Hastane odasının o keskin, steril kokusu Alper’in ciğerlerini yakıyordu ama göğsündeki asıl sızı kaburgalarındaki ezilmeden değil, Umay’ın o evde tek başına çektiği çaresizliktendi. Sabaha karşı Melis’in yardımıyla hastaneden çıkıp kendi dairesine döndüğünde, ev adeta bir felaket bölgesi gibiydi.
Sarsak adımlarla salona yürüdü. Hakan’ın devirdiği sehpa, yere saçılan eşyalar ve halının üzerindeki kurumuş kan lekesi... Dün gece bu salonda sadece bir kavga yaşanmamıştı; bir gençlik, senelerin kardeşliği ve üç insanın hayatı unufak olmuştu. Alper acıyla inleyerek koltuğun kenarına çöktü. Yüzündeki sargılar, patlayan kaşına atılan dikişler ve mosmor olmuş gözü canını yakıyordu ama zihninde sadece Umay’ın feryatları yankılanıyordu.
Cebinden telefonunu çıkardı. Ekranı açtığında Umay’dan gelen kısa bir mesaj gördü:
Umay: Abim salonda uyuyakaldı, telefonumu buldum. İyisin değil mi Alper? Yemin ederim aklımı kaçıracağım, ne olur iyi olduğunu söyle.
Alper dikişli dudağının acısına aldırış etmeden mesajı yazmaya başladı:
Alper: İyiyim güzelim. Sadece birkaç sıyrık. Sen sakın korkma, sakın pes etme. O evden seni çıkaracağım.
Aynı saatlerde Umay, odasının penceresinden dışarıdaki gri gökyüzüne bakıyordu. Abisi salondaki koltukta, üzerindeki kanlı kıyafetlerle sızıp kalmıştı. Evin içi adeta bir mezarlık kadar sessiz ve soğuktu.
Umay hızlıca Melis’e mesaj atıp Alper’in durumunu bir kez daha teyit etti. Melis, Alper’in evde olduğunu ve durumunun stabil durduğunu yazınca Umay derin bir nefes aldı. Abisinin uyanma ihtimaline karşı hemen toparlanması gerekiyordu. Odasındaki küçük sırt çantasına birkaç parça kıyafet, yedek şarj aleti ve kimliğini tıktı.Artık bu evde, abisinin hapis hayatı altında yaşayamazdı. Sekiz yaşından beri kalbinde büyüttüğü o aşka tam kavuşmuşken, sırf abisinin öfkesi yüzünden pes etmeye hiç niyeti yoktu.
Saat sabahın sekizini geçtiğinde Hakan salonda kımıldandı. Yüzü çökmüş, gözlerinin altı morarmış bir halde ayağa kalktı. Salondaki o dağınıklığa, yerdeki kan izlerine baktı. İçindeki öfke yerini katıksız bir nefrete ve soğuk bir kararlılığa bırakmıştı.
Hakan adımlarını sürüyerek Umay’ın odasına yürüdü. Kapıyı vura vura açtı.
"Toparlan," dedi Hakan, buz gibi bir sesle. "Okula ben götüreceğim seni. Çıkışta da kapıda olacağım. Artık tek başına adım atmak yok."
Umay yataktan kalkıp sırt çantasını omzuna taktı. Abisinin gözlerinin içine ilk defa bu kadar cesur, bu kadar başı dik baktı. "Beni kilitlesen de, gölgem gibi takip etsen de değişmeyecek abi. Ben Alper’den vazgeçmeyeceğim."
Hakan dişlerini gıcırdattı, üzerindeki o ağır hava bir anda daha da gerildi. "O herifin adını bir daha bu evde anmayacaksın dedim sana! Yürü düş önüme!"
Kampüse vardıklarında Hakan arabayı Eğitim Fakültesi’nin önünde durdurdu. Arabanın kapılarını açmadan önce Umay’a döndü. "Dersin bittiği an kapıda olacaksın. Beş dakika bile gecikirsen sınıfa dalarım, anladın mı beni?"
Umay tek bir kelime bile etmeden arabadan indi. Kampüsün kalabalığı arasına karışırken Hakan’ın bakışlarını sırtında hissediyordu. Fakülte binasının arkasındaki tenha çardaklara doğru hızlı adımlarla yürüdü. Melis onu orada bekliyordu.
"Umay!" dedi Melis, kızı görünce hızla ayağa kalkıp sarılarak. "İyi misin? Abin bir şey yaptı mı?"
"İyiyim Melis," dedi Umay, nefes nefese. "Alper nasıl? Gerçekten iyi mi? Yüzü çok kötüydü..."
"Kaburgaları ezilmiş, kaşına dikiş atıldı ama ayakta," dedi Melis. "Sen gelmeden önce konuştum onunla. Kampüse geleceğini söyledi."
Umay’ın gözleri açıldı. "Ne?! Çıldırdı mı o?! Bu halde buraya gelirse abim onu görürse vurur Melis!"
"Seni görmeden duramıyor Umay," dedi Melis. "Sana 'Arka otoparkın oradaki eski amfi binasında bekleyeceğim' dememi söyledi."
Umay hiç düşünmeden arkasını dönüp Mimarlık Fakültesi’nin arkasındaki eski, kullanılmayan amfi binasına doğru koşmaya başladı. Kalbi göğsünü yırtacak gibi atıyordu.
Eski amfinin paslı demir kapısını itip içeri girdiğinde, yarı karanlık salonda duvara yaslanmış duran silueti gördü.
Alper... Yüzündeki sargılar, morarmış gözü ve patlayan dudağına rağmen Umay’ı gördüğü an gözlerindeki o kırık ama devasa ışık yeniden yandı.
"Alper!" diye çığlık attı Umay, gözyaşları içinde adama doğru koşarak.
Alper, kaburgalarındaki keskin acıya aldırış etmeden kollarını açtı. Umay kendini onun göğsüne bıraktığında, ikisi de aylardır sürdürdükleri o gizli oyunun, yediği yumrukların ve çekilen acıların sonuna geldiklerini hissediyorlardı. Alper kızın saçlarını öptü, kokusunu içine çekti.
"Sana söz verdim..." dedi Alper fısıltıyla, kızın yüzünü kanlı ve sargılı ellerinin arasına alarak. "Seni o evde, o korkunun içinde tek başına bırakmayacağım."
Umay başını Alper’in sargılı göğsüne yasladı. "Artık kaçmak yok Alper. Ne olursa olsun, abim ne yaparsa yapsın beraberiz."
Ancak tam o sırada amfi binasının dışındaki çakıl taşlarından gelen sert adım sesleri ve kapının gıcırtıyla açılması, ikisinin de kanını dondurdu.
"Demek buradasınız..."
Hakan’ın o soğuk, tehditkar sesi boştaki amfi salonunda yankılandı.