Skip to content

NİHÂN

Chapter 29 · 26 min read

NİHÂN

Chapter 29

28-KALBİNİN SESİ

**************

(Bu bölüm Cihangir'in bakış açısıyla aktarılmıştır.)

Zaman durdu. Hisler konuştu. İçimde fırtınalar koptu. Ne kendimi ne de isteğimi durdurmak mümkün oldu. Bir rüzgâra kapılıp kendimi bıraktım. Yanlışı doğruyu geride bıraktım. Sadece isteğime odaklandım. Şu an, istediğim tek bir şey vardı. O da bu ana ve Zenan'a kapılmaktı. Geceyi böyle noktalamaktı. Bunun isteğiyle Zenan'ı kendime doğru çektim. Dudaklarına hâkim olmak istedim. Dudaklarımla dudaklarını örttüm. Tutkuyla öptüm. Her zerresini kendime ait kılmak istedim. Sandım ki tüm benliğine sahip olabilirim. Bu geceyi başka bir noktaya taşıyabilirim. Aramızdaki tüm duvarları kırabilirim. Kendimden son derece eminken isteğimden alıkonuldum. Zenan hızla geri çekildi. Olanlar bir rüya gibi aniden kesildi. Siyah ekran verdi. Sıcaklığı yerle bir etti. Buz gibi bir etki oluşturdu. Heyecana tırmanan olay, hayal kırıklığıyla buluştu. Acı bir keskinlik oluşturdu. Umduğumla bulduğum arasındaki fark isyan ettirdi. Olaylar o kadar hızlı gelişti ki... Ne yapacağımı ne diyeceğimi şaşırttı. Zenan, sert bir rüzgâr gibi esip geçti. Beni yıkıp geçti. Darmadağın bir hâlde bırakıverdi. Hayal kırıklığıyla söylendim.

"Beni bu hâlde bırakamazsın Zenan."

"Böyle kaçamazsın."

Zar zor kendime geldim. Hızla peşinden gittim. Seslenmelerim cevapsız, çabalarım sonuçsuz kaldı. Yine de inadımdan vazgeçmedim. Sesimi yükselttim. Peşinden ilerledim.

"Zenan!"

"Nereye gidiyorsun?"

Hızla ona yetişmeye çalıştım. Ben hızlandıkça o da hızlandı. Sonunda bir kaçma kovalama olayına dönüştü. Zenan, git gide hızını arttırdı. Ona ulaşmamam için elinden geleni yaptı. Telaşla ardından bağırdım.

"Yavaş! Dikkat et! Koşma."

"Dikkatli ol Zenan! Düşeceksin diyorum."

Hafifçe bana doğru döndü. Göz ucuyla bir bakış attı. Benim sesimi aratmayacak yükseklikte bağırdı.

"O zaman beni kovalama Cihangir! Beni rahat bırak."

"Gece gece nereye gittiğini sanıyorsun? Saçmalıyorsun. Farkında mısın?"

"Sana ne? Yalnız bırak beni." dediğinde önümdeki odanın kapısı açıldı. Diğer odalarda onu takip etti. Söylene söylene bize bakarlarken, beyefendi çizgimden çıkmak zorunda kaldım. Özür dilemek yerine, sesimi yükselterek olaya müdahale ettim.

"Bir şey yok! Herkes odasına girebilir."

İnadına yaparmış gibi oldukları yerde kaldılar.

"Bir odaya girmek bu kadar zor olmamalı."

Bön bön bakışlar sürerken ellerimi birbirine vurdum. Art arda bunu yapıp hoş olmayan bir ses çıkardım.

"Lütfen! Kalabalık oluşturmayalım. Herkes odasına girsin. Rica ediyorum!"

İçlerinden bir adam, öfkeyle cevap verdi.

"Gece gece neyin tantanası bu kardeşim? Film mi çekiyorsunuz? Oyun mu oynuyorsunuz?"

Duraksayıp sesin sahibine baktım. Tüm öfkemi ondan çıkarmak istedim. Bakışlarımı görünce başını hızla iki yana salladı. Geri çekilip kapıyı sertçe kapattı. Diğerlerinin de meraklı bir şekilde bana baktığını görünce açıklama yaptım.

"Siz hiç kavga etmediniz mi? Hepinizin ilişkisi mükemmel mi? Kavga evliliğin tuzu biberi. Herkes ara ara yükselebilir. Bu yüzden birbirimize karşı anlayışlı olalım. İçeri girelim."

Bu anı bekliyormuş gibi öfke bombardımanına tuttular. Art arda laf yetiştirdiler.

"Kimseyi uykusundan uyandırmadık."

"Gecenin bir yarısı gösteri yapmadık."

"Yaptığınız saygısızlık!"

Yaşlı kadın, genişçe gülümsedi. Onların ciddiyetine karşı alayla cevap verdi.

" Benim rahmetli de peşimden az koşmadı. Bana onun gençliğini hatırlattın. O da senin gibi ısrarcı ve inatçıydı. Sürekli peşimden koşardı."

Konuşurken sanki geçmişi yaşar gibi oldu. Sabır çekip bir şey diyecekken karşı taraftaki genç kadın, buna engel oldu. Öfkeyle bana baktı. Bu öfkeyi sesine yansıttı.

"Kim bilir? Ne yaptın? Ne yaptın da kadını üzdün? Erkek milleti değil misiniz? Hepiniz aynısınız."

Yanındaki kadın da ona katıldı.

"Kesin gereksiz kıskançlık yaptı."

"Ya da aldattı."

"Pislik herif! Kalıbından utan. Yaparsınız yaparsınız, sonra pişman olursunuz. Ama son pişmanlık fayda etmez."

Daha fazla katlanamadım. Öfkeyle sesimi yükselttim.

"Farkında mısınız? Buradayım ve hepinizi duyuyordum. Ayrıca sandığınız gibi pislik herifin teki değilim. Karımı falan da aldatmadım."

"Erkeklerin hepsi yalan söyler. Sana mı inanacağız?"

"İnşallah seni affetmez. Burnundan fitil fitil getirir."

Öyle içli dedi ki gerçekleşmesinden çekindim. Hızla savunma cephesine geçtim.

"Tövbe de! Allah korusun! Ne biçim şeyler söylüyorsunuz."

"İnşallah yüklü bir tazminat davası açar da varını yoğunu alır. Ortaca öyle kalıverirsin."

"Boşanmayacağız kardeşim! Beddualarını benden de evliliğimden de uzak tut. Bizden uzak dur. Deli misin? Nesin? " dediğimde daha da hırslandı. Hayretle bakakaldım. Bedduaların biri bitti. Biri başladı. Yaşadığı acıyı bana sararak atlatmaya çalıştı. Deliliğin dibine vardı.

"Hanımlar! Sizin benimle derdiniz ne? Niye tüm erkeklerin hıncını benden çıkarıyorsunuz?"

"Her ilişkinin sonu aynı bitiyor. Erkekler hayal kırıklığından başka bir şey vermiyor." deyip dolan gözlerini bana dikti. Bildiğin beni günah keçisi ilan etti. Eski sevgilisinin acısını benden çıkarmak istedi. Sinirle gülüp tekrar konuştu.

"Sen bize laf yetiştirene kadar seninki uçup gitti. Gerçi iyi de oldu."

"Ne?"

"Kadın diyorum. Uçtu gitti. Kendini kurtardı."

O an, gerçek kafama dank etti. Telaşla önüme baktım. Zenan'a dair hiçbir şey bulamadım. Bir boşlukla karşılaştım. Telaşla söylendim.

"Kahretsin! Gitmiş."

"Harbiden Zenan gitmiş."

Onlara baktığımda bana laf atan kadınların gülüştüğünü gördüm. Büyük bir oyunun içine düştüğümü gördüm.

"Hepsi sizin yüzünüzden oldu. Aklımı karıştırdınız. Bilerek yaptınız."

"Sadece bir kadını kurtardık. O da bizim gibi yanmasın istedik."

Yaşlı kadın, onlara inat heyecanla seslendi.

"Koş koş! Onlara bakma. Hâlâ geç kalmış sayılmazsın. Yağız bir delikanlısın. Sevdiğin kadını bırakmayasın. "

Derin bir nefes alıp verdim. Teyzeye hak verdim. Vakit kaybetmeden tüm gücümle koşmaya başladım. Bir anlık durmanın bedelini, nefese nefese kalmakla ödedim. Zar zor upuzun koridorda koşuşturdum. Hiç olmadığım kadar hızlandım. Hızıma hız kattım. Sonunda Zenan'ı görebildim. Ardından seslendim.

"Z-Zenan..."

Duymadı. Daha yüksek bir sesle konuştum.

"Zenan! Artık bu saçmalığa bir son ver."

Cevap vermedi. Sanki beni duymamaya yemin etti. İnadımdan vazgeçmedim.

"Nereye gidiyorsun?" dediğimde sonunda kendimi fark ettirdim. Hafifçe dönüp öfkesini yöneltti.

"Sana ne? Daha kaç kere söyleyeceğim? Sana ne Cihangir?"

"Saçmalıyorsun. Ne demek sana ne? Ben senin kocanım. Nasıl bırakayım? Aklımı ekmek peynirle mi yedim?"

Sözlerim umurunda bile olmadı. Yolun sonundaki asansöre yaklaştı. Omuz silkip son bir bakış attı. Nefes nefese son bir umut, ona yetişmeye çalıştım. Tam ulaşacakken asansör kapandı. Görebildiğim tek şey, zafere ulaşan Zenan'ın tebessümü oldu. Gerisi çalışan asansörün sesi oldu.

"Kahretsin!"

"Çok inatçısın Zenan. Çok!"

Hızla merdivenlere yöneldim. Bir taraftan da söylenmeyi sürdürdüm.

"Ne planlıyorsun Zenan?

"Nereye gidiyorsun?"

"Peşinden köpek gibi gezdiriyorsun."

Bir kat aşağı indim. Asansörün önüne geldim. Ama durmadı. Sıra sıra katları inmeye devam etti. Çaresizce üçer beşer merdivenleri aştım. Zenan'a yetişmek için ne gerekirse yaptım. Onun indiği kata geldiğimde geç kaldığımı gördüm. Zenan koridorun sonundaki bir odanın kapısını açtı. Ben yetişemeden kapıyı kapattı. Pes etmiş bir şekilde olduğum yerde kaldım. Sırtımı duvara dayayıp nefes alıp verişimi düzüne koymaya çalıştım. Bir taraftan da söylendim.

"Odanın kartını ne ara aldın Zenan ? Yoksa başından beri buraya gelmeyi mi planladın?"

Sıkıntıyla iç geçirdim. Bunu sorgulamayı sonraya bıraktım. Daha fazla zorlamak istemedim. Onu yalnız bırakmaya karar verdim. Odanın numarasını hafızama kazıyıp sakin adımlarla oradan uzaklaştım. Odama çıkmak yerine dışarı çıktım. Temiz bir hava alıp rahatlamak istedim. Boş bulduğum ilk masaya oturdum. Arkama yaslanıp üzerimdeki yorgunluğumu atmaya çalıştım. Ama gerek düşüncelerim gerek olanlar buna müsaade etmedi. Üzerimde yüklü bir huzursuzluk oluşturdu. Beni bir iç hesaplaşmaya çekiştirdi. Bebeğimiz, Zenan ve Ebru... Sorguladıkça bir çıkmaza dönüştü. Baş ağrısı oluşturdu. Elimle alnımı ovaladım. Ağrı git gide keskinleşti. Ne yapacağımı şaşırttı. Çalışanlardan birine seslenip ağrı kesici istedim. İçip hemen etki göstermesini bekledim. Çaresizlik kaderim olurken, birinin bana seslendiğini fark ettim. Sesin sahibine döndüğümde Anıl olduğunu gördüm. Sırıtıp göz kırptı.

"Vay vay! Kimleri görüyorum?"

Cevap vermek yerine öylece ona baktım. Şaşkınca duraksadı.

"Karadeniz'de gemilerin mi battı lan? Bu ne hâl? Önünde bir rakı sofrası eksik."

"Hiç şaka kaldıracak durumda değilim. Git başkasıyla uğraş."

"Baya ciddi ciddi kötüsün." dediğinde konuyu değiştirmeye çalıştım.

"Neden hâlâ buradasın? Bu saate kadar burada kalmazdın. Yoksa Senem evden mi kovdu?"

Sözlerime kahkaha attı. Karşıma oturup alaycı tavrına devam etti.

"İşler uzayınca bırakıp gidemedim. Yani korktuğun gibi bir durum yok. Beni asıl endişelendiren senin durumun. Yeni evlisin. Ama gece gece buradasın. Hayırdır Cihangir? Yoksa bana dediğin durum senin evde mi yaşandı? Karın evden mi kovdu?"

Sırıtışına karşı öfkeyle doldum. Zenan beni kovmamıştı ki... Aksine kaçıp gitmişti. Bunu düşünmek bile rahatsızlık vericiydi.

"Oha! Gerçekten kovdu mu?" diye tekrar sordu.

"Kovma falan yok. Ailecek buradayız. Hatta Zenan'ın ağabeyi ve yengesi de burada."

"Sen de karının yanında olmak yerine dışarıdasın." deyip şüpheyle bana baktı. Bu sefer, içimde tutmak yerine farklılık yapmak istedim. Uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yaptım. Arkadaşıma derdimi açtım.

"Yanında olmamı istemiyor ki..." dedim.

"Cidden mi?"

"Onu çok kırdım Anıl. Çok üzdüm. Büyük bir eşeklik ettim."

"Ne yaptın Cihangir? Ne yaptın da bu kadar dertlendin?"

Bu soru, suçumu yüzüme vurdu. Olanları bir bir aklıma getirdi. Vicdanıma yük bindirdi. Yanlış yapmıştım. Zenan'ı en mutlu gününde üzmüştüm. En hassas döneminde kalbini kırmıştım. Adi bir herif gibi davranmıştım. Bunu bilmek canımı yakarken Anıl tekrar konuştu.

"Ne yaptın lan? Bu yüzü nerede görsem tanırım. Bir şeyler olmuş. Bir haltlar yemişsin."

"Akşam Ebru ile karşılaştım. Çok kötü durumdaydı. Babası rahatsızlanmış. Ona bir şey olacak diye çok korkmuş. Onu öyle görünce bırakıp gitmedim. Gidemedim. Her ne kadar, aramızda kötü şeyler geçse de bunun öncesi vardı. Yıllardır süren bir dostluk vardı. Ailecek süren bir dostluk...Bunu yıkıp geçemedim. Ona destek olmak istedim. Bir yardımım dokunsun istedim."

Anıl, alaycı tavrı bıraktı. Ciddi bir hâle büründü. Kaşlarını çattı. Dik dik bana baktı.

"Öyle bakma! Tamamen iyi niyetimden yaptım. Babası çok iyi bir adamdı. Onun için ben de çok endişelendim. İyi bir şey yapmak istedim." dediğimde onaylamaz bir şekilde başını iki yana salladı.

"Zaten başına ne geliyorsa hep bu iyi niyetinden geliyor. İnsanlara kıyamıyorsun. Ama insanlar sana hiç acımadan kıyıyor. Bu huyunu ne zaman aşacaksın? Gerçekten merak ediyorum Cihangir."

"Anlatmama izin verecek misin? Yoksa eleştirip duracak mısın?"

Susup arkasına yaslandı. Oyalanmadan konuşmaya geri döndüm.

"Dediğim gibi çok kötü durumdaydı. Onu sakinleştirmek için elimden geleni yaptım. Güzelce konuştum. Tam veda edecekken sıkıca bana sarıldı. Ağlamaya başladı. Ne yapacağımı şaşırdım. Sonuçta karşımda hıçkıra hıçkıra ağlayan bir kadın vardı. Bir anda itmek bana yakışmazdı."

Anıl, dayanamadı. Hızla dudaklarını araladı.

"Yok artık! Eski nişanlına mı sarıldın?"

"İyi dinle! Ben mi sarıldım diyorum? O bana sarıldı diyorum."

"Peki karşılık verdin mi?"

"Hatırlamıyorum." dediğimde onaylamaz sesler çıkardı.

"Nasıl hatırlamazsın? Kadınları bilmiyor musun? Her hareketten bir anlam çıkarır. Yanlışın dibine düşmüşsün. Haberin yok."

"Bilmiyorum mu sanıyorsun? Yanlışın kendisi olmuşum lan! Sen de üzerime gelip durma."

Söylenmelerini duymazlıktan gelip asıl olaya geçtim.

"Sonra bir gürültü duydum. Arkama döndüğümde de Zenan'ı gördüm."

Anıl'ın gözleri irice açıldı. Heyecanına hâkim olamadı.

"Sana inanamıyorum Cihangir! Daha ne anlatacaksın korkuyorum. Her ağzını açışta bir olay patlatıyorsun."

Öfkeyle ona baktım. Pek umursamadı. Daha yüksek bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

" Resmen karının karşısında eski nişanlınla sarılmışsın. Kendi ölüm fermanını imzalamışsın."

"Sessiz ol. Biri duyacak."

"Yaparken utanmıyordun. Ben söyleyince mi utandın?"

"Yok başında hata yaptım. Sana hiç anlatmayacaktım. "

"Artık çok geç dostum. Anlatmaya devam et. Zenan ne yaptı? Anlat." dediğinde duraksadım. O anı düşündüm. Zenan'ın acısını ve hayal kırıklığına kalbimde yaşadım. Anbean aynı hisleri tattım. İstemsizce dudaklarımı araladım.

"Hiçbir şey yapmadı. Ne bir öfke ne bir isyan... Hiçbir şey! Her şey normalmiş gibi davrandı. Ama o gözlerde göreceğimi gördüm. Acısını, öfkesini ve hayal kırıklığını gördüm. Buna rağmen güçlü durmaya çalıştı. Sanki olay hiç yaşanmamış gibi davrandı."

"Vay be! İkinize de bir şey der sanıyordum. Yani demeliydi. Olması gereken bu değil miydi?"

"Önceden olsa muhtemelen Ebru'nun saçına yapışır olay çıkarırdı. Ama o hâlinden eser kalmadı. Sözleriyle duruşuyla her ikimize de haddini bildirdi. Öyle güçlüydü ki... Öyle havalıydı ki... " deyip iç geçirdim. Önümdeki sudan bir yudum alıp boğazımdaki kuruluğu giderdim. Anıl, bir sigara çıkarıp uzattı. Başımı hızla iki yana salladım.

"Tam sigara yakmalık bir olay! Ama yine de sen bilirsin. Senin yerine de içerim."

"Bence üzerine soğuk su içmelik bir olay." deyip tekrar sudan bir yudum içtim. Olayın derinliğe dalıp anlatmaya devam ettim.

"Ebru'nun yanında gayet iyi davranırken, yanından ayrılır ayrılmaz, aramıza bir duvar ördü. Kendini benden uzaklaştırdı."

"Haklı! Boynuna atlayacak hâli yoktu ya! Tam bir öküzlük etmişsin. Bir de ödül mü bekliyorsun?"

" Ne ödülü? Beni dinlese yeterdi. Kendimi açıklamaya çalıştım. Ama izin vermedi. Sesimi duymaya bile katlanamadı. Bir hareketimle onu mahvettim."

"Özür falan da mı dinlemedin?" deyince hayretle ona baktım.

"Dilemez olur muyum? Affetsin diye dil döküp durdum. Hemen affetmesini beklemek saçmalık olurdu. Ama yine de affetsin istedim. Aramızda hiçbir kırgınlık kalmasın istedim." dediğimde Anıl'ın bıyık altından sinsi sinsi güldüğünü gördüm. Bu gülüşün altına yatan anlamı hissettim. Sinirle konuştum.

"Ne gülüyorsun lan? Komik bir şey mi anlatıyorum? Adam gibi olanları anlatıyorum. Arkadaşımla dertleşiyorum."

"Yok kardeşim. Ben de adam gibi derdini dinliyorum. Sadece bir şey dikkatimi çekti."

"Hiç havamda değilim. Yine alay edeceksen hiç bulaşma derim."

"Hayır! Aksine gayet ciddi bir şeyler diyeceğim." deyip kollarını masaya dayadı. Hafifçe bana doğru eğildi. Sanki bir sır verecekmiş gibi yaptı. Sesini duyabileceğim bir kısıklıkta tuttu.

"Sadece bebek için evlendiğinizi düşünüyordum. Yani mecburen yapılan bir evlilik sanıyordum. Ama yanılmışım. Olaylar hiç öyle değilmiş. Çoktan ateş bacayı sarmış. Olanlar olmuş."

Genişçe gülümseyip devam etti.

"Uzun zamandan sonra tekrar birini sevmişsin Cihangir. Zenan'a gönül vermişsin. "

Konunun gittiği yeri geç fark ettim. Hızla engel olmak istedim. Ama Anıl çoktan karara vardı. Sırıtıp durdu.

"Anıl! Varsayımlarını kendine sakla."

"Hiç Anıl falan deme. Engel olma . Konuşacağım. Ayrıca bu bir varsayım değil. Uzun incelemelerin ardından varılan bir sonuç. Şimdi beni iyi dinle. Benim gözümden kendini gör."

Sinirle gülümsedim.

"Hiç niyetim yok. Uzatma kardeşim."

Umursamadı. Heyecanla dudaklarını araladı.

"Efsun'dan sonra kimseyle olmaz diyordum. Öyle bir gitmiştin ki... Yaşayan bir ölü gibiydin. Umudum kalmamıştı. Ama sonra gittin Ebru ile nişanlandın. Bir umutlandım. Bizimkine bir şeyler oluyor dedim. Cihangir hayata tekrar döndü dedim. Hemen sonra da yanıldığımı fark ettim. Sen sevdiğin için nişanlanmıyordun. Sanki yapman gereken bir işi yapıyordun. Duyguların yerine mantığına koşuyordun. Yapmaman gereken bir hataya koşuyordun. Allah'tan bu yanlıştan döndün. Ebru'yu da kendini de kurtardın."

"Anıl ne yapmaya çalışıyorsun kardeşim?"

"Seni anlamaya çalışıyorum. İzin ver de yapayım."

Sessiz kaldığımı görünce devam etti.

"Asıl konumuza gelelim. Zenan'ı konuşalım. Seni tekrar hayata döndüren kadını konuşalım."

Bir şey demeye hazırlanırken o önce davrandı. Sesiyle sesimi bastırdı.

"Lan oğlum! Değişimin farkında değil misin? Nasıl değiştiğini görmüyor musun? Uzun zamandan sonra ilk defa böylesin. Onu anlattığın zaman gözlerinin içi gülüyor. Ebru'ya dair ağzından hiçbir laf alamazken, Zenan'ı dilinden düşürmüyorsun. Kavga ettiğinizde de böyle kalıyorsun. Karadeniz'de gemilerin batıyor. Duyguların en yoğun hâlini yaşıyorsun."

Dik bakışımdan rahatsızlık duymadı. İnatla aynı şeyleri tekrarladı.

"Kalbinin sesini duymuyor musun Cihangir? Hiç kulak vermiyor musun? Bir kerecik dinle. Fırsat ver. O sana anlatsın. O sana göstersin. Kaçındığın gerçekle yüzleştirsin. Ait olduğu kalbi göstersin. Zenan'ı göstersin."

Zoraki kahkaha attım. Belki de gerçeklerden böyle kaçmak istedim.

"Her zamanki abartmalarını yapıyorsun. Bu yüzden, yorumların kendine kalsın kardeşim." dediğimde onaylamaz bir tavra büründü. Gözlerini kısıp derin bir iç geçirdi.

"Seni çok iyi tanıyorum. Eski duyguların uyandı Cihangir. Tekrar bir sevdaya düştün. Tekrar yaşam belirtisi gösterdin."

Başımı hızla iki yana salladım. Tüm gücümle inkâr etmek istedim. Kaşlarımı çatıp sertçe konuştum.

"Zamanında tövbe ettim Anıl. Bir daha bir sevdaya düşmeyeceğim diye yemin ettim. Yeminimi bozmadım. Bozmaya da niyetim yok. Aynı hataya düşmek gibi de bir niyetim yok."

"Hata mı? Bir ilişkinden yola çıkarak bunu kendine yapamazsın. Ömür boyu kendine bu işkenceyi çektiremezsin. İzin ver Cihangir. Duygularına izin ver. Kendine izin ver. Bu haksızlığı ne kendine ne de Zenan'a yap."

"Sözümden geri dönemem. Sana göre hava hoş. Benim gibi bir şey yaşamadın. Sevdiğin kadının acısını kalbinde taşımadın. Bir düşün! Ya yine aynı şeyleri yaşarsam Anıl. Bu ihtimali göze alamam. Yine aynı acıyı yaşayamam. Anladın mı?" dediğimde inatla sesimi bastırdı.

"O zamanlar başkaydı. Şimdiki durumla karşılaştıramazsın. Artık evlisin. Bir çocuğun olacak. Ve aynı sonucu yaşamayacaksın. Mutlu bir yuvan olacak. Güzel bir ailen olacak. Seveceksin sevileceksin. Hayalinde ne varsa gerçekleştireceksin."

Bir anlığına susup beni inceledi. Dikkatle gözlerimin içine baktı. Hemen ardından usulca sordu.

"Zenan senin için ne anlam ifade ediyor Cihangir?"

Gözümün önüne Zenan'ın görüntüsü geldi. Geceyi andıran gözleri, uzun yumuşak saçları ve zamanı durduran tebessümü... Bir bir aklımda yer edindi. Derin bir nefes alıp verdim. Görüntünün etkisi altına girdim.

"Ona değer veriyorum. Benim için değerli biri. Sonuçta hem karım hem de çocuğumun annesi..."

"Bu cevapla kaçamazsın Cihangir. Ondan etkileniyor musun? Dürüstçe cevap ver."

Sorunun cevabı zaten belliydi. Biraz önce odada kendimce bir yanıt vermiştim. Saklamak yerine açığa çıkarmıştım. Zenan başından beri haklıydı. Aramızda bir çekim vardı. Kabullenmesi güçtü. Ve saklanamayacak kadar gerçekti.

"Bu sessizliği evet olarak mı kabul etmeliyim? " dediğinde kendime geldim. Gülen gözlere karşı cevap verdim.

"Zenan, güzel çekici bir kadın. Yani tahminin doğru. Ondan etkileniyorum. Etkilenmiyorum desem yalan söylemiş olurum."

Konuşmam ona keyif verdi. İyice sırıttı.

"İşte böyle dürüst ol. Kendini serbest bırak."

Duraksayıp tekrar konuştu.

" Peki onu kıskanıyor musun? Buna da bir cevap bekliyorum.

Aklıma ismi lazım olmayan gereksiz kişi geldi. Düşünmek bile öfkelendirdi. Büyük bir öfkeyle dolup taşarken Anıl ile göz göze geldim. Kahkaha atıp alay etti.

"Tamam. Ben cevabımı aldım. Deli gibi kıskanıyorsun. Hem etkileniyorsun hem kıskanıyorsun. Ama sevdalandığını kabul etmiyorsun."

"Ben diyeceğimi dedim."

"Sana bugünü hatırlatacağım Cihangir . Korkaklığını yüzüne vuracağım."

"Çok beklersin." deyip ayaklandım. Elimi omzuna koyup bilerek sertçe vurdum.

"Doğruca eve git. Senem'i daha fazla bekletme."

"Sen de git karının gönlünü al."

"Çok konuşma Anıl. İşine bak kardeşim." deyip gülümsedim. Vakit kaybetmeden içeriye girdim. Çalışanlardan Zenan'ın odasının kartını aldım. Bulunduğu kata gelip kartı okuttum. Usulca içeri girdim. Dikkatli adımlarla odada ilerledim. Karşımdaki manzarayı görünce duraksadım. Zenan'ı derin bir uykuda yakaladım. Öyle delicesine yatmıştı ki... Yastıklardan birine sıkıca sarılmış, üstü açıkta kalmıştı. Kaşlarını hafifçe çatmıştı. Uykusunda bile bana olan kızgınlığı geçmemişti. Kim bilir? Belki kâbusunda bile yer edinmiştim. Bu düşüncelerle ona yaklaşmak istedim. Temkinli davranıp sessiz olmaya özen gösterdim. En yakınına gelip yatağın kenarına oturdum. Usulca konuştum.

"Çok inatçısın Zenan. Çok! Gördüğüm en inatçı kadınsın."

Üstünü örttüğümde hafifçe kıpırdandı. Uyanacak sandım. Ama beni yanılttı. Tekrar derin uykusuna geri döndü. Yanından hemen ayrılmak istemedim. Yanına uzanıp yüzümü ona doğru çevirdim. Bir süre onu izledim. Uykusundan faydalanıp doya doya seyrettim. Bunun eşliğinde derin düşüncelere daldım. Kendimi sorguladım. Zenan benim için ne anlam ifade ediyordu? Anlamaya çalıştım. Yıllar önce, biri bana Zenan ile evleneceğimi söylese güler geçerdim. Asla bir ihtimal vermezdim. Çünkü çok farklı karakterlerdik. Birbirine uyuşmayan zıt renklerdik. O zalimdi. Ben de onun yön verdiği kurbanlardan biriydim. Ona ve yaptıklarına karşı öfkeliydim. Ama şimdi her şey o kadar değişmişti ki... Yapmam dediğimi yapmış, imkânsız dediğimi gerçekleştirmiştim. Çünkü değişen tek şey zaman olmamıştı. Hem Zenan değişmişti hem de ben değişmiştim. Pişmanlığını gördükçe anlamıştım. Bu hayatta imkânsız denilen bir şeyin olmadığını görmüştüm. Sanki hep hayatımdaymış gibi ona alışmıştım. Ne yapmıştı? Bilemiyorum. Ama kısacası hayatımdaki her şeyi tersine çevirmişti. Tam merkezinde yer edinmişti. Sadece çocuğumun annesi olarak kalacak sanmıştım. Ama çok pis yanılmıştım. Büyük konuşmanın sonucunu yaşamıştım. Bu düşüncelere gülüp elimi yüzüne götürdüm. Nazikçe okşadım. İstemsizce fısıldadım.

"Tüm planlarımı mahvettin Zenan. Elimde hiçbir şey bırakmadın."

Ortada bir gerçek vardı. Ne kadar çabalarsam çabalayım kaçamazdım. Zenan beni etkisi altına almıştı. Çok fena batağa saplamıştı. Sonuç olarak ondan etkilenmiştim. Güzelliğine kapılıp gitmiştim. Ama sadece bu kadardı. Ona değer veriyor etkileniyordum. Gerisi yoktu. Anıl'ın dediği gibi sevdalanmak falan abartıydı. Zamanında rafa kaldırdığım bir meseleydi. Ne yaşamaya ne de görmeye gücüm vardı. Bu yüzden, sözümü tutmaktan başka çarem yoktu. Ne olursa olsun sözümü tutacak. Kalbimi aynı acıyla sınamayacaktım. Bu yaptığım şey büyük konuşmak değildi. Sadece kendime verdiğim yemini hatırlatmaktı. Nerede nasıl duracağımın farkına varmaktı. Geçmişten ders çıkarmaktı. Gerçeğim belliydi. Durmam gereken yer de belliydi. Bu kalbe bir sevda düşürmeyecektim. Aynı oyuna gelmeyecektim. Bunu sesli bir şekilde kendime hatırlattım.

"Bir daha aynı hataya düşmek yok."

"Nerede durman gerektiğini bileceksin Cihangir."

Elimi Zenan'ın karnına götürdüm. Bebeğimizin varlığını hissetmek istedim. Gülüp fısıldadım.

"Güzel kızım benim... Sen de babana kızgın mısın? Anneni üzdüm diye kırgın mısın? Sakın üzülme. Sakın kızma. Her şeyi düzelteceğim. Anneni mutlu edeceğim. Seni ondan da çok mutlu edeceğim. Babana güven. Olur mu?"

Zenan'ın karnına küçük bir öpücük bıraktım. Yataktan kalktım.Bu sırada, gözüme Zenan'ın telefonu ilişti. Ne kadar yanlış olduğunu bilsem de mecbur kaldım. Telefonu baş ucundan aldım. Son arayan kişiye bakıp Zenan'ı kontrol ettim. Uyuduğundan emin olup balkona geçtim. Numarayı aradım. Hemen açıldı. Heyecanlı sesi duyuldu.

"Alo Zenan..."

Sağ elimi yumruk haline getirip tüm gücümle sıktım. Sinirle ismini söyledim.

"Demir!"

Heyecanı sönüp geçti. O da benim gibi öfkelendi.

"Yine mi sensin Cihangir?"

"Benim lan! Yine benim! Hep benim! Bunu o kafana sok. Sürekli karımı arayıp durma. Gecenin bir yarısında onu rahatsız etme."

"Senin yüzünden hiç konuşamıyorum ki... Bir şekilde engel oluyorsun. Sürekli aradığım numarayı engelliyorsun. Zenan'a ulaşmama izin vermiyorsun." dediğinde sinirden güldüm.

"Daha çok beklersin. Asla ulaşamayacaksın. Yarın ilk işim numarasını değiştirmek olacak."

"Zenan benim arkadaşım. Bu yaptığını öğrenmeyecek mi sanıyorsun? Sonsuza kadar bunu sürdüremezsin."

Ses tonumu ayarlayamadım. Öfkemden delirecek duruma geldim. Derin derin nefes alıp verdim.

"Ben senin niyetini biliyorum. Anlamadığımı mı sanıyorsun lan ? Niyetini de isteğini de biliyorum. Ama ne yaparsan yap isteğine ulaşamayacaksın. Bu yüzden karımdan uzak dur. Son kez diyorum. Karımdan uzak dur. İmkânsız hayaller peşinden koşma."

Arkamı dönüp Zenan'ı kontrol ettim. Bir sorun olmadığını gördüm. Tekrar konuşmaya geri döndüm. Demir alayla güldü.

"Bana başka çare bırakmadın Cihangir. Madem telefonlarıma engel oluyorsun. Ben de oraya kadar gelirim. Zenan'ın karşısına dikilirim. Hem konuşurum hem de özlemimi gideririm."

Damarlarımın gerildiğini hissettim. Öfkemi kontrol edemedim. Onu bir kaşık suda boğmak istedim.

"Hele bir tenezzül et. Seni mahvederim. Geldiğini pişman ederim. Uyarıyorum Demir. Kendi iyiliğin için bizden uzak dur."

"Görüşürüz Cihangir. Belki yarın belki yarından da yakın!"

Cevap verecekken telefonu kapattı. Sinirden telefonu fırlatasım geldi. Son anda telefonun Zenan'a ait olduğu aklıma geldi. Kendimi durdurup sakinleşmeye çalıştım. Ama mümkün olmadı. Sabır kalmadı. En uç noktalarında gezindi. Bu sinirle Zenan'ı uyandırmaktan çekindim. Hızla odadan çıkıp gecenin karanlığına karıştım.



***************************

Sabah, ilk işim otelin mutfağına inmek oldu. İstediğim yemekleri ayarlayıp odaya getirmelerini söyledim. Odaya döndüğümde Zenan'ın hâlâ derin bir uykuda olduğunu gördüm. Saat epey geç olduğundan artık uyandırmanın doğru olacağını düşündüm. Tabii direkt uyandırmadım. Onun yerine ufak tefek sesler çıkardım. Perdeyi açıp odaya gün ışığının girmesini sağladım. Hafif kıpırdanmalar başladı. Sonunda güneşten rahatsız olup gözlerini zar zor araladı.

"Of!"

"Bu ne ya?"

Kısık gözleri beni buldu. Şaşkınca konuştu.

"C-Cihangir..."

"Günaydın." deyip gülümsedim. Kendine gelip kaşlarını hafifçe çattı. Oturur vaziyete geldi.

"Burada ne işin var? Nasıl girdin?"

"Otelin sahibi olduğumu unutuyorsun. Bazı hileler yapabiliyorum. O da bunlardan biri."

"Bu müşteri güvenliğini ihlal edeceğin anlamına gelmiyor. Değil mi?"

Sinirli hâli komiğime gitti. Sanki karşımda küçük bir kız çocuğu gördüm. Ona baktıkça güldüm.

"Bunu her müşteriye yapmıyoruz. Senin bir ayrıcalığın var. Hem benim karımsın hem de seni merak ettim. Görmek istedim. Buna da kızamazsın."

"Ne o? Hemen özledin mi? Hasretime dayanamamış gibisin."

"Bilmem. Belki de..." deyip göz kırptım. Buna karşılık tebessüm etti.

Ayağa kalkıp en yakınıma geldi. Gözlerimin içine baktı.

"Kabul et Cihangir. Bensiz yapamıyorsun. Baksana! Ayrı kalamıyorsun. Her an dibimde bitiyorsun."

İri gözleri, gözlerime meydan okurken tebessümünü genişletti. Uzun uzun gülümsedi. Benden bir cevap bekledi. Sonrasında derin bir nefes alıp verdi. Cevapsız kalmak onu hoşnutsuz etti. Umursamıyormuş gibi omuz silkti.

"Her neyse! Hiç konuşmadım say."

Gidecekken engel oldum. Kolundan tuttum. Kendime doğru çektim.

"Kabul etseydim ne olacaktı? Hoşuna mı gidecekti?"

"Bilmem. Belki de..." deyip beni taklit etti. Gözlerini kısıp şüpheyle beni süzdü.

"Yoksa kabul mü edecektin?"

Tebessüm edip anın akışına karıştım.

"Sanırım kabul edecektim. Sana çok fena alıştığımı hissettim." dedim. Şaşkınlığı hemen yüzüne yansıdı. Tatlı bir afallayış yaşadı. Heyecanla gülümsedi. Gözleri de bu anın yansımasını taşıdı.

"Vay be! Sonunda kabul ettin."

Elini alnıma getirdi. Ateşimi ölçtü.

"Ateşinde yok. Gayet iyisin."

"Evet. Maşallahım var. Turp gibiyim."

"Çok da alçak gönüllüsün."

"Öyleyimdir." dediğimde gözlerini devirdi. Benden uzaklaşıp konuyu değiştirmek istedi.

"Ağabeyim uyandı mı? Beraber kahvaltı yapalım."

"Ohoo! Çoktan uyanıp gittiler."

"Neden? Neden bizi beklemediler? "

"Seni bekleye bekleye yoruldular. Hem de çocuklarını özlediler."

"Gerçekten mi? O kadar uyumuş olamam." deyip saate baktı. Sesli bir şekilde iç geçirdi.

"Resmen kış uykusuna yatmışım."

Güldüğümü görünce kızdı.

"Sen gülme Cihangir. Neden öyle sırıtıyorsun? Bana ayı mı demek istiyorsun?"

"Ben bir şey demedim Zenan. Kendi kendine dedin."

"Ama senin de çok hoşuna gitti. Gülüşe bak. Bütün dişlerin açıkta."

"Tamam . Nasıl istersen. Gülmüyorum." deyip ellerimi havaya kaldırdım. Sessiz kaldım. Bir süre onu seyrettim. Gecenin sinirinin kalmadığını gördüm. Düne göre rahat buldum. Ona uyum sağladım.

"Bu arada senin için rahat kıyafet ayarladım. Onu giyersin." deyip dolabı açtım. Askıyı ona uzattım.

"Teşekkür ederim. Çok düşüncelisin."

"Ne demek... Her zaman."

Hızla lavaboya geçti. O hazırlanana kadar yemekleri masaya dizdirdim. Masa sonuna kadar dolarken lavabodan çıktı. Şaşkınca yanıma geldi. Dikkatle göz gezdirdi.

"Bunların hepsini biz mi yiyeceğiz?"

"Aynen öyle."

"Yok artık!" deyip masaya geçti. Ama bu lafının pek önemi kalmadı. Masaya geçer geçmez büyülendi. Heyecanla yemeğe daldı. Tatlı bir oburluk gösterdi. Hemen hemen her şeyden tatmaya çalıştı. Onu izlediğimi fark edince duraksadı. Zar zor konuştu.

"Neden öyle bakıyorsun?"

Gülüp cevap verdim.

"Çok güzel yiyorsun. Baktıkça bakasım geliyor."

Ağzındakileri bitirip sertçe yutkundu. Ufak bir tebessüm etti. Sevimli bir tavırla kendini açıklamaya çalıştı.

"Ben değil bebeğimiz yemek istiyor. Yoksa bana kalsa bu kadar yemem. Hepsi bebeğimizin oburluğundan."

"Tabii canım. Bilmez miyim?"

Simitlerden birini tabağına koyup tekrar konuştum.

"Ne güzel! Anneli kızlı bol bol yiyin. Karnınızı güzelce doyurun."

Hoşnutsuz bir şekilde bana baktı.

"Hiç güzel değil. Böyle giderse kocaman olacağım. Sen de yanımda incecik duracaksın." deyip ekmeğe bolca yağ ile bal sürdü. Ne olduğunu anlamadan ağzıma sokuşturdu. Zar zor çiğnedim. Daha yutmadan bir başka ekmeği daha uzattı. Hırsla konuştu.

"Bu yolda beraberiz Cihangir. Ben yerken bakmayacaksın. Sen de bol bol yiyeceksin. Kiloları beraber alacağız. Anlaşıldı mı?"

Ciddi hâli keyif verdi. Ama ona bunu belli etmedim. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Tıpkı onun gibi ciddi kalmaya çalıştım.

"Benim için hava hoş. Gelsin kilolar!"

"Ama benden daha çok kilo al. Tamam mı? Sakın benden zayıf kalayım deme."

"Şu hâlimle bile senden kiloluyum. Rahat ol. Şişko bir kocan olacak. İstersen ağır yaşamlara bile çıkacak kadar kilo alabilirim." dediğimde güldü. Morali yerine geldi. Yemeğe devam etti. Yemek boyunca olanlar hakkında hiç konuşmadık. Havadan sudan muhabbet ettik. Kahvaltının ardından otelden çıkış yaptık. Arabaya bindiğimizde havayı değiştirmeye çalıştım. Yavaş yavaş asıl konuya giriş yaptım.

"Keyfin yerinde mi?"

"Çok! Çok keyifliyim. " dedi ironi yaparcasına. Gülüp baş onayı verdim.

"Ne güzel! Bugün daha da çok keyifleneceksin."

Merakla bana baktı.

"Neden? Ne olacak ki?"

"Birazdan görürsün." deyip arabayı hızlandırdım.

"Gidene kadar söylemeyeceksin değil mi?"

"Biraz sabırlı ol." dediğimde küskünce kollarını birbirine kavuşturdu. Yol boyunca bu tavrını sürdürdü. Ancak evin önünde durduğumuzda heyecanlandı. İlgiyle eve baktı.

"Kime geldik? Arkadaşına mı? Bilseydim. Bir şeyler alırdık. Elimiz boş gitmezdik.

"Gel! Bir bakalım. Kime gelmişiz?" deyip arabadan indim. Kapısını açıp koluna girdim. Tüm sorularını duymazdan geldim. İyice eve yaklaştım. Anahtarı cebimden çıkardım. Önce bana sonra anahtara baktı. Gözleri heyecanla parıldadı. Gülüp dudaklarımı araladım.

"Evine hoş geldin Zenan."

Kapıyı açıp kenara çekildim. Usul usul içeri girdi. Gezmek yerine heyecanla bana baktı. Bir şey diyecek gibi oldu. Sonrasında vazgeçti. Onun yerine ben konuştum.

"Evini incelemeyecek misin?"

Bu sorum onu harekete geçirdi. Dikkatle evi inceledi. Sıra sıra odaları gezdi. Detaylı bir keşfe çıktı. Sırtımı duvara yaslayıp onu izledim. Beğendiğini görünce keyiflendim. Ortak duygularda gezindim. Süsler, tablolar ve çiçekler... Onu en çok mutlu eden şey oldu. Uzun süre onlardan ayrılamadı.

"Çok güzel. Her şeyiyle mükemmel. "

"Şimdilik böyle bir şeyler yaptım. Değişimi sana bıraktım. Neyi istiyorsan değiştirebilirsin."

Gülüp baş onayı verdi.

"Daha yukarıyı görmedin." deyip elimi ona uzattım. Sıkıca tuttu. Kendini bana bıraktı. Önce odamıza götürdüm. Yerinde duramadı. Heyecanla beşiğin önüne geldi. İlgiyle inceledi.

"Bir süre burada bizimle kalır. Büyüyünce de kendi odasına alırız."

"Kendi odası da mı var? Orayı da mı hazırladın?"

"Olmaz mı? Tam prensese yaraşır." deyip yan odaya götürdüm. Ardında kalıp tepkisini inceledim. Tek tek her detayı inceledi. Git gide gülüşü genişledi. Bulunduğumuz anı bayram havasına çevirdi. Masal kitaplarının olduğu yere gelip gülümsedim.

"Masal okuma görevini ben üstlenirim. Her geceyi bir masal sığdırırım. Belki yarısına gelmeden uyur belki de tekrarlamam için ısrar eder. Seve seve prenses ne istiyorsa yaparım. Bir masaldan girer diğer masaldan çıkarım."

"Sıra sıra yaparız. Bir gece sen bir gece ben."

"Ben her uykusuna talibim. Masal işi benim." dediğimde ufak bir tebessüm etti.

"Şimdiden babası tarafından şımartılan bir kız çocuğu görüyorum."

"Boşu boşuna prenses demiyorum."

"Desene işimiz var."

Oyuncaklardan ayıcığı alıp bana gösterdi.

"Bu da bebeğimizin uyku arkadaşı olsun mu? Her uykusunda yanında olur."

Gülerek karşılık verdim.

"Olsun. Ama önce kızımızın seçmesi gerekir. Kabul ederse her uykuda yanında olur."

"Gerçekten bebeğimizin mutlu bir yuvası olacak gibi..."dedi. Hızla arkasına döndü. O an, aynadan yansımasını gördüm. Telaşla önüne geçtim. Dolan gözleriyle göz göze geldim. Mutluluğuna rağmen ağlayacak duruma geldi. Gözlerini kaçırdı. Yüzünü avuçlarım arasına aldım. Kaçırdığı gözlerini göz hapsine aldım. Uzun uzun baktım.

"Ne oldu? Yanlış bir şey mi yaptım?

"Hayır! Aksine çok güzel bir şey yaptın."

"O zaman bu hâlin ne? Neden böylesin?" dediğimde kendini tutamadı. Gözlerinden art arda yaşlar süzüldü. Zorlukla konuştu.

"Mutluyum ama engel olamıyorum Cihangir. İçimden ağlamak geliyor. Yine duygu dengesizliği yaşıyorum. Hamilelik bütün duygularım altüst ediyor. Her şeyi yoğun yaşıyorum."

Gözyaşlarını usulca sildim. Sıkıca sarıldım. Kollarımın arasında güvende tutmak istedim. Ürkek bir ceylan gibi bana sığındı. Başını omzuma yasladı. Fısıldarcasına konuştu.

"Teşekkür ederim. Ev çok güzel. Her şey çok güzel."

"Gerçekten beğendin mi?"

"Çok beğendim. Ama hiç beklemiyordum. Hep o evde kalırız sanıyordum."

"Senin mutsuz olduğun bir evde kalamazdım Zenan. Sana bunu yapamazdım. Herkesin iyiliği için bu şarttı." dediğimde yavaşça kollarımdan ayrıldı. Minnetle bana baktı.

"Peki ya annen yine hastalanırsa..."

"Her iki aileye de yakın bir yerde oturuyoruz. Özledikçe gelirler. Ya da biz gideriz. Hastalanacak bir durum yok. Her evli çift gibi biz de ayrı evimize çıkabiliriz. Buna alışmak zorundalar." dediğimde huzurunu görebildim.

"Bu kadar şeyi ne zaman ayarladın?"

"Bir süredir uğraşıyordum. Bugüne kısmet oldu."

Ellerinden tutup sandalyeye oturttum. Hemen karşısına geçip gözlerinin içine baktım.

"Artık yaşananları konuşalım mı?" diye sordum. Birkaç saniyeliğine duraksadı. Sanki ne diyeceğini şaşırdı.

"Dün konuştuk. Konu kapanmadı mı? Ben diyeceğimi dedim."

Cevap olarak başımı iki yana salladım. Gözleri dikkatle üzerimde gezindi. En son gözlerimde durdu. Usulca konuştu.

"Ne istiyorsun Cihangir? Seni anlamıyorum. Her hareketinle aklımı karıştırıyorsun. Bir gün mesafeler örüyorsun diğer gün yarınlar yokmuş gibi koşuyorsun. Ciddi olmanı istiyorum. Ne istiyorsan söylemeni bekliyorum."

Hemen konuşmadım. Doğru lafları seçmeye çalıştım. Zoru başarmaya çalıştım. Ellerini ellerimin arasına alıp dudaklarımı araladım.

"Sana değer veriyorum Zenan. Bunu bilmeni istiyorum."

Hüzünle iç geçirdi.

"Ebru'ya da değer veriyorum diyordun. Aynı şeye dönmesin. Arkadaşça bir değer mi?" deyip gözlerini kaçırdı. Yolumdan geri dönmedim. Cesaretle devam ettim.

"Aynı şey değil. Dürüst olacağım. Seni beğeniyorum. Sadece güzellik anlamında değil tüm değişiminle seni beğeniyorum. Bu değişimin hoşuma gidiyor."

Sessiz kaldı. Ne hissettiğini sakladı. Öylece bana baktı. Devam et dercesine bunu yaptı. İsteğine uydum.

"Senden etkileniyorum Zenan. Gerçekten çok etkileniyorum. Çok kaçtım. Ama sonunda kabullendim. Gerçek bu! Ne kadar kaçarsam kaçayım saklayamam. Yüz yüze bakacağız. Bir arada duracağız. Daha fazla nasıl saklayabilirim ki?"

Sertçe yutkundum. O an, Zenan'ın güldüğünü gördüm. Yüzü kızarırken mutluluk tüm yüzünde taçlandı. Gözleri parıltı saçtı. Bu hâli ona çok yakıştı.

"Bir şey demeyecek misin?" dediğimde zafer kazanmış biri gibi davrandı. Her bir kelimeyi vurguladı.

"Bir gün itiraf edeceğini biliyordum. Sonunda cesaret gösterdin. Gerçeğinle yüzleştin. Tebrik ederim Cihangir."

Sandalyemi ona yaklaştırdım. Ellerini okşadım. Parmağımla elinden koluna doğru bir yol izledim. Sesini çıkarmadan beni seyretti. Buna karşılık merakla sordum.

"Senin itirafını ne zaman duyacağım? Sen de benim gibi cesur olabilecek misin?" dediğimde küçük bir kahkaha attı. Hayran bırakan cesaretine kavuştu. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı.

"Bugün cesaretimizi konuşturma günü mü?"

Gözlerim dudaklarına kaydı. Oradan kopamadım. Bir an önce onlara kavuşmak istedim.

"Öyle de diyebiliriz. Var mısın?" diye sordum. Ellerimden güç alıp bana iyice yaklaştı. Kulağıma doğru fısıldadı.



"Sanırım ben de seni beğeniyorum Cihangir. İyi bir adamsın. Yani yakışıklısın da... Bilirsin. Zıt kutuplar birbirini çeker. Biz de birbirimize çekiliyoruz. Birbirimizden etkileniyoruz."

İstediğim cevabı almanın memnuniyetini yaşadım. Genişçe gülümsedim. Zenan'ın saçını okşadım. Gözlerini gözlerimden ayırmadım.

"Karşılıklı olarak aynı şeyleri yaşıyoruz. Eğer bir karşılığı olmasa geri çekilirdim. Ama görüyorum. Hissediyorum. Sürekli başa sarıp duruyoruz. Buna bir son verelim. Gerçek bir evlilik için şans verelim. Belki çok mutlu oluruz. İyi ki denemişiz deriz. Belki de başaramayız. En azından denemiş oluruz. Ne dersin?"

Zenan'dan bir cevap bekledim. Meraklı bir bekleyişe geçtim. Ya kabul edecek her şeyi değiştirecekti ya da kabul etmeyip bir hikâyeyi başlamadan bitirecekti.

-Bölüm Sonu-

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.