Skip to content

ORMAN

Chapter 5 · 9 min read

ORMAN

Chapter 5

TUHAFLIKLAR

Dün gece ki kavga dan sonra Black ve White'ın yerlerini ayırmış ve bir araya gelemsini engelliştik. İşte olduğumuz zamanlar ikisinin de suyunu, yemini vererek kedi kafeslerinin içine koyacaktik ve öyle işe gidecektik. Biz evde olduğumuz zamanlarda ise Black abimin odasında White benim odamda klacaktı.

Abim dün iş yerinde olan olayı açmaya çalışsa da başarısız olmuştu ve sakince konuyu uzatmadan kapatmayı başarmıştı. İşe gittiğimde tekrardan o adamla karşılaşmak istemiyordum bu yüzden birazcık geç gitmeye karar vermiştim, bilerek evde oyalanmış ve kedilerle oynamıştım, evden kahvaltı etmeden çıkmış ve dışarıda kahvaltı edeceğimi söylerek evden çıkmıştım. Abim normalde benden daha erken çıkarken bugün emniyet müdürü ona yarım gün işe gitme hakkı tanımıştı. Ne ballı adam ama.O evde kahvaltısını yaparken ben çantama telefonumu,cüzdanımı ve gerekli evrakları koymuştum, o yemeğini bitirip televizyon izlemeye başladığında ben ayakkabı giymiş ve ona kediler hakkında unutmaması gereken bilgileri söylemiştim. Sonunda evden ayrıldığımda saat henüz 09;15'ti rahat bir iç çektikten sonra motoru restoranda yönlendirmiştim. Restoranda vardığımda Elif'i aradım ve önce evlilik haberi için teşekkür ve tebrik edip daha sonra dünkü yaşanan olaydan dolayı mesaiye biraz daha geç başlayacağımı, şuan işe yakın bir restorand'a kahvaltı yaptığımı söyledikten sonra Elif'in de onayını aldım ve telefonu kapattım. Kahvaltımı ederken etrafın bir anda çok sessiz olduğunu ve bir kadının yüksek sesle "Senden nefret ediyorum be adam! Sen nasıl bir yüzsüzsün! Nasıl ya nasıl beni en yakın arkadaşımla aldatmayı ve beni aptal yerine koyamyı olmayan karakterine yedirdin!" Diyerek bağırmasıyla tekrardan bir besmele çekip arkamı döndüm. Bu sefer ki beni bağlayan bir mesele değildi neyse ki, anladığım kadarıyla orada bir aldatma mevzusu vardı. Beni ilgilendirmeyen bir durum olmadığından önüme döndüm ve yemeğimi yemeye devam ettim. Ne de olsa iki dakika sonra kadın adamın yüzüne bir içecek fırlatacak, en fazla bir tokat açıp ortamı terk edecek ve adam rezil olacaktı, ben yemeğimi yemeye devam etmeye çalışırken aynı kadın sesi bu sefer benim adımla yükseldi "Ah Aylin hanım! Demek siz de buradasınız, şu adi herifin yaptığına bakar mısınız?" Dedi ve ona dönmemi sağladı, bu kırgın ve kızgın bakışlar hiç de yabancı gelmiyordu. Kaşlarımı çattım ve "Acaba müvekkillerimden bir tanesi misiniz?" Diyerek doğruyu anlamaya çalıştım. Olumlu cevap sessiz bir şekilde geldikten sonra konu ilgimi çekmeye başkamıştı. Kısa bir sürenin ardından bu kadının, adamın ayrılmak için bana başvurduğunu avukatı olduğumu anlamam uzun sürmedi. Adamın yüzünü hâlâ hatırlıyordum ne kadar sinir olmuşsam artık. Derin derin nefesler alan kadın sakinliğini belli ki çok zor dinginliyordu. Onu masama davet edip sakinleşmesi için bir su söyledikten sonra adam dönüp "Beyfendi, lütfen siz de işimizi daha fazla zorlaştırmayın. Belli ki artık burdan döncek kurşun yok. Sizin şuan yalnızca mekanı terk etmeniz gerekli"dediğim de adamın gözleri parladı ve "Bu sesi asla unutmam" dedi ve benim gözlerimi devirmeme neden oldu "Bu sesi zaten unutamazsınız beyefendi, sesimi unutsanız dış görünüşümü asla unutamazdınız" dedim ve tekrardan adamı dinledim "Dediğiniz gibi zaten unutamam. Ne dışınızı ne de sesinizi. Yuvamı iyi bir avukat tutmasam yıkacak bir kadını nasıl unutabilirim ki?" Dedi ve arkasını dönerek bağırdı "Bakın millet, bu kadın benim yuvamı yıkmaya çalıştı. Eğer iyi bir avukat tutmuş olmasaydım amacına da ulaşacaktı" dedi bana öfkeyle bakarken

Ben de bu saçmalığın altında kalamya dayanamayarak "Beyfendi, sizin tuttuğunuz avukat barıştırıcı değil yalancıydı. Karınıza önce elnizi kaldırdıktan sonra karınızın sizi boşamyacağını veya aldattığınızda sevgiyle karşılayacağını düşünecek kadar tuhafsınız" diyerek lafa son noktayı koydum.

Kahvaltımı ettikten sonra kadını ofisine davet ettim. Ofise gittiğimiz de konu üzerine biraz konuştuk. Kadın bana tekrardan şikâyetçi olacağını ve bu sefer affetmeyeceğini söylemişti, onu tebrik edip kartımı verdim ve "Sorun olursa, evine gelmeye kalkışırsa, veya sana herhangi bir şey yapmaya,söylemeye, davranışta bulunursa beni ara" dedim. Kadında bana teşekkür edip odadan ayrılınca ben de boşanma davası üzerine soruşturma başlattım.

Saat öğleni bulurken telefonum çaldı "Efendim abi" diyerek telefonu açtım, abim de bana endişeli bir sesle cevap verdi "Aylin, çabuk eve gelmek zorundasın!" Endişe ve korku içeren sesi beni de endişelendirmeye başlamıştı "Neler oluyor orada? Neden eve gelmek zorundayım?" Dedim ve cevap almadan Elif'i çağırttım. Elif odama geldikten sonra telefonu uzaklaştırıp "Elif benim acilen eve gitmem gerekiyor" dedim ve nedenini söyledim. Elif'te başıyla onay verip kapının önünden geçmem için alan bıraktı, hızlıca ofisten çıkıp motoruma atladım. Black ve White yine birbirine girmiş ve bu sefer abim de arada kaynamıştı, White kaçmaya çalışırken Black üzerine daha fazla geliyormuş. Motoru hızla sürüo eve gittim ve kapıyı açtım "Aman Allah'ım!" Sesimden geldiğimi anlayan abim kośarak yanıma geldi ve "Bu kediler normal değil. Bunlarda birşeylik var bak demedi deme" dedi, ancak onu dinleyen ben değildim ben henüz evin şokunu üzerimden atamamıştım. Ev acayip derecede dağınıktı, her yerde uçuşan kedi tüyleri ve yerde kırılmış bir şekilde duran mutfak eşyaları işimi daha fazla zorlaştıracağa benziyordu. Gözlerimi kapattım ve bu görüntünün bir kâbusa ait olduğuna dair kendimi ikna etmeye çalıştım, ancak nafileydi gözerimi açtığımda tekrardan aynı görüntü ile karşılaşmıştım.

Yarım saatlik bir şokun ardından eve girip evi toplamaya başlamıştık, her iki kediyi de kafeslerine koymuş ve ceza olarak bugünlük onları kafeslerinden çıkarmamayı düşünmüştük. Koltuğa yapışmış kedi tüylerini aldıktan sonra yerde ki eşyalara geçmiştik, yerde ki bir bardağı kaldırırken elimi derinden kesmiştim ve ufak bir pansumandan ve azarlamadan sonra tekrardan işin başına koyulmuştuk. Yaklaşık iki saat sonra biraz oturduk. Biraz fazla dinlendiğim için Elif'i zora sokmaya başlamıştım. Ne kadar yorugun da olsam ayağı kalktım ve "Haydi abi. Artık işe gitmemiz gerekiyor, da bunları burada nasıl bırakcağız?" Dedim yorgun bir sesle abim de kedilerin olduğu her iki kafese de bakarken "Bilmiyorum ancak bundan sonra bu kedileri yanımda istemiyorum. Hatta mümkünse sahiplendirelim" dediğinde abime sinirle bakmıştım "Onlara biraz zaman tanımalısın! Birbirlerine alışmalılar!" Sinirle çıkan sesime engel olamamıştım. Abim de teslim olmuş gibi ellerini kaldırdı ve "Tamam, birşey söylemedim. Sakin ol" dedi, gözlerimi devirip "İyi, ben işe dönüyorum. Sen de çok geç kalma" dedim ancak kolumdan tutulmasıyla arkama baktım "Yalnız, bu kedileri benim yanımda tutmamalısın. Gerçekten kedi köpek gibiler" dedi korkmuş çıkan sesiyle "Ne yapmamı istersin?" Dediğimde biraz düşündükten sonra fikir bulduğunda ışıltıyla parlayan gözleri kendini belli etmişti "Aklına yine hangi harika fikir geldi?" Dedim bıkkınlıkla, o da kedilerin olduğu kafeslerde White'ın kafesini alıp bana uzattı ve "Şu günlerde seni işe zaten ben bırakıyorum. O yüzden kediyi ofise götürmek zorundasın. Yoksa çok ciddiyim bunlar birbirini öldürecek" dedi, haklı olduğu bir gerçekti "Hayır abi! Elimde kedi kafesiyle iş yerine gitsem ne derler ne düşünürler? Haberin var mı?" Diyerek çıkıştım. Hayır, asla o kedilerden her hangi birisini ofisine götüremezdim.

Kapıdan girdiğim de can havliyle ofisime doğru koşmaya başladım, ayağımda topuklu ayakkabılarla ne kadar hızlı koşanilirsem o kadar hızlı koşuyordum. Ofisime girdiğim anda elimde ki kedi kafesini yere bıraktım ve kapının arkasına yaslandım. Tam bu sırada da kapının ardından Elif'in sesini duyuldu "Aylin hanım, iyi misiniz? Bu kadar hızlı girmenizin sebebi nedir?" Dedi "Y-yok bir şey Elif'cim sen işine devam edebilirsin" dedim. Evet, abimin ısrarlarına dayanamamış ve White'ı yanıma almıştım. White en çok beni, Black de en çok abimi sevdiği için Black abim de White benimle gelmişti. Derin bir nefes alıp White'ı nereye saklayacağımı düşünmeye başladım, sonunda aklıma uzun masanın arkasına saklamak geldi.

White'ı orada bırakmak her ne kadar canımı sıksa da orada bırakıp yaklaşık iki saattir beni bekleyen dosyalara bakmaya devam ettim. Arada bir White'ı sevdiğim saatlerin sonucunda öğle yemeğine gitme zamanımız gelmişti, odanın kapısının çalınmasıyla on beş dakika önce biraz dolaşsın diye serbest bıraktığım White'ı kafesin içine itekleye itekleye sokmuş ve kapıyı açmıştım. Kapı da "hiçbir şey belli etmeden" sohbete başladığım kişi Yusuf idi "Evet?" Dedim sanki çok acil bir işim varmışçasına "Öğle yemeği zamanı geldi Aylin, şu sıralar birazcık fazla çalışıyor olabilir misin?" Dedi ve odama girmeye yeltendi "Hayır!" Dedim kapı eşiğinden adımını atmadan önce "Ne? Ne oldu? Bir şey mi yaptım?" Dedi garibim. Bizim burada en safımız ve yardım severimiz Yusuf'tu "Yok, yok bir şey yapmadın da. Yani aşağı ineceğiz zaten, girmeye gerek yok" dedim gülümseyerek, başını "anladım" manasında salladıktan sonra "E hadi o zaman, niye burada bekleyip midemizin daha fazla işkence çekmesini bekliyoruz?" Dedim ancak hemen aklıma White gelmişti "Ya da sen önden git bana masa tut, yanında bir yer olsun, beş dakikaya arkandayım" dedim ve ikna ettikten sonra Yusuf'u odadan çıkardım. Hemen ardından White'ın yanına gidip "Ben bir süre odada olmayacağım. Senin de karnın acıktı biliyorum ancak sadece yarım saate tekrar buraya geleceğim, sana da birşeyler getiririm aşkım benim" dedim ve boynunun altını okşadım.

White'ı istemeye istemeye de olsa odada bıraktım ve aşağı indim, White çok şanslıydı ancak ben hiç de şanslı değildim çünkü yemekte, tavuk sote gibi et yemekleri vardı. Hayır, yanlış anlaşılmasın Vejeteryan falan değilim ancak et ürünleri yemeyi çok da sevmiyorum. İş arkadaşlarımın yanında bir süre geçirdikten sonra, White'a da yemek alarak odama çıktım. Diğerleri neden bu kadar erken gittiğimi sorunca da başımın ağrıdığını ve işten bu yüzden erken çıkacağımı söyledim.

Odama geldiğimde her yer her yerdeydi, kağıtlar, kahvem, kalemlerim, anahtarlar, iş telefonu "Burada ne oldu böyle?" Dedim kendi kendime, White kafesteydi yani burayı bu hale getiren o olamazdı ancak pencerem bile açık değilken nasıl böyle dağılabiliyordu ki?

Derin bir nefes aldıktan sonra "Of White! Sen nesin ya? Sen geldiğinden beri başımdan bela eksik olmuyor!" Söylene söylene yirmi beş dakika boyunca odayı topladıktan sonra sinirim yatışmıştı, kafesi açık White'ı içeriden çıkardıktan sonra boş ve kullanmayacağım bir kağıdın üzerine tavukları ve et ürünlerini koyduktan sonra "Biraz soğuk ama idare et" dedim. White ile konuşmak beni rahatlatıyordu, onu sevmek, ona mama vermek, ona sarılmak, her üzgün olduğumda White'ı kucağıma alıp seviyordum ve üzüntüm sanki hiç olmamış gibi gidiyordu. Kağıdı masanın yanına koyduktan sonra tekrar evraklara gömüldüm.

Üç buçuk saatin sonunda saat on biri geçiyordu. Uykunum da gelmesiyle abimi aramıştım ve beklemeye başlamıştım ancak trafik olduğundan biraz geç geleceğini söylemişti. İş arkadaşlarımın hepsi çıkmıştı, çıkmadan önce elbette ki bana haber vermişlerdi ve eve ne zaman gideceğimi sormuşlardı ancak hepsine "Bugün biraz fazla yoğunum. Fazla da eve gittim, e malum işler birikti, daha bakmam gereken dosyalar var" diyerek geçiştirmiştim. Uykum biraz açılsın diye boş ve hafif karanlık odalarda gezinmeden önce masanın yanına koyduğum kağıtta ki hiçbir yemeğe dokunulmadığını gördüm"Hasta mısın White? Neden yemeklere dokunmadın?" White ile aramda geçen birkaç saniyelik konuşmanın sonucu onu odada bırakıp tek başıma loş koridorlarda gezinmeye başladım. Mutfağa gittim ve uykunun açılması için kendime bir kahve yaptım, biraz da çantamdan aldığım ve annemin yaptığı kurabilerden yerken telefonda ki uygulamalarda geziniyordum. Yemeğimi yerken gözüm saate takıldı, saat neredeyse on ikiye geliyordu "Nerede bu abim? Hayır hiç aramadı da. Eve de tek gidemem, üzerimde mini etek var, sokakata ki aptallardan kurtulsam abim beni evde keser" diye düşünürken odamdan gelen patır kütür sesler kendini apaçık belli ediyordu, odama kuşkulu gözlerle bakarken soğunkanlı olmaha çalışıyordum. Derin nefesler alarak odama usul adımlar atmaya başladım, odam koridorun biraz daha sonunda kaldığı ićin orası diğer odalara göre daha karanlıktı, ne hryecan ama! Tüm cesaretimi toplayıp kapıyı açtığımda aynı nefesi hızla verdim çünkü neyse ki odada kimse yoktu.

Sadece uzun boylu, beyaz tenli, beyaz ve normal saç boyutuna sahip olan, pürüzsüz yüzlü, benim yaşlarımda bir adam duruyordu. Bir dakika ne! Göz bebeklerim büyüdü ve benim için sahne karanlığa gömüldü.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.