Skip to content

NİHÂN

Chapter 48 · 33 min read

NİHÂN

Chapter 48

47-SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ

Ben geldim :) Yine uzun bir bölüm yazdım. Maalesef yine duygu dolu bir bölüm oldu. Hem Cihangir'in gözünden hem de Zenan'ın gözünden olayları yazdım. Umarım severek okuyacağınız bir bölüm olmuştur. Lütfen emeğe saygı diyerek oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınız .

Instagram : Kalemimdenhayaller ( Orada da aktif paylaşımlar yapıyorum.)

Bölüm sonunda buluşalım. ❤️

*********

CİHANGİR'DEN



İnsan hiç kendine yabancı olur muydu? Kendinden bu kadar çok uzaklaşır mıydı? Sanırım buna en iyi örnek bendim. Özünden kopan ve kendinden ölümüne nefret eden bendim. Önceden olsa ne bu soruları sorar ne de bir cevap arardım. Çünkü asla böyle bir şeyin içine düşeceğimi sanmazdım. Ama artık bu sorular içerisinde boğuluyordum ve maalesef ki cevaplarını biliyordum. Evet! Bir insan kendine yabancı da olurdu. Kendinden uzaklaşırdı da... Hatta ölümüne de nefret ederdi. Tıpkı şimdi hissettiğim gibi... Bu duygu anlatılmazdı. Yalnızca yaşanırdı. Beni de yaşayan anlardı. Yolunu bulamayan anlardı. Usulca yere çöktüm. Sırtımı duvara dayayıp bir hayale fısıldadım.

"Zenan..."

"Kızım..."

Boşluk hissi canımı yaktı. Pek çok duyguyu yaşattı. Başta çaresizlik olmak üzere acıyla sınandım. Bir de bu duruma derin bir sessizlik eklendi. Ne Zenan'ın neşeli sesi ne de bebeğimin o içli ağlayışı duyuldu. Kimsesizliğim yüzümü vuruldu. Evet kimsesizdim. Ben onlarsız bir hiçtim. Koca bir hiç... Günler geçmişti. Ama ben yine o günde kalmıştım. Zenan'ı mahvettiğim o lanet günde... O lafları nasıl etmiştim? Onu nasıl kırmıştım? Hepsi aklıma kazınmıştı. Bir azap gibi vicdanımı yoklamıştı. Ben Cihangir, Zenan'ın sevdiği adam öfkemin kurbanı olmuştum. Kimsenin yapamadığını yapıp yuvamı yıkmıştım. Şimdi de bunun bedeliyle yüzleşmiştim. Sahi ya kaç gün olmuştu? Zenan ve kızım olmadan kaç gün geçmişti? Kaç kez gün doğmuş? Kaç kez batmıştı? Hiçbirini bilmiyordum. Sadece günden güne tükeniyordum. Işığını kaybeden bir adam hâline dönüyordum. Adım adım karanlığa bulanıyordum.

"Cihangir..."

Çıkan gür sesi umursamadım. Cebimden telefonu çıkardım. En son baktığım videoyu açtım. Ben çekmiştim. Zenan, kızımızı seviyordu. Öpüyor kokluyordu. Etrafa neşe saçıyordu. Gecesinde uykusuz kalmasına rağmen bana mısın demiyordu. O ana gitmek istiyordum. Geçmişe gidip orada kalmak istiyordum. Anılarda yaşamak istiyordum. Lanet olsun! Bunun bir yolu yok muydu? Bir kurtuluşu yok muydu? Ben bu düşüncelerle boğuşurken Zenan'ın görüntüsü kameraya baktı.

"Şu yaramaza bak Cihangir. Dün annesini uyutmadı. Şimdi de gülücükler saçıyor. Sanki o anlar hiç yaşanmamış gibi davranıyor. "deyip sitem etti.

"Annesi gibi duygularını anlık yaşıyor. Böylesi daha iyi değil mi? Aferin benim kızıma."

"Dua et de bu gece bir mızmızlık yapmasın."

"Yapmaz benim kızım. Değil mi babacığım? Annesini hiç üzmez."

"Umarım yapmaz."

" Merak etme annesi. Bugün güzelce uyur. Bir sıkıntı çıkarmaz." dediğimde güldü.

"Bana pek güven vermiyor. Çünkü bu küçük hanıma geceleri bir şey oluyor. Cadıya dönüşüyor. Hırçınlaşıyor."

"Tıpkı annesi gibi... Sen de geceleri hırçınlaşmıyor musun?"

"Ya Cihangir!" deyip imalı bir bakış attı. Hemen ardından dudaklarını araladı.

"Bir de ikinci çocuk istiyorsun. Yok sana çocuk falan... Bu kadar yeter."

"Yetmez."

"Yeter! Hem ikinci çocukla kim uğraşacak?"

"Ben uğraşırım."

"Tabii canım... Rüyanda görürsün."

"Göreceğiz Zenan Hanım. Rüya mı? Gerçek mi? Göreceğiz!"

"Göreceğiz kocacığım." dediğinde video bitti. Ekranda sadece Zenan'ın görüntüsü kaldı. Parmağımı ekrana götürüp okşadım. Özlemle bunu yaptım. Ekran kararana kadar gözümü ondan ayırmadım. Karanlık bastırınca Zenan gibi görüntüsü de gitti. Bir görüntüden de mahrum kalmak istemedim. Tekrar açtım. Başka fotoğraflara başka videolara baktım. Belli bir süreden sonra içimdekileri tutamadım. Bir bir dışa yansıttım.

"Çok özledim."

"Öyle çok özledim ki..."

"Kızımı Zenan'ı... Onlara dair her şeyi..."

" Ama her şeyi mahvettim."

"Yetmedi mi lan? Artık kendine gel!" diye bağıran bir ses duydum. Yavaşça sesin sahibine baktım. Onaylamaz bir şekilde bana bakan Demir'di. Boş bir bakış ilettim. Bu sefer de Anıl konuştu.

"Alooo! Cihangir!"

Tekrar bağırdı.

"Kime diyorum lan?"

Hiçbir şey demedim. Hem konuşsak ne olacaktı ki? Yine aynı şeyleri söyleyecekti. Söylediği şeyler de şimdiki durumumdan mutlu etmeyecekti. Bana Zenan gerekti. Bebeğim gerekti. Ancak öyle mutlu olabilirdim. Bunların boş konuşmalarıyla değil. Ama gereksiz ikili, beni rahat bırakmadı. Bir süre daha söylendiler. Benden istediklerini alamayınca kendi aralarında konuşmaya geçtiler.

"Günlerdir böyle mi? Evde mi?"

"Yok! Daha çok Zenan'ın evinin orada... Gidiyor kapılarının önüne dikiliyor. Önce Zenan'a sesleniyor. Tabii sonra kapının önündeki adamlar devreye giriyor. "

"Bunca zaman Zenan'ı hiç görmedi mi? Ya bebeği... Onu da mı görmedi?"

"Maalesef! Ne kızının yüzünü gördü ne de Zenan'ın yüzünü gördü. Bir keresinde Civan ile çok fena kavga etti. Zar zor ayırdık. Ama Cihangir pes etmedi. Her gün o evin önüne gitti. Kimi zaman sabahladı kimi zaman zorla uzaklaştırıldı."

"O zaman bu hâline şaşmamalı. Tüm devreler gitmiş."

"Sorma. Az kaldı. Benim devreler de gidecek. Bir ara karımdan çok Civan aradı. Düşünsene! Karımdan çok onunla konuşur oldum. Şu arkadaşını al yoksa bitiririm deyip tehditler savurup durdu. Her konuşmanın sonu tehditle bitti. Artık Cihangir'in başına bir şey gelecek diye korkar oldum."

"Zaten başına başka ne gelebilir ki? Adam mahvolmuş. Şu hâle bak Anıl!"

"Ben de seni bu yüzden çağırdım Demir. Bir şey yap. Kendine getir. Ben ne yapacağımı şaşırdım. Belki sen başarırsın."

Demir'in güldüğünü işittim.

"Arkadaşı ben miyim? Yoksa sen mi? Senin yapmadığını ben mi yapacağım ?"

"Bence sen de arkadaşısın Demir. Aranızda garip bir arkadaşlık ilişkisi var. Hem birbirinize sinir oluyorsunuz hem de birbirinize yardım ediyorsunuz. Şimdi de senin sıran geldi. Sevgili arkadaşına yardım et. Ayağa kaldır."

"İş başa düştü desene."

"Aynen öyle. Göster bakalım hünerlerini."

Demir iç çekip yanıma oturdu. Elini omzuma koyup konuştu.

"Cihangir!"

Dik dik suratına baktım. Çabuk kessin istedim. Ama imkansızı diledim.

"Yine sevgi dolu bakışını atıyorsun. Biliyorum. Beni çok seviyorsun." dedi. Sıkıntıyla iç geçirdim. Bu sırada Anıl konuştu.

"Bence seni dövecek gibi bakıyor. Tam alnının ortasına çakacak gibi..."

"Sanki ben bilmiyorum."

"Hazırlıklı ol diye dedim."

Demir'in bakışları tekrar beni buldu. Yine çaba gösterdi.

"Bak biliyorum. Yaşadıkların hiç kolay şeyler değil. Ama bir silkelenmen gerekir. Böyle nereye kadar gideceksin? Böyle yaparak kazanamazsın. Önce kendine gelmen lazım. Sonra kafanda bir şeyler kurar. Ona göre ailen için savaşırsın."

Cevap vermedim. Şu an Demir ile konuşacak durumum yoktu.

"Lan Cihangir! Sessizlik yemini mi ettin?"

"Git başımdan!"

"Gitmiyorum lan! Sabaha kadar başındayım."

"Ya sabır..." deyip derin bir iç çektim. Ama Demir susmadı. Anıl'dan bile inatçı çıktı.

"Adımın Demir olduğu kadar eminim . Bugün seni kendine getirteceğim. Gerisini sen düşün. Ya kendine geleceksin ya da kendine geleceksin. Başka yolu yok."

Bakışlarımı ona diktim. Tüm öfkemi üzerine saldım.

"Bir de seninle uğraşmayayım. Git başımdan. Ne yapıyorsan yap! Ama benden uzak dur."

İkisine de bakıp bağırdım.

" Yalnız bırakın beni."

"Rahatlayacaksan gel uğraş. Yeter ki ayağa kalk!" dedi. Tam bu sırada kapının çaldığını işittim. Yanlış duyduğumu sandım. Fakat ses tekrarlandı. Anıl merakla konuştu.

" Başka birini bekliyor muyduk?"

Cevabı Demir verdi.

"Bilmem. Sen başka bir arkadaşı daha çağırmadıysan beklemiyoruz."

"Abartma. Herkesi başına toplayacak hâlim yok ya..."

Kapı çalmaya devam etti. Beni karanlıktan çekiverdi. Aklıma gelen kişiyle heyecanlandım. Bu mümkün olabilir miydi? Zenan buraya gelebilir miydi? Hızla ayağa kalktım. Merdivenlerden nasıl indiğimi bilemedim. Umudumu ve inancımı, o kapının ardına bağladım. Vakit kaybetmeden kapıyı açtım. Hayal mi? Gerçek mi? Anlayamadığım bir an yaşadım. Onu gördüm. Sevdiğim kadını, yıkıp geçtiğim kadını gördüm. Tam giderken yakaladım onu. Aceleyle seslendim.

"Z-Zenan..."

Duraksadı. Gerçekten o muydu? Yoksa hayal miydi? Sorguladım. Tekrar seslendim.

"Zenan..."

Yavaşça bana doğru döndü. O an emin oldum. Zenan gelmişti. Yanıma gelmişti. Tıpkı eskisi gibi... En güzel hâliyle karşımdaydı. Uzun dalgalı saçları, koyu gözleri ve kendinden emin bakışı... Zenan yine aynı Zenan'dı. Bakmalara doyamadığım kadındı.

"Geldin." diye fısıldadım. Baştan aşağı onu süzdüm. Kalbimde bir şeyler koptu. Evet! Bir şeyler oldu. Sanki kalbimin tam ortasında fırtınalar koptu. Bir his her şeyi yıkıp geçti. Beni koca bir özlemle bırakıverdi. Buram buram özlemle yandım. Ona sıkıca sarılıp uzun uzun öpmek istedim. Buna hakkım olmadığını bildiğim hâlde istedim. Acıyla gülümsedim.

"Geldin Zenan." dedim. Yalan olmasından biri rüya olmasından korktum. Adım adım, ona doğru yaklaştım. Tam karşısında durdum. Emin olmak istercesine tekrar konuştum.

"Evine geldin."

Kendi söylediğime kendim bile inanamadım. Zaten Zenan da buna hemen karşı çıktı.

"Burası mı benim evim? Burası artık benim hiçbir şeyim." dedi. Aslında tam da beklediğim tepkiyi verdi. Benden ölümüne nefret etti. O koyu gözlerinde sadece bunu gördüm. Uçsuz bucaksız bir nefret... Zenan'dan böyle bir bakış almak canımı yaktı. Ne kadar adi bir adam olduğumu hatırlattı. Onu bu hâle ben getirmiştim. Kendimden nefret ettirmiştim. Şimdi ölümüne pişman olsam, fayda eder miydi? Son bir umut elinden tutmak istedim. Ama izin vermedi. Hızla benden uzaklaştı.

"Sakın! Sakın bana dokunmaya kalkma." diye bağırdı. Bir zamanlar dokunmadan edemediğim, sevgilere boğduğum kadın ona dokunmayım diye bağırdı. Onu korkutmak istemedim. Benden rahatsız olsun hiç istemedim.

"Seni çok aradım Zenan. Açmadın. Yanına geldim. Çıkmadın." dedim.

"Ne bekliyordun ki? Kollarını atlayacağımı mı?"

Haklıydı. Ne bekliyordum? Onca yaptığım şeye karşı kollarıma mı atlayacaktı? İkimiz de böyle bir şeyin olmayacağını biliyorduk. Başımı hızla iki yana salladım.

"Ben çok üzgünüm Zenan. Hepsi bir oyunmuş. Biri bize oyun oynamış. Sonradan öğrendim." dedim. Sinirle güldü.

"O gün ben de sana aynı şeyi söyledim Cihangir. Gördüğün gibi değil dedim. İşin içinde oyun var dedim. Ama sen ne yaptın? Bana edilmedik laf bırakmadın."

Ne dese azdı. Ağzından çıkacak her kötü lafı hak etmiştim. Onu dinlemeden yargılamıştım. Hiç yapmayacağım şeyi yapmıştım. Sevdiğim kadını yaralamıştım. Şimdi konuşsam ne faydası olacaktı? Ne yapacaksam o gün yapacaktım. O gün konuşacaktım. Şimdi değil.

"Biliyorum. Hiçbir şey bunu hafifletmez. Allah'ın cezası bir adamım. Keşke o lafları etmeseydim keşke gözüm bu kadar dönmeseydi... Ama canım çok yanmıştı Zenan."

Dayanamayıp bağırdı.

"Benim de canım yanmıştı Cihangir. Sevdiğim adam için sürpriz yapayım derken sevdiğim adam beni harcamıştı. Beni geçmişimle vurmuştu."

Gözlerim doldu. Konuşmaya çalıştım. Ama başaramadım. Zenan'ın sesi benimkini bastırdı.

"Bize bu oyunu kim kurmuş? Biliyor musun? Annen, kardeşin ve Ebru... Senin hastaneye yattı dediğin kadın hiç hastaneye yatmamış. Üstelik kardeşini iğrenç bir şeye bulaştırmış. Annen desen sana kızına acımamış. Sırf yuvamız yıkılsın diye bana iftira atmış. Bundan utanmıyor bile... İlle de oğlum canım oğlum diyor. Hayalinde Ebru'yu gelin almak varmış. Onu gerçekleştirmek istiyor. Ama artık bunlar umurumda bile değil. Ne yaparsanız yapın. Yeter ki benden uzak durun."

Sözler kulağımda yankılandı. Her bir kelime canımı yaktı. İnanmak istemeyeceğim bir noktaya taşıdı. Öz annem ve öz kardeşim mi yapmıştı? Onlar mı yuvamı yıkmıştı? Göz göre göre beni harcamış mıydı? Kendi ailem... Öz ailem... Onca şeye rağmen Ebru ile birlik mi olmuştu? Hangisine üzüleceğimi hangisine şaşıracağımı bilemedim. Ben koskoca Cihangir, ailemin ihanetini taşıyamadım. Bu ağırlığı kaldıramadım. Geriye doğru sendeledim. Ağaçtan tutunup zar zor nefes aldım. Bu sırada Zenan'ın sesini duydum.

"Artık o yüzüğü takmana gerek yok. Seni boşuyorum Cihangir. Senden de maddi hiçbir şey istemiyorum. Sadece kızıma iyi bir baba ol yeter." dedi. Bir yıkımı da ondan aldım.

"Zenan... Önce bir konuşalım. Bana izin ver. Her şeyi düzelteyim."

"Konuşulacak aşamayı çoktan geçtik. Ne düzeltilecek bir ilişki kaldı ne de sağlam bir yuva kaldı. Artık kabullen. Biz bittik. Zenan ve Cihangir bitti." dedi. Bitemezdi. İzin veremezdim ki...Kendi hatam yüzünden ondan olamazdım. Ailem yüzünden Zenan'ı kaybedemezdim. Takıntılı manyak uğruna karımdan vazgeçemezdim.

"Bitemez. Bu kadar kolay bitemez Zenan."

"Anlaşmalı boşanma olsun. Sıkıntı istemiyorum. Güzel günlerin hatırına zorluk çıkarmayacağına inanıyorum."

"Bu kadar çabuk kıyma."

"Ben kıymadım. Sen kıydın Cihangir."

"Her şeyi düzeltebilirim." diye çaresizce söylendim.

"Kızımızı senden mahrum bırakmak istemiyorum. İstediğin zaman görebilirsin. Aramızdaki ilişki sadece kızımızla bağlantılı olacak. Fazlasını bekleme." deyip ardına bile bakmadan ilerledi. Ardından seslendim.

"Zenan..."

"Gitme."

"Beni sensiz bırakma."

"Ben ailemi istiyorum Zenan. Sizi istiyorum."

Duymazlıktan geldi. Hızla arabaya bindi. Son gördüğüm şey o dipsiz karanlığa benzeyen gözleri oldu. Son bir bakış atıp tüm gücümü elimden aldı. Beni onsuzlukla sınadı. Uzun süre arkasından öylece bakakaldım. Bu afallayıştan Demir'in sesiyle çıktım.

"İrina değil mi o? Onunla mı gitti?"

Herkesin dikkatini çeken şey farklıydı.

"Zenan her şeyi bitirmek için gelmiş. Boşanalım dedi."

"Bu beklenen bir şeydi Cihangir. Kendine itiraf edemesen de böyle bir şey olacağını biliyordun."

"Biliyordum. Ama bilmezlikten geliyordum. Şimdi Zenan'ın ağzından duyunca garip oldum. Çok ağır bir yükün altında kaldım. " diye itiraf ettim. Zenan'ın sözleri aklımdan gitmezken elimi kalbime yasladım. Sanki göğsüm sıkıştı. Öyle bir ağrı yaşadım. Derin derin nefes aldım. Ağrı giderek keskinleşti. Göğsüme baskı yaptı. Aynı zamanda ter bastı. Durduğum yerde suya batıp çıktım.

"Cihangir! Ne oldu lan? Betin benzin attı."

Sık sık nefes alıp vermeye devam ettim. Yere çöküp sırtımı ağaca yasladım.

"Kalbim sıkışıyor."

"Yoksa kalp krizi mi geçiriyorsun?"

Cevap verecek gücüm kalmadı. Ne kadar süre bu vaziyette kaldım? Bilemedim. Ara ara seslerini duydum.

"Cihangir! Kardeşim iyi misin?"

"Boncuk boncuk terlemiş."

"Ne yapsak? "

"Ambulans mı çağırsak?"

Bu durumdan ancak ağrımın geçmesiyle kurtuldum. Zar zor konuştum.

"İyiyim. Geçti."

"Emin misin? Yine de hastaneye gidelim. Bir baksınlar."

"İyiyim dedim ya. Gerek yok."

"Bak oğlum! Kalp önemsenmemeye gelmez. Allah korusun!" deyip bana bir bardak su uzattı. Demir'in elinden alıp zar zor bir yudum içtim.

"Onlar yüzünden bir kalbimden olmadığım kaldı. Onu da başaracaklar." dedim. Acıyı bir kenara bıraktım. Gerçekliğe keskin bir giriş yaptım. Buna sebep olanları düşünüp öfkeyle dolup taştım. Kaç yıllık annemdi? Beni seven değer gösterendi. Yani benim bildiğim öyleydi. Meğer sevilmek bir yana oyunlar kurulacak kadar değersiz kılınıyormuşum. Ya Gökçe... Kardeşim... Koruyup kolladığım her zaman yanında olduğum kişiydi. O bana bunu nasıl yapmıştı? Kendi canına kendi kanına nasıl kıymıştı? Değerim bu kadar mıydı? Bu kadarına hak etmemiştim. Kendi ailemden bu ihaneti görecek kadar kötü birisi olmamıştım. Hani derler ya bu hayatta herkesin bir imtihanı vardır. Demek ki benim de hayatımın imtihanı onlarmış. Kendi kanımmış. Küçücük bebeğe bile acımayan kendi canımmış.

"Cihangir... Ne düşünüyorsun?"

Demir'e dönüp usulca konuştum.

"Biliyor musun? Benim en büyük hatam bazı şeylerin üzerine düşmemek oldu. Düzelirler dedim. Bu kadar da kötü olamazlar dedim. Fazla üstelemedim. Ama Zenan hep beni uyardı. Bizi ayıracaklar dedi. Plan yapıyorlar dedi. Ona inandım ama lanet olsun daha fazlasını yapamadım. Hastaneye yatırıldı dediler belge sundular. Yattı sandım. Oysa daha fazlasını yapabilirdim. Başlarında dikilebilirdim. Daha temkinli olabilirdim."

"Keşke diyerek bir yere varamazsın. İnsanlar kötü Cihangir. İnsanoğlu zalim... Hatan bunun geç farkına varmak oldu."

Hak verircesine başımı salladım.

"Hani bana sordun ya şimdi. Ne düşünüyorsun diye. Bizi bu hâle getirenlere neler yapacağımı düşünüyordum." dedim.

"Süper! Artık ayağa kalkıyorsun demek..."

"Hem de ne kalkmak Demir? Bugün bir savaşın fitilini yakıyorum."

Sözlerim Demir'in keyfine getirdi. Heyecanla beni dinledi. Ben de hız kesmeden devam ettim.

"İnsan hiç kendi ailesine savaş açar mı? Ben açıyorum. Kızıma ve karıma, acımayana ben de acımıyorum. Oyunlarını da entrikalarını da başlarına yıkıyorum. Madem bize bunu yaptılar. Bize kıydılar. Görecekler. Annem, Gökçe ve Ebru... Hatta Ebru'nun beni oyuna getiren ailesi... Bu yaptıklarına pişman olacaklar. Çünkü karşılarında eski Cihangir'i bulamayacaklar. Hırsla ve öfkeyle yanan bir adam bulacaklar."

"Vay be! Resmen bir savaşın ilanını yaptın."

"Aynen öyle. Artık hiçbir eskisi gibi olmayacak. Özellikle onlar için asla..." deyip bir intikam yemini verdim. Bugün bulunduğum yıkıntıdan çıkıyordum. Artık gerçekten ayağa kalkıyordum. Vakit gelmişti. Zalimlerle savaşacak ailem için çabalayacaktım. Ne olursa olsun istediğime ulaşacaktım. Hem onlarla savaşıp hem ailemi kazanacaktım. Bu işin sonunda ya kazanacaktım ya da kazanacaktım. Başka bir ihtimal yoktu.

*******

ZENAN'DAN

Yatağıma uzanıp gözlerimi tavana diktim. Boş boş anlamsızca tavanı seyrettim. Önceden hayaller kurarak baktığım bu alan, bana hiçbir şey vermedi. Sadece derin bir boşluk hissettirdi. Ne yani kurulacak hayalim de mi kalmamıştı? Amaçsız ve hayalsiz bir insan mı olmuştum? Kendi kendime güldüm. Yaşadıklarımdan sonra normaldi. İnsan da ne hayal ne de umut bırakmışlardı. Tavanla bakışmaya son verip oturur vaziyete geldim. Sırtımı duvara yaslayıp telefonumu elime aldım. Silmeye kıyamadığım fotoğrafları açtım. Önüme Cihangir'in fotoğrafları düştü. Birinde durup uzun uzun fotoğrafa baktım. Bunu habersiz çekmiştim. Nefes'i uyutmaya çalışırken kendisi de uyuyakalmıştı. Ben de onu uyandırmaya kıyamamıştım. Şimdi de bu fotoğrafı silmeye kıyamıyordum. İşte hep böyle oluyordu. Ben ona hiç kıyamıyordum. Ama o bana kıyıyordu. Hem de nasıl kıymak? Acısı geçmiyordu. Bir hayal kırıklığı olarak kalıyordu. Kendime daha fazla bu eziyeti çektirmek istemedim. Telefonu kendimden uzaklaştırdım. Elbette bu yeterli olmadı. Bu sefer de yanıtlamaya çekindiğim sorulara maruz kaldım. Şu an nasıl görünüyordum? Nasıl hissediyordum? Hiçbir fikrim yoktu. Bugün o kadar çok şey yaşamıştım ki... Ne hissedilir? Ne yapılır? Bilmiyordum. Açıkçası bir türlü istediğim rahatlığa ulaşamıyordum. Aklım hep onda kalıyordu. Cihangir de...Onu ne aklımdan ne de kalbimden söküp çıkarabiliyordum. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım yapamıyordum. Onu bir alışkanlık olarak görüyordum. Her alışkanlıkta olduğu gibi ona dair her şeyi arıyordum. Gülüşünü, neşesini, dokunuşunu ve nicesini... İrina kendine zaman vermelisin diyordu. Haklıydı. Hemen olacak bir şey değildi. Ha deyince unutamazdım. Zaman her şeyin ilacıydı. Benim de ilacım olacaktı. Cihangir'i bana unutturacaktı. Kalbimde hiçbir his bırakmayacaktı. Elime yukarı kaldırıp boş parmağıma baktım. Hüzünle tebessüm edip dudaklarımı araladım.

"Alışacaksın Zenan. Başka çaren yok."

"Bu da geçecek. Hem sen neler atlatmadın ki? Bunu da atlatacaksın." dedim. Kendi kendimi iyileştirmek istedim. Kapım art arda çalınca dışarıya seslendim.

"Girebilirsin."

İçeriye yengem girdi.

"Nerede kaldın Zenan? Seni bekliyoruz." diye sitem etti.

"Şimdi geliyordum."

Şüpheli bakışlarını görünce zoraki gülümsedim.

"Korkma. Yine odalara kapanmayacağım." dedim. Kapıyı kapatıp yanıma yaklaştı. Tebessüm etse de endişesi gözlerine yansıdı.

"İyisin değil mi?"

"Mükemmelim." diye takıldım.

"Benim yanımda rol yapmak zorunda değilsin Zenan . Biliyorsun. Değil mi? Neye ihtiyacın olursa yanındayım. Her şeyi Civan'a anlatamazsın. Ama bana anlatabilirsin. Seni dinlerim." dediğinde desteği karşısında duygulanmadan edemedim. Herkes bir şekilde beni yeniden kazanmaya çalışıyordu. Onlar böyle yaparken depresif takılacak değildim. Dimdik ayakta durmalıydım. Kızım için bunu başarmalıydım. Gülümseyip minnetle ona baktım.

"Biliyorum yenge. Ama merak etme. Yavaş yavaş toparlanıyorum. Bazı şeylere alışmaya çalışıyorum."

Sesini bilerek alçak tuttu.

"Cihangir ile hiç konuştun mu?"

"Evet. Bugün yanına gittim. Boşanalım dedim."

"Peki o ne dedi? Hemen kabullendi mi?" dediğinde derin bir iç geçirdim.

"Tabii ki de hayır. Aklı başına gelmiş. Pişman olmuş. Ama neye yarar ki? Bu işin sonu belli. O da boşanmak."

"Haklısın. Canın çok yandı. Gururun kırıldı. Ama kalbin ne diyor? O da bu işe tamam mı diyor?" dediğinde duraksadım. Güçsüz görünmek istemedim. Gözlerimi kaçırdım. Sahte bir tebessüm eşliğinde konuşmaya çalıştım.

"Artık kalbimin sesini dinlemiyorum yenge. Bugüne kadar kalbimi dinledim de ne oldu? Koca bir hiç. Bundan sonra dinleyeceğim tek ses mantığımın sesi olacak. Kalbim değil mantığım konuşacak."

Yengem dayanamayıp sıkıca bana sarıldı.

"Canım benim..."

"Lütfen benim için üzülme. İyi olacağım." dedim. O an dışarıdan bir bağırış duydum.

"Zenan..."

Kalbim delicesine bir hızla attı. Yanlış duyduğuma sandım. Ama ses tekrarlandı. Art arda adımı haykırdı.

"Zenan..."

"Seni görmek istiyorum."

"C-Cihangir..." diye fısıldadım. Telaşla pencerenin önüne koştum. Perdeyi kenara çekip dışarıya baktım. Karanlığa rağmen onu görebildim. Dimdik karşımdaydı. Direkt benim olduğum yere bakıyordu. Uzun uzun bana bakıyordu. Sanki bir meydan okuma gerçekleştiriyordu.

"Eee bu yine gelmiş. Civan delirecek."

"Derdi neymiş? Öğrenelim." dedim. Gidecekken yengem engel oldu. Kolumdan sıkıca tuttu.

"Gitmesen mi?"

"Olur mu öyle şey? Kaçacak değilim ya..."

"Ama Civan..."

"Medeni insanlar gibi davranmalıyız. Sonuçta Cihangir kızımın babası. Öyle ya da böyle hep bir iletişimimiz olacak." dedim. Kolumu ondan kurtarıp harekete geçtim. Hızla kapıya doğru ilerledim. Tam kapının önünde ağabeyimle karşılaştım. Duraksayıp bana baktı.

"Nereye gidiyorsun?"

"Sen nereye gidiyorsun?"

"Laf oyunu mu yapıyoruz Zenan?" diye kızdı. Çok bekletmeden tekrar konuştu.

"Dışarıdaki gereksizliğe son verip geliyorum. Sen de dışarıya çıkmıyorsun."

İstediği tepkiyi vermedim. Hemen karşı çıktım.

"Olmaz. Sen dur. Ben gideyim. Sonsuza kadar kaçacak değilim. Bizim bir çocuğumuz var. Yollarımız ayrılsa bile ortak bir noktamız var. Sen istesen de istemesen de görüşmek durumundayız. Lütfen şimdi bir sorun çıkarma. İzin ver bana."

"Zenan!"

"Biliyorum. Canım sıkılmasın istiyorsun. Üzülmeyeyim istiyorsun. Ama merak etme. Artık o aşamayı geçtim. Gayet iyiyim." dediğimde sıkıntılı iç geçirişi duyuldu. Kendimden emin tavır koyunca pes etmek zorunda kaldı. Elini omzuma koyup destek verircesine sıvazladı.

"Canını sıkarsa ben de onun canını sıkarım."

"Biliyorum." deyip güldüm. Kararını değiştirmesinden korkarak çabucak evden çıktım. Koruma yığının arasından geçmeye çalıştım. Ama onlar beni görünce iyice koruma durumuna geçtiler. Beni arkalarına alıp Cihangir'in olduğu taraftan uzaklaştırdılar.

"Zenan Hanım lütfen içeriye girin."

"Kenara çekilin!"

"Civan Bey emir verdi. Bize denileni yapıyoruz. Lütfen içeriye girin."

Uzun yapılı vücutları arasında küçücük kaldım. Ne sesimi duyurabildim ne de Cihangir'i görebildim. En sonunda ayaklarımı yere vurup bağırdım.

"Ağabeyimin haberi var. Şimdi derhal önümden çekilin."

Emin olamayan bakışları sinirimi bozdu.

"Duymuyor musunuz? Çekilin diyorum. Ya da durun olacakları görün." diye bağırdım. Gözümdeki kararlılık onları pes ettirdi. Kenara çekilip yolumu açtılar. Sonunda onu gördüm. Cihangir'i... Beni görünce gözlerinden bir parıltı geçti. Dudaklarına küçük bir tebessüm yerleştirdi. Ciddiyetimi bozmadan yanına kadar gittim. Tam önünde durup gözlerinin içine baktım.

"Neden geldin Cihangir?"

"Yapılması gerekeni yapmak için..." dedi. Gözlerimi kıstım. Şüpheli bir bakış attım. Bir şey demek yerine arkasındaki adama döndü. Adam sanki onun bakışıyla bir talimat aldı. Arabanın kapısını açıp kenara çekildi. Arabadan Cihangir'in annesi ve Gökçe indi. Onları görür görmez, damarlarım gerildi. Öfkem keskinleşti. Kaşlarımı çatıp önce onlara sonra Cihangir'e baktım. Sinirle dudaklarımı araladım.

"Bunların burada ne işi var?"

Cevabı alamadan yaşlı kadın ve kızı, önüme kadar geldi. Başlarını yere eğip karşımda dikildiler. Sanki ceza almış bir çocuk gibi öylece durdular. Onlara bakmak yerine Cihangir'e baktım.

"Sana diyorum Cihangir! Bu insanları neden evimin önüne getirdin?" diye bağırdım.

Onlara baktıkça çıldırdım.

"Neden ya? Neden? Ne istiyorsunuz benden? Bir canımı almadığınız kaldı. Şimdi de onu mu almaya geldiniz?"

Cihangir, öfkeyle onlara baktı. Ardından bağırdı.

"Yapmanız gerekeni yapın!"

Annesi usulca dudaklarını araladı.

"Büyük bir hata yaptım Zenan. Sana karşı çok acımasız davrandım. Şeytana uydum. Oğlumun yuvasını bozdum. Her şey için özür dilerim."

Sinirden güldüm. Hatta boyutu kahkahaya vardırdım.

"Seni asla affetmeyeceğim. Özür dilesen ne olacak ki? Bana o günü unutturabilecek mi? O iğrenç şeyi silebilecek mi? Cevabı koca bir hayır."

"Çok pişmanım. Hata ettim. Şeytana uydum." dediğinde dayanmam mümkün olmadı. Sesimle onu bastırdım.

"Ben niye uymadım? Ben niye hata etmedim? Üstelik senden yaşça küçük olmama rağmen hep orta yolu bulmak istedim. Cihangir ailesiyle kötü olmasın istedim. Ama sen ne yaptın? Hep arkamdan vurdun. İftiralara oyunlara kalkıştın. Ne seni affediyorum ne de hakkımı helal ediyorum."

Yaşlı kadın karşımda gözyaşı dökmeye başladı. Önceden olsa belki inanırdım. Ama şimdi inanmadım. Yine şov peşindeydi. Oğlunu kaybetmemek uğruna her şeyi yapardı. Bu da onlardan biriydi. Baştan aşağı sahteydi.

"Ben sadece oğlum mutlu olsun istedim. Daha iyi olsun istedim." dediğinde Cihangir'in gür sesi duyuldu.

"Ben zaten mutluydum. Ben zaten iyiydim. Bunu sen de biliyordun. Bile bile yaptın. Sırf senin istemediğin bir evlilik yaptım diye hıncını Zenan'dan çıkardın. Ona iftira attın. Türlü türlü oyunlara kalkıştın. Çünkü kendin mutlu olmak istedin. Kendin iyi olmak istedin. Başkaları umurunda bile olmadı."

Annesi zorla Cihangir'in elinden tutmaya çalıştı.

"Lütfen affedin beni . Büyüklük sizde kalsın." dedi. Duygu sömürüsü yapmaya geçti. Umurumda olmadı.

"Evimin önünden defolup gidin! Hemen!"

Bu sefer de Gökçe'nin sesini duydum.

"Özür dilerim Zenan. Her şey için çok özür dilerim. Biliyorum. Beni affet demeye hakkım yok. Sadece çok pişman olduğumu bil. Çok pişmanım ve vicdan azabı çekiyorum. Bu hiçbir acıya benzemiyor. Uyutmuyor. Güldürmüyor. Sadece derin bir azap veriyor."

"Tek bir lafınızı bile duymak istemiyorum. Ne hâliniz varsa görün." dedim. İkisinin de bakışları Cihangir'e döndü. Cihangir hayal kırıklığıyla ailesini inceledi. Sanki bunlar mı benim ailem dedi. Öyle öfkeli öyle acılı baktı.

"Bakın! Ne yaptığınızı görün! Öyle şeyler yaptınız ki affedilecek tarafınız yok." diye bağırdı. Onaylamaz bir şekilde başını iki yana salladı.

"İnsan hiç ailesinden utanır mı? Ben sizden utanıyorum. Öyle çok utanıyorum ki... Böyle bir aileye düştüğüm için isyan edecek duruma geliyorum. Özellikle sen anne! İnsan hiç oğluna kıyar mı? Oğluna bunları yapar mı?"

"Hata ettim oğlum. Affet! Annene kıyma."

Cihangir, tereddüt bile etmedi. Hızla karşı çıktı.

"Artık Cihangir diye bir oğlun yok. Benim de senin gibi bir annem yok."

Yaşlı kadın acıyla feryat etti.

"Etme oğlum. Acı annene."

"Karıma acımayana ben de acımam. Hele çocuğuma acımayana ömür billah acımam." deyip arkadaki adama işaret verdi.

"Artık evine bırakabilirsin."

"Neden annene kıyıyorsun? Elin kızı o! Ben senin kaç yıllık annenim? Bu kadar mı değerim yok?"

"Zenan elin kızı değil. Karım. Çocuğumun annesi. Senin yüzünden onu kırdım. Büyük bir hata yaptım. Eğer bir anne gibi davransaydın bunların hiçbiri olmayacaktı. Sen ne bana ne de Gökçe'ye iyi bir anne oldun. Bizi kuklan yapmak istedin. Sırf senin istediklerini yapalım istedin. Ama öyle bir dünya yok. Kabul et. Şimdi de sonuçlarıyla yüzleş."

"Yazıklar olsun!"

Cihangir hiçbir şey demedi. Yaşlı kadın ağlayarak gözlerinin içine baktı. Cihangir'den bir tepki bekledi. İstediğini alamayınca söylene söylene arabaya geçti. Gökçe de arkasından gidecekken Cihangir onu durdurdu.

"Aynı yere gitmiyorsunuz. Benim arabama geç ve beni bekle." dedi. Gökçe karşı çıkmadı. Baş onayı verip dediğini yaptı. Yalnız kalınca dikkatle Cihangir'e baktım. İçten içe amacını sorguladım. Ne yapmak istiyordu? Amacı neydi? Bilmek istedim. Dayanamayıp sadede geldim.

"Bu yaptığın şov neydi Cihangir?"

"Geç kalınmış bir şeydi. Önceden yapmalıydım Zenan. Onları sana huzursuzluk verdikleri ilk anda silmeliydim. Hamile hâlinle seni üzdükleri o gün, bunu yapmalıydım. Kahretsin! Geç kaldım. Ailem dedim. Nefes doğunca düzelirler dedim. Ama düzelmediler."

Sözleri kalbimi sızlattı. Önceden olsa dayanamaz sarılırdım. Senin ailen benim derdim. Yaramızı beraber saralım derdim. Ama ne yazık ki geçmişte değildik. Bambaşka bir konumda bambaşka bir ilişkideydik.

"Bana bunları niye anlatıyorsun ki?" dedim. Bana doğru bir iki adım attı. Aramızda mesafe bırakmadı. Elaları gecemi aydınlatırcasına gözlerimin içine baktı. Acı, pişmanlık ve hüzün... Nasıl olduysa aynı anda yansıttı.

"Ailemi sildim Zenan. Zaten onlar benim ailem değilmiş. Tek ailem varmış. O da sizmişsiniz. Kızım ve sen..."

Boğazıma acı bir yumru oturdu. Yutkunamadım. Öylece kaldım. Cihangir suskunluğumdan güç alırcasına konuştu.

"Özür dilerim Zenan. Sana dediğim o laflar için böyle bir anneye sahip olduğum için çok özür dilerim. Biliyorum affedilmesi zor şeyler yaptım. Ama acını hafifletmek için her şeyi yaparım. Herkesten her şeyden hesabını sorarım. Senin için herkesi her şeyi silerim. Ne istersen yaparım. Bekle de. Beklerim. Cezamı çekerim."

Umutla söylenmiş sözler, zoraki gülümsetti. Bizim ilişkimizde umut falan kalmamıştı ki...Boşuna çabalıyordu.

"Geç kaldın Cihangir. Bunları konuşmak için çok geç kaldın. Dediğim gibi kızım için iyi bir baba ol yeter. Benim için hiçbir şey yapmana gerek yok." dedim. Sırtımı dönüp gidecekken arkamdan bağırdı.

"Zenan! Yapma böyle."

"İyi geceler Cihangir!"

"Buraya yalnız bunun için gelmedim. Kızımı da görmek için geldim." dediğinde duraksadım. Buna da karşı çıkamadım. En doğal hakkını da elinden alamazdım ya...Ona doğru dönmeden konuştum.

"Getiriyorum."

Hızla eve doğru yöneldim. Kapıyı çalıp bekledim. Yengem açtı. Merakla bana baktı.

"Ne oldu? Gitti mi?" diye sordu.

"Nefes'i görmek için gelmiş. Nefes'i getirir misin?" dedim. Çok geçmeden Nefes ile beraber geldi. Kızımı kucağıma alıp öptüm. Bu sırada yengemin telaşlı sesini duydum.

"Civan içeride köpürüyordu."

"Ne yapabilirim? Kızımı babasından uzak mı tutayım?" deyip iç çektim. Kızımla beraber aşağı indim. Cihangir'in yanına gitmeden önce onu bir kez daha öptüm.

"Baban gelmiş anneciğim. Seni görmeye gelmiş." deyip güldüm. Kızım için mutlu oldum. Tabii ki babasını da görecek. Onunla da vakit geçirecekti. Her çocuğun hak ettiği gibi yaşayıp mutlu olacaktı. Bu düşüncelerden Cihangir'i görünce çıktım. Aramızdaki duvarı keskinleştirip ciddi hâlime geri döndüm. İçten içe merakla onu izledim. Anbean tepkisini seyrettim. Nefes'i görünce tüm acısı tüm kederi gitti. Kocaman gülümsedi. Sabırsızca onu kucaklamak istedi.

"Babacığım..."

Hemen kucağına teslim ettim. Kucağına alır almaz kokusunu içine çekti.

"Babasının güzeli..." deyip narin öpücükler bıraktı.

"Oh! Bal mısın sen? Bu tat ne?"

Ellerinden tutup güldü. Uzun uzun Nefes'i seyretti.

"Baban seni çok özledi kızım." dedi. Ben de fırsattan istifade Cihangir'i seyrettim. Kendi içimde garip duygularla çevrildim. İşin sonunda kendi kendime kızdım. Ne yapıyordum? Niye öyle bakıyordum ki? Böyle yaparsam onu nasıl unutacaktım? Kalbimden nasıl söküp çıkaracaktım? Kendime gelmeliydim. Bakışlarımı ondan çektim. Kollarımı birbirine kavuşturdum. O hariç her yere baktım. Gözüm bir ara Cihangir'in arabasına takıldı. İstemsizce Gökçe'yi seyrettim. Ağladığını gördüm. Annesi gibi değildi. Gerçekten ağlıyordu. O da iyi değildi. Sevdiği adam hain çıkmıştı. Aşağılık bir şantaja uğramıştı. Hem ona üzülüyor hem ona kızıyordum. Ama gerçekten iyi bir durumda olmadığını da biliyordum.

"Az kaldı prensesim. Baban her şeyi düzeltecek. Çok az kaldı." diyen sesle neye uğradığımı şaşırdım. Hızla Cihangir'e baktım. Göz göze gelince kaşlarımı çattım.

"Yeterli oldu mu? Artık Nefes'i alabilir miyim?"

"Ne kadar yanında olursam olayım yeterli olmaz. Kızıma kolay kolay doyamam." deyip Nefes'e bir öpücük daha bıraktı.

"Lütfen! Bir daha kızımızı görmeye bu kadar geç gelme. Daha erken saatlerde daha uzun görebilirsin. Ama şimdi onu eve götürmeliyim. Malum hava soğuk... Hem uykusu da var." dediğimde her hâlinden anlaşılacağı üzere Nefes'i bana vermek istemedi.

"Cihangir!" diyerek uyardım.

"Kucağına alıp da öylece bırakmak çok zor. İnsan bırakamıyor Zenan. Evdeki boşluğa alışamıyor. Gözler hep onu arıyor. Kokusunu, gülüşünü ve ağlayışını...Gerçekten çok zor."

Sinirim bozuldu. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Neden bana bunu yapıyordu? Neden vicdanıma oynuyordu? Gerçekten sinirimi bozuyordu. Derin derin nefes alıp verdim.

"Eve girmeliyiz Cihangir. Hava esiyor." dedim. Ama yine o kendi bildiğini okudu.

" İkinizin de olmadığı yer benim için ev değil ki... Koca bir cehennem." dedi. Burukça tebessüm edip Nefes'i bana verdi. Önce Nefes'e sonra bana baktı.

"Tekrar görüşeceğiz." dedi. Hiçbir şey demedim. Bir an önce eve girmek istedim. Neyse ki bir laf edip sinirimi bozmadı. Son bir bakış attığımda gülümsedi. İnadına karşılık vermedim. Hızla önüme dönüp iç sesime kulak verdim.

Mecbursun Zenan. Artık yeni düzenin bu. Yeni hayatın bu.

Maalesef doğruydu. Bu düzene alışmak zorundaydım. Boşansak bile Cihangir hep hayatımda olacaktı. Yüz yüze gelmemiz kaçınılmaz olacaktı. Zor olacaktı. Ama başaracaktım. Cihangir'e rağmen Cihangir'i unutacaktım. Bu sevdayı kalbimden söküp çıkaracaktım.

************

Telefondan saati, kontrol edip arkama yaslandım. Buluşma saatine bir saat kalmıştı. Ama biz şimdiden gelmiştik. İşimizi sağlama almak istemiştik. Daha doğrusu ben istemiştim. İrina'yı sabahtan arayıp ikna etmiştim. İlk başta karşı çıksa da kabul etmek zorunda kalmıştı. Ama söylenmeleri de durmamıştı.

"Daha erken gelseydik Zenan. Gün doğunca gelseydik. Daha güzel olmaz mıydı?"

"O kadar da değil."

"Bunu sen mi söylüyorsun?"

"Ne yapayım? Gece boyunca uyuyamadım. Düşün düşün stresi kaldıramadım." dedim. İmalı bir bakış atıp güldü.

"Sebebi Cihangir olmasın."

"Saçmalama. Ebru'nun adı bile yetiyor."

"Kaç kere diyeceğim? Adamları zaten peşlerine taktık. En ufak hareketlilikte bize haber verecekler. Olumlu veya olumsuz, haberimiz olacak. Bu kadar stres yapma."

"Demesi kolay. Konu Ebru olunca sinir stres zirveye oynuyor." dedim.

"İster misin?"

İrina'nın uzattığı sigaraya baktım. Gülüp reddettim.

"Emzirmiyor olsam içerdim. Ama malum Nefes var." dedim.

"Kusura bakma. Aklımdan çıkmış." deyip sigarasını yaktı. Dudakları arasına götürüp sıkıntıyla içti.

"Bebek emzirmek nasıl bir duygu?" diye sorduğunda şaşırdım. Ama bunu ona belli etmedim.

"Çok güzel bir his... Hani derler ya anlatılmaz yaşanır. Tam öyle bir şey. Bebeğine hayat oluyorsun. Onu besliyorsun. Aradaki bağ o kadar kuvvetli oluyor ki..." deyip güldüm. İrina'ya baktığımda hüznünü yakaladım. Hemen gülmeyi kestim. Bir hata yapmaktan çekindim.

"Biliyor musun? Ben bebeğimi hiç emzirmedim. Daha doğrusu emziremedim. Çünkü doğar doğmaz kucağımdan alındı." dedi. Sözlerin ağırlığı karşısında ne diyeceğimi bilemedim. Ne denir? Nasıl konuşulur? Çaresizliği yaşadım.

"Çok üzgünüm. Seni üzmek istememiştim."

"Senin bir suçun yok ki..."

Gözleri doldu. Ama ağlamadı. Direnmeye çalıştı. Sorsam mı? Sormasam mı? Kararsız kaldım. Sonunda dayanamadım.

"Bunu sana kim yaptı İrina? Bebeğini senden kim aldı?" dediğimde camı açtı. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Bir sırrı söyler gibi fısıldadı.

"Babam yaptı."

Acı dolu bir gülüş attı.

"Bunu bana kendi babam yaptı. Hamile olduğumu öğrenince çıldırdı. Bana da ceza verdi. Cezaya bak. Evladını evladıyla cezalandırmak."

Bir sigara daha yaktı.

"Zaten birini doğumda kaybetmiştim. Ona bile acımadı. Yine de oğlumu benden aldı."

"Bugüne kadar hiç görmedin mi?"

"Gördüm. Nadir de olsa ara ara insafa geldi. İstediği yerde istediği saatte gördüm. Sırf oğlumu görebilmek için ne dediyse yaptım. Allah'tan annesi olduğumu biliyor Zenan. Görsen o kadar tatlı ki... Tabii canım hiçbir şeyin farkında değil. Annesinin çok çalıştığını çok yoğun olduğunu sanıyor. Anneciğim seni çok özledim diyor. Ama elimden bir şey gelmiyor. Babama gücüm yetmiyor. Hâlâ kalbindeki öfke ve kin bitmiyor."

"Bu daha ne kadar sürecek İrina? Oğluna hep hasret mi kalacaksın?" diye sordum. Acısına dokunmuşum gibi hissettim.

"Bizim de bir planımız var. Bu durum sonsuza kadar sürmeyecek. Oğlum babamın elinde büyümeyecek." deyip telefonunu açtı. Bir fotoğraf açıp bana uzattı. Sarışın masmavi gözlü güzel bir çocuktu. Tıpkı annesine benziyordu.

"Aynı sen..." deyip güldüm.

"Daha çok kardeşime benziyor."

"Çok tatlı bir çocuk..."

"Babasının aksine." deyip güldü. Tam o an birisi arabanın camına vurdu. İstemsizce irkildim. Neye uğradığımı şaşırdım. Bir taraftan da İrina'nın müdahalesine maruz kaldım. Hızla telefonu elimden çekip aldı.

"Bunların burada ne işi var?"

Dışarıya doğru baktım. Cihangir ve Demir'i gördüm.

"Bir bunlar eksikti." dedim. Hızla arabadan indim. Karşılarına dikildim. İrina da hemen desteğe geldi.

"Hayırdır? Neden buradasınız?"

Hesap sorarcasına Cihangir'e baktım. Yorgun bir adamla karşılaştım. Anlaşılan yine uyumamıştı. Gözleri kızarmıştı. Yarı sinir yarı merakla konuştum.

"Cihangir! Neden buradasın?"

Bakışlarında çözemediğim bir şey vardı. Acı mı? Hüzün mü? Yoksa bir hırs mı? Anlayamadım. Halsizce çıkan sesini duydum.

"Her şeyi biliyorum." dedi. Ardından devam etti.

"Ebru'nun yaptıklarından haberim var Zenan. Gökçe'yi neye bulaştırdığını biliyorum."

"Üzgünüm. Ebru da bu kadar iğrenç bir insan işte." dedim.

"O adamı buldum. Yaralıydı." dediğinde Demir de konuşmaya katıldı. Gözlerini İrina'ya dikip dudaklarını araladı.

"Bunu kimin yaptığı belli değil mi? Silahını organ gibi taşıyan biri... Yani sevgili İrina..."

İrina zoraki kahkaha attı.

"Sen de kurşunlarımı özlemiş olmalısın. Bu kadar istekli konuştuğuna göre..."

Demir'e yaklaştı. Onu baştan aşağı süzüp alaycı bir tavır takındı.

"Bak ciddiyim. Eğer o adamı görüp bu hisse özlem duyduysan gel bir daha yapayım. İstediğin yerden vurayım. Ne dersin?" dedi. İrina'ya bu konuda güvenemediğimden araya girmek istedim.

"Sakın! Baştan uyarıyorum. Kimseyi vurmak yok İrina."

"Demir'i adamdan saymana gerek yok ki Zenan. Ha vurmuşum ha vurmamışım. Zaten varlığıyla yokluğu bir değil mi?"

Demir sıkıntıyla iç geçirdi.

"Ayıp oluyor İrina. Hep alttan alıyorum. Ama sen durmak bilmiyorsun. "

"Olsun. En çok sana ayıp olsun Demir."

"Zehir gibi dilin var."

"Keşke bu dil seni de zehirlese..."

Bir anda laf dalaşına girmeye başladılar.

"Gerçekten kızıl cadının tekisin. Bir süpürgen eksik."

"Sen nesin? Korkak kedisin. Böyle korkudan titreyip kaçan kediler var ya tam onlardansın."

"Sen kedileri çok seversin İrina. O zaman bu bir iltifat olmuyor mu?" dediğinde İrina öfkeyle parladı. Buna inat Demir kahkaha attı.

"İtiraf et. Beni sevimli buluyorsun."

"Senden nefret ediyorum. Nefret!"

"Bu bir aşk itirafı gibi geldi. Ama neyse..." dediğinde İrina silahına uzandı. Gözlerimi irice açtım. Elinden tutup silahı çıkardığı yere koymaya çalıştım.

"Tutma beni Zenan. Vuracağım."

"Saçmalama. Kendine gel."

"Alnının tam ortasından şak diye vuracağım. Ancak öyle rahatlarım."

Artık ben de dayanamadım. Ortalarına geçip sinirle bağırdım.

"Yeter artık ya! Yeter! Durun durduğunuz yerde. Demir bilerek sinirini bozuyor. Çünkü bundan keyif alıyor. Ona istediğini veremezsin."

Bakışlarımı Demir'e çevirdim.

"İrina da sana zarar vermeyi çok istiyor. Tek bir lafın tek bir kurşuna dönebilir. Acımaz. Tekrar vurur. Canını seviyorsan sus!" dediğimde her iki tarafta da sessizliği sağladım. Sadece bakışmaları kaldı. Artık ona da engel olamadım. Bu sırada, bir süredir sessiz kalan Cihangir konuştu.

"O haysiyetsiz herifin canını okumuşsunuz. Benden önce davranıp hesabını sormuşsunuz."

Bu konuşmayı yaparken ne kadar zorlandığını fark ettim. Bildiğin gözümün önünde acı çekti. Araya Demir girdi.

"Sen de hesabını sordun. Kendine haksızlık edemezsin. Artık o şerefsiz de aldığı her nefese şükreder." dediğinde Cihangir sertçe ona baktı. Demir susup kenara çekildi. Böylelikle Cihangir konuşmasına devam etti.

"Benim yokluğumu aratmamışsınız. Teşekkür ederim."

"Biz yapılması gerekeni yaptık. O pisliğe dersini verdik." dedim. İrina da hemen ardımdan destek verdi.

"Tüm kadınların adına gururla vurdum. İyi ki de vurdum."

Cihangir, kendi kendine konuşuyormuşçasına söylendi.

"Keşke en başında farkına varabilseydim. Zamanında cevabını verebilseydim. Geç kaldım."

Pişmanlıkla edilen sözlere dayanamadım. Cihangir'e kıyamadım.

"Bilemezdin. Kimse bilemezdi."

"Bundan sonrasını bana bırakın. Ben hallederim." dedi. İrina benden önce karşılık verdi.

"İşimi yarım bırakmayı sevmem Cihangir. Hem Zenan'a sözüm var. Ebru'yu görmeden hiçbir yere gitmiyoruz."

"Aynen öyle. Ebru ile hesabım kapanmadı. O hesap kapanmadan kimse beni buradan gönderemez."

"Zenan!"

"Bugüne kadar hep beni durdurmaya çalıştın. Sana gerçekleri gösterdikçe engel olmaya çalıştın."

"Seni korumak istedim. Başına bir bela gelmesin istedim."

"Ama geldi. Bu bela ikimizi de mahvetti. Şimdi beni buradan göndermeye hakkın yok." dediğimde karşı çıkmadı. Suskunca bana baktı. O da biliyordu. Haklıydım. Delicesine pişmandı. Ama geç kalınmış pişmanlık neye yarardı?

"Geliyorlar." diyen sesle Cihangir'e bakmayı kestim. Arka tarafa dönüp gelen arabalara baktım. Art arda gelen üç araba... Gülesim geldi. Konvoy yapıp mı gelmişlerdi? Neden bu kadar fazlalardı? Neyse sonuca bakmak lazımdı. Gelmiş miydi? Gelmişti. Şimdi hak ettiği yere girecekti. Sabırsızca Ebru'nun arabadan inmesini bekledim. İlk inen babası oldu. En son ise Ebru indi. Merakla Ebru'yu inceledim. Saçı başı dağılmış, gözleri şişmişti. Sanki saatlerce ağlamıştı. Feci bir hâldeydi. Beni görünce kaşlarını çattı. Öfkeyle bana baktı.

"Zenan..."

"Selam Ebru."

"Adi sürtük!"

Cihangir sinirle araya girdi. Dişlerini sıkarak konuştu.

"Yeter artık! Senin konuşmaya hakkın bile yok."

Yaşlı adam, kızını korumaya geçti.

"Buraya kızımı aşağılatmaya gelmedim. Haddinizi bilin." dediğinde Cihangir deliye döndü. Tüm sinirini yaşlı adama doğrulttu.

"Tam bir hayal kırıklığısın Abidin Bey. Söylediğin yalanları geçtim. Yetiştirdiğin kıza bak. Yaptığı iğrençliklere bak. Göz göre göre onun arkasında durdun. Onun bizimle oynamasına izin verdin. Sizin yüzünüzden her şeyimi kaybettim. Ailemi kaybettim. Yuvamı kaybettim. Kız kardeşimi kaybettim. Şimdi düşünün bakalım. Her şeyini kaybeden adam ne yapar? Neleri göze alır? Bekle beni Abidin Bey. Yapacağım şeyleri bekle." diye bağırdı. Bakışlarını Ebru'ya dikti. Ebru inadı yaparmış gibi güldü. Bu da iyice Cihangir'in sinirine dokundu.

"Nasıl bu hâle geldin? Nasıl böyle birisi oldun? Sen bu muydun Ebru?"

"Beni bu hâle siz getirdiniz. Sen getirdin. Zenan getirdi. Alın eserinizle gurur duyun."

"Yazık! Çok yazık. Senin için üzülürdüm. Sana her zaman saygı duyardım. Ama şimdi bundan pişmanlık duyuyorum."

Duraksayıp tiksinircesine Ebru'ya baktı. Hırsla sözlerine devam etti.

"Senden nefret ediyorum Ebru. İlk defa bir insandan bu kadar çok nefret ediyorum. Hasta olduğunu bildiğim hâlde bu yaptığın iğrençliğe katlanamıyorum. Senden iğreniyorum. Hem de ölümüne... Derler ya bundan sonra ne ölüme ne dirime. Ben de sana bunu diyorum. Ne ölün ölüme ne dirin dirime." dediğinde Ebru'nun gülüşü soldu. Gözleri aniden doldu.

"Yalnız ben kaybetmedim Cihangir. Sen de kaybettin. Artık o destansı yuvandan bir eser kalmadı. Tıpkı benim gibi yalnız kaldın. Sen yalnız ben yalnız..."

Cihangir'in sesi onunkini bastırdı.

"Senin aksine ben insanlığımı kaybetmedim. İnsanlık varsa umut hep vardır. Benim insanlığım da var umudum da... " dediğinde daha fazla sessiz kalamadım. Aralarındaki konuşmayı bitirmeye çalıştım.

"Sadede gelelim Ebru. Görüntüleri getirdin mi?"

"Getirdim. Allah'ın cezası..."

"Aferin ruh hastası. Şimdi seni yanımıza alalım. Bu işe son verelim."

Ebru söylene söylene yanımıza geldi. Kayıtları tek tek elimize verdi.

"Kopyasını da ver."

"Verdim."

"Eğer bir yanlış yaptığını fark edersem seni mahvederim." dedim. Görüntüleri yalnızca İrina ve benim göreceğim şekilde ayarladım. Bakmaya dayanamayıp kafamı çevirdim. Cihangir ile göz göze geldim.

"Merak etme. Hepsini yok ediyoruz." dedim.

"Teşekkür ederim. O görüntüleri görmeye dayanamazdım." diye cevap verdi. Acısını saklamaya çalışsa da başarılı olmadı. Onu çok iyi tanıdığımdan nasıl zor durumda olduğunu anladım. Çok geçmeden İrina'nın sesini duydum.

"Hallettim."

"Güzel! Şimdi Ebru'yu yatırma vakti." deyip onların olduğu tarafa baktım. Bir ileri boyuta taşıyıp gülerek onlar yaklaştım.

"Ne demişler? Bu dünya etme bulma dünyası. Sen de ettin buldun Ebru. Sandın ki kazanırım. Ama avucunu yaladın. Bak ayaktayım. Dimdik karşındayım. Ama sen zavallısın. Hem de koca bir zavallı... Bu hikâye de kaybeden biri varsa o da sensin. Çünkü hayal ettiğin hiçbir şey gerçekleşmedi. Ben çekip gitmedim. Cihangir seni sevmedi. Peşinden koşmadı. Aksine senden nefret etti. Hatta tiksindi." dediğimde bir anda çıldırdı. Bana saldırmaya kalktı. Hızla aramıza adamlar girdi.

"Senden nefret ediyorum Zenan."

"Allah'ın cezası..."

"Her şeyimi elimden aldın."

Cihangir beni arkasına aldı. Bir şekilde Ebru'dan korumaya çalıştı.

"Bırak! Bırak da haddini bildireyim." diye bağırdım.

"Sakin ol Zenan."

Ebru'nun sinir bozucu sesini duydum.

"Geber Zenan. Acı içinde geber."

"Ruh hastası!"

Elime versinler de bir güzel döveyim istedim. Ebru'yu zorla hastaneye sokarlarken İrina ve Demir de onlarla beraber içeriye girdi. Böylelikle Cihangir ile baş başa kaldım. Temiz havayı içime çekip rahat bir nefes aldım.

"Şimdi gerçekten rahat bir nefes aldığımı hissedebiliyorum." dedim. Cihangir anlık tebessüm etti.

"Keşke ben de alabilsem. Ama alamıyorum. Nefes almak bile güç geliyor."

"Kendine zaman ver."

"Zamanla çözülecek bir şey değil. Seninle çözülecek bir şey." dedi. Hazırlıksız yakalandığım bir anda elimden sıkıca tuttu. Gözlerimin içine baktı.

"Pişmanlıktan geberiyorum Zenan. Hiçbir şeyden tat almıyorum. Sensiz bir hayatta yaşayamıyorum. Resmen yaşayan bir ölüyüm."

"Lütfen! Yine aynı şeyleri yapma. İşi yokuşa sürme." deyip elimi ondan kurtardım.

"Senden vazgeçmemi bekleme. Yapamam."

Aramızda mesafe bırakmadı. Alnını alnıma yaslayıp saçımı okşadı.

"Vazgeçmek zorundasın." dedim.

"Yapamam." diye fısıldadı.

"Yapacaksın Cihangir. Başka yolu yok."

"Sensiz kalamam."

"Gitsem iyi olacak." deyip ondan uzaklaştım. Birkaç adım ilerlemişken sesini duydum.

"Unuttun mu Zenan? Bizi, sevgimizi, anılarımızı... Hepsinden vaz mı geçtin? Bu kadar kolay mı? Senin aksine ben ne unuttum ne de vazgeçtim. Buradayım Zenan. Sevdam için savaştayım. Senin için çocuğum için savaştayım."

Sinirle ona doğru döndüm. Tüm öfkemi dışarı salıp bağırdım.

"Bugüne kadar ben savaştım Cihangir. Bugüne kadar ben mücadele ettim. Ailen beni istemedi. Göz göre göre oyunlar oynadı. Senin için sustum. Sen üzülme diye mücadele ettim. Ailen beni sevsin diye uğraştım. Bunu kim kime yapar Cihangir? Başkası olsa çeker gider. Ama lanet olsun ki ben, herkes ve her şey iyi olsun istedim. Onu geçtim. Ebru ya! Ebru! Onunla da ben mücadele etmedim mi? Yuvamı huzurumu bozmaya çalıştı. Yine de senden vazgeçmedim. Senin için çocuğum için çabaladım. Ben bu hayatta çok çabaladım Cihangir. En çok da senin için çabaladım. Bu yüzden ağzını açıp tek bir kelime etmeye bile hakkın yok."

Öfkem geçmedi. Tekrar konuşma isteği duydum.

"Son pişmanlık fayda etmez Cihangir. Kabullen artık." dedim. Biz kurtarılacak aşamayı çoktan geçmiştik. Son pişmanlık fayda etmezdi. Ne kadar çabalasa boşunaydı. Ben kararımı vermiştim. Öyle ya da böyle bu boşanma gerçekleşecekti. Bunu Cihangir de görecekti.

-Bölüm Sonu-

Bölüm nasıldı?

Bol bol yorum lütfen.💜

Cihangir'in annesine öfkesini sunmak isteyenleri buraya alayım. Burada doya doya düşüncelerinizi belirtebilirsiniz :)

Ebru'ya hakaret etmek isteyen varsa onları da buraya alayım. :)

Demir ve İrina ikilisini nasıl buluyorsunuz? Okumaktan keyif alıyor musunuz?

Gelecek bölümde bu dörtlünün bol bol sahnesi olacak. Şimdiden yazmak için sabırsızlanıyorum. Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla kalın. Sevgiyle kalın.

End of chapter

The next chapter is locked

Open chapter 49 for 5 coins in the app and carry on where you left off.

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.