Skip to content

PROJECT: ECLIPSE

Chapter 18 · 5 min read

PROJECT: ECLIPSE

Chapter 18

Karar

Bölüm 18 — KARAR (SEZON FİNALİ)

General Thorne'un filosu, merkezin dışında belirdiğinde, hiçbir müzakere teklifi göndermedi.

"Tüm birimler," diye emretti Thorne, sesi zırhının hoparlöründen soğuk bir kesinlikle yankılanıyordu, "yapıya giriş noktalarını tespit edin. Hedef, İlk Doğan'ı canlı ele geçirmek. Ama gerekirse, yapıyı da yok edebiliriz."

Merkezin içinde, Kael, cihazlardan gelen uyarıyı duyduğunda, kalbi sıkıştı. "Yok etmek mi?" diye fısıldadı.

Veyne, dehşetle ona döndü. "Eğer Thorne, yapıyı gerçekten hedef alırsa, ve varlık hâlâ tam olarak uyanmamışsa..." Sesi titredi. "...sonuç öngörülemez olabilir. Belki her şeyi yok eder. Belki de kontrolsüz bir şekilde serbest bırakır."

Sable, silahını kontrol etti, yüzünde kararlı bir ifade vardı. "O zaman onu durdurmamız gerek."

"Nasıl?" diye sordu Ysolde. "Bir filo, dört kişiye karşı?"

Kael, gözlerini kapattı, kristal yapıdaki varlığa döndü — hâlâ orada, hâlâ bekliyordu, ışığı sabırla titreşiyordu.

"Bana yardım edebilir misin?" diye sordu Kael, sesi doğrudan varlığa.

Yardım etmemi mi istiyorsun, tamamlanmadan önce? diye sordu varlık, sesinde tuhaf bir merak vardı.

"Evet," dedi Kael. "Çünkü eğer o filo yapıyı yok ederse, tamamlanma diye bir şey kalmayacak. Kimse için."

Varlık, uzun bir süre sessiz kaldı — ya da en azından Kael öyle hissetti, çünkü zaman, bu odada farklı akıyordu.

Sana bir armağan verebilirim, dedi sonunda varlık. Tam bir birleşme değil. Ama geçici bir güç. Yeterli olabilir.

"Bunun bir bedeli var mı?" diye sordu Kael, tedirginlikle.

Her armağanın bir bedeli vardır, dedi varlık. Ama bu seferki, küçük. Sadece bir söz istiyorum: Eğer filoyu durdurursan, kararını sonra, gerçek bir seçim olarak vereceksin. Korku ya da zorunluluktan değil.

Kael, arkadaşlarına baktı, sonra kararlı bir şekilde başını salladı. "Söz veriyorum."

Işık, aniden, Kael'in içine aktı — bu sefer acı verici değildi, tam tersine, bir rahatlama gibiydi, uzun zamandır taşıdığı bir ağırlığın hafiflemesi gibi.

Dışarıda, Thorne'un askerleri, yapının dış katmanına ulaştıklarında, beklenmedik bir şeyle karşılaştılar: kapılar, kendiliğinden açıldı, ve içeriden, ışıkla kaplı bir figür çıktı.

Kael, artık sadece bir insan gibi görünmüyordu. Üç rengin ışığı, derisinin altında akıyor, ve etrafında, görünmez bir enerji alanı, havayı büküyordu.

"Ateş etmeyin," diye emretti Thorne, gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Onu canlı istiyoruz."

Ama askerlerin çoğu, zaten tetikte, gergin parmaklarla, ilk hareketle ateş etmeye hazırdı.

Kael, elini kaldırdı — ve o anda, askerlerin silahları, aniden, ellerinden düştü, sanki görünmez bir güç onları serbest bırakmaya zorlamıştı.

"Lütfen," dedi Kael, sesi hem kendisi hem de varlığın yankısıyla doluydu, "dinleyin beni. Buradaki şey, bir düşman değil. Bir şans. Ve eğer saldırırsanız, hepimiz için felaket olabilir."

Thorne, öfkeyle öne çıktı, kendi silahını kaldırarak. "Konsey'in emirleri açık. Sen bir tehditsin, İlk Doğan. Ve şimdi görüyorum ki, tam olarak korktuğumuz şey haline gelmişsin."

Thorne, tetiği çekti.

Mermi, Kael'e doğru uçtu — ama ona ulaşmadan, havada durdu, sanki görünmez bir duvara çarpmış gibi, sonra yavaşça yere düştü.

Odadaki herkes — Thorne, askerler, Sable, Ysolde, Veyne — dehşetle izledi.

"Bu imkânsız," diye fısıldadı Thorne.

"Hiçbir şey artık imkânsız değil, General," dedi Kael, sesi sakin ama ağırdı. "Ve size yalvarıyorum, geri çekilin. Ben kimseye zarar vermek istemiyorum. Ama eğer bana ya da bu yapıya saldırmaya devam ederseniz, seçeneğim kalmayacak."

Thorne, askerlerine baktı — çoğu, zaten geri çekilmeye başlamıştı, yüzlerinde korku ve hayranlık karışımı bir ifadeyle.

"Emirlerimiz—" diye başladı Thorne.

"Emirleriniz," diye sözünü kesti Kael, "sizi buraya, anlamadığınız bir şeyi yok etmeye gönderdi. Ve eğer başarısaydınız, belki de tüm dünyayı yok edecektiniz. General, size gerçeği görme şansı veriyorum. Lütfen, kabul edin."

Uzun bir sessizlik oldu. Sonra, Thorne, yavaşça, silahını indirdi — tam bir teslimiyet değil, ama bir mütareke.

"Konsey'e rapor vereceğim," dedi, sesi gergin. "Ama şimdilik... şimdilik geri çekiliyoruz."

Filo, yavaşça, merkezin etrafından uzaklaşmaya başladı.

Kael, gücünü bıraktığında, dizlerinin üzerine çöktü, bitkinlik onu bir anda yakaladı. Sable, hemen yanına koştu, onu tutarak.

"İyi misin?" diye sordu, endişeyle.

"Yorgunum," dedi Kael, sesi zayıf. "Ama iyiyim. Sanırım."

Kristal yapıya döndüğünde, varlığın ışığı, ona doğru yumuşak bir şekilde parladı.

Sözünü tuttun, dedi varlık. Ve ben de sözümü tutacağım. Kararını, kendi zamanında vereceksin.

"Teşekkür ederim," dedi Kael, sesi zayıf ama içten.

Teşekkür etme, dedi varlık. Çünkü kararın ne olursa olsun, sonuçları büyük olacak. Eğer kabul edersen, tamamlanma gerçekleşecek, ve dünya değişecek — umarım daha iyiye. Eğer reddedersen... Işığı bir an için karardı. ...o zaman, bir gün, kontrolüm zayıflayacak, ve uyanışım, kimsenin durduramayacağı bir şekilde gerçekleşecek.

Kael, gözlerini kapattı, içindeki üç sesi, ve şimdi, dördüncü, daha büyük sesi dinledi.

"Ne zaman karar vermem gerekiyor?" diye sordu.

Yakında, dedi varlık. Ama şimdilik, dinlen, İlk Doğan. Çünkü önündeki yol, hâlâ uzun.

Gemiye geri döndüklerinde, herkes sessizdi — yorgunluktan, ve az önce tanık oldukları şeyin ağırlığından.

Sable, Kael'in yanına oturdu, elini onun eline koydu. "Ne düşünüyorsun?" diye sordu yavaşça.

Kael, uzun bir süre cevap vermedi, sonra: "Düşünüyorum ki," dedi, "bu artık sadece benim kararım değil. Üç tarafın, tüm dünyanın kaderi, benim seçeceğim şeye bağlı. Ve bu... bu taşıması çok ağır bir yük."

"Yalnız taşımak zorunda değilsin," dedi Sable.

Ysolde, karşılarına oturdu, yüzünde derin bir düşünce vardı. "Kael, bir şey söylemem gerek. Corvin'in tehdidi, Thorne'un saldırısı, Feral'in bölünmesi — hepsi gösteriyor ki, dış tehdit kadar, kendi içimizdeki bölünme de tehlikeli. Belki de gerçek zafer, sadece varlığı durdurmak ya da onunla birleşmek değil. Belki de, üç tarafı, gerçekten, kalıcı olarak birleştirmek."

Veyne, başını salladı, gözlerinde otuz yıllık bir umudun ilk kez gerçek bir şekle bürünmesi vardı. "Belki de," dedi, "cevap, ne tam kabul ne de tam ret. Belki bir üçüncü yol var, henüz bulamadığımız."

Kael, pencereden dışarı, uzaklaşan merkezin son ışıklarına baktı — ve içinde, hem korku hem de tuhaf bir kararlılık hissetti.

"O zaman," dedi, "o üçüncü yolu bulmamız gerek. Ama önce—" Sesi yorgun ama net çıktı. "—önce, evimize dönüp, kendi taraflarımızı toparlamamız gerekiyor. Çünkü eğer üç taraf birbirini yemeye devam ederse, hangi kararı verirsem vereyim, hiçbir şeyin önemi kalmayacak."

Gemi, karanlık okyanusun içinde, yavaşça, Antarktika'ya doğru dönüş yoluna girdi — arkalarında, merkez, sabırla, ışığıyla nabız gibi atmaya devam ederken.

Ve dünyanın dört bir yanında, Dominion Konseyi'nde, Feral vadilerinde, Noctis saraylarında, insanlar ve insan-olmayanlar, aynı soruyu sormaya başlamıştı:

İlk Doğan ne seçecek?

SEZON 2 SONU

THE TRUTH tamamlandı. THE RETURN başlıyor...

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.