Gecenin karanlığını yırtan o keskin ses, Umay’ın odasındaki o yoğun, sıcak ve nefes nefese kalmış atmosferi bir anda buz gibi bir duş etkisiyle dondurdu.
Dış kapının kilit mekanizmasının dönme sesi... Ve ardından koridorda yankılanan ağır adım sesleri.
"Umay? Evde misin kızım?"
Hakan’ın sesi salondan koridora doğru yayılırken, Alper ve Umay yatakta adeta elektrik çarpmış gibi birbirlerinden ayrıldılar. Alper’in gözlerindeki o tutkulu, kendinden geçmiş bakış bir saniyede yerini dehşet dolu bir panige bıraktı. Kalbi göğsünü yırtacak gibi atıyordu.
Alper hızla yataktan fırladı. Az önce Umay’ın teninde dolaşan, kızı tutkuyla öpen ve giysilerini gevşeten elleri şimdi büyük bir telaşla kendi gömleğinin düğmelerini iliklemeye çalışıyordu. Yüzü kıpkırmızıydı, şakaklarından ter süzülüyordu.
Umay da yatakta doğrulup üzerindeki dağılmış tişörtünü ve kıyafetlerini alelacele düzeltti. Saçlarını elleriyle geriye yatırırken nefesini kontrol etmeye çalışıyordu. Odadaki o ağır vanilya ve ten kokusu, az önce aralarında yaşanan o sınırları zorlayan yakınlığın en büyük kanıtı gibiydi.
Evet, aralarında o engellenemez çekim patlamış, tutku kontrolü ele geçirmişti; Umay’ın dökümlü tişörtü kenara sıyrılmış, Alper’in dudakları kızın teninde, göğsünde kaybolmuştu ama ileri gitmemişlerdi. Cinsel bir ilişki yaşanmamıştı, o nihai sınırı geçmemişlerdi. Ancak şu an odanın ortasında duran bu tablo, Hakan’ın görmesi durumunda her şeyi bitirmeye yetecek kadar tehlikeliydi.
Alper fısıltıyla, adeta boğulur gibi "Siktir..." diye küfretti. "Hakan geldı... Umay ne yapacağız?!"
Umay parmağını dudaklarına götürerek "Sus!" işareti yaptı. Yatağın örtüsünü hızla düzeltti. Alper’i omzundan tutup gardırobun yanındaki karanlık köşeye doğru itti. "Burada kal, sakın nefes bile alma!"
Umay derin bir nefes alıp yüzüne mahmur bir ifade yerleştirdi. Odasının kapısını hafifçe aralayıp koridora başını uzattı.
"Abi?" dedi Umay, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak. "Sen yarın gelmeyecek miydin? Ne oldu?"
Hakan koridordaki ışığı açtı. Yorgun görünüyordu, elindeki küçük seyahat çantasını yere bıraktı. "Sorma kızım ya, akrabaların işi uzadı, ben de gece otobüsüne binip döndüm. Zaten kafam da doluydu... Sen uyuyor muydun?"
Hakan adım adım Umay’ın odasına doğru yürümeye başladı.
Umay’ın sırtından aşağı soğuk bir ter süzüldü. Kapının arkasında, duvarın dibinde kaskatı kesilmiş Alper’in varlığı zihnini kemiriyordu. Hakan odaya bir adım atsa, Alper’i de, odadaki o dağılmışlığı da anında fark edecekti.
Umay kapıyı biraz daha kapatıp bedeniyle aralığı kapattı. "Şey... Uyuyordum evet, ışığı da yeni kapatmıştım. Başım çok ağrıyor da abi."
Hakan tam kapının önünde durdu. Bakışları bir an Umay’ın dağınık saçlarına ve kızarmış yüzüne kaydı. "İyi misin sen? Yüzün bir tuhaf bakıyor."
"İyiyim iyiyim, sadece aniden uyanınca sersemledim," dedi Umay, abisini odadan uzaklaştırmak için hemen bir hamle yaparak. "Sana bir bitki çayı yapayım mı? Ya da mutfağa geçelim, ben de bir su içeyim."
Umay kapıyı arkasından çekip kapatarak abisinin koluna girdi ve onu salona doğru yönlendirdi.
Odasında, karanlık köşede tek başına kalan Alper ise sırtını duvara yaslamış, gözleri kapalı bir halde derin derin nefes alıyordu. Kalbi patlayacak gibiydi. Az önce Umay’ın teninin sıcaklığıyla kendinden geçen adam, şimdi abisinin evinde basılma korkusuyla ecel terleri döküyordu. Aralarında tam anlamıyla bir ilişki yaşanmamış olsa bile, az önce yaşanan o tutkulu anların vicdan azabı ve basılma korkusu Alper’in boğazına bir düğüm gibi oturmuştu.