تخطٍ إلى المحتوى

mesafe

الفصل 4 · قراءة 2 دقيقة

mesafe

الفصل 4

Kilometreleri aşan emanetler

Haftalar geçtikçe, sadece seslerin ve kelimelerin yetmediği o eşiğe gelmişlerdi. Emir, Aden’in sadece sesini duymakla yetinemiyordu; onun varlığına dair fiziksel bir kanıta, odasının bir köşesinde duracak ve "o gerçek" dedirtecek bir şeye ihtiyaç duyuyordu. Bir akşam, Emir kamerasını açmadan Aden’e bir teklifte bulundu. "Sana bir şey göndermek istiyorum," dedi. "Seni hatırlatan değil, direkt beni sana getiren bir şey." Aden’in kalbi sıkıştı. "Emir, ailem... Kargo gelirse ne derim? Annem her paketi sorgular." "Bir yolunu buluruz Aden. Bir arkadaşının adresine, ya da her gün geçtiğin o kırtasiyeye... Sadece bir kez olsun benim olan bir şeye dokunmanı istiyorum." Birkaç gün sonra Aden, okul çıkışında kalbi ağzında atarak mahalledeki küçük bir kargo şubesine girdi. Emir, paketi "kitap" olarak işaretlemişti. Aden, titreyen elleriyle paketi alıp eve koştu. Odasına girip kapıyı kilitlediğinde, paketin içinden çıkanlar sadece nesne değil, Emir’in ruhunun birer parçası gibiydi. Paketin içinden Emir’in en çok giydiği, hafifçe onun gibi kokan o gri kapüşonlu hırkası çıktı. Altında ise bir not ve küçük, siyah bir defter vardı. Aden, hırkayı yüzüne bastırdı. O an, binlerce pikselin yapamadığını o kumaş parçası yaptı. Emir oradaydı. Kumral saçlarının kokusu, üniversite kantinindeki kahve kokusu ve biraz da onun o serin, taze enerjisi hırkanın liflerine sinmişti. Aden ilk kez o an hıçkırarak ağladı. Mesafe hiç bu kadar somut, bu kadar can yakıcı olmamıştı. Hemen telefona sarıldı. Aden: "Şu an üzerimde. Sanki... sanki bana sarılmışsın gibi Emir. Hiç çıkarmak istemiyorum." Emir, kütüphanenin sessiz bir köşesinde bu mesajı okurken gözlerini kapattı. Kendi hırkasının, yüzlerce kilometre ötede Aden’in esmer tenine değdiğini hayal etti. Emir: "O hırka artık senin evin olsun Aden. Kendini yalnız hissettiğinde ona sarıl. O defteri de senin için aldım. İçine sadece 'imkansız' dediğimiz anları değil, bir gün beraber yapacağımız her şeyi yazmanı istiyorum." Aden defterin ilk sayfasını açtı. Emir ilk sayfaya bir tarih ve bir cümle not düşmüştü: "21 Ekim. Sesini ilk duyduğum gün. Bu defter bittiğinde, biz birbirimizin gözlerine bakıyor olacağız." O günden sonra Aden, geceleri o hırkayla uyumaya başladı. Ailesine "arkadaşımdan ödünç aldım" dediği o hırka, aslında onun en büyük sırrı ve sığınağıydı. Emir ise Aden’den bir şey istemişti: "Bana bir fotoğrafını gönder ama öyle herkesin gördüğü gibi değil. Sadece o an, o saniye ne hissediyorsan öyle bak." Aden, aynanın karşısına geçti. Üzerinde Emir’in hırkası, saçları darmadağın, gözlerinde o derin ve imkansız aşkın hüznü... Deklanşöre bastı. O fotoğraf, Emir’in telefonunun kilit ekranı değil, kalbinin mühürü oldu. Ancak bu derinlik, beraberinde büyük bir korkuyu da getiriyordu. Aden, hırkayı her kokladığında Emir’e daha çok bağlanıyor; Emir, o fotoğrafa her baktığında Aden’in yaşının ve aradaki yolların ağırlığı altında daha çok eziliyordu. "Duygusal derinlik, beraberinde boğulma riskini de getirir," derler ya; Emir ve Aden artık suyun çok altındaydı. Ve yukarı çıkmaları için birinin, bir gün o yolu yürümesi gerekiyordu.

نهاية الفصل

3 تعليق