Ocak ayının verdiği serinlikle yüreğini tutuşturan bu anlamsız günde, ağaçların çıplak kalarak üzerilerine beyaz örtünün örtülmesine izin vermişlerdi. Söğüt ağaçlarının harika olan görüntüsü insanı kendine çekerken, tüm bu güzelliğin kendilerini ait olmalarını dilerlerdi.
Penceresinin açık kaldığını içeriye giren hırçın soğuk havayla birlikte anlayarak kapatmaya yöneldi.
Masasının üzerinde duran dosya baştan sona açılmıştı. Tüm ciddiyeti üzerindeydi ve yaptığı aptallığı yüzünden kendini suçluyordu. Dosyadaki kişiye takılmıştı gözleri. Bu kişiyi tanıyordu en nihayetinde. Oradaki karşılaşmış olduğu adamı en başından halledemediği için sinirliydi işte.
Tabi kim bilebilirdi ki o gün o yolda karşılaşmış adamın onların aradığı kişi olduğunu?
Gözlerindeki hayal kırıklığı anlatılacak gibi değildi. Pişmanlığını yüzüne yansıtan Chuuya, vakit kaybetmeden nefes alabilmek için sokağa çıkmaya karar vermişti. Attığı her bir adımında daha çok dikkat çekiyordu. Etraftaki gözlerin üzerinde olduğunu hissedince kendine çeki düzen verdi ve yüzündeki o garip ifadeyi silmek adına hızlanıp sakinliğini korumaya çalıştı. Parka ilerlediğinde bir banka oturup derin bir nefes aldı. Nefesini geri dışarı bıraktığında oluşan buhara baktığında, bunu tıpkı bir sigara dumanına benzetti...
Tüm duygularına düzen verdikten sonra plan yapmaya hazırlanıyorken yanından geçen adamı fark ettiğinde vücudu buz kesilmişti yine. Hızla elleriyle gözlerini ovaladıktan sonra ve umursamadan yayıldığı bankta dik oturmaya başladığında, hissettiği bu şeyle birlikte adamdan gözünü çekmeden bakıyordu.
Adam ise onun aksine ona bakmamıştı bile. Ardından umursamazca kendi yoluna ilerlemişti.
Chuuya onu durdurup binlerce soru sormak isterdi fakat vücudunun titremesine karşı yapabileceği hiçbir şeyin farkına vararak yapması gereken şeyi yapıp Mori'ye yazmıştı.
-"Silahlı dedektif ajansından Kunikida'yı gördüm."
Bu yaptığının doğru karar olduğuna emindi ilk saniyelerde. Sonra nedeni bilinmez, yaptığı şeyin doğruluğunu bilemez oldu. Ona neden haber vermişti? Veya asıl olan, ajansın bir üyesi.. neden buradaydı? Geri dönmüş olamazlardı? Gelmeleri birkaç ayı bulacağını söylemişti Mori. Peki ya öyleyse, o niye buradaydı?
Göğsü Dazai'nin geri dönmüş olabilme ihtimaline karşılık, bu zaman kadar hiç olmadığı kadar çaresizce inip kalkıyordu. Akan yaşların sonunun gelmeyeceğini fark ettiği zaman aklının kontrolü onda değildi. Ne yaptığının o da farkında değildi o zaman. İçkisinin bile kendini bu hale getiremediğine yemin edebilecek bir halde yapmaması gereken, gitmemesi gereken bir yere doğru koşuyordu.
Chuuya, Dedektiflik Ajans binasına doğru ilerliyordu...
Duygularının ona üstünlük bastırmasından nefret etmişti bu güne kadar. Yüreğinde kalp kırıklıklarının oluşmasının sebebi de buydu ya. Koşarak yol alırken attığı her bir adımda çıkarttığı sesler kulağını sağır ediyordu ona göre. En sonunda binaya vardığında aniden durdu. Nefes alış verişini düzenlemeye çalıştı. Başarılı olduğu söylenemezdi elbette fakat.. denemişti işte.
Karşısındaki binayı süzdüğünde, burasının dedektiflik ajans binası olduğunu fark etmişti. Gözleri büyürken kendi ayaklarının onu getirdiği yere lanet okudu. Vücudunun onun istemediği şeyleri yaptırmasından nefret etti. En sonunda o binadan içeriye girmeyi bir saniyeliğine düşünse de, hemen ardından düşündüğü saçmalığın gerçekleşmeyecek olacağını kesin bir şekilde içinden dile getirerek yorgunluktan bitkin düşen ayaklarının etkisiyle yavaşça eve doğru ilerledi.
-*-*-*-
-*-[Öğlen/Akşam geçişi]-*-
Bitkin düşen ruh, yavaşça kendini bırakmıştı. Mori'den hala cevap gelmemesi nedeniyle herhangi bir ek görev almamıştı henüz. Mesajı gördüğünde ne derdi ki?
Gün ışığı pes edip kendini buralardan uzaklaştırırken, karanlık günü ele geçirmeye başlamıştı. Bunun farkında olan genç, yorgun gözlerinin ona ihanet etmemesini umarak yerden kalkmaya gayret gösterdi. Fakat tahmin ettiğinin olması üzerine gözleri ve en önemlisi ruhu buna karşı çıkıyor, yorgun olan bu haline karşılık kendini serbest bırakmasını emrediyorlardı. Chuuya'nın bu sözlere uymasının imkanı yoktu. Kendini zorlayarak balkona doğru ilerledi. Kapıyı açtığında kendisini titreten bu soğukluk, Chuuya'nın yüzünü buruşturmasına sebebiyet vermesine rağmen buna aldırış etmeyerek gökyüzüne baktı.
Evin ısısından çıkıp soğuk havanın saf niyetli ama hırçın eser rüzgarına ayak uydurarak maviliğin önünde gözleri parıldadı. Hava değişimi gülümsemesine sebebiyet vermişti. Gözleri gökyüzüyle buluştuğunda her şey beklediği gibiydi.
Harika yıldızlar... harika bir Ay...
Bu güzelliği izlemenin kendini mutlu ettiğinin farkındaydı. Telefonuna gelen bildirimi umursamayarak gözündeki yorgunluğu yok saymaya çalıştı. Ayakta kaldığı her bir saniye onun için bir işkence gibiydi. Uyuması gerekiyordu fakat kendince ayakta kalmaya çalışmıştı işte. Yorgunluğu ona yük gibi binmesiyle odasına ilerlemekle zaman kaybetmeyerek balkondan ayrıldığı gibi bir koltuğa uzandı. Gözleri kendi kendine kapandı ve ardından derin bir uykuya daldı..
Telefondan gelen mesajı okuyabilseydi, hiç uyumamayı dilerdi..
-*-*-*-
-Bölüm Sonu-
