda şişeyi vurdum. Gerçekten çok da hoşuma gitmişti ve tekrar tekrar şişeleri sıradan vurmaya başladım. Tek tük ıskalarım olsa da sonuç benim hoşuma gitmişti. Serkan elimden silahı alıp… -Gayet iyiydin Sinan ilk denemene göre gayet iyiydin. Kullanmayı da öğrendiğine göre artık bu silahı alabilirsin. Allah kötü günlerinde yardımcın olmasını nasip etsin. -Amin. Talime devam ederken Serkan şimdide Gizem’e öğretmeye başlıyordu ki camdan ablamın seslenişlerini duydum. Beni eve çağırıyordu silahın susturucusunu çıkartıp cebime koydum ve silahı belime yerleştirdim koşarak ablamın yanına gittiğimde… -Ne oldu abla ? -Lider seçilecekmiş bu akşam birkaç komşu bana gelip senin lider olman gerektiğini söyledi. -Saçma sapan konuşma be abla daha 18 yaşındayım ne liderliği. -Bilmiyorum akşam toplantı varmış. Orada ol her şeyi detayları ile insanlara anlatacaksın. -Tamam tamam başka bir şey yoksa gidip talime devam edicem ? -Tamam akşam unutma ! -Tamam tamam. Ablamla konuştuktan sonra Serkan’ın yanına gidip olayı biraz anlattım ve bana dönüp. -Doğru söylemiş ablan oğlum grupta adını duymayan sana güvenmeyen insan kalmadı. -Nasıl yani be sende mi Serkan doğru mu şimdi benim lider olmam ? -Bence gayet doğru cesur bir çocuksun, kafanı yeterince iyi kullanabiliyorsun. Özellikle şu son lider olayını çözmen insanların gözünde seni oldukça yüceltti.

-İyi bakalım akşam gittiğimde her şeyi onlara anlatacağım. Akşama kadar uzun namlulu ve kısa Glock tarzı silahların iyice talimini yaptıktan sonra ben Serkan ve Gizem toplantıya gitmek için talim alanından ayrıldık ve toplantının yapılacağı yere geldik. Hava kararmış ve insanlar yavaş yavaş toplantı alanına toplanmaya başlamıştı. Bu toplantıda biraz daha farklı bir şeyler vardı. Her gelen insan bana bakıp gülümsüyor, selam veriyordu. Sanki burada ki insanlar benden bir şeyler bekliyormuşçasına yüzüme umutla bakıyorlardı. Ablam beni dürterek ayağa kalkıp ortaya geçmemi ve olayları anlatmaya başlamamı söyledi. Ayağa kalktım ve ağır adımlarla herkesin ortasına geçip konuşmaya başladım… -Öncelikle hepinize hoş geldiniz diyorum küçük kardeşlerim ve saygı değer büyüklerim. Bu gün burada neden toplandığımızı emin olun bende bilmiyorum. Fakat kulağıma gelen birkaç haberin gazıyla buraya çıktığımı sizlere belirtmek isterim. Biliyorsunuz ki bu gün yaşadığımız üzücü olay için buranın huzurunu kaçırıcı yaptığım hareketten ötürü öncelikle sizlerden özür dilerim. Fakat eski liderinizin nasıl bir insan olduğunu sizlere kanıtlamak için yaptığımı bilmelisiniz. Ben 18 yaşında bir gencim benden lider olmamı isteyenlere şunu söylemek istiyorum. Ben lider olmak için yapmadım bu gün yaptıklarımı sadece sizlere eski liderinizin nasıl bir insan olduğunu göstermek için yaptım. Eğer hala benim lider olmamı istiyorsanız bazı şeylerde değişikliklere alışsanız iyi olur. Sözlerimi bitirdiğimde herkesten cevap beklercesine gözlerinin içine bakmaya başladım ve hala insanlar bana umut dolu gözler ile bakıyordu. Son sözümü söylemek için derin bir nefes aldım ve… -Şimdi benim lider olmamı isteyenler elini kaldırsın !!! Herkes birer birer ellerini kaldırmaya başladı ve son insan da eline kaldırana kadar bekledim. Bu an benim için gerçekten hiç bitmeyecek gurur verici bir an gibiydi. Hayatımda ilk defa kalabalık bir insan kitlesi bana canları pahasına güveniyor ve destekliyordu. Fakat bu an pek de uzun sürmedi kafama hemen bu kadar insanı nasıl idare edebileceğim sorusu takıldı. İnsanlara hissettirmemek için toplantının sona erdiğini ve herkesin dağılabileceğini söyledim herkes yanıma tek tek uğrayıp beni tebrik edip başarılar diledi. Toplantı biter bitmez bir araç aldım ve dışarı çıkmak için hazırlık yaptım. Ablam nereye diye sorduğunda ufak bir işim olduğunu söyledim ve kapıdan dışarı çıktım. Araçla hızla yakılarda bulabileceğim market aramaya başladım. Evden biraz uzaklaştığımda büyük bir markete geldim ve araçtan yayımı ve bıçaklarımı aldım. Sessizce içeri girdim ve alkol raflarına yöneldim. Karşıma çıkan ilk zombiyi okla tek seferde vurdum ve hemen bir 70 lik rakıyı koynuma soktum sırada sigara bulmak vardı. Tezgahları tek tek dolaştım fakat tek paket sigara bulamadım. En son tezgaha gittiğimde tezgahın altına gizlenmiş sigara kartonlarını bulmam fazla uzun sürmedi. Hemen 3 karton sigara alıp marketten çıktım ve araca binip eve döndüm. Eve döndüğümde kimseye tek kelime etmeden evin üzerine çıktım ve ablama seslenip bana bardak su ve biraz peynir getirmesini söyledim. Ablam geldiğinde şaşkın gözlerle bana… -Ne yapmaya çalışıyorsun sen. -Liderliğimin ilk gününü kutlayacak bir halim mi var sence abla ? Kafama takılan bazı şeyler var onları halledebilmek için biraz içeceğim ne var bunda ? -Konuşalım istersen anlatmak ister misin ? -Abla ben bu kadar insanı nasıl idare edeceğim (Hüzünlü bir ses tonuyla.)

-Korkma ben sana yardım edeceğim. -Korkum aslında bu da değil abla. Burası bir çıkmaz sokak her hangi bir baskında burada ki insanların kaçabileceği hiçbir yok. Şu Vehbi keşke onu serbest bırakmasaydım. -Neden ki sen doğru olduğunu düşündüğün şeyi yaptın. -Evet ama giderken tehdit etti ya aklıma o takılıyor sürekli. -Duydum ama tek başına bize ne yapabilir ki. -Saçma sapan konuşma be abla bu kadar insanın hayatı artık bana bakıyor. Bir şeyler düşünelim her ihtimale karşı. -Doğru dedin burası çıkmaz sokak ve tek girişi kapıyla kapattık ama biliyorsun sokağın sonu caddeye çıkıyor ve tellerle çevrili. Bence o tellerden insan geçebilecek kadar kısmı kesip kapı yapılabilir. Hem böylece ani bir tehlike de caddeye rahatlıkla çıkabiliriz ve kaçabiliriz. -Hay yaşa be abla işte bak şöyle çalıştır kafayı. Caddeye kapının çıkışına da büyük bir kamyonet bırakırız herkesi tehlike anında tahliye edebilmek için. Yarın bunların yapılması için çalışacağım. Bu arada bu gün baya bir silah talimi yaptık. Gizem ile birlikte sanırım yakında bu işi tamamen çözeriz. -İyi olur dünya artık silahı kullanabilenlerin dünyası. Neyse ben iniyorum sende zıkkımlandıktan sonra aşağı in ve uyu bu gün yorucu bir gün oldu senin için. -Tamam abla hadi in sen. Ablam indikten sonra bardağımda ki rakıyı fondip yapıp ayağa kalktım ve sokağa bakmak için terasın duvarına yaslandım. Gerçekten de liderin giderken söyledikleri beni tedirgin etmeye başlamıştı keşke onu öldürseydim diye düşünmeye başladım. Yarın uyandığımda ilk işim cadde üzerine bir kamyonet park ettirmek olacaktı. Kamyonete olası durumlara karşı erzak koyduracak ve yedek koyduracaktım. Tehlike anında uzun bir mesafe kat edip güvenli bir yer bulana kadar seyir halinde olabilirdik böylece. Ayrıca burada ki insanların büyük çoğunluğunu gençler ve orta yaşlılar oluşturduğu için tehlike anında tahliye edebilmemiz de kolay olacaktı. Belki de sadece kendi kendime kuruntu yapıyordum fakat lider olmanın zorluğunu şimdi anlamaya başladım. Bu kadar insan canını bana emanet etmişken her olası durumu en ince ayrıntısına kadar düşünmeliydim. Ayrıca nöbetçileri kapı arkasına değil de kapının arkasında ki evin çatısına yerleştirmek daha mantıklı olabilirdi. Böylece görüş alanları artacak ve tehlikeyi uzaktan gördüklerinde insanları uyardıklarında hazırlanmak için insanlar vakit kazanacaktı. Tüm bunlar yetmezmiş gibi sokağın sonuna baktığımda. Caddenin yüksekliği sokaktan en az 1 metre yükseklikteydi kapının yapılacağı yere küçük bir merdivende yapmak gerek diye düşündüm. Terasta tüm bunları düşünürken kapıya şiddetle birisi vurmaya başladı. Gecenin bu vaktinde noluyorlan diye eğilip baktığım da sokaktan 5-6 kişi kapının önüne toplanmıştı. Koşarak aşağı indim ne olduğunu öğrenmek için. Kapıyı açtığımda insanlar telaşla bana… -Sinan acele gelmen lazım kapının önünde çok büyük bir zombi grubu var biraz daha zorlarlarsa kapıyı yıkıp içeri girecekler !!! -Ne ? Nasıl ya o kadar zombi neden buraya geldi ki şimdi?

-Bilmiyoruz çabuk gidelim. -Bekleyin hemen hazırlanıyorum. Eve koşarak çıkıp yayımı sırtıma aldım ve silahımı belime taktım. Bıçaklarımı alıp evden koşarak sokak kapısına koşmaya başladım ki. Kapı aşağı büyük bir gürültü ile devrildi. Gördüklerim karşısında şok oldum. Yayı belimden aldığım gibi koşan zombilere hızla çekip fırlatmaya başladım. Ancak zombiler oldukça kalabalık olduğu için idare etmek çok da kolay olmayacaktı. Geriye doğru adım atarak bağırmaya başladım. -Herkes evine girsin !!! Herkes evine girsin ve camlarınızdan kafalarına sıkın !!! Burada ki tüm insanların hayatı bana bağlıyken kaçıp yaşamayı kendime yediremedim ve yayı yere atıp silahı belimden aldım. Talimin de etkisiyle yaklaşan zombileri birer birer kafalarından vurmaya başladım ki şarjörümün boşalması fazla uzun sürmedi. Ya bu gece ölürüm ya da sağ kalırsam bu olayı yaşatanları yaşatmam diyerek bıçağımı belimden çıkarttım ve bulunduğum noktada zombilerin üzerime gelmesini beklemeye başladım. Yaklaşan ilk zombiye bıçağı taktım ki arkamdan beni kolumdan ablam içeri çekti. Bana sinirli gözlerle bakarak… -Ölmen hiçbir şeyi değiştirmez. Evden mermi kutusunu al ve terasa çık oradan ateş et. Hiç beklemeden eve koşup mermileri aldım ve terasa çıktım. Ateş ederken bir yandan insanlara Kapılarınızı kapatın ve arkalarına dayanın kimse bu gece ölmeyecek diye bağırıyordum. Herkes evinde ne bulduysa camdan zombileri öldürmeye çalışıyordu. Öldürdükçe adete yeni zombiler yıkılan kapıdan içeriye giriyorlardı. Sokak kısa bir süre içinde mezarlığa dönüştü adeta. Yaklaşık 20 30 dakika çatıştıktan sonra nihayet tüm zombileri temizleyebildik. Koşarak aşağı indim ve tüm evlerin kapılarına vurup herkesi dışarıya çağırdım… -Herkes dışarı çıksın hemen çıkın evlerinizden çıkın. Kapıyı onarmamız lazım ! Genci yaşlısı kadını erkeği güç bela kapıyı kaldırdıktan sonra hemen kaynaklamaya başladılar. Kapıyı da onardıktan sonra önce kapıda kimlerin nöbetçi olduğunu sordum. 2 tane benim yaşlarımda çocuk bizdik dediler. İkisinin de suratına sert birer tokat attıktan sonra bu kadar zombi kapının önüne toplanırken siz neredeydiniz lan diye bağırdım ! Kafalarını öne eğdiklerinde anladım ki bir şeyler olmuştu. Çabuk cevap verin lan diye bağırdım tekrar ! -Şey biz tuvalete kadar gitmiştik. -İkiniz aynı anda mı gittiniz lan tuvalete ? -Evet sanırım son yediklerimiz dokunmuş olacaktı ki zor attık kendimizi tuvalete. -Ulan altınıza s.çsaydınızlan ! Bunca insanı öldürüyordunuz be az daha. -Özür dileriz bir daha olmaz. -Bir daha yapamayacaksınız zaten bir daha bu kapının arkasında değil nöbetçi olmak bu kapıya yaklaşmayacaksınız bile ! -Anlaşıldı efendim.

-Nöbetçileri kim seçiyor burada ? İri kıyım bir adam nöbetleri ben yazıyorum Sinan dedi. - İyi bundan sonra nöbetçiler kapının arkasında beklemeyecek bundan sonra nöbetçiler. Şu 3 katlı evin terasında ve şu tek katlı evin terasında bekleyecek. Böylece ortalığı daha iyi gözetleyebilirler ve ileriden gelen tehlikelere karşı bizi hızlıca uyarabilirler. Ayrıca nöbetçilerin yanına yüksek ses çıkartabilecekleri bir şeyler verin tehlike anında onları kullanarak tüm sokağı uyarabilsinler. Ayrıca bu gecenin nöbetini ben alıyorum diğer kişi şu tek katlı evin terasına çıksın. Korku ve telaş dolu bir çatışmanın ardından nöbet için çıktığım evin terasında ortalığı yeniden gelebilecek zombiler olabileceği için dört gözle kontrol ediyordum. Sokağa baktığımdaysa tam bir mezarlık halindeydi. Yüzlerce zombileşi yerlerde yatıyordu. Bunları da yarın toplayıp dışarı atmak lazım diye düşündüm. Uzun ve yorucu geçen gecenin ardından günün ilk ışıklarıyla terasa uzun boylu 25 yaşlarında birisi geldi. Sinan git artık nöbet sırası bende dedi. Ona dönüp… -Gözlerini dört aç bütün insanların canı size emanet. -Farkındayım çok dikkat edeceğim Sinan. -İsmin neydi senin ? -Hakan. -Memnun oldum Hakan hadi kolay gelsin. Bu arada bir şey sormak istiyorum Hakan dün gece ki olaydan önce veya sonra hiç garip bir şeyler gördün mü? -Şey aslında bende bunun için seninle konuşmak istiyordum dün olayın sıcağına konuşamadım. Zombiler içeri girerken bir arabanın ilerisinden geçtiğini gördüm. -Nasıl ya bir araba mı gördün ? -Evet. -Emin misin ? -Gayet eminim. Sokaklar karanlık olduğu için farlarının ışığından gördüm. -Teşekkür ederim Hakan. -Rica ederim umarım işine yarar. -Emin ol bu verdiğin bilgi çok işime yarayacak ve o arabada ki insanı veya insanları tahmin edebiliyorum. Bu arada insanlara haber ver bu akşam acil bir toplantı yapacağım. -Tamamdır hallederim. Nöbet yerinden ayrıldıktan sonra cesetlere basmamak için hoplaya zıplaya eve gittim. Eve gittiğimde ablam uyanmış kahvaltı hazırlıyordu ve bana dönüp… -Hemen uyuma kahvaltı yapıp öyle yatarsın.

-Abla çok yorgunum siz yapın kahvaltı. Gizem uyandı mı ? -Hayır uyuyor daha. Gizem’in uyuduğu odaya gittim ve orada yatmaya karar verdim. Önce Gizem’in başucuna gittim ve oturdum. Sarı saçlarına dokunmak istedim birden. Nasıl oldu bilmiyorum birden Gizem uyandı. Şaşkın gözlerle bana bakarak… -Ne yapıyorsun Sinan ? -Sana günaydın küçük hanım bana iyi geceler. -Konuyu değiştirme istersen. -İyi misin diye merak ettim ya bir şey yok. -Beni boş ver asıl sen nasılsın? Dün gece gerçekten çok telaşlandım senin için. -Gayet iyiyim. Kalk hadi kahvaltı hazırlıyor ablam. -Bir günaydın öpücüğü almadan kalkmam. -Öpücük ? -Evet. -Saçma sapan konuşma be Gizem. -Kalkmıyorum o zaman. Tamam al hadi istediğin olsun deyip yanağına bir öpücük kondurdum. Yanından kalkıp kendimi karşıda ki kanepeye attım ve gecenin verdiği yorgunluğun da etkisiyle yattığım gibi uyuya kalmışım. Telaşla odaya ablam girdi ve sokağı yine zombilerin bastığını söyledi. Odadan koşacaktım ki bir grup zombi evin içine kadar girmiş ve ablama saldırıyordu. Bıçağı çektiğim gibi üzerlerine atılıp saldırmaya başladım. Bir zombi arkamdan omzumdan beni ısırdığında beni Gizem’in dürtmeleri anca bu kötü kabustan kurtardı… -İyi misin Sinan ? -Değilim Gizem hiç iyi değilim -Ne oldu kötü bir kabus gördün galiba. -Evet öyle sanırım iyice psikolojim bozuldu sürekli kötü kötü kabuslar görmeye başladım. -Haklısın doğrudur. Dünya iyi rüyalar bile göremeyecek kadar kötüleşti artık. -Evet haklısın. -Acıktın mı bir şeyler hazırlamamı ister misin ? -Valla iyi olur.

-Tamam sen git elini yüzünü yıka mutfağa geç. -Tamam. Telaşla gördüğüm kabusun ardından banyoya girip aynada kendime baktım. Yaşadıklarımın bir rüya olmasını diliyordum sadece. Dünyanın bu derece kötü bir yer olduğunu ve buna şahit olduğum için kahır ediyordum kendi kendime. Ulan dünyaya kaç milyar dünya yaşında nesiller boyu insanlar geldi geçti. Kıyamet bana mı denk geldi diye sinirleniyordum. Sürekli tetikte uyumak her an ölecekmişiz korkusuyla yaşamanın verdiği gerginliği hayatım boyunca hiçbir şey yaşatamamıştır bana. Her gün bir ceset tarafından kemirilmenin verdiği korku bununla birlikte artık omuzlarımda bir topluluğu korumanın da yükümlülüğü vardı. İnsanlar bana güveniyor ve canlarını bana emanet ediyorlardı. Sürekli hem kendi canımı hem başkalarının canını düşünmek beni günden güne yıpratıyor ve zihnimi delirecekmişim gibi kurcalıyordu. Kafamdakilerden biraz olsun kurtulabilmek için avucuma doldurduğum suyu suratıma hızla vurmaya başladım. Suyu verdiği rahatlatıcı hissiyat ile biraz olsun kafamdakilerden kurtulur gibi oldum ve banyodan attım kendimi dışarıya. Mutfağa gittiğimde Gizem elinde tahta kaşıkla tencereyi ağır ağır karıştırıyordu. Mutfakta ki kanepeye uzandım ve Gizem’e dönüp… -Kolay gelsin. -Teşekkür ederim nasıl biraz daha iyi misin ? -Eh idare eder. Yüzümü yıkamak biraz iyi geldi. -Rüya görüyordun sanırım anlatmak ister misin ? -Yaşadıklarım beynimi iyice yormaya başladı Gizem. Rüyamda burasının basıldığını gördüm ve bir zombi gözlerimin önünde ablama saldırıyordu. Sanırım bu liderlik yükü bedenime de beynime de ağır geliyor. Bilmiyorum aslında bütün bu yükler bir anda omuzlarıma bindi. -Sen güçlü birisin fakat sence de biraz fazla yüklenmiyor musun kendine ? -Bilmiyorum olabilir. Ancak bu kadar insanın canının sorumluluğunu almak gerçekten çok zor. -Neyse unut biraz olsun bunları ve yemek yiyelim hazır. -Haklısın çok acıktım ne var yemekte ? -Rafta biraz tarhana bulmuştum. -Soğan da varsa tadından yenmez valla. -Olmaz mı. Yemeğe başladığımızda Gizem sürekli gözlerimin içine bakıyordu. Bir zamandan sonra durumdan rahatsız olmaya başladım ve daha doymadan masadan kalktım. Evin üzerine çıkıp bir sigara yakmaya karar verdim. Merdivenleri ağır adımlarla çıkarken 3. Katın inşaat halinde olduğu aklıma geldi ve orada daha rahat olabileceğimi düşünüp içeri daldım. Odalar inşaat halinde olduğundan pek de konforlu sayılmazdı. Teker teker odaları dolaşmaya başladım. Mutfağından çıkıp banyosuna girdiğimde ortalık epey bir karanlıklaşmıştı. Cebimde ki çakmağı çıkartıp yaktığımda banyonun

karşısında bolca silah ve mühimmat gördüm. Çocuk gibi sevinerek hepsini incelemeye başladım. M4A1 – AK47 uzun namlulu tüfekler. Bolca şarjör ve 1 adet kurmalı T-12 uzun namlulu dürbünlü tüfek. Elime aldığımda silah gerçekten elimde varlığını hissettirdi bana. Her şey iyi güzel de bunların burada ne işi vardı acaba eniştem mi bunları buraya saklamıştı ? Yok canım daha neler bu kadar uzun namlulu tüfekler askeri bir bünyeye ait olmalı. Gerçi eniştemin bu tarz silahları bulması benim gözümde muhtemel Şu T-12’yi hep oyunlarda görürdüm insan eline alınca kendisini sanki küçük dağları yaratmış birisi gibi hissetmiyor da değilmiş hani. Şu silahı ablama gösterip olayın altındaki şeyleri öğrensem daha iyi olacak diyerek hemen aşağı koştum ve kapıya heyecanla vurarak ablama seslendim. Telaşla ablam kapıyı açıp şaşkın gözlerle bana bakarak… -Ne oluyor be ? O elinde ki ne öyle Sinan ? -Bu elimde ki haaa silah üst katta daha bunun gibi bir çok silah var. -Nasıl ya nereden çıktı şimdi onlar ? -Benim evde yani inşaat halinde ki 3. Katta nereden geldi bunlar be ? -Bir fikrim yok. -Saçma sapan konuşma be abla eniştem mi koydu bunları ? -Bilmiyorum Sinan belki bir silahçı arkadaşından falan almıştır. -Allah Allah ben silahçı olsam bu olaylar sırasında bu kadar silahı kimseye vermem başka bir şey olabilirmi bu işin altında ? -Ne olabilir ki üzümü ye bağını sorma demişler… -Neyse neyse ben şu bebeğin bir tozunu attırayım yata yata silah paslanmıştır valla. -Ses çıkartma da ne yapıyorsan yap. -Tamam tamam. Elimde silahla dışarı çıktığımda gözlerim etrafta Serkan’ı arar oldu. Elimde silahı gören tedirgin gözlerle bana bakıyordu ki durumdan ben bile rahatsız oldum ve silahı indirdim. Nöbet tutulan kapıya yaklaştığımda Serkan’ı nöbet tutuyorken yakaladım hemen yanına koşup. -Serkan buraya bak Serkan ! -Hayırdır ne oldu Sinan ? -Şu elimde ki bebeği görüyor musun ? Çabuk gidelim şunu deneyelim. -Ağır ol bakalım bunun susturucusu var mı ? -Bilmiyorum bunun geldiği yerde bunun gibi silah çok var gidip bakalım istersen ? -Akşama bir talim ayarlarız o zaman şimdilik beklemede kal. Neyse deyip evin üzerine çıktım ve oturup caddeye karşı sigaramı verdim ateşe. Her zaman olduğu gibi derin düşüncelere dalıp boş boş caddeyi seyretmeye başladım ki ileriden hızla caddede bir aracın hareket ettiğini gördüm. Araç yaklaşık 500 metre ileriden sokağımızın bulunduğu caddeye hareket ediyordu. Aşağı koşarak indim ve hemen sokakta bulduğum ilk araca

atlayıp evimizin bulunduğu caddeye çıktım aracı sağa park ettim ve aracın içinde beklemeye başladım. Nihayet araç görüş alanıma girdi. Camları filmli olduğu için içinde kim olduğunu göremiyordum fakat içimde bu aracı takip etmem gerektiği duygusuna kapıldım. Araç yanımdan 100 200 metre uzaklaştıktan sonra hemen U dönüşü yapıp aracı yavaş yavaş takip etmeye başladım. Kimdi bunlar ne diye buralarda dolaşıyorlardı acaba ? Yarım saat bir yolculuktan sonra Üniversiteye geldiğimizde araç durdu. Güvenli bir takip mesafesinde kalabilmek için daha fazla yaklaşmamaya gayret ettim. Uludağ Üniversitesinde ne işi olabilirdi bu aracın derken araçtan 1 kız indi ve önlerinde ki çöp konteynırına yaklaştı oralarda bir şeyleri kurcaladı ve duvar bildiğin hareketlendi. Yok artık daha neler lan deyip silahı belimden sıyırdığım gibi oraya koştum ve kıza arkasından bağırdım. -Ne yapıyorsun lan orda ? -Sende kimsin be ? S Si ? -S.ktir Selcan ??? (Bu gerçekten o mu beni terk eden insanın işine lan burda ?) -Sinan sen misin ? -Evet ben Sinan hani şu 2-3 ay öncesine kadar ölüme terk ettiğin Sinan. -Dur biraz Sinan her şeyi açıklayabilirim. -Açıklama istemiyorum seni şurada öldürmemem için bana tek bir neden söyle. Konuşmalara araçtan inen lavuk silahını çektiği gibi bana doğrultu ve… -Kim olduğunu bilmiyorum ama s.ktirip gitsen senin için iyi olucak p.ç kurusu. -Kız arkadaşına silah doğrultmuş birine daha kibar davran *rospu çocuğu. -Sakin olun Sinan ben her şeyi açıklayabilirim sana sakin ol! -Kesulan neyi açıklayacaksın. Senin hayatını kurtardım ve beni öldürmeye çalıştın amacın ne lan senin ? -Mustafa indir silahını doğru söylüyor. Sinan sende beni dinle ! -İkinizi de öldürmemem için çabuk konuş ! -Bak Sinan bu Mustafa benim erkek arkadaşım bu üniversitede Doçentin yardımcısı burada Virüsün tedavisini araştırıyorlar ve neredeyse bulmak üzereler. Seni ölüme terk ettim çünkü buraya Mustafa’nın yanına gelebilmek içindi her şey. -Na na nasıl tedavi mi ?

(10000 okunmadan sonra bölüm 2 gelecek 🧟‍♂️ )

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.