تخطٍ إلى المحتوى

PERDE

الفصل 3 · قراءة 36 دقيقة

PERDE

الفصل 3

Bölüm III

Anahtarlarımı askıya astım. Tahmin ettiğim gibi, sessizlik kucakladı yine beni. Etrafa hızlıca göz attım ve mutfağa ilerlemeye başladım.

Telefonuma, yemeği ısıtıp akşam yemeğini tek başıma yememle ilgili mesaj gelmesine gerek kalmayacak kadar uzun süredir bu rutinin içindeydim.

Dolapta, birkaç gün önceden kaldığını tahmin ettiğim yemeği ısıtmak için mikrodalgaya koydum. Elimi yüzümü yıkadım, üstümü değiştirdim ve tek kişilik soframa oturup telefonuma gelen tonla bildirime bakmaya başladım. Hiç değilse kafamı meşgul edebilecek kadar bildirimim vardı. Mesajlarımdan gelen bildirimler tüm paneli kaplıyor ve bildirimlerimi resmen çöktürüyordu. Bunun kaynağını öğrenmek için uygulamaya girdiğimde sınıf grubuna alındığımı fark ettim. Almila Hoca -sanırım matematik öğretmeniydi- gruptaydı ama büyük ihtimalle grubu sessize almıştı. Bana kalırsa bu konuda çok haklı bir duruş sergilemiş olabilirdi. 50'yi aşan mesajların her geçen saniye artması bir yana, onun yaşında bir öğretmen için mesajları takip etmek bile zor olmalıydı. Derin bir nefes alıp kaşığımı elime aldım ve masaya bıraktığım telefonumdan sabırla mesajları okurken bir yandan da yemeğimi yemeye koyuldum.

***: elimde fazladan bilet oldu, bir anda. Satsam kim alır?

***: ne bileti?

-tiyatro falansa baştan söyle, kazıkçısın bu konuda :)

***: durun lan!

-Arslan'ı yeni ekledim, önce o yazsaydı!

-bizi kaydet Arslan. Biz kaydettik. Bak!

- *görüntü.*

Beni "orman kralı Arslan" diye kaydetmişti. Bu tür espirilere her ne kadar alışmış ve hatta bıkmış olsam da boşluğuma denk geldiği için dudaklarımdan, kısa süreli bir kahkaha çıkıverdi. Yemeğimi bitirip üstümü değiştirdikten sonra hızlıca yorganımın altına geçtim ve okumaya devam ettim. Mesajlar heyecanlı bir hal almıştı benim için. Aslında... Eğlenceli mi demeliydim acaba? Doğru kelimeyi bulmakla uğraşmadım bile.

***: ben Mert bu arada

Mert kimdi ki acaba? Tanışmış mıydım?bir ara herkes kendisini tanıtırken görmüş olabilirdim belki. Belki de çok sohbetim olduğu için aklımda sadece Ahmet kalmıştı ama onun da okulda bile olmayacak olması yüzünden biliyor olmam, hiçbir anlam ifade etmiyordu.

Ne olur ne olmaz diye, en azından kendini tanıtmış olan Mert'i kaydettim. Bu sayede mesajların kimden geldiğini düşünmekle uğraşmam gerekmeyeceğini düşünmüştüm.

***: Arslan kimdi?

Mert: oha lan yaşıyor musun sen?

-HORTLAMIŞ!

-hanginiz saçma sapan ölü diriltme duası okudu lan?

-ya da büyüsünü yaptı?

-Mucize...

-sen mi yaptın?

***: ben Mucize.

Mucize: MERT! HER ŞARTTA BANA LAF ATMA!

-BU SINIFTA NE OLSA BENDEN BİLİYORSUNUZ ZATEN!

***: bütün kötülükleri, bütün yağan doluyu, yağmuru, burada ne varsa her şeyi senden biliyorlar Mucize :D

***: ben Melek.

Melek: İlyas LSMSMSKSMDKS EKRAN SÜREN NE KADAR YA

Arka sıramdaki iki kızın da numaralarını kaydettim çabucak. Yakın görünüyorlardı, sempatiklerdi. Onlarla sorunum olacağını düşünmüyordum. Umuyordum ki bu duygularımız karşılıklı olurdu.

***: hortlamadım, Mert. Öyle de olsa seni yemem, korkma bu kadar :D

***: emojimi salar mısın arkadaşım?

-Üstüme zimmetli o.

-İmzanız var elimde. :D?

Mert: unuttuk lan resmen seni.

-orada havalar nasıl?

***: baya güzel cidden(!)

Mucize: bize atar yapmasana, Oğuz.

***: atar değil bu gerçeklerden kaçış.

***: Rauf dersin artık rkdmdjld

***: Seni döveceğim Rauf!

Rauf: ne var?

-lafı ağzından aldım diye bu kadar korkma, ölecek olsan çoktan ölmüştün.

Melek: Rauf ya saçma sapan şeyler söyleyip durma!

***: Ahmet ben, yeni çocuk. Kaydet, lazım olur.

Rauf: mezar taşı seçmek için mi? :D

Oğuz: İnanılmaz gerçekten!

-Ahmet arkadaşımız sosyalleşebiliyor hatta lakap bile takabiliyormuş.

-yazık değil mi oğlum, bize de göster bu yeteneklerini arada bir.

Ahmet: senden daha sık okula gidiyorum :D

Mert: ikiniz de bokun içisiniz.

Melek: ortamı germeyin be!

-çocuk şaşıracak.

***: Ada.

***: Merve.

Oğuz: Aytekin hoca ne alemde lan az anlatın.

Melek: seni sordu.

Oğuz: yemin et.

Melek: ejkjrjfj

-tabiki de

-hayır.

-ama neden selamı olmasın?

Oğuz: kalbim kırılıyor.

Ahmet: olsa kırılırdı :D

Oğuz: bi sağlam o kalmıştı zaten. Onu da kır.

***: Bu arada ben İlyas. Araya az kaynamış gibi oldum ama.

Oğuz: Ahmet piçi ne diyon lan sen?

Ahmet: piç mi? Hoca var grupta. Ayıp. Saygın nerede senin?

Oğuz: geçin siz dalganızı...

Ahmet: okula gel de rahatça geçelim :D

Oğuz: lan piç!

-sen önce iskelet halinden kurtul.

Ahmet: güleyim de ağlayıp durma köşende bebek gibi.

İlyas: yemin ediyorum şu grubun bildirimlerini siken tek şey sizin kavganız, yoksa mutlu mesut geçiniyoruz hepimiz

Mert: gerçekten öyle bu arada.

-beni bile geçtiniz amk.

***: Zeynep ben de.

Melek: hoca seni arıyordu.

Mucize: müzik hocası seni sormuştu. Konuştun mu?

Melek: şunu yapmayı kes.

Mucize: sen yapıyorsun! Az önce aktif bile değildin.

Zeynep: tamam arkadaşlar benim için kavga etmeyin (sustum)

-hocayla konuştuk bu arada merak etmeyin.

Ahmet: bi an "bu Zeynep olamaz" demiştim.

-ödümü patlattın.

Oğuz: şimdi sen okuldan soyutlanmış olduğun için değişikliklerden haberinin olmaması normal, sevgili Ahmet.

Ahmet: kendinden mi biliyorsun :D

***: ben Emir.

***: Öztuğ

-Mustafa Öztuğ

Mert: lan çocuk soyad ister mi acaba?

Ahmet: çocuk buraları görürse iyi Mert.

-milyon mesaj yazdık. Ben olsam okumaya üşenirim.

Emir: ama o sensin...

Mustafa: kelime kelime atın djdkfjkfjf

Oğuz: yeni çocuğu da kendine benzet de seneye gelmesin :D

Ahmet: niye, korktun mu varisim olur falan diye? :D

Mert: öffff salak ekffkcmkföf

-ama iyi fikir lan dur yapıcam ben bunu.

Ada: neyi be varis olmayı mı?

Zeynep: uğultuyu kesin (sustum kesin olarak)

Mucize: yapma ya!

Melek: lan bizimkiler de ölüyor.

İlyas: şu tek tek atma olayını diyorlarmış ya...

Oğuz: lan Mert... Hala salaksın, insan hiç mi değişmez?

Mert: fikirlerini

-kendine

-sakla,

-salak

***: Gizem ben.

Mert: diye

-sana

-derler,

-koçum

Oğuz: yalnız, çocuk hala gelmedi lan.

Mert: ya Gizem ne biçin kaynadın araya ya!

Gizem: kusura bakma!

Ada: çocuk da zaten oturmuş elinde telefonla "acaba beni ne zaman sınıf grubuna alırlar?" diye düşünüyordu Oğuz. Kesinlikle haklısın.

Mucize: ya kavga etmeyin öf...

Gizem: Mucize sen bi sus ya.

Mustafa: olum sorsan sınıfta hiç konuşmuyor lan.

Oğuz: gitmesenize kızın üstüne.

Mert: öffff aşk koktu burası.

-birisi maskemi versin yoksa zehirleneceğim.

Ahmet: hala beraber misiniz siz ya?

*Mucize Mert'i gruptan attı.*

*Mucize Mustafa'yı gruptan attı*

*Mucize Oğuz'u gruptan attı*

*Mucize Gizem'i gruptan attı*

***: durun, diyecektim de gruba ne olmuş iki dakikanın içinde?

Melek: kızım dur naptın?

Zeynep: aslında Mert gidebilir benim için sorun yok rkflfjf

Ada: Mucize her şeye atar yapmasana, al şunları.

Mucize: sizi de atarım.

Merve: Mucize'nin sesiyle okuyanlar butonuyum.

Emir: +1

Ahmet: harbi niye attın?

-her zamanki halleriydi.

Zeynep: ben de herkesin mesajını herkesin sesiyle okuyanlar butonuyum.

Ada: +1

Merve: +1

-böyle yaptığımı yeni fark ediyorum yalnız djdmjdmd

Emir: bu da +2

Melek: +1

Ahmet: lan harbi! Oğuz hariç herkesi öyle okuyordum.

Ada: Oğuz'un suçu ne deyip onu savunacak kral bir hareket yapacaktım.

-AMA GRUPTA OLMADIĞINI HATIRLADIM

-DEVAM ET RJFMJDMXJRM

Mucize: önemi var mı?

-alırım sonra.

-dursunlar biraz.

*Mucize tüm yöneticilerin yöneticisini kaldırdı.*

*Mucize Yönetici oldu*

Ahmet: ayıp oluyor.

Emir: kalbimizi çizdin...

Mucize: almayın diye yaptım geri vericem.

Rauf: eğer Mucize'yi biraz daha sinirlendirirseniz bizi de öldürecek.

-susun o yüzden.

-kurunun yanında yaşı yakmanın mantığı yok. Bu saçma olayı sadece hocalar yapabilir tamam mı?

Ahmet: Rauf, hoca var grupta kimse tınmıyor falan ama sen tın bence arkadaşım.

İlyas: ya durun lan.

-Mucize gruptan Oğuz'u mu atmış?

-başımıza taş yağacak.

Emir: seninle tanışmak güzeldi İlyas.

Ahmet: Lan Emir, ben diyecektim bunu!

Rauf: bir daha görüşmek dileğiyle... bugüne değilmiş kısmet.

Ahmet: bir sonraki hayatımda gel~

*Mucize İlyas'ı gruptan attı.*

Ahmet: kız kulübü yapın ya tamam ben de çıkarım kendi rızamla sıkıntı değil.

Emir: ekfmrkkfrş

-buna izin veremem bu ortam güzel.

-ayrıca Arslan mı ne onu saymazsak tek ben kalıyorum o zaman.

Ahmet: o kadar az mıyız ya?

Emir: kanayan yaram.

Arslan: ya ama iyiydi.

-anlamıyordum ama iyiydi galiba.

Ahmet: kavgalarla harikaydı, Arslan.

Melek: hoş geldin.

-GRUP ADINA DİYORUM N'OLUR SİZ DE YAZMAYIN!

Arslan: hoş buldum shdmdjkdjd herkes adına cevabım.

Rauf: tamam kral sakin.

Arslan: şey... Oğuz kim?

-*ve gruptan atıldı*

Mucize: JRKFLFKCDJDLDĞEKFMX

-OĞUZ 2 DİYORUM ARTIK SANA DKLDDMDN

Ahmet: eski sınıf üyesi.

Melek: aslında hala üyesi ama bir salaklığı yüzünden şu an gelemiyor.

Emir: *Melek gruptan atıldı*

Melek: dlxkrlflrkflekdlleşd

Mucize: pek sevilmez.

Melek: bazıları sever sadece fkldkfld

-tamam sustum atma beni.

Mucize: ağla, deyip ata da bilirdim

-ama sen arkadaşım kal istiyorum

Melek: ATARLI ÖĞRETMEN GİBİ EJXÖJDDJXMKDDM

Mucize: değerini bil!

Ada: ya ben her şeyi anlatıp atılmak istiyorum rkxmrkdek

-Oğuz Mucize'ninki. Yaz tatilinde Oğuz tatsız bir olay çıkardı. Sonra bunun cezası olarak hastanede falan yatıyordu. 1 dönemlik raporu falan var galiba. Gerçi ilk haftalar geldi ama bu hafta içinde çok geldiği söylenemez. Şanssızsın yeni çocuk.

-VE *Mucize Ada'yı İNFAZ ETTİ*

Ahmet: kendinize yeni lakap bulun, ben onu bulucam diye kaç hücre öldürdüm biliyor musun?

*Mucize Ada'yı gruptan attı*

Ahmet: ah... daha kalıcı bir çözüm...

Mucize: biz ayrıldık yalnız.

-Yalan haber yayıyorsunuz.

Merve: mı acaba?

Mucize: -,-

*Mucize Merve'yi gruptan attı*

Arslan: adam kalmadı grupta.

*Mucize Merve'yi gruba aldı*

Ahmet: kendi kendimize konuşalım.

-nasılsınız?

-ben de çok iyiyim Ahmet, iyi ki sordun. Sen nasılsın?

-eh işte aynı be bro.

Emir: KONU AÇAMAZKEN BEN DJXMDXLRKDLE

Ahmet: sen çok güzel açtın çünkü.

Mucize: -,-

-gidin şu attıklarıma söyleyin özür dilesinler.

Emir: DİLESİN KÖPEKLER XKRMJDMRKDL

-ÇILDIRIYORUM EKDMDJLD

Arslan: SEN Mİ BEN Mİ RKDKDJFKLDDL

Ahmet: şimdi atılınca görüceksin gününü.

Emir: KEMDKDLKXK

Melek: ben yazdım zaten.

-Ada'yı atmasaydın iyiydi.

Arslan: sen sus, ortalık karışık...

Mucize: -,- susun ya.

-Melek.

-Alıyım mı?

Melek: Oğuz'u al.

Mucize: sağol ya -,-

-gerisi?

Melek: onları da al madem.

-ağlamasınlar fkrkdllrjd

Emir: Ahmet sen yarın gelecek misin?

Ahmet: niye ki?

Emir: Rauf'un yanı dolu da yani...

Rauf: merak etme, bu şanslı haberi senden önce öğrenme şerefine erişmiş bulundu.

-tek gelmediğin günde de olanlara bak :D

*Mucize Oğuz kişisini gruba aldı*

*Mucize Ada kişisini gruba aldı*

*Mucize Mert kişisini gruba aldı*

*Mucize Mustafa kişisini gruba aldı*

*Mucize Gizem kişisini gruba aldı*

*Mucize İlyas kişisini gruba aldı*

Mucize: öküzlük yapmayın bi daha.

Oğuz: ben suçsuzdum lan.

*Mucize sen ve diğer 13 kişiye yöneticilik verdi*

Mucize: sus sen.

-ben ders çalışıcam.

Zeynep: o değil de...

-yer düzenimiz altüst oldu değil mi arkadaşlar @Almila Kıran

Merve: evet @Almila Kıran böyle düzen olmaz olsun.

Ahmet: bence de. Benim yerimi direkt yeni çocuğa verdiniz mesela ayıp oluyor yani kaç yıllık arkadaşımdı Rauf da @Almila Kıran.

-altı üstü dersinizi kırıyorum...

-ama siz kalbimi kırıyorsunuz.

Rauf: aga be🚬

-yak yak yak

Emir: maga beee 🚬

İlyas: dırın dırın dırın dırırırırırırı...

-ya da herkes anlasın diye *üzücü arka fon müziği*

Emir: hocam benim yerim güzel de yanımdaki kötü ya. @Almila Kıran

Mustafa: ayıp ayıp. Ben bununla oturmam hocam @Almila Kıran.

-beni beğenmeyeni ben hiç beğenmem.

Mert: hocam minicik boyumla ben niye arkadayım? @Almila Kıran.

Rauf: yemin ediyorum biz boyuyla dalga geçsek ortalığı ayağa kaldırır @Mert Sezer

Melek: Hocam ben Gizem'in saçından göremiyorum. @Almila Kıran

Gizem: hocam ben de fıtık olucam lütfen arkaya atın beni. Mucize kalksın. @Almila Kıran.

Mucize: HOCAM ELLEMEYİN BENİ @Almila Kıran.

Almila Kıran: çocuklar bir sakin olun öncelikle.

-ilk dersin son 5 dakikasında hallederiz.

Oğuz: aslında kermes yapsak ya @Almila Kıran.

Mucize: @Almila Kıran hocam Oğuz'u E'ye gönderebilir miyiz? Zaten sınıfa da pek katkısı yok

Ada: *sinsi sırıtış*

Merve: *sinsi sırıtış*

Gizem: *sinsi sırıtış*

Melek: *sinsi sırıtış*

Zeynep: *sinsi sırıtış*

Oğuz: niye herkes sırıtıyor aq?

Ahmet: ne diyosun hocanın yanında Oğuz efendi!

İlyas: bi düşün bakalım niye...

Ahmet: bundan daha salak biriyle tanışmadım daha.

Almila Kıran: Oğuz! Arkadaşlarınla nasıl konuşuyorsun sen? Küfürün ne kadar kötü bir şey olduğunu bilmiyor musun, evladım.

Ahmet: bana da piç dedi hocam yukarıda bir yerde...

Oğuz: hocam 'ya' yazacaktım da. Bir anda hapşırma geldi. Öyle çıkıvermiş klavyeden

Rauf: KLAVYESİNDEN KAÇIRMIŞ DKDMJDMRJDDK

Ahmet: GÜZELDİ BU, BEĞENDİM BUNU DJXÖXKXÖXMXÖDMDM

Oğuz: -,-

-sen beni niye ispitliyon lan? @Ahmet Berk

Ada: *Görüntü* ship diyince de dövüyorsunuz.

Görüntüde birkaç kez Mucize'nin kullanmış olduğu '-,-' emojisinin bulunduğu mesajlar vardı. Hafifçe sırıttım. Ada gerçekten detaylara dikkat eden ve realist birisine benziyordu. Belki de onunla çok iyi anlaşırdım.

Arslan: bir şey diyeceğim...

-ben en arkayı seven biriyim.

-Ahmet yerine geçsin.

-ben de Mucize'nin yanına geçeyim.

-Melek de gitsin yalnız otursun.

Melek: sağol ya.

-dağdan gelip bağdakini kovdun.

Oğuz: olum bak beni deniyorsan deşerim lan seni.

Merve: biz ship deyince de dövüyorlar @Ada Yılmaz.

Ada: değil mi!?

Arslan: +1

Almila Kıran: yarın hepinizin sorunlarına bakalım, olur mu?

-şimdi ders çalışma saati.

İlyas: hocam reklamlarda çıkan uyku saati gibisiniz dkfmkrödkd

-siz sohbete katıldığınız anda herkes çaktırmadan devam etmeye çalışıyor falan.

Emir: LAN EJDLDKDLKDFK

Rauf: OLUM DKDMDJXMFJ

Ahmet: HSKTRXKEÖFEMJDMEKS

Mucize: Ahmet'in randomuna gülenler butonuyum

Arslan: +1

Emir: +1

Melek: +1

Rauf: +1

Oğuz: ben de gülmeyenler butonuyum

Ahmet: ben de bazıları kıskanıyor butonuyum.

Almila Kıran: randoma niye gülüyorsunuz?

İlyas: boş verin hocam.

-hadi arkadaşlar çalışalım ki hoca grubu kapattıracak.

Almila Kıran: Arslan arkadaşınıza programı atıverelim hemen.

Merve: *görüntü*

Almila Kıran: Aferin hepinize... Derslerinizden sonra tekrar görüşelim

Merve'nin attığı çalışma kağıdını ajandama geçirip ben de çalışmaya geçmeyi planlamıştım. Yataktan çıkıp hızlıca etrafı topladıktan sonra masanın üzerinde adeta apartmanı sarsmak isteyecek derecede titreyen telefona gelen mesajla irkildim. Yeni bir çalışma programı olabilir miydi? Yoksa kimse hocayı dinlememiş ve sohbete devam mı etmişti?

Ahmet: yarın geleceğim

-sen gelecek misin?

Hafifçe gülümseyerek masama geçmiş ve çantamda bulunan tek eşyam olan kalemliğimi çıkarmadan önce bana özelden yazma zahmetine girmiş arkadaşıma(?) cevap yazma kararı almıştım.

Arslan: bunu sorması gereken kişi ben olurum sanıyordum.

-hala elimizde var sıfır.

-gelsen bile neye çalışacağız ki?

Ahmet: merak etme, sabaha kadar listeyi az çok öğrenmiş olurum.

Arslan: sınıf seni seviyora benziyor :D

Ahmet: :D Oğuz'a dönüşüp küfür yağmuruna tutulmaman için tek geçerli sebebin sınıftaki ilk günün olması :D

Arslan: yarın görüşürüz o zaman Ahmet arkadaşım, ben de ders çalışmaya mı ne öyle bir şeye gitmek üzereydim.

Ahmet: görüşürüz.

-son dakika gelmeyeceksen de haber ver.

Arslan: tamaam!

•••

Alarmını kapatıp sabah rutini demeye bin şahit isteyecek rutinimi tamamlar tamamlamaz kendimi dışarı atmış ve yüzüme çarpan serin, nispeten temiz sabah havasıyla hafifçe gülümsemiştim. Yürüyerek gittiğim yeni okuluma yaklaşırken birbirleriyle kavga ya da daha doğru bir tabirle sert bir tartışma içerisinde olan iki oğlan gördüm. Boy olarak hemen hemen aynı olmalarına rağmen birisi oldukça bol, diğer ise normal bir tarza sahipti. Zaten okul forması ne türden bir tarza büründürebilirdi ki insanları?

"Seni adamdan saydım da sormaya geldim." Onlara yaklaştıkça konuşmalarını daha net duymaya başlamıştım. Sanki Ahmet'in sesi gibiydi zira onun ergenlik dönemine göre oturmuş sert ve güçlü sesi eşsiz geliyordu kulağa fakat şimdilik emin olmadan hareket etmek istemiyordum. Daha dün tanışmıştım ve zihnimin bana oyunlar oynaması da olağan olurdu.

"Sen kimi adamdan saydın ki şu ana kadar? Sen beni ne zaman adamdan saydın ki şimdi sayacaksın lan!?" Duyabileceğim en kusursuz seslerden birisi olabilirdi. Tıpkı Ahmet gibi dikkatli konuşuyor olsa da onu ele veren bazı şeyler vardı. Duygularını belli etmekten ziyade zoraki yansıtıyor gibiydi. Sanki daha önce hiç o duyguyla tanışmamıştı da ilk defa birisi ona bundan bahsetmiş ve rol yapmasını istemiş gibiydi. Yapaydı fakat bu yapaylığın sebebinin haksız olmasından kaynaklandığını düşünmüyordum. "Bende liste falan yok. O aptal barınak konserine de katılmayacağım zaten."

"Senden de farklı bir şey beklenemezdi." Dedi ince çocuk. Zarif elindeki siyah sunum dosyasının içi kağıtla doluydu ve onu karşısındaki, kendisiyle hemen hemen aynı boylarda olan oğlana uzatıyordu. "Ama yine de fikrini son anda değiştirebilecek birisi olduğun ve hiç güven veremediğin için olası listeyi her şeyiyle getirdim." Maviye çalan ela gözleri de gördüğümde artık şüpheye yer kalmamıştı, Ahmet'ti bu. "Ne olmak istiyorsan o ol, Oğuz. Ben daha fazla düşman rolü oynamak istemiyorum." Demek grupta bahsi geçen ve okula gelmeyen diğer sınıf arkadaşım da bu iri yarı oğlandı. Neden hepsi bu kadar... iriydi? Ben mi kendime bakmamıştım acaba?

"Ne o? Bir anda kafana saksı falan mı düştü de aydınlanma yaşadın? Düşman rolünü oynamak zorunda kalan benim, ben!" Sağ işaret parmağı sertçe kendi göğsüne çarparken yeri göğü inletmek istercesine bağırıyordu. Dosyayı kelimenin tam anlamıyla elinin tersiyle ittikten sonra ağırlığını tek bacağına yüklemiş ve kollarını göğsünde bağlamıştı. Sonunda belirgin yeşil irislerini, koyu kestane saçlarının kapattığı kumral teni ve yaşına göre oturmuş yüz hatlarını seçebildiğim oğlana baktım. "Bir gecede ne değişti hayatında, merak ediyorum. Okula da gelir olmuşsun. Tanıdığım Ahmet Berk gitmiş, yerine daha samimi ve insancıl olanı gelmiş!"

"Daha ikinci günümdeyim ve şu 'aptal barınak konseri' için insanlara ayak uydurmam gerekiyor." Aptal barınak konseri derken ince parmaklarıyla tırnak işareti yaparak özellikle vurgulamıştı. Beden diline hakimdi ve karşısındakini nasıl alt edeceğini iyi bilir gibi bir hali vardı. "Beğenseler de beğenmeseler de bu sınıfın önemli sayılabilecek bir üyesiyim. Bunu sen de kabul etsen iyi olur."

"Kabul ettiğim için gelmiyorum zaten, piç!" Göğsünde bağladığı kollarını çözmüş, yumruklarını sıkmış ve başını geriye atmıştı. O kadar bıkkın ve sinirli görünüyordu ki neredeyse boynundaki damarlarından akan kanın atışını görebiliyordum.

Cesaretimi topladım. Yeterince kulak misafiri olmuştum, artık o sohbetin içinde de olmalıydım. "Günaydın." Dedim yanlarına giderek. Omzumdaki yarı boş çantayı düzeltip ellerimi cebime soktum. Güçlü bir hava sunmak isteyebilirdim ama bu ikisi beni rahatlıkla ezip geçerdi. Ahmet bile bu ince yapısına rağmen benden uzun durabiliyordu. Oysa dün tanıştığımızda aynı boydayız sanmıştım.

"Sen kimsin lan!?" Diye çıkıştı, başını indirip bana dikkat kesilen yeşil gözlü oğlan. Bedensel olarak da oldukça sağlıklı ve büyük duruyordu. Eğer biz yaşıtsak, ben gerçekten hayatımı boşa harcamışım demektir.

Ahmet elini karşısındaki oğlanın göğsüne koyarak pat patlamıştı. "Önüne gelene bağırma. O da bizim sınıftan." Dedi buz gibi bir sesle. Bana dönüp aynı donuk tavrıyla kısa bir "Günaydın" mırıldandı. Aradaki denge unsuru olma görevini yine seve seve üstlenmişti.

"Şu grupta adı geçen yeni çocuk mu bu?" Dedi o da, tıpkı ellerini benim gibi cebine sokarken. "Arslan, ha? Adım Oğuz. Sınıfın solistlerindenim."

"Ya da öyleydin." Dedi Ahmet alaycı bir sırıtışla. "Artık konserlere katılmadığın için başkaları solistliğini yapıyor, seni adamdan sayan yok." Ahmet elini çenesine götürüp aşırı abartılı bir role girmiş, düşünceli davranmıştı. "Ne diyordun, şey mi?.. 'sen beni ne zaman adamdan saydın ki?' Aynen. Öyle bir şey demiştin işte. Seni adamdan sayan tek kişiye. İtiraf denebilir mi?"

"Benim solistliğimi Metin yapıyorsa sizden bir bok olmaz." Diye kestirip attı. Ahmet'in alaycı sözlerini duymamazlıktan geliyordu adeta. Bu tavrına karşılık gözleri kavga etti bir süre sessizce. Sonunda sessizliği bozan Oğuz, hiçbir şey yaşanmamış gibi sözlerini sürdürmüştü. "Senin yerinde olsam bu okulu, topuklarımı o oturma organıma vura vura terk ederdim. Kimin psikolojilerini bozdu, kimleri yok etti, bir bilsen.."

Ahmet göz devirerek derin bir iç çekti. "İlk hafta motivasyonu için gerçekten müthiş bir konuşmaydı, eksik olma." İğnelercesine kullandığı ses tonunun ardından elini omzuma koymuş ve dosyayı bu sefer de bana uzatmıştı. "Al hadi, muhtemelen bu liste olacak. Neyseki ortamın içine edecek solistlerden birisi eksildi de rahat rahat çalışabileceğiz."

Uzattığı dosyayı almak üzereyken Oğuz öne atılmış ve bir çırpıda dosyayı da alarak uzaklaşmıştı. "Ağlama bu kadar. Geleceğim konsere. Bensiz bir hiçsiniz. Özellikle de sen, çubuk adam!" Son dedikleri bu olmuştu. Onun arkasından bakakaldım. Omuzları geride, okulun sahibi gibiydi adeta.

Ahmet omuzlarını düşürüp derin bir iç çekti. "Ona aldırma." Dedi usulca ama daha çok kendine söylemek istediğini düşündüm. "Sana mesaj olarak atayım." Cebinden telefonunu çıkarıp hızlı hamlelerde dosya ekini attığında omuz silktim. Bu kadar uğraşmasına gerçekten gerek var mıydı? Sadece bu dosyayı atabilirdi en başında. Neden okula gelme zahmetine katlanmıştı ki? Basit bir ortyantasyondan ibaret olabilir miydi gerçekten?

"Sorun değil, yine ondan alırdım. Sonuçta o da çalışacak, değil mi?" Hayranlıkla baktım okula doğru. "Solistmiş... çok havalı olsa gerek. Yürüyüşü bile 'ben asolistlim' diye bağırıyor."

Ahmet bakışlarını kaçırdı, omzuna güçsüzce tutunan çantasını özensizce düzeltti. "Öyle." Diye fısıldadı sonunda ama onu duyabilmek için iki kat çaba harcamam gerekmişti. Ceketinin önünü beceriksizce kapattı ve derin bir nefes aldı.

"Dün çaldığımız şarkı da söylenecekler listesinde var mı?" Dedim hafif neşeli bir tavırla. "Onu güzel çalıyorduk. Eminim ki sınıf da kusursuzca ayak uydururdu."

"Hayır." Bu kadar net bir şekilde reddetmesinw şaşırmıştım. "O şarkıyı çalmalarını istemiyorum." Dedi düz bir tonda. Elleri cebinde, bakışları yerdeydi. Çekingen diyemezdim ama atılgan da durmuyordu. "Onu kendime çalıyordum ama gerçekten güzel ayak uydurdun. Hakkını yiyemem."

Sonunda okulun bahçesinden içeri girdiğimde başımı masmavi ve bir nokta kadar bile olsa bulutsuz gökyüzüne çevirdim. "Sınıfta herkesin bir rolü var, değil mi? Boşuna kendini solist olarak tanıtmış olamaz. Herkes kendisini öyle mi tanıtıyor? Merve sadece doğum gününü söylemişti."

Ahmet başıyla onayladı ve hocaların yanından sessizliğini koruyarak geçmeyi sürdürdü. Bense dikkat çekebilecek her şeyi yapıyor, el sallıyor ya da selamlaşıyordum. Beni yanından kovması an meselesi gibi hissettirse de kişiliğimden vazgeçecek değildim. "Peki senin rolün ne? Gitar, piyano ve keman çalabiliyorsun. Bunlar sadece gördüklerim bir de! Kim bilir başka ne yeteneklerin var? Eminim sınıfta önemli bir yerin vardır."

"Parçadan parçaya değişiyor. Çoğu benim piyano çaldığımı bilmiyor, bu yüzden bundan çok sık bahsetme, lütfen." Sesi, kalabalık arttıkça alçalıyordu. Kendince beni işitme sınavına tabi tutup tutmadığını merak ettim. Kurstaki haline kıyasla oldukça özgüvensiz görünüyordu. Belki de güç aldığı şey enstürmanlarıydı ve şu an onlarla beraber olamamak onu yaralıyordu.

Kaşlarımı kaldırdım. "Ama bunun nesi kötü? Bence bilseler daha farklı yerlerde kullanmak isterler. Yani sürekli değişiyorsa eminim piyano çalmak da-"

Ahmet bir anda başını kaldırdığında duraksadım. "Sen çok kafa ütülüyorsun, yeni çocuk." Dedi göz devirerek. O ela gözlerinin attığı tek turda nasıl da berbat hissettirdiğini her zerreme kadar hissediyordum. Çok az mimik ve jest kullandığından olsa gerek bir kere bile kullanıyor olması oldukça büyük bir etki yaratmakta tek başına yeterli olabiliyordu. "Başkalarının rolünü çalıyor gibi görünmek istemiyorum. Ada, oldukça iyi bir piyanist. Bana kalırsa bu görevin onda kalması hepimiz adına daha iyidir."

"Ah... haklısın.." iç çekip başımı öne eğdim. Nedendir bilinmez, bu sınıfın kendi içinde asla anlaşamadığını düşünüyordum. Belki de dün geceki konuşmalar aklımı fazla kurcalamıştı, belki de sadece kendi paranoyaklığımdı.

Ahmet tam bana dönmüş bir şey demek üzereyken Rauf arkamızdan gelerek ikimize de sarılmış ve tüm ağırlığını üstümüze bırkamıştı. "Günaydın! Sen yine mi geldin lan, Ahmet? Hayatı sevmeye falan mı başladın?"

"Kulağımın dibinde bağırmayı kes!" Dedi Ahmet, memnun olmayan tavrını bir gram olsun saklama gereği hissetmeden. Güçsüz omuzlarını sarsarak kurtulmaya çalıştıysa da başarılı olduğu söylenemezdi. Güçlü kollar, onu umursamazca sarıyordu fakat Ahmet, o kadar güçten düşmüş bir haldeydi ki kaçamıyordu bile.

"Günaydın!" Dedim neşeli bir sesle. Ortamın biraz olsun değişmesini umut etmiştim. "Sen grupta hangi roldesin?"

"Aaa... anlatmadım mı?" Kollarını üstümüzden çektiği ve ellerini beline yerleştirdiği anda Ahmet bana kurtarıldığı için memnun ve minnettar bir bakış attı. Oysa benim amacım öyle bir şey bile değildi. "Ben gitar grubunda bir bilirkişiyim. Gerektiği yerlerde elektro gitar çalabiliyorum. Eğer çok üzerine düşünürsem basgitar da çalabiliyorum. Bas zor ama ya..."

"Gitar grubu mu var?" Dedim heyecanla. "Kendi içinizde de gruplarınız mı var? Grup kuracak kadar kalabalık mısınız!?"

Ahmet elini havada salladı. "Akdeniz Akşamları çalan Melek bile kendini o grupta görebilir ama biz daha çok sesi güçlendirmek adına 2-3 kişi gitara koyuyoruz. Rauf o grubun başkanı diyebiliriz. Genel olarak gitaristleri o yönetir. Zaten 'bilirkişi' olduğunu anlayabiliyorsun." Yine bilirkişi kelimesini vurgulamak için sert bir ton takındığında herkesle dalga geçebilen bu oğlanın sınıfın zorbası olabileceğini düşündüm.bir zorbayla arkadaş kalamazdım, mizacıma tersti.

"Aslında hiç anlamıyorum." dedim göz devirerek. "Ne sanıyorsun beni, büyücü falan mı? Aklınızı okuyamam ya! Bana her şeyi tek tek söylemeniz lazım."

Rauf tekrar gülerek ortamıza geçti ama bu sefer üstümüze yapışmadı. Bizim aksimize onun çantasının olmaması oldukça dikkatimi çekmişti. Belli ki erken gelmişti ve uzun zamandır buradaydı. Herkesle de böyle hemen sosyalleşir miydi? "Hemen hemen tüm gitar çeşitlerini çalabiliyorum çünkü müzik benim kaçış noktam. O kadar çok müzikle ilgilendim ki kendimi unuttuğum zamanlar oldu." Elini kaldırıp saydığı her bir durum için parmaklarını indirmeye başladı. "Aç kaldım, uykusuz kaldım, bir ara nefes bile almayı unutup kıpkırmızı olmuştum. Hatırlıyorsun, değil mi, Ahmet!? Öleceğim diye beni kemanla dürttüğünden detone olmuştum ve bana yine kızmıştın!"

Ahmet omuz silkti. "Hatırlamıyorum." Kısa bir cevapla geçiştirdiği Rauf'a hayranlıkla baktım. "İnanılmazsın! Ben sadece öyle yapmam gerektiği için müzikle uğraşıyordum. Demek siz kendinizi adıyorsunuz bir de!"

Rauf geriye doğru kaykılarak kahkaha attığında lafı Ahmet devam ettirdi. "Yani gitarist grubunda her şeyin eksiksiz olduğundan emin olacak kişi o, anladın mı? Tüm sorumluluk ondadır. Nefes almadan bile çalıyorsa 'detone detonedir' diyecek ve ona kızacaksın." Jest ve mimikleri o kadar yerinde ve güzeldi ki hep kullanmasını istedim o an. Oysa birkaç dakika önce ödümü patlatıyorlardı. Rauf ona aldırmamayı seçmişti. Bense öğretmen edasında anlattığı her bir kelimeyi zihnime kazımak istedim.

"Günaydın!" Dedi karşıdan gelen kapalı kız. Neşeyle el sallamış ve sonunda yanımıza geldiğinde soluklanmayı başarmıştı. "Ahmet? Bugün müzik dersi yoktu ama gelmene sevindim. Önemli bir şey yok, değil mi?" Okula gelmesi en olağanken herkes ona aksiymiş gibi davranıyordu. Nasıl delirmezdi, kızmazdı, anlam veremiyordum.

"Konsere hazırlanmak için geldim." Diyerek kısa kesti Ahmet. Rauf da hemen yanına gelip Ahmet'in omzuna elini atmıştı sahiplenici bir tavırla.

"Konsere katılacak mısın? 'Bana bir daha sormayın bile' dedin sanıyordum." Dedi düşünceli ve bir o kadar da meraklı bir tavırla.

"Ya Merve, Allah'ın varsa sus. Okula geldiğine şükretmeye bak. Ben hiç sorguluyor muyum? Hayır!" Rauf oldukça atarlı bir tavırla el attı sohbete. Konu Ahmet olduğunda gerçekten kişiliği bir anda değişiveriyordu. Elinin tersiyle dudaklarını örttü, Merve'ye eğildi fakat söylediklerini koridorun başında birisi bile rahatlıkla duyardı. "Dengesiz işte, 1 senedir tanıyamadın mı?"

Merve kaşlarını kaldırdığında elimi saçlarıma atıp araya girme ihtiyacı hissettim. "Bana sınıfın işleyişini anlatıyorlardı." Dedim sıcak bir tavır sunmaya çalışarak. Hala ortamı sakin tutmaya çalışan iç sesimle iş birliği halindeydim.

Merve daha da merakla ve biraz da şaşkınlıkla baktığında kaşlarımı hafifçe çattım. Neden bu kadar çok şaşırıyordu ki? "Sana dün söylemedik, değil mi? Müzik dersinde geldiğin için olmalı. Ben de üflemelilerdeyim. Klarnet çalıyorum ama sakın bana 'keko entrümanı mı çalıyorsun ' falan demeye kalkma. Ben enstrümanımla gayet mutluyum."

"Seni yargılamadım bile." Dedim ellerimi kaldırarak, hem teslim olduğumu belirtmek istemiştim hem de işi dalgaya vurmuştum. "Aslında oldukça hoş. Herkesin farklı farkı şeyler çalıyor olması yani. Oldukça renkli bir sınıfmış. Ne şarkılar dönüyordur..."

"Öyle... Zeynep yan flütçümüz. Biz üflemeli çalgıcılar olarak tek grubuz. Trompet trombon çalanlarımız da var fakat tüm şarkılara denk gelmediği ya da yakışmadığı için çok sık katılmıyorlar bize. Zaten başlangıç seviyesindelerdi, yanlış hatırlamıyorsam." Elindeki dosyaları gösterdi. "Ben bir sınıfa gideyim. Size iyi muhabbetler."

"Sağ ol..." dedim el sallayarak. Trompet... bir insan neden trompet çalmak isterdi ki? Sesi harika falan da değildi tek başına.

Rauf ellerini cebine sokup pencere önündeki kalın betonun üzerine sırayla yerleştirilmiş tahtaların birisine bıraktı kendisini. Camın önüne korkuluk yerine banktan bozma yer yapmak kimin fikriydi acaba? "İlyas tüm vurmalı çalgılarla ilgileniyor. Elimizdeki tek ritimci oydu, bu yüzden genelde daha dini şeylere yönelmiştik, ilahileri biliyorsun ya işte... ama bir rock patlatsak çok güzel olmaz mı? Mesela... ne bileyim, popüler gruptan kimler var?.. Model'e ne dersin? Melek'in sesi de çok yakışıyor."

Model mi? Daha birkaç dakika önce ben de bu fikri sunmuştum zaten. Beraber çaldığımız o şakrıyı özellikle isteyeceğini sandıysam sa yanılmıştım.

"Olmaz." Diye kestirip attı Ahmet. "İnsanları mutlu etmemiz gerek, üzmemiz değil. Ayrıca o şarkıyı sevmiyorum." Bir süre söylediklerinde ciddi olup olmadığını düşündüm zira hem piyano hem kemanla oldukça usta bir şekilde çalabildiği bu parçayı sevmediğini iddia etmesi çok çelişkiliydi.

"Rock, acının göbeğidir. Nasıl mutlu bir rock patlatacağız?" Soruyu daha sormaya başlamadan gülmeye başlamıştım. Şu an baterim olsa iğnelemelerim ve benzetmelerime bir espri efekti katabilirdim. Ba dam tıs... şu sıralar buna neden taktığımı ben bile anlamamıştım ama kesinlikle espri ardına yapmanın bir ikonikliği vardı.

"Queen'den bir parça olabilir. Her zaman acı vermiyor ya. En popüler şarkısı We Will Rock You mesela. Acı da var ama genel itibariyle insanlar sevdiği için dinliyor acı çektikleri için değil." Hızlıca öne attığı fikirle derin nefesler almaya başlamış, önünden geçen Oğuz'a sert bakışlarla dikkat kesilmişti. "Hem Oğuz da gelecek gibi duruyor. Onun sesi çok yakışır. Queen'le değiştirelim."

"Siktir et o piçi." Diye sert bir biçimde çıkıştı Rauf. Ondan küfür işiteceğimi tahmin dahi etmezdim. Çok efendi görünüyordu. Evet, enerjikti ama kaba değildi. "Artık o grubun lideri sensin. Bir solist olacaksa o sen olacaksın, Oğuz gerizekalısı değil."

"Oha, Ahmet." Diye aniden atıldım lafın ortasına. "Sen solist grubunda mıydın? Ben sandım ki-"

"Sana değişiyor, demiştim." Ağzımdan kaçıracağımı sandığı bakla her neyse, sözümü bıçak misali kesmesine sebep olmuştu. "Oğuz olmadığı için bir solist eksiğimiz var. Ben tamamlıyorum genelde çünkü şan eğitimi almış tek kişi benim sınıfta."

Gözlerim ardına kadar açılmış, göz bebeklerim hayranlıkla irileşmişti. Çalabildiği üç enstrümanın yanında bir de şan eğitimi almıştı. Onun yerinde olsam ben de güzel sanatlar düşünürdüm. Neden vaktini bu lisede harcıyordu ki? "İnanılmazsın." Diye fısıldadım sonunda.

"Değil mi!?" Heyecan ve neşeyle bana katıldı Rauf. Az önceki sinirli halinden eser kalmamıştı bir anda. "Elinden gelmeyen tek şey yemek yemek, inanabiliyor musun?"

"Hadi ama, onu da yapabilir!" Rauf'un omzuna hafifçe vururken Ahmet'e baktım. Bir an olsun gülümsememiş olmasına şaşırıyordum. O sırada yanımıza gelen ve adının Oğuz olduğuna öğrendiğim çocuk, yine tam Ahmet'i karşısına alacak şekilde dahil olmuştu küçük topluluğumuza.

"Kahvaltı ettin mi, piç?"

"Niye soruyorsun?" Ahmet soğuk bir tavırla konuşuyor, ters ters bakıyordu. Hani düşmanlığı bir kenara bırakacaklardı? Yalan mıydı?

Oğuz tek kelime etmedi ama orman yeşili gözlerinin öfkeyle alevlendiğini birkaç saniyeliğine de olsa yakalamıştım. "Adam gibi cevap ver, piç. Yedin mi yemdin mi?"

"Hala seni ilgilendiren hiçbir kısmını göremiyorum."

Rauf iç çekti, ellerini cebine soktu ve aralarına küçük bir adım atarak Oğuz'u karşısına aldı. "Hadi siktir git, arkadaşım. Okulda ilk günün, malum. Dövmeyelim."

"Çekil önümden." Oğuz'un ilk kez küfürsüz bir cümle kurduğunu düşünmüştüm. Güçlü elini Rauf'un omzuna attı ve kenara itti. "Ahmet piçi, bir daha sordurtma bana. Kahvaltı ettin mi, etmedin mi?"

Ahmet, nedenini bilmediğim bir şekilde geri atmayı seçti o an. "Etmedim."

"Bir dahakine bu cevabı hızlı ver." Ahmet'e doğru bir poşet fırlattı ve derin bakışlarını kaçırmayı reddetti. "En azından bu hafta ye. Konser anında düşüp bayılırsan her şey boşa gider, sen de biliyorsun."

Herhangi bir cevap beklemedi, sadece uzaklaştı. Erkekler tuvaletine girdiğini gördüğümde sonunda Ahmet'e çevirebilmiştim dikkatimi. "Çok düşünceli, değil mi? İyiliğini isteyen bir arkadaşın daha! Çok şanslısın."

"Ölüyor düşünmekten, beyni olmadığı için." Göz devirdi, Rauf. Oğuz'dan ölesiye nefret eder gibi bir hali vardı. Hoş... Oğuz da onlara bayılıyor değildi sanki

Ahmet poşetin ağzını bağlamış ve kenara bırakmıştı. "Bu saatte yemek yersem ölürüm. Gerçekten ince ince öldürüyor beni." Dedi memnuniyetsiz tavrını saklama gereği hissetmeden. "İlk ders Almila Hocanın. Geç kalmayalım."

Okulun da zili hemen bu cümlenin ardına çaldığında hayranlığım -bir rastlantı olma ihtimalini tamamen yok sayarak- katbekat artmıştı ona karşı. Sınıfa geçtim, Rauf'un yanındaki yerimi aldım ve sınıfa giren Almila hocanın sınıfla olan imtihanını biraz şaşkın biraz mutlu gözlerle izledim. O kadar çocukça ve aynı zamanda o kadar zekice davranışları vardı ki hocayı köşeye sıkıştırıp bu dersi kaynatmayı başarmışlardı. Aslında bu konuda Mert, Mert'in yanında 2 metre boyuyla oturan birisi daha ve Öztuğ lider konumdalardı. Resmen Almila Hoca'ya nefes aldırmamışlardk.

Sonunda hepimiz eşyalarımızı toplamış, ayağa kalkmış ve sınıf düzeninin oluşturulmasına başlamıştık. Ahmet çantasını adeta yerde sürüklüyordu. Bedeni de öyle görünüyordu zaten. Rauf ona endişeyle bakarken Oğuz'un uzun sessizliğine şaşırmıştım. Hepimiz ayaktayken bir kaos ortamı yaratmadıkları için üçüne de içten içe minnettardım.

Orta sıranın en önünde oturan iki kızdan birisi Merve'ydi. Arkasında Mert ve İlyas oturtulmuştu. En arkaya da Rauf ve Oğuz düştüğünde hocamızın ne kadar kaos sever birisi olduğunu düşünmüştüm. İki espri yeteneği konusunda kavgalı Mert ve İlyas yetmezmiş gibi kan davaları süren Rauf ve Oğuz hemen arkalarında oturuyorlardı. En ufak bir gerginlik çıkması halinde birinin kesinlikle bir yerinin kırık olarak ayrılabileceği türden bir yerleşim düzeni... gerçekten oldukça kaotik...

Diğerlerini takip edememiştim ama sanıyordum ki Ada ve Zeynep, bizim oturduğumuz sıramın -öğretmen masasının- en önündeydiler. Hemen arkasına tanımadığım bir kız daha tek başınaydı. onun arkasına da Ahmet ve ben oturmuştuk.

Duvar kenarının en önünde Mucize'yi seçmiştim. Melek arkasındaydı. Diğerlerine baktığımda tamamen tanımadığım isimlerden oluştuğunu fark ettim. Güya hızlı öğreniyordum..

"Piç..." yan taraftan gelen sese karşılık cevap vermeden masasına uzanmış olan Ahmet'e baktım. Gözleri kızarmış, bitkin görünüyordu.

"Ona aldırma. Guguklu saat gibi dakika başı Piç deme tiki var." Soğuk ve duygusuz bir ifadeyle söylediyse de ilk seslenildiğinde irkildiğini, doğrularak ona dönmek istediğini anlamıştım.

"Ulan..." Oğuz sessizliğini sürdürme kararı aldığında Ahmet sırıttı ve gözlerini göz kapaklarının arkasına saklayarak pencereye döndü. Sanki rahat uyumak için yerini düzeltir gibiydi.

Rauf, arada bir bana eğilerek yer değiştirmeyi talep ediyor olsa da Almila hoca hemen olaya müdahele ediyor, en ufak bir değişiklik görürse disipline yollamakla tehdit ediyordu. Ara ara onlara baktığımda sıraların en ucunda oturmaları ve neredeyse hiç ağızlarını açmamaları dikkatimi çekmişti. Bunlar gerçekten fena kavgalıydı.

Dersler birbirini kovalarken arada bir Ahmet'e sataşıyor, dersi dinlemesi için tonla öğüt yağdırırken yorgun gözlerle beni izleyişine ister istemez gülüyordum. "Bana bak, yeni çocuk. Bir kez daha bana dersi dinlememle alakası bir şey söylersen seni fena pataklarım." Bu soğuk sesteki tehditkar tınıyı bile şan eğitimi almasına bağladım.

"Ne var? Ben sadece senin iyiliğini istiyorum." Çantamı toparlarken ona gülüyor, dalgaya aldığımı hissettirmeye çalışıyordum fakat onun gözlerindeki o delici bakış yüzünden tüm bu hareketlerime tedirginlik hüküm sürüyordu.

Arkasına yaslanmış, kitaplarını düzeltmiş ve yıllardır uykusuz gibi esnemişti. "İsteme iyiliğimi falan, senden bunu isteyen oldu mu?"

"Darlayıp durma lan, piç." Yandan gelen sesle gülüşüm aniden solmuş, bakışlarım merakla 'dakika başı piç diyen oğlana' yoğunlaşmıştı.

"Sadece merakımdan soruyorum..." diye lafa girdi Rauf. "Sen 'piç' dışında küfür bilmez misin?"

"Sana ne lan?.." Rauf'a doğru eğilmiş ve burun buruna geldikleri o anda sesli bir şekilde devam etmişti. "PİÇ"

"Benim için bile fazla yakın." Diye homurdanarak itti onu Rauf. "Dokunma çocuğa, yeni geldi zaten."

"Benden hakim olaylara. Pek de yeni gibi durmuyor." Oğuz'a aldırmamak kolaydı. Sinir etmek için sataştığı o kadar belli oluyordu ki basitçe kafanızdan silebiliyordunuz.

"Senin geldiğin mi var da laf ediyorsun?" Dedi Ahmet. "Sus da huzur içinde uyuyayım." Gözleri zaten kapalıydı, başka ne istiyordu ki? Yastık, yorgan falan mı?

"Sen zaten sadece uyu, piç. Verdiklerimi yedin mi?"

"Ölürüm daha iyi."

Mert de arkasını dönüo sohbete bir an için dahil oldu. "Peki... ne yaptın onları?"

"Yiyecek misin de soruyorsun!?" Rauf yine sert çıkışmıştı.

Mert omuz silkip önüne döndü. "Ziyan olmasın diye sorduk, ne var!?"

Oğuz iç çekti, Ahmet'e olan sorusunda kararlı görünüyordu. "Yemezsen ölürsün zaten. Ağzına sokturtma bana zorla."

"Gel de sok yiyorsa." Ahmet'in tam olarak neyine güvenerek bu kadar sivri cevaplar verebildiğini düşündüm. Zayıftı, güçsüzdü ve Oğuz üflese düşüp kalırdı zaten.

"Bu ne kadar boktan bir sohbet böyle." Rauf yüzünü buruşturarak Ahmet'in üzerindeki şimşekleri üstüne çekti.

Gülerek onların kavgasını izlerken sınıfa giren hocayı fark etmemiştim bile. Tam aramıza girdiğinde kollarını bağlamış ve sınıfa mutlak sessizlik sağlamıştı. "Vay vay vay... okulun yolunu bulurken zorlanan iki eleman da sınıfta bugün. Kıyamet yakındır."

İlyas elini sertçe masaya vurdu. "Sinem hocam, nasıl olur da bu espri benim aklıma gelmez ya!?"

"Sende o zeka ne arar İlyas?" Dedi yanında oturan Mert, sırıtarak. "Sinem hocam en iyisi!"

"Kesin hadi zırvalamayı da kitapları açın. Ders çıkışı üç yeni çocuğu da masama istiyorum." Her ne kadar kırılgan bir mizacı olsa da ses tonundaki otorite herkesi silkelemişti.

"O hitap Ahmet'e ait bu arada hocam." Diye atladı lafa Oğuz. "İlk önce o söyledi."

Hoca umursamazca elini havada salladığında Ahmet de başını masaya koymuş ve gözlerini kapatmıştı. Pek umursadığı yok gibiydi, zaten aksini de beklemiyordum.

Dersten sonra sağdan sola sırasıyla saymak gerekirse Oğuz, ben ve Ahmet ölüm sessizliğiyle önümüzdeki hocamızı takip ederken Ahmet ayaklarını sürüye sürüye gidiyor, yeni uyanmanın etkisiyle arada bir gözlerini ovalıyordu. Oğuz'sa ona meraklı bakışlarla arada bir dönse de bir şey deme zahmetine girmiyordu. İkisinin ortasında adeta bir kalkan görevi görürken Oğuz bana doğru dirseğiyle hafifçe vurarak dürttüğünde sonunda orman yeşili gözlerine odaklanabilmiştim. "Baksana, sen necisin?"

"Nasıl yani?" Kaşlarımı kaldırmış, sorduğu soruya anlam vermeye çalışıyordum.

"Dedik ya! Baterist o, gerizekalı." Ahmet bıkkınlığını sonuna kadar hissettiriyordu. Sinem isimli ve idealist bir hoca olduğuna kanaat getirdiğim genç hocamız hızla arkasını dönmüş ve Ahmet'le göz göze gelmişti. Ahmet de durumu anlamış gibi iç çekmiş ve Oğuz'a dönerek "afedersin, bir an için fazla tepki gösterdim." Diyerek yapmacık bir özür dilemişti.

Sinem hoca durumdan memnun bir şekilde tekrar önüne döndüğünde "Model çalabiliyor musun?" Diye sormuştu Oğuz, Ahmet'i tamamen görmezden gelmeyi seçerek.

"Evet... birkaç kez dinledikten sonra tüm şarkılara ayak uydurabiliyorum." Benim için grubun ya da şarkının bir önemi yoktu doğrusu.

"Bu akşam işin yoksa okulun biraz ötesindeki kursta buluşalım mı? Ben o grubu pek severim. Beraber çalar söyleriz. Sesim de kuvvetlidir. Solistim, biliyorsun ya..."

Anlam veremediğim bu ani sıcak ortama karşlık "ben zaten o kurstayım her akşam, istersen yaparız tabi ki " dedim tereddütle.

"Ahmet." Sesi yükselmiş, neşesi artmıştı. "Sen de gel. Bize keman çal, olmaz mı?"

"Gelemem." Diye kestirip attı Ahmet. "Ben o şarkıyı sevmiyorum, çalmaya bile tahammül edemem."

"Gerçekten mi?"

Ahmet sırırtı. "Şaşırma bu kadar."

"Tamam..." ellerini havaya kaldırarak teslim olduğunu simgelemişti. "Başka şarkılar düşünelim. Rock sever misin, Arslan?"

"Şu-" aniden susmuş, boğazını temizlemiş ve tekrar konuya hızlıca dahil olmuştu Ahmet. "Şu... listedeki... listedeki şarkılardan bir şeyler yapalım, tamam mı? Hem prova olur. Yeter ki sus artık."

"Kabul o zaman." Ellerini tekrar cebine sokmuş, sessizliğine dönmüştü. Ahmet'in rock sevmiyor oluşuna inanamıyordum. Gerçi klasik müziğe daha yatkın da olabilirdi ama her neyse... dışarıdan rock meraklısı durduğu su götürmez bir gerçekti.

"Ahmet..." dedi hemen önümüzdeki genç öğretmen. "Bakıyorum ki yeni arkadaşımız Arslan'la oldukça iyi anlaşıyorsun. Eğer bu devamlılığını sürdürmeye söz verirsen ikiniz için-"

"İmkanı yok." Dediler aynı anda. Tüm tüylerim bir anda hazır ola geçti. Ahmet, sözleri devam ettirme görevini üstlendi. "Arslan iyi birisi ama okula onun yüzünden gelmiyorum. Haftaya vereceğimiz konser için buradayım. Farkındaysanız derslerle yakından uzaktan alakam yok "

"Peki sana ne oluyor, Oğuz?" Dedi Sinem hoca, kollarını göğsünde kavuşturup meraklı bakışlarını üzerine çekinmeden öylece diktiğinde. "Sen neden karşı çıktın?"

"Çünkü çok aptalca! Bir çocuğa bel bağlamak mantıklı değil." Göz ucuyla tepkimi ölçmeye çalışırcasına baktığında umursamaz göründüm. Ahmet'e ders dinlemesini söylemek bile gericiyken bir de okula gelmesi için motivasyon konuşması mı yapacaktım her akşam?

"Deneyimler konuşuyor."

"Bizi bu yüzden mi çağırdınız?" Araya hızlıca kaynadım. "Benim pek olaylardan haberim yok ama öğrenmek isterdim doğrusu."

Bir anda ortama hakim olan sessizliği bölen şey yine hocanın narin sesi oldu. "Bunu diğer hocalarınızla da konuşacağım. Şimdi dağılabilirsiniz."

Tekrar hepimiz arkamızı döndüğümüzde arkamızdan izleniyor olma hissini bir türlü geçemiyordum. Oğuz, cebinden çıkardığı kek paketini açarken Ahmet de kulaklıklarındaki bir anda belirmiş düğümleri çözmeye çalışıyordu.

"Arslan..." dedi yanımdaki Oğuz. İlk kez yüzünde sevimli bir ifade vardı. "Kek yer misin?"

"Yok sağ ol." Dedim zoraki gülümseyerek. Oğuz'un beni zehirleme ihtimali o kadar yüksekti ki... "Kahvaltı ettim."

"En azındna birileri ediyor..." diye masum bir tonda mırıldandı Oğuz ama saniyeler sonra Ahmet'in üstüne çökmesi ve zorla ağzını açtırıp keki adeta tepmesi bir olmuş, beni dehşete sokmuştu.

En son gözümün önünde olan manzara hiç iç açıcı değildi. Ahmet, Oğuz'la duvar arasına sıkışmış, şaşkınlık kaynayan elalarını bir an olsun yemyeşil gözlerden ayırmıyordu. Elleri Oğuz'un tek eli tarafından önünde birleştirilmiş ve sıkı sıkı tutuluyordu. Diğer elindeki kekse zorla dudakları arasından itilerek ağzına sokuluyordu.

Sözünün eriymiş, diye düşünmüştüm. Gerçekten de ağzına soktu.

"Ne halt yiyorsun, bıraksana çocuğu!" Bağırdığımı ve hatta Ahmet için endişe ettiğimi bile yeni fark ediyordum.

Oğuz işini bitirip geri çekildiğinde ellerini çırptı ve burun buruna gelecek şekilde karşıma geçti. "Sen çok burnunu sokuyorsun bak... elimden kaza çıkarttırtma."

Ahmet zar zor ayağa kalktığında umursamaz davranıyordu. Sanki az önceki olayların hiçbiri yaşanmamış gibi "piç..." diye fısıldadı.

Oğuz'un yüzünde güller açıyordu, ilk defa. "Piç dediğin sana benzer." Diye karşılık verdi ama sataşmaktan ziyade bir ayini tamamlamanın mutluluğu vardı yüzünde.

Saatler birbirini ardı ardına kovaladı, sonunda kendimizi kurs merkezinin bateri odasında bulduğumuzda Ahmet hala lavabodaydı. Oğuz, kucağına almış olduğu klasik gitarı tıngırdatırken anlamsız şarkılar arasından geçiş yapıyordu. Bense kulaklığımın tekinden yükselen şarkının ritmini çözmeye çalışıyordum.

"Pışt, baksana..." sonunda durup ayağa kalktığında yarı açık gözlerimi ona çevirdim ve derin bir nefes aldım. Cevap vermeyeceğimi anlamış olacak ki devam etti. "Ahmet bir ruh hastası. Yerinde olsam ondan uzak dururdum."

"Yerimde ol ve uzak dur o zaman." Kulaklığımın diğerini de taktıktan sonra gözlerimi kapattım. Her ne kadar iyi bir insan olabilme ihtimali de olsa Ahmet'e hiçbir şekilde saygı duymuyor olması sinirlerimi yıpratıyordu. Dümdüz davranabilirdi, ölmezdi, değil mi? Sadece hınzır bir çocuktu bana kalırsa. Ortalığı alt üst edip şirinlik yaparak sıyrılabilecek türden bir çocuk...

Omzumda hissettiğim elle derin bir iç çekerek gözlerimi araladım fakat beklediğimin aksine dibimde duran kişi Ahmet'ten başkası değildi. "Ne var? Niye korktun bu kadar? Ne konuştunuz ben yokken?"

"Çocuğu sorguya çekip durma, piç. Yabancı bir şeyler söyleyelim hadi. Uzatmayın artık."

"Ne dedin ona?" Sakinliğini koruyarak diğer köşedeki Oğuz'a döndü.

"Sen önce kendi haline bak. Betin benzin atmış."

Yutkundum ve kulaklıklarımı çıkarak bagetlere uzandım. Ahmet beni kurtardıysa ben de onu kurtarmalıydım, değil mi? "Sorun yok. Başlayalım hadi."

"Model'den birkaç parça söylemeyecek miyiz?" Diye son kez şansını denemek istercesine sordu Oğuz.

"Sik kafan almıyor diye milyonlarca kez tekrar etmeyeceğim." Her zamankinden daha gergin görünüyordu. Sıktığı yumrukları, har daim hafif çatık kaşlarıyla ansızın oluşabilecek bir kavgada kendisini korumaya hazır bekler gibiydi. "Duman olabilir."

"Senden Daha Güzel?"

"Hayır." Dedim iç çekerek. "Çok sıkıcı o."

Oğuz öfke dolu gözleirni bana çevirip "Sen ne anlarsın lan?" Diye çıkıştı.

"Kesin şunu, Duman olmasın." Gözlerini kapatıp yayını kemanı üzerine yerleştirdikten sonra hafifçe gülümsedi. "Hadi beraber Dolu Kadehi Ters Tut söyleyelim. Aldattım çok güzel bir şarkı."

"En boktanı o." Göz devirdim. Neden hep bir arıza çıkarıyordu? Bir sebep bile sunmuyor, sadece reddediyordu. Bu sınıf buna nasıl katlanmıştı bunca zaman?

"Ne çalmak istiyorsan onu çal o zaman." Dedi Ahmet. "Sana ayak-" aniden durup kemanını kenara attığında ilk defa bu kadar sinirlendiğini gördüm. "SENDEN NEFRET EDİYORUM."

"Biliyorum." Basit ve sessiz bir cevaptı. Adeta ruhsuzluk korkuyordu, durum umrunda değilmiş gibi davranıyordu ustaca. İstediğini yaptırmak için karşısındaki insanı hiçe sayarak bıktırması katlanılamazdı fakat onun umrunda bile değildi.

"Ne oluyor, bilmiyorum ama ben Evanescence çalacağım o zaman. Artık kadın vokali de nereden bulursanız..." dedim, aynı umursamazlığı göstermeye çalışarak. Bir tarafım da deli gibi bilmek istiyordu, neler olup bittiğini.

Ahmet kendine çeki düzen verdi ve yakınıma bir tabure çekip üzerine oturduktan sonra kemanını omzuna yerleştirdi. "Olur." Dedi hızlıca. "Ne diyorsanız o. Zaten listede de vardı herhalde."

Oğuz sırtını duvara yaslayarak yere oturmuş, başını duvara dayadıktan sonra gitarını tıngırdatmaya başlamıştı. "Gerçekten harika (!) bir akustik uyarlamasını yapmış oluruz, değil mi?"

Derin bir iç çekip gözlerimi kapattım. "Adamlar'a ne dersin peki? Ya da daha iyi bir önerin var mı? Model konusunda kararlıysan Sen Ona Aşıksın da oldukça güzel. Peki ya Gripin?"

"Gerçekten insanların yarasını görüyor gibisin." Dedi Oğuz gülerek. "Seksendört olsun bari..."

"Kendime Yalan Söyledim, olsun." Dedi Ahmet.

"Hem de anlamlı."

Kapının tıklatılmasıyla hepimiz aynı anda ayağa kalkmıştık. Hepimizi bir anda ayağa dikebilecek bu güce karşı gülmemek için zor tuttum kendimi. En azından hala saygı duydukları bir şey varmış.

"Böldüğüm için üzgünüm..." cevap gelmediği için kapıyı açabileceğini düşünen oğlanın Rauf olduğunu anlamam çok da uzun sürmemişti. "Ben sadece-" aniden susmuş, ben ve Ahmet'in dipdibe ayakta onu izliyor oluşuna kaşları çatık baktıktan sonra odayı baştan aşağı süzerek sonunda Oğuz'u da yakalamıştı. "...dün gece burada unuttuğum dosyamı almaya gelmiştim." Sesi gitgide alçalmıştı bunları söylerken.

"Merhaba, Rauf. Burada mıydın?" Dedim gülümseyerek. "Yıllardır seni burada göremediğime inanamıyorum. Dört yaşımdan beri buraya geliyorum ve üçünüze de rastlamadım."

"Ben sadece geceleri geliyordum." Dedi rahat ve sakin bir tavırla. "Görememiş olman normal ama siz üçünüz beraber, burada ne yapıyordunuz?" Okuldaki haline kıyasla oldukça olgun davranıyor, kelimelerini özenle seçip sakince konuşuyordu.

"Sadece şarkı söyleyecektik. Katılsana." Yine ben konuşmuştum ama yapacak ne vardı ki? Hepsi birbirine kanlı bıçaklı gibi bakıyordu.

Yorgun ve oldukça sert bakışlarla üçümüze şöyle bir baktıktan sonra derin bir nefes almıştı. "Bir gitaristiniz var zaten."

"Sen olmadığın için çalacaktım." Dedi Oğuz, masumane bir tavırla. "Alınganlık yapma."

Rauf tekrar iç geçirerek "Alınganlık yaptığım yok." Diye mırıldandı. "Sizin söyleyeceğiniz şarkıların hiçbirinde gitar çalmak istemiyorum, hepsi bana acı veriyor. Ne çalacaksınız, Sen Ona Aşıksın falan mı? Sanki bilmediğimiz hikayeler..."

"Aşk acısı çektiğini bilmiyordum." Diye mırıldandım. "Ama o şarkıyı severim."

"Oğuz'un intihar ederken dinlediği şarkıydı, değil mi? O günden sonra tekrar açıp da dinlemedim hiç... acınası aslında. Neden dinlemiyorsam? Bana neyse?" Gülümseyerek ellerini cebine sokarak içeri tamamen girmiş, kapıyı kapatarak duvara yaslanmış masalara doğru ilerlemişti.

"Sen nerden biliyorsun lan?" Oğuz'un beti benzi atmıştı, sanki bunun bilinmesi hayatının sonuymuş gibi davranıyordu.

"Biliyorum işte. Duman da söylemezsiniz herhalde. Kafede sürekli o çalardı çünkü. Gripin de öyle.. Adamlar da..." neredeyse bahsi geçen tüm grupları mırıldanırken dosyaları karıştırmaya başladı ve sonunda kendisininkini bularak koltuğunun altına sıkıştırdı. "Merak etmeyin, bu sefer pop söyleriz. O kadar da önemli bir konser değil ne de olsa. Acı çekmeyin. Hadi eyvallah." Cevap beklemeden çıktığında üçümüz de şaşkın gözlerle bakışıyorduk.

"İntihar mı ettin?" Dedim Oğuz'a bakarak.

"Bu uzun ve önemsiz bir hikaye." Diye zoraki gülerek geçirdi beni Oğuz, ilk defa yüzünde endişenin izleri vardı. Oysa hiçbir şeyden korkmaz sanmıştım.

"Her şeyi biliyormuş, buna rağmen hala bize sabredebiliyor olması gerçekten takdire şayan." Kemanını çalmaya dönmüş olan Ahmet, pencereden dışarı bakmaya başladı ve hüzünlü bir şeyler çalmaya başladı. "Onunla iyi geçinsen iyi edersin, okula şu ana kadar yaymadıysa zamanını bekliyor olabilir."

"Siz neden bahsediyorsunuz, inanın, hala anlamıyorum." Dedim sert bir tonda. "Bunları bilmesi normal değil mi? Neden korktunuz bir anda?"

"Beraber çalıştığımızı bilmiyordu." Dedi Ahmet. "Gerçekten inanılmaz, nereden bilebilir ki?"

"Yarın ona sormalısın." Diye zorlukla mırıldandı Oğuz. Ellerini ovuyor, iç geçiriyordu. "Belki.. belki de sadece sallıyordur!"

"Denerim." Kısa ve net bir cevaptı, tıpkı Ahmet'ten beklenildiği gibi...

Ve ortama hükmeden ölüm sessizliği karşısında derin bir nefes alarak bagetlerime baktım. İşler gitgide sarpa sarıyor gibiydi. "Sizin, beraber çalışmanızı sorun edeceğini sanmıyorum."

"Sorun ettiği şey biz değiliz." Ahmet kemanını tekrar çantasını kaldırırken açıklama ihtiyacı hissetmiş gibiydi. "Sorun ettiği şey iki yüzlülüğümüz ve bu konuda da sonuna kadar haklı."

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.