Emir, sabahın dördünde Aden’in söylediği semte ulaştığında şehir henüz uyanmamıştı. Elinde, içine kendi hattını taktığı, tüm bildirimleri sessize alınmış ve sadece ikisinin bildiği gizli bir uygulama yüklü eski bir telefon vardı. Yanına bir de Aden’in çok sevdiği o çikolatalardan ve küçük bir not eklemişti. Parkın karşısındaki binaları tek tek süzdü. "Camda mavi bir toka..." diye mırıldandı. Soğuktan kızarmış elleri direksiyonda titriyordu. Ve sonunda gördü. İkinci katta, saksının kenarına tutturulmuş küçük, mavi bir nokta. Aden’in direniş bayrağıydı o. Emir arabadan indi. Kalbi bir davul gibi çalıyordu. Aden’in babasının her an uyanıp camdan bakma ihtimali bir intihar gibiydi ama geri dönemezdi. Binanın arka bahçesine sızdı. Aden’in odası arka tarafa bakıyordu. Şansına, odanın hemen altında eski bir su borusu ve genişçe bir balkon demiri uzanıyordu. Emir, üniversite yıllarında tırmanış kulübüne gitmiş olmanın verdiği bir refleksle boruya tutundu. "Sakin ol Emir, sadece birkaç metre," dedi kendi kendine. Üçüncü denemesinde balkon demirine tutunmayı başardı. Aden’in camının önüne geldiğinde nefes nefeseydi. Cama çok hafifçe, bir kuşun gagasını vurması gibi vurdu. "Tık... tık tık." İçeride, günlerdir doğru dürüst uyuyamayan Aden, bu sesi duyar duymaz yataktan fırladı. Karanlıkta bir silüet gördü. Kumral saçlar, o tanıdık bakış... Gözlerine inanamadı. Elini ağzına kapayıp çığlığını bastırdı. Camı yavaşça, santim santim araladı. "Emir?" diye fısıldadı. Sesi bir rüyanın içinden geliyormuş gibi pürüzlüydü. "Buradayım," dedi Emir, demirlere tutunmuş halde asılı dururken. "Sana dünyaları getiremem belki ama bu gece bizi getirdim." Emir, ceketinin içinden küçük, siyah bir beze sarılmış paketi çıkardı. "Bunun içinde bir telefon var. Şarjı dolu, interneti açık. Sadece gece yarısından sonra aç. Yastığının en derinine sakla. Kimsenin bulamayacağı o yere..." Aden titreyen elleriyle paketi aldı. Emir’in parmakları, Aden’in esmer tenine ilk kez o an değdi. Soğuk, metalik bir camın arkasından değil; gerçek, sıcak ve canlı. O an aralarındaki tüm imkansızlıklar bir saniyeliğine yok oldu. On altı yaşındaki bir kızın korkusu, on dokuz yaşındaki bir gencin cesaretinde eridi. "Gitmen lazım," dedi Aden ağlayarak. "Babam uyanırsa seni mahveder." "Seni bu halde bırakıp gitmek... İşte asıl mahvolmak bu Aden. Ama bu telefon bizim yeni dünyamız olacak. Her gece saat tam 00:00'da, o gizli uygulamada bekliyor olacağım." Emir, Aden’in elini son bir kez sıktı ve hızla aşağı kaydı. Karanlığın içinde kaybolurken Aden camı kapattı ve paketi göğsüne bastırdı. Artık sadece bir hatıraya değil, canlı bir bağa sahipti. Ertesi gece saat tam 00:00 olduğunda, Aden yorganın altında titreyen ellerle o telefonu açtı. Ekranın ışığı yüzünü aydınlattığında, gelen ilk mesaj Emir’den değil, o gizli dünyanın anahtarıydı: Emir: "Şu an aynı gökyüzüne bakıyoruz ve aramızda sadece birkaç duvar var Aden. Dokunabildim sana... Gerçekten oradaydın. Şimdi o telefonu en güvenli yere sakla ve uyu. Rüyanda buluşalım, çünkü gerçek dünya bizi henüz hak etmiyor." Aden, telefonu yatağının içindeki gizli bir bölmeye yerleştirdi. İlk kez o gece huzurla uyudu. Ancak bu riskli plan, beraberinde başka bir tehlikeyi getirmişti: Eğer bu telefon yakalanırsa, bu sefer geri dönüşü olmayacaktı. Babası artık sadece "internet arkadaşlığından" değil, bir "gece yarısı sızmasından" bahsedecekti.
الفصل 7
Gece gelen hayalet
نهاية الفصل
1 تعليق
YA BU EMİRİN KARDESİM MARDESİ YOK MU AMQ TELEFON YOLADI DEDİĞİ KADINA SENİN İÇİN BİZİM DÜNAYMIZ 00.00DAN SONRA BASLIO DEDİ 🥹🤭
1الردود
