OYUNCAK
1. Bölüm — Kahverengi Ayı
— Anne, bak!
Elindeki küçük kahverengi ayıyı havaya kaldırıp gülümsedi.
Beş yaşındaydı ama annesine göre hâlâ minicik bir çocuktu.
Saçları alnına düşmüş, kırmızı tişörtünün yakası biraz yamulmuştu. Siyah şortu dizlerinin hemen altında bitiyordu. Çıplak ayaklarıyla salonda koşturuyor, bir yandan da elindeki oyuncağı herkese gösteriyordu.
Annesi mutfaktan çıkıp ona baktı.
— Ne var bakalım?
Çocuk ayıyı göğsüne bastırdı.
— Bu benim.
Kadın gülümsedi.
— Senin zaten.
— Ama hep benim olacak.
— Hep.
Çocuk bu cevabı duyunca rahatlamış gibi başını salladı.
Oyuncak ayının bir kulağının kenarında küçücük bir sökük vardı. Karnı yumuşacık ve biraz kirliydi. Bir gözü diğerinden daha aşağıdaydı.
Pahalı, güzel ya da yeni bir oyuncak değildi.
Ama oğlu onu seviyordu.
Hatta o kadar seviyordu ki birkaç aydır ayıyı yanından ayırmıyordu.
Uyurken yanında.
Kahvaltıda yanında.
Markete giderken yanında.
Bazen banyoya bile götürmeye çalışıyordu.
Kadın ilk başlarda buna gülüyordu.
Sonra alışmıştı.
— Adı ne bunun?
Çocuk bir an düşündü.
— Ayı.
Kadın güldü.
— Çok yaratıcı.
— Çünkü ayı.
— Peki.
Çocuk ayının kulağına eğilip fısıldadı.
— Annem seni seviyor.
Kadın kaşlarını kaldırdı.
— Ben mi?
Çocuk başını salladı.
— Evet.
— Nereden biliyorsun?
— Çünkü sen aldın.
Kadının gülümsemesi biraz büyüdü.
Evet.
Ayıyı o almıştı.
Oğlu doğduğunda değil…
Beş yaşına girmesine birkaç ay kala.
Bir gün mağazada onu görmüş, nedense diğer oyuncakların arasından özellikle bu ayıyı seçmişti.
Oğlu ayıyı ilk gördüğü andan beri bırakmamıştı.
Kadın o günü hatırlayıp oğlunun saçlarını okşadı.
— Hadi bakalım, oyuncak ayını da al. Akşam yemeği yiyeceğiz.
Çocuk ayıyı kolunun altına sıkıştırdı.
— Sonra parka gidebilir miyiz?
— Hava kararırsa olmaz.
— Daha kararmadı.
Kadın pencereye baktı.
Güneş hâlâ vardı.
— Birazdan.
Çocuk sevinçle koşarak odasına gitti.
Kadın arkasından bakarken farkında olmadan gülümsedi.
Oğlu evin içinde böyle koştururken bazen zamanın ne kadar hızlı geçtiğini düşünüyordu.
Daha dün gibi geliyordu.
Doğduğu gün…
İlk ağlayışı…
İlk adımları…
İlk kez “anne” deyişi…
Ve şimdi beş yaşındaydı.
Kadın o an bunun hayatının en güzel günlerinden biri olduğunu düşünüyordu.
Henüz bilmiyordu.
Bazı günlerin sonradan insanın hayatındaki son güzel gün olduğunu.
Akşamüstü parka gittiler.
Çocuk bir elinde annesinin elini, diğerinde kahverengi ayıyı tutuyordu.
Salıncakta sallandı.
Kaydıraktan kaydı.
Sonra ayıyı yanına oturtup onunla konuşmaya başladı.
Kadın uzaktan izliyordu.
— Ne anlatıyorsun ona?
Çocuk dönüp bağırdı:
— Sana söylemiyor!
Kadın kahkaha attı.
— Bana bile mi?
— Sır!
Çocuk ayıyı göğsüne bastırdı.
Kadın başını iki yana salladı.
Bir süre sonra hava serinlemeye başladı.
— Hadi eve gidiyoruz.
Çocuk hemen itiraz etti.
— Daha gitmeyelim.
— Yarın yine geliriz.
— Söz mü?
— Söz.
Çocuk elini uzattı.
— Serçe parmak.
Kadın onun küçük parmağına kendi parmağını doladı.
— Söz.
Çocuk gülümsedi.
Sonra bir anda gözleri uzaktaki lunaparka takıldı.
Renkli ışıklar yanmaya başlamıştı.
Dönme dolap yavaşça hareket ediyordu.
Çocuk annesinin elini çekiştirdi.
— Anne…
Kadın onun baktığı yere döndü.
— Ne oldu?
— Oraya gidelim mi?
Kadın gülümsedi.
— Başka zaman.
Çocuk ayıya baktı.
Sonra tekrar lunaparka.
— Ayı da gelsin.
— O da gelir.
Çocuk bunu duyunca mutlu oldu.
Ve üçü birlikte eve doğru yürüdüler.
Anne, o gece oğlunun odasına girip üzerini örttüğünde kahverengi ayı yine kolunun altındaydı.
Kadın oyuncağı dikkatlice çocuğun yanına bıraktı.
Oğlunun alnından öptü.
— İyi geceler, benim güzel oğlum.
Çocuk gözlerini açmadan mırıldandı:
— İyi geceler anne.
Kadın kapıyı yavaşça kapattı.
Koridorda birkaç saniye durdu.
Sonra kendi odasına geçti.
Ev sessizleşti.
Çocuk yatağında uyuyordu.
Kahverengi ayı kollarının arasındaydı.
Pencerenin dışından uzaklardan lunaparkın ışıkları görünüyordu.
Ve o gece…
Hiç kimse, birkaç gün sonra o ayının bir çocuğun hayatındaki son hatıra olacağını bilmiyordu.

