HELLO, BEBEKLERİM.
YENİ BİR KURGUYLA SİZİNLEYİM, UMARIM ÇOK BEĞENİRSİNİZ.

Hoş geldiniz.
Başlama tarihleri buraya.
Bölüm şarkısı: Sor bana pişman mıyım - Duman
Hayatı boyunca kimseden yardım almayan, her düştüğünde daha güçlü bir şekilde kalkan insanı ne ile sınayabilirdiniz?
Hangi yaşanan olay tek başına kalkıp bütün yaralarını kendi temizleyen insanı derinden etkilerdi?
Sorduğum sorularının hiç birinin cevabını bilmiyordum, bildiğim tek şey ayrılığın can yakmadığıydı. Elimde duran telefonla artık tükenmiş, bizden geriye bir şey kalmamış sırf ayrılırsam ayıp olur dediğim dört senelik ilişkimi tamamen bitirmiştim.
Evet, kendimi dağıtacak kadar üzülmemiştim ama bu uzaklara daldığım gerçeğini değiştirmiyordu değil mi?
Atalay Dinçer'in senden bu kadar basit vazgeçeceğine inanıyorsan, eyvallah.
İç sesim maalesef haklıydı, dört sene boyunca takıntılı bir ruh hastasıyla birlikteydim ve bu asla kendi isteğimle değildi. Defalarca beni aldattığını yakalamış her defasında ondan ayrılmıştım ama Atalay ayrılığı kabullenemeyip her defasında ağlayarak, yalvararak kapıma gelmişti.
Rahatsız etme boyutları gittikçe yükseldiği için hep affeder gibi yapıp, hayatıma devam etmiştim. Bir nevi onu yok saymıştım ama o devir bitmişti çünkü ben bu durumdan fazlasıyla sıkılmıştım.
Ayağa kalkıp, mutfağa giderek kendime bir bardak su doldurdum. Sudan bir yudum aldığımda artık toplanma zamanı gelmişti. Şimdi yapmak istediklerini yapma sırası bendeydi.
Hazırlanıp evden dışarı çıktığımda, hissettiğim hafif rüzgar ile gözlerimi kapatarak derin bir nefesi içime çektim. Gözlerimi açıp, başımı gökyüzüne kaldırdığımda beni milyonlarca küçük ışık karşılamıştı.
Ağustos ayında olduğumuz için cadde fazlasıyla kalabalık ve renkliydi. İnsanların arasından taksiye ulaşmak için yürüdüğümde, çarptığım bedenler sanki onlara hiç dokunmamışım gibi yürümeye devam ediyordu.
Sonunda öldürücü kalabalıktan bedenimi kurtararak taksiye ulaştığımda homurdanarak arka koltuğa kendimi attım.
Taksiciye ''Porto Riko'' dediğimde arabayı çalıştırdı.
Hareket eden araba ile camdan dışarıyı izlemeye başladığımda karşılaştığım manzara huzur vericiydi. Yol kenarında bulunan ağaçların şekilsizliği, gözümden kayıp giden binaların varlığı bana her şeyin geçici olduğunu ve değişebileceğini anımsatıyordu.
Yaptığın şeyin umarım farkındasındır.
İç sesim düşünmeyi ertelediğim davranışı önüme sunmuştu. En fazla ne olabilirdi oraya gidip eğlenecektim ve gecenin sonunda evime dönecektim. Uzun süredir istediğim şeyi yapacaktım.
Atalay'ın isminin bile geçmesine tahammül edemediği bir yere gidiyorsun.
Haklıydı Atalay'dan ayrıldıktan sonra buraya gelmem büyük bir kaosa neden olabilirdi ama bu şu an düşünmek istediğim en son şey bile değildi.
İç sesimle olan karşılıklı muhabbetimizi kesen şey taksinin durması olmuştu.
Arabadan inip, karşımda duran sokağa baktığımda ürpermeden edemedim.
Elektriğin icat edildiğinden bir haber olan sokak tam karşımda duruyordu. Sokağı aydınlatan tek şey mekanların tabelalarından saçılan yetersiz ışıklardı. Tabelalar dediysem hepsinin üzerinde tek bir şey yazıyordu PORTO RİKO. Sanki buraya bir krallık kurulmuştu ve her şey bir kişiye aitti.
Sokağın girişine geldiğimde yine aynı isimle karşılaşmıştım bu sefer duvara yazılmıştı.
Giriş, kocaman bir gişe ile kaplıydı ve orada duran görevli içeri giren herkesin telefonundan bir şeye bakıyordu.
Oluşan küçük kuyruğa girerek sıranın bana gelmesini bekliyordum. Birkaç dakika sonra nihayet sıra bana geldiğinde görevli bana sert bakışlar attı.
Acaba tanıdı mı?
Tek korkum şu an buydu tanınmak, burada tanınırsam asla içeri giremezdim üzerine Atalay'ın anında burada olduğumdan haberi olurdu.
''Telefonunuz lütfen!'' sabrının kalmadığını belli eden ses tonuyla kurduğu cümle ile beni tanımadığını anladım.
Yalancı bir telaşla '' Aa özür dilerim'' diyerek telefonumu çantamdan çıkardım.
Taksideyken yüklediğim uygulamayı açarak adama gösterdiğimde ''Misafir misiniz?'' dedi.
''Evet''
''Misafir olarak, sadece iki defa girme hakkınız var.'' Söylediği şeyden sonra başımı sallayarak onu onaylamıştım.
Biliyoruz, bilmediğimiz bir şey söyle.
İç sesimin söylediği şeyden sonra elime kartı tutuştururken ''Buyurun iyi eğlenceler.'' Demeyi es geçmeyen güvenliğe yalancı bir gülümseme bahşettim.
Artık içerideydim, uzun süredir olmak istediğim yerde. Barın önüne geldiğimde kocaman aynı fontta yazılmış PORTO RİKO yazısını inceledim.
Artık içeri mi girsen?
İç sesimi sorgulamadan içeri girdiğimde birçok mekanın aksine ne sigara kokusu ne de alkolden deli olan insanların ter kokusu kokuyordu. Fazlasıyla ferah ve kalabalık olmasına rağmen göz yormayan bir ortama sahipti.
Ağırlık olarak kırmızı, beyaz ve mavi renklerle bezenmiş bu ortam ne kadar hoşuma gitse de içeride dönen olayların hiç mekan kadar masum ve ferah olduğunu düşünmüyordum.
Elimdeki telefona baktığımda oyun saatine sadece bir saat kaldığını ve tabi ki bunun yanında Atalay'dan gelen zilyon tane arama ve mesajı da görmüştüm.
Atalay'dan gelen aramaları ve mesajları es geçerek bar kısmına gittiğimde bir sandalye çekip oturdum beni gören barmen hemen yanıma geldi.
''Nerde görsem tanırım misafirsin değil mi?'' Otuz iki diş sırıtarak kurduğu cümleden sonra elimde olan kartı kaldırıp gülümseyerek ona gösterdim.
Ben bu işi biliyorum edasıyla ''Demek şanslı kişi sensin.'' Dediğinde söylediği şeyi anlamadığım için tepki verememiştim. O da anlamadığımı idrak etmiş olmalı ki '' Günde sadece bir kişi Porto Riko'ya misafir olarak alınır.'' diyerek kendini açıkladı.
Şaşırdığım için kaşlarım yukarı havalanmıştı. Halime gülen barmene kollarımı masaya yaslanarak yaklaşıp ''Yeni girdiğim ortamlarda bile yabancılık çekmem.'' Dediğimde yutkunmuştu.
''Şimdi işini yapıp, en iyi kokteyllilerinden birini verecek misin? yoksa benimle her şeyi biliyorum havalarında takılıp, beni yatağa atmak için çabalamaya devam mı edeceksin?''
Duyduğu cümleden olsa gerek, boğazını temizlemiş ve işinin başına dönmüştü.
Bakışlarımı işini yapmaya başlayan, sırtı dönük barmenden çektiğimde yan tarafımda olan boş taburenin çekildiğini fark ettim.
Bakışlarımın yeni sahibi tabureye yayılarak oturan kızıl saçlı kız olmuştu. Yüzündeki ifadeden burada uzun süredir bulunduğu belliydi. Gözlerinde olan özgüven pırıltıları sözü geçen biri olduğunu düşünmeme sebep olmuştu.
''Hayranım mısın?'' Kızın söylediği şeyden sonra yüzümde oluşan gülümseme ile onu süzmeye devam ettim.
Oturduğu sandalyede bedenini benim olduğum tarafa çevirerek yüzü biraz daha bana yaklaştığında onun Alya olduğunu anladım.
''Aden?'' Soru sorar gibi ismimi söylediğinde elimi dudaklarıma götürerek ''şşşt.'' Dedim.
''Beni tanımıyorsun.'' Yüzündeki şaşkın ifade yok olmadan ''Anlaştığımızı düşünüyorum.'' Diyerek gülümsedim.
Başıyla onay verdiğinde muhabbet sayılmayan, muhabbetimizi bölen şey barmenin önüme koyduğu kokteyl olmuştu.
Kokteyli içmeye başladığımda arkada çalan müzik durmuş herkes telefonlarına bakmaya başlamıştı.
Ne olduğunu anlamak için etrafıma baktığımda herkesin birbirine anlamaz bakışlar attığını ve kendi aralarında konuştuğunu gördüm.
Ne oluyor?
Bence de ne oluyordu? ayağa kalkarak kalabalığın arasına karıştığımda mekanda bulunan büyük ekranlarda bir kişi belirdi. Ekranın köşesinde yazan B harfi dikkatimi çekmişti.
Herkes pür dikkat ekranda duran joker maskesi takmış adamı izliyordu. Sanki herkes transa geçmiş gibiydi, kimseden ses çıkmıyordu.
''Evet, halkım yeni bir geceden daha merhaba hepiniz Porto Riko'ya hoş geldiniz.'' Cümlesi bittiğinde oluşan alkış tufanı kulaklarımı kapatma isteği oluşturmuştu.
Herkes şak şakçı olmuş.
İç sesimin söylediği şeye katılarak insanların yüzlerine baktım. Gerçekten bu işte bir tuhaflık vardı. Bütün herkes tüm dikkatiyle adamın ağzından çıkacak kelimeleri bekliyordu.
''Biliyorsunuz ki her gün sadece bir tane misafir oyuncu kabul ediyoruz.'' söylediği şeyden sonra kameraya biraz daha yaklaşarak çirkin bir kahkaha atmıştı ama bu kamerada görünen kişiye ait bir gülüş değildi.
''Misafir oyuncumuza bir hoş geldin demeliyiz değil mi?'' Cümlesi bittiğinde ekran kararmış ve mekan birden eski haline dönmüştü.
Mekan diyorum çünkü ne ben ne de mekanın içinde bulunan insanlar olduğu yerden kımıldayabilmişti. Olağan dışı bir durum olduğu insanların kendi aralarında fısıldaşmasından ve şaşkın yüz ifadelerinden belli oluyordu.
Yavaş yavaş herkes pisti boşalttığında, spot ışıkları birden merdivenlerin olduğu yere dönmüştü. Ekranda olan adam şu an merdivenlerin olduğu yerde karşımızda duruyordu.
Yürümeye başladığında herkes onun adımlarını izliyordu. Ortamda şaşırılacak derecede bir sessizlik vardı, kimseden çıt çıkmıyor desem abartmış sayılmazdım.
Etrafa göz gezdirdiğimde kocaman pistte sadece benim kaldığımı fark ettim. Karşımdaki maskeli adamın ise tek muhatabı bendim.
Bunu bana doğru adımlamasından anlamıştım.
Aşırı zekisin
Alarm veren iç sesimi boş verip bana doğru gelen korkunç maskeli adamdan uzaklaşmak için geriye doğru adımladım ama ben bunu bir kez daha yapamadan maskenin altından konuşan adamın sesi bütün mekanda yankılanmıştı.
Sessizliğin sağır ettiği ortamda, adamın sesini duymak kulaklarımı kapatma isteğimi arttırmıştı.
''Evettttt oyunun başlamasına saniyeler kaldı.'' Bunu söylediğinde iki kolunu havaya kaldırarak etrafında dönmüştü sesindeki tını fazlasıyla keyifli çıkıyordu.
Benim dışımda herkes , karşımda duran adamın maskesinin altındaki yüzünü biliyormuş gibiydi.
''son 10,9,8...'' saymaya başladığında onunla birlikte diğer insanlarda sayıyordu.
''3''
''2''
''1.'' Demesiyle mekandaki bütün ışıklar kırmızı ve maviye dönmüştü.
''İşte başlıyoruz.''
''Bugünkü oyuncumuz.'' Her cümlesinin sonuna birkaç nefes yetecek kadar boşluk koyuyordu. Bu durum benim kalbimin daha fazla hızlanmasına sebep oluyordu.
Yanıma gelerek kollarımı tutup kendine yaklaştırdığında ağzından dökülen ismim ve soy adımla bütün organlarımın donup kalmasına sebep olmuştu.
Kulağıma yaklaşıp maskesini yüzüme sürttüğünde ondan uzaklaşmak istemiştim ama belime inen eli buna izin vermemişti.
''Şaşkın ördek oyuna hoş geldin.''
KURGUMUN İLK BÖLÜMÜ İLE SİZLERLEYDİM UMARIM BEĞENMİŞSİNİZDİR.
ALTTAKİ YILDIZA BASIP, DESTEK OLMAYI UNUTMAYIN BEBEKLERİM.
BÖLÜMÜ NASIL BULDUNUZ?
EDİTLERİ TAKİP ETMEK İSTERSENİZ
İNSTAGRAM | plu.tonunzombisi5