Kapı kapandığında içeride yankılanan ses uzun sürdü. Kael anahtarı masaya bıraktı. Mekân loştu. Duvarlar boş, hava ağırdı. Burayı özellikle seçmişti; iz bırakmayan, ses geçirmeyen, kimsenin merak etmeyeceği bir yer. Sandalyeye bağlı adam başını kaldırdı. Mert. Yüzünde korku vardı ama Kael’e baktığında korkudan çok öfke görünüyordu. “Bu ne demek?” dedi Mert. “Delirdin mi sen?” Kael cevap vermedi. Ceketini çıkardı. Yavaş hareket etti. Acele etmiyordu. İçinde fırtına vardı ama yüzünde tek bir kırışık bile yoktu. Mert tekrar konuştu. “Elara seni arıyor. Farkında mısın? Onu mahvediyorsun.” Bu cümle Kael’in içini kesti. Ama dışarıdan bakıldığında sadece durdu. Gözlerini Mert’e çevirdi. Ne bağırdı ne yaklaştı. Sadece baktı. Onu mahveden ben miyim? Yoksa sen mi başladın? Bu soruyu sormadı. Çünkü cevap duymak istemiyordu. Cevabı biliyordu. Kael bir sandalyeyi çekip karşısına oturdu. Dirseklerini dizlerine koydu. Sessiz kaldı. Sessizlik uzadıkça Mert’in nefesi düzensizleşti. “Bak,” dedi Mert daha alçak bir sesle, “yanlış anladın bir şeyi. Elara’yla benim aram—” Kael başını hafifçe yana eğdi. O an gözlerindeki şey değişti. Soğuk değildi. Yanıyordu. “Elara’nın adını ağzına alma,” dedi sakin bir tonla. Bağırmadı. Ama o sakinlik Mert’in sesini kesti. Kael ayağa kalktı. Odanın içinde birkaç adım attı. Parmaklarını saçlarının arasından geçirdi. Gözlerini kapattı bir an. Bunu yapmasaydın… Sadece düzgün davransaydın… Elara’nın yüzü geldi gözünün önüne. O sabahki hâli. Mutfakta sarılışı. “Akşam geç kalma” deyişi. Kael’in göğsü sıkıştı. Bunu Elara için yapıyordu. Bunu kendisi için yapmıyordu. En azından böyle söylüyordu kendine. Mert konuşmaya devam etti. Savunmalar. Bahaneler. “Abartıyorsun.” “Herkes hata yapar.” “O da masum değil.” Son cümle havayı değiştirdi. Kael yavaşça döndü. “O da masum değil” demişti. Kael yaklaştı. Eğildi. Göz göze geldiler. “Onun suçu,” dedi Kael neredeyse fısıldayarak, “sana inanmak.” Bu cümlede öfke yoktu. Hayal kırıklığı vardı. Ve belki biraz da kendine duyduğu öfke. Günler geçti. Kael her gün gelmedi. Bazen saatlerce oturdu, konuşmadı. Bazen sadece baktı. Mert önce kızdı. Sonra bağırdı. Sonra sustu. İnsanı en çok sessizlik kırar. Kael fiziksel acıdan çok, zamanı kullandı. Umudu aldı. Belirsizlik verdi. Mert’in kendini güçlü hissettiği her şeyi yavaş yavaş elinden çekti. Ve her gece çıktığında arabada birkaç dakika durdu. Telefonunu eline aldı. Elara’nın adını açtı. Mesajlarını gördü. “Neredesin?” “İyi misin?” “Lütfen cevap ver.” Parmakları titredi. Yazmadı. Çünkü yazarsa geri dönerdi. Ve geri dönerse yaptıkları anlamsızlaşırdı. Son gece Kael kapıyı açtı. Mert artık bağırmıyordu. Gözleri boştu. Kael çözdü onu. “Beni neden öldürmedin?” diye sordu Mert kısık bir sesle. Kael durdu. “Çünkü ölmek kolay,” dedi. Kapıya yürüdü. “Elara seni affedebilirdi,” diye ekledi Mert son bir umutla. Kael duraksadı. Affedebilirdi. Ama ben edemezdim. Bunu söylemedi. Kapıyı kapattı. Kilitledi. Anahtarı cebine attı. Ve gitti.
الفصل 7
Kael.
نهاية الفصل
0 تعليق
لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.