Gözlerimi mutfaktan gelen patırtı sesleri ile açmıştım. Biraz daha kendime gelince patırtılara eşlik eden mırıldanma sesi de gelemye başladı. Sakince ve merakla mutfağa doğru giderken Merve'nin mutfak ta bizim en sevdiğimiz şarkı olan Batuhan Kordel'in "Sıcak kadeh"i mırıldandığını duydum. Tabii ki eşlik etmeden duramazdım "Tut elimden gidelim bu şehirde huzur yok sıcak şarap içelim ne de olsa vakit çok" tonu ince bir sesle söylemiştim ve bu Merve'nin dikkatini çekmişti. Arkasını döndükten sonra "Günaydın!" Dedi şarkı gibi şakıyarak. Evet Merve şarkı söylemeyi çok seviyordu hatta evinde bir piyano, bir bağlama, bir de normal ve elektronik gitar bulunduruyordu. Benim şaşırdığım şey ise bu kadar aleti çalarken nasıl bir birine karıştırmamasıydı. Ben olsam kesinlikle elime yüzüme bulaştırırdım bu konuda enstrumanlarına da ona da saygım sonsuzdu
"Eeee düğünde ne giyiyorsun?" Dediğinde gözlerim büyüdü ve ağzım beş karış açıkken sordum "Kızım sen daha bir yıl bile sevgili kalamıyordun. Ne ara evliliğe kadar geldin. Dur anam bir sakin ol kurbanın olayım. Bir de çocuğu ben göreyim, hem annenler biliyor mu?" Dedim. Kız daha tek kelime edemeden "Sakın bana ailenin bilmediğini söyleme. Sen ailenden ayrı iş çevirmezsin kızım biliyorum seni. Hadi gel dön şu yoldan. İnşallah gelinlikte karar kılmamışsındır" dedim, tekrardan ağzımı açmışken bu sefer lafımı kesti "Yav dur be kızım. Önce bir sevgililiği beceriyim de ben gelinlik kolay iş. Ayrıca sen de beni hemen verdin elin adamına he ne hevesliymişsin" dedi. Bu sefer kesinlikle kafam karışmıştı " Ne diyorsun sen ya? Sen demedin mi 'Düğünde ne giyeceksin' diye?" Dedim ve "Kafam gerçekten çorba oldu. Sen evlenmiyorsan kim evleniyor?" Dedim "Ya dur! Of anam ne konuştun be. Sakin ol. Dediğin gibi ne yazık ki ben daha sevgili olma evresini tamalayamadım ne evlenmesi. Dün Yeliz abla ile Yiğit abinin düğün davetiyesi geldi ya" dedi. Şaşırmıştım çünkü dün düğün davetiyesi gelmediğine adım gibi emindim "Ne zaman geldi bu davetiye?" Dedim, ben uyuduktan sonra gelmiş olmalıydı aksi takdirde kesinlikle hatırlardım "Dün gece sen uyuduktan sonra. Manyaklar herkese kuryeyle göndermişler" dedi. Anlamadığımı görünce "Yani evlerine yemek sipariş etmişler, sonra kuryeye olayı anlatıp onlara davetiye götürüp götüremeyeceğini sormuşlar. E kurye de insanlar mutlu günündeler diyip devatleri göndermiş. Bir tek bize elden verdiler, senin uyuduğunu duyunca sessizce evden çıktılar. Gerçi ben de zarfı okuduktan sonra senin yatağın yanında ki komodinin üzerine bıraktım ama, nasıl görmedin?" Der demez koşarak komodinin üzerine bakmaya gittim. Aşırı derece de heyecanlanmıştım çünkü, Yeliz abla ile Yiğit abinin aşklarına uzun zamandır güveniyordum. Normalde çift gördüğüm zaman midem bulanır lakin onları görünce acayip bir şekilde mutlu oluyordum.
Komodinin üzerinde ki uyku sersemliğinden dolayı görmediğim ve açılmış davet zarfını elime aldım. Hemen arkamda Merve vardı ve gülerek beni izliyordu, sırtım belki ona dönüktü ancak bunu biliyordum ne de olsa en yakın arkadaştık. Gözlerim hızlıca yazıların arasında turlarken o sihirli cümleyi sesli bir şekilde okudum "Siz ikinizi de bu mutlu günümüzde görmeyi herşeyden çok isteriz, diğerleri gelmese de olur. Yalnız hediye getirmeyi unutmayın" son cümleyi kesinlikle Yeliz abla yazmıştı. Hediyelerle alıp veremediği birşey vardı ancak bilmiyordum. Gülerek arkamı döndüm ve "O zaman dünyanın en iyi hediyesini almamız gerek" dedim Merve'de bana katılır gibi başını aşağı yukarı salladı. Neyse ki işimi düşünmeme gerek yoktu çünkü illa yerimi dolduracak başka birisini bulabilirlerdi.
10:30'da uyandığım sabahın 13:25'inde sokaklara baskın yapmış ve neredeyse bütün mağazaları dolaşmıştık. Merve elinde ki poşetleri bana göstererek bitik bir sesle "Ya yeter artık Aylin, Vallahi çok yoruldum. İstersen beyaz eşyaları da biz alalım" dedi. Onu duymazlıktan gelerek başka bir mağazaya girdim ve arkamdan sabır dilenen Merve'yi de peşimden sürükledim. Son bir mağaza daha gezdikten sonra Yeliz ablanın da seveceğine emin olduğum bir bindallı (kına elbisesi) aldım. Mutfak için aldığım kupa ve salon için aldığım perdeler gibi bindallığı da şekilli bir poşete koydurttuktan sonra bahsedilen konuma gittik. Erken gelmemize rağmen ortalıkta en az yirmi dört kişi vardı, insanların arasından geçerek evin içine girdik ve önce damada sonra da geline bakmak için odasına gittik. Oda da fazla kişi olacağını düşünmemize rağmen sadece üç kişi vardı. Yeliz abla bizi görünce saçını yapan görevliyi ve tırnaklarına oje süren başka bir görevliyi umursamadan ayağı kalktı ve yanımıza geldi "sakince" birbirimize sarıldıktan sonra Yeliz ablanın saçı ve tırnakları yarım kalmasın diye tekrar koltuğa oturttuk. Merve görevlilere çirkin bir bakış atarak "İstersen devamını biz getirelim" dedi. Görevlilerin yerinde ben olsam kesinlikle göz devirir veya rahatsız olduğumu belirten bir harakette bulunurdum ancak görevliler artık günde bu şekilde kaç insanla uğraşıyorlarsa yüzlerinde ki gülümsemeyi hiçbir şekilde bozmadan kafalarını saygılı bir şekilde eğdiler ve "Eğer gelin isterse odadan çıkabiliriz efendim. Aksi takdirde görevimizi tam olarak yapmadığımız için hem maaşımızdan hem de insanlara sağladığımız güvenden uzaklaşabiliriz" dediler. Bu saygılı davranış en çok benim hoşuma gitmişti, gelinden önce cevaplamam Merve'nin bir kez daha bozulmasına sebep olmuştu "Sunduğunuz saygıdan ötürü teşekkür ederiz. Maalesef bizim bilgilerimiz sizin engin biligileriniz kadar gelişmiş değil. Biz sadece gelinin heyecanını almak için buradayız. Lütfen işinize devam edin" dedim. Görevliler de benim saygımdan ötürü bana teşekkür ederek görevlerine devam ettiler.
Görevliler bir saat kadar durduktan sonra odadan çıktılar ve biz de sonunda yalnız kalma eyleminde bulunabildik. Yeliz abla bize yanaşıp "Eee kızlar. Şimdi nasıl olacak?" Dedi, rahatlamasını isteyerek gülümsedim ve "Merak etme. Eminim mutlu olacaksınız, hem Yiğit abi seni çok seviyor. Sözünden çıkmasın yeter" dedim ve Merve'nin sorgulayıcı bakışlarına maruz kaldım "Son söylemeni anlamadım ama?" Dedi "Daha çok açayayım o zaman. Yani müstakbel karısının sözünden çıkmazsa iyi. Şayet dinlemez ise kesinlikle burnundan her birimiz fitil fitil getiririz" dedim, asıl amacım gelinin heyecanını almaktı. Başarmış olmalıyım ki gelin derin bir nefes aldı. Biz bu "önemli" konuşmalarımıza devam ederken kapı yavaş ve özenle tıklatıldı. İçeriye uzanan baş Yeliz ablanın müstakbel eşine aitti "Merhaba kızlar, ne yapıyorsunuz?" Dedi Merve hızlıca soruya atıldı ve "İyiyiz Yiğit abi. Sen nasılsın. Allah bir yastıkta kocatsın" dedi, Yeliz abla gülerken,Yiğit abi âşık gözlerle Yeliz ablayı izliyordu. Yeliz abla ve Merve'nin arasına oturduğum için biraz geri çekildim ve Merve'yi de dürttüm "E biz kalkalım artık" dedim Merve bana "Ne? Daha yeni gelmiştik ama" der gibi bakarken ben çoktak kapıya yönelmiştim "İnşallah hiçbir zaman ayrılmazsınız" dedim ve Merve gelmeyince onu da kolundan tutup çektikten sonra çifti odada yalnız bıraktık.
Saat 20:19 sularında artan misafir sayısı ve hâlâ gelmeye devam eden insanları karşılamak için kapıda bekliyordum. İnsanlar sonunda gelmeyi kestikten sonra ben de içeri eğlenmeye gittim, Merve ile güzelce dans etmeye başlarken bir anda müzik yavaş ve romantik bir hâl almıştı. Bunun üzerine damat ile oynayan abim benim yanıma geldi ve "Benimle dans etme şerefini bana bahşeder misiniz?" Dedi ve elini bana uzatarak,hafifçe diz çökerek dansa davet etti, "Tabii ki" dedikten sonra Merve'ye baktım. Bana gülümsedi ve "Önemli değil, git eğlen, birşey olmaz" dedi ona göz kırptıktan sonra abimin davetini kabul ettim. Abimle güzelce dans ederken bir anda Merve'nin yanına gelen orta yaşta, siyah saçlı,siyah gözlü, uzun boylu, düz saçlı bir çocuk gördüm. Abimin beni davet ettiği gibi Merve'yi dansa davet etti, Merve'nin gözleri beni bulunca ona gözkırptım ve önüme döndüm. Gelin ve damadın salonun tam ortasında dans ettiği ve davetlilerin yanlarında dans ettiği bir ortamda, gelin ve damadın tam yanında dans ediyorduk.
Şarkı bu sefer halay havasına dönünce abime çok yorulduğumu söyleyerek masaya ilerledim. Ben masaya gitmeme rağmen Merve hâlâ çocukla halay çekiyordu, ona tebessüm ettikten sonra yanıma yaklaşan garsona soğuk içeceklerin yerini sordum ve içeceğimi almak için mutfağa doğru ilerledim. Masaya tekrar döndüğümde abim halayın arasında yoktu, etrafa bakarken arkamdan gelen elin dokunmasıyla arkamı döndüm ve abim ile karşılaştım "Ay!" Geri sıçradığım için masada ki birkaç viskiyi devirmiştim, garsonlardan bir tanesi geldiğinde "Çok özür dilerim elim kaydı gerçekten" dedim daha sonra abime dönüp "Öyle sessiz sessiz gelinir mi ?" Dedim, bunu garsonun yanında söylemek bilerek yapmadığımı ve korktuğum için bardaklara çarptığımı ispatlamıştı "Tamam sakin ol. Acil bir durum varda o yüzden benim erken çıkmam gerek Yeliz'e benim yerime özür diler misin? Daha sonra ikisini de karı-koca olarak dışarıda bir serpme kahvaltı ısmarlayacağımı da" dedi daha sonra ben ve Merve hakkında birkaç şey söyledi ve "Dün sen Merve'lerde kalmıştın değil mi? Eğer eve geç saatte dönerseniz sakın ha diyim ayrı evlere gitmek yok tamam mı? Taksiye falan da binmeyeceksiniz, ben kapıda ki korumalara söyleyeceğim onlar sizi eve kadar götürecek. Saygısızlıkta bulunurlarsa söylersiniz" dedi ve beni dinlemeden kapıya doğru neredeyse koştu. Orada ki görevlilere birkaç şey söyledikten sonra koşarak arabaya bindi ve ben de ne olduğunu anlamadan orada öylece kaldım.
"Önemli birşey olsaydı abim bana söylerdi işiyle ilgili birşey olmuştur" diyerekten yerime oturmak istedim ancak birkaç isteği kıramayıp ben de halaya katıldım. Düğünde ki herkes sanki enerjileri hiç bitmiyormuşçasına dans ederken ben yorulmuş ve yanıma Merve'nin gelmesini beklemeye koyulmuştum, o da geldikten sonra aramızda koyu bir sohbet başladı. Sohbet ederek gecenin üçünde eve gitme kararı aldık. Eve gitmeden önce Yeliz ablaya abimin dediklerini ilettim, daha sonra "Abla saat geç oldu biz de kalkalım artık, Vallahi ben de hâl diye birşey kalmadı" dedikten sonra mekândan çıktık. Abimin uyarısını dikkate alarak korumalara yöneldik, biz birşey demeden görevliler bizi özel siyah arabalara yönlendirdiler. Televizyonlarda severek izlediğim sahnelerde ki insanlar gibi havalı bir şekilde araca bindim. 03:29 sularında eve vardık. Merve'ye "Birlikte geniş yatakta yatarız değil mi canım?" Dedim ve "Canım" dediğimi duymayan Merve'ye tebessüm ettim. Aksi takdirde boynuma atlayıp tekrardan söylememi isterdi. Eve girdik ve odama çıktık, Merve'nin bizde kalacağı ilk gün değildi. Yatağıma hiçbir şey demeden girdi ve gözlerini kapattı. Ben de üzerime farklı bir odada pijama gećirdikten sonra yanına sokuldum.
Sabah bu sefer gözlerini ilk açan kişi bendim. Telefonunun ısrarlı ve sinir bozucu sesiyle ben açmıştım, gecenin yorgunluğundan olacak ki Merve daha uyanmamıştı. Telefonu elime alıp ekrana baktım, gariptir ki ekranda "prensim💘" yazıyordu. Telefonu uykulu bir şekilde açtım, benim uykulu olmama aldırmadan abim sinirli sesiyle kükremeye başladı "Çabuk sana atacağım konuma gel Aylin. Sana ihtiyacımız olabilir" dedi, kaşlarım daha çok çatılırken hiçbir şey anlamamıştım "Anlamadım neler oluyor?" Dedim başımda acayip derece bir ağrı vardı "Geldiğinde söylerim Aylin!" Dediğinde son kısmı gerçekten sinirli ve yüksek çıkmıştı, bir şey daha dersem abim beni oradan kesebilirdi "Tamam tamam. At geliyorum" dedim, yorganı üzerimden sıyırırken ne giyeceğimi düşünüyordum. Gerçi çok da düşünmeme gerek yoktu çünkü eğer abim benimle resmi bir şekilde konuştuysa ya işimle yada işiyle ilgili bir problem var demektir. Dolabımdan gelen seslerle uyanan Merve gözlerini yarı açıp "Ne oluyor? Sabahın köründe nereye gidiyorsun?" Dedi gözleri tam açık olmadığından odada giyinebilirdim "Abim aradı, sanırım daha eve gelmemiş. Bakalım bu kadar uzun süren nasıl bir işi varmış, az önce göndereceği konuma gitmemi söyledi. Ne olduğunu sordum ama cevaplamadı" dedim. Bunları derken çoktan giyinmeyi bitirmiş, saçımı yukarıdan sıkı ve salaş bir topuz yaparak topladım ve yeterince iddialı bir makyaj yaparak masadan kalktım. Hızlı hazırlanmıştım çantamı da aldıktan sonra odadan çıkarken henüz tam olarak uyanmayan Merve'ye seslendim "Eğer kalmak istersen kal gitmek istersen git, ama yalnız değil taksi maksi bir şey tut öyle git. Kalacaksan da ben gelmeden evden çıkma, işler yoğun olmazsa aramalarına cevap verebilirim" diyerek onu bir anne edası ile uyardıktan sonra evden çıktım. Telefon çantam da titretken bir taksi bulmaya çalışıyordum. Bir taksi bulduktan sonra içine hızlıca girdim ve "Ben Aylin Karatoprak, acil durum olduğundan dolayı taksinize binmiş bulunuyorum. Lütfen beni şu konuma götürebilir misiniz?" Dedim ve telefonumu şoförün eline teslim ettim ve arkama yaslandım. Şoför telefonumu bana geri teslim ettikten sonra abimi aradım "Geliyorum abi. Şimdi neden apar topar çağırdığını anlatırsan iyi olur. Çünkü konum annemlerin evini gösteriyor" dedim, sesinden kararlılık akarken abimin bana karşı koyması bekleyeceğim en son şey bile değidi "Ev sahbi. Herif babama bıçak çekip 'Ya bu evden çıkarsınız ya da sizi bu evle birlikte gömerim' demiş. Bir avukata ihtiyacımız olacak, ben emlakçıya gidiyorum sen git sadece on beş dakika sonra ben de oradayım" dediğinde kan beynime sıçramıştı. Zaten 'bıçak çekmiş' cümlesinden sonra dinlemeyi bırakmıştım net bir sesle "İstersen daha erken gel. Bir cenazenin çıkmasını önlersin!" Dedim ve bir taksinin içinde olduğumu hatırlayarak "Ne demek babama bıçak çekmiş ya. Ona bir bıçak çekerim sonra o bıçağı bir yerine o kadar güzel bir şekilde batırırım ki onu daha oradan s***** sene çıkartamaz!" Dedim. Taksi de olsam dahi söz konusu ailem olunca delirirdim.
Oraya vardıktan sonra eşyaları kapıya çıkartılmış olan ve perişan halde gözüken anne ve babama baktım. Annem yine güçlü görünmek için hem bağırıyor hem de etrafından yarım dilenircesine bakınıyordu, bu bakışlara daha fazla sessiz kalamadım ve topluluğu yararak "Aman! Yeter be! Sen kimsin de kiranı geciktirmeyen kiracılarını evden atma eyleminde bulunursun!" Diyerek çıkıştım. Bakışlar anında beni bulmuştu. Hatta annem bile susmuştu, gerçi benim içinde bulunduğum bir kavga da her zaman susardı çünkü, kavgalar da annemi bile geçerdim. Ev sahibi olacak herif Vahit bey bir iki adım yaklaştı ve "Ne yaparsın lan yoksa? Hm? Ne yapabilirsiniz? Aptal veletlerin kötü herhangi bir davranışta yaptığın gibi parmağını sallayıp 'hayır ama bu yaptığın çok yanlış' diyen sen mi birşey yapacaksın? Yoksa bir iş adamının köpeği olan abin mi?" Dediğinde sakinliğimi korumak için gerçekten boyumdan büyük bir çaba gösteriyordum, annem komşuların sürekli bizi darlamasından veya kızlarına/oğullarına eş bakmalarını istemediği için; bizim evli olduğumuzu ve benim öğretmen abimin ise zengin bir iş adamının şoförü olarak tanıtmıştı. Derin bir nefes aldım ve sakinleşmek için dışımdan ona kadar saymaya başladım "Bir,iki" derken Cahit beyin sesi duyuldu "Ayyy yazık sen saymayı daha yeni mi öğreniyorsun? Dur sana yardım edeyim" dedi ve altı'dan itibaren benimle saymaya başladı. Sesini duymak yeterince zorken bir de benimle alay ediyordu "Altı, yedi sekiz,dokuz,on" dediği an sanki bu anı beklermişçesine sağ elimi kaldırdığım gibi yaşlı adamın yüzüne sert bir tokat geçirdim. Bunun üzerine komşular konuşmaz, kuşlar uçmaz oldu. Daha sonra saymaya sadece benim sesim devam etti "On bir, on iki, on üç, on dört, on beş...." Derken yerde uzanan adam büyük bir hışımla yerden kalktı ve "Sen kim oluyorsun da bana elin kalkıyor? Ben olmasam annen de baban da dışarıda kalmıştı aptal kız! Ama siz kaşındınız, hepinizi dava edeceğim. Karatoprak ailesi bundan sonra bitti. Nesliniz tükendi anlıyor musun aptal kız!" Cahit beyin gürleyen sesine karşın sakin bir şekilde elimi çantama götürdüm ve içinden kartımı alarak "Avukatınız olmaktan gurur duyarım Cahit bey. Yoksa yeni müvekkilim mi demeliyim?" Dedim. Kartımda yazan numaranın benim telefon numaram olduğunu gören Cahit bey, bu karta yalan diye bir iftira da atamadı. Kartı eline verdikten sonra annemlerin yanına gittim ve kapının önüne yaklaşan lacivert spor arabayı gördüm. İçinden abimin indiği bu araba hızlı ve aceleci bir şekilde park edilmişti, kalabalığı yarmayı başaran abim yanımıza geldi ve elinde kartımı tutan Cahit beye bakarak "Ne oluyor burada?" Dedi, onun yanına yürdükten sonra dibine girdim ve onunla aynı manzaraya bakarak "Gizli kimlikler açığa çıktı başkomiser'im" dedim. Abim ne yaptığımı anlamış olmalıydı ki bana sarılıp "İşte benim kızım be!" Diyerek beni belimden tutup havaya kaldırdı.
Biz gülüşürken annem aramıza girdi ve "Mutlu sohbetinizi bozmak istemezdim ancak haberiniz var mı bilmiyorum ama biz dışarıda kaldık" dedi. Cahit beye tekrar bir göz attıktan sonra gülümsedim ve ona bakarak "Merak etme anne onu da düşündüm. Merak etme" dedim.
