تخطٍ إلى المحتوى

MARYEL

الفصل 4 · قراءة 9 دقيقة

MARYEL

الفصل 4

Yolun Başında

İmagine Dragons-Believer

Suratıma vuran güneş ışıklarıyla, yüzümü buluşturdum. Gözlerimi açtığımda saatin çok erken olduğunu fark ettim. Dün gece Era ile beraber koltukta uyuyakalmıştık ama o çoktan çıkmış olmalıydı. Hızlıca kalkıp etrafı toparladım ve yüzümü yıkadım. Patisaria'nın sahibi olduğum için şık giyinmeliydim. Elimi dolabımın içine doğru uzattım ve elime ilk gelen elbiseyi alıp giydim. Kırmızı, boğazlı ve arkadan bağlamalıydı; kol kısımları parmaklarıma kadar uzanmakla kalmıyor aynı zamanda parmaklarımın arasından zarifçe geçiyordu ve elbise dizlerimin üzerinde bitiyordu. Elbisenin altına onunla uyumlu siyah, topuklu, süet çizme giydim. Uykum hâlâ açılmamıştı, bu sebeple uykumun açılması için kendime bir kahve yaptım. Yapmış olduğum acı kahveyi içerken, yüzümü buruşturdum. Kahvemi bitirdikten sonra artık evden çıkmam gerektiğini düşündüm ve bunu bir eyleme çevirdim. Havalar yavaş yavaş ısınıyordu bu yüzden elbisemin üzerine sadece siyah bir Derimod giydim, kafama ters kesim, siyah bir ressam şapkası taktım ve kendimi dışarı attım. Kendimi hafif rüzgar esintilerinin akışına bıraktım ve yürüyerek Patisaria'ya doğru yol aldım. Gliese'de minik arabalar vardı. Fakat Dünyada kullanılan arabaların egzozları, gezegenin atmosferine zarar veriyormuş bu sebeple Glieseliler bizim gezegenimizde de aynı sorunun yaşanmaması için çok fazla ihtiyaçları olmadığı sürece arabalarını kullanmazlardı. Hem zaten Gliese küçük bir gezegen olduğu için arabalara çok da gerek duyulmazdı. Bu sebeble çoğunlukla kimsenin arabası yoktu. Hatta kral ve varisler bile çoğunlukla ata binerdi. Zihnim binlerce düşünce ile kaplıydı. Orca taşını ormanda unutmuştum, Era benim için bir casus olarak saraya girmişti ve artık şövalyeler ormana girebilecekti. Adımlarım beni Patisaria'ya yaklaştırmıştı. Aklımı meşgul eden düşüncelerimi zihnimden çıkardım ve çocukluğumun geçtiği bu yerlerde yürürken, aynı zamanda anılarımı ne kadar özlediğimi fark ettim. Attığım her adımda, anılarımı geride bıraktım. İnsan anısı olduğu yerden geçerken adımları yavaşlarmış. Ben ne kadar istemesem de adımlarım beni yavaşlatmıştı. Kaldırımda yürürken, anılarımın olduğu bu güzel sokaklarda bir şarkı dinlemenin iyi gelebileceğini düşündüm ve sevdiğim bir müziği açtım. Kulaklıklarımı kulağıma taktığımda, Patisaria'nın caddenin karşısında olduğunu hatırladım ve caddenin karşısına doğru gitmeye yeltendim. Gliese de sadece acil meslek grupları araba kullanır diğer insanlar at arabaları kullanırdı. Fakat at arabaları bile gösterişli ve güzeldi. Araba kullanılmadığı için yavaş adımlarla caddenin karşına geçiyordum ki, bir ambulans son hız bana doğru geliyordu. Dalgınlığım yüzünden korna seslerini duymamıştım. Caddenin ortasında kilitlenip kaldım ve bir el kolumdan tutup beni kendine doğru çekti ve ikimizde yere çakıldık. Ambulans yanımızdan geçip gidiyor, korna sesleri uzaklaşıyordu. Bir kaç saniye kendime gelmeye çalıştım ve gözümü açtığımda beni kurtarmaya çalışırken, üzerime düşen kişiye baktım ve o da kilitlenmiş bana bakıyordu.

Sakin ol Aria!

nefes al ve nefes ver.

Bembeyaz bir yüzü, siyah ve düz, dağınık saçları vardı.

Sinirli bakışlarının ardında kapkara gözleriyle bana bakıyordu. Yüzüne yakışan dudakları bir yana dik ve düz burnuyla o kadar yakışıklıydı ki kalbimin atışı hızlanmıştı.

İlk defa böyle bir duygu yaşıyordum. Daha önce hiç tatmamış olduğum bu duygunun ismini bile koyamıyordum.

Birbirimizin gözlerine bakıyorduk ki, daha fazla dayanamadım.

-Kalk üstümden!

Ne kalk üstümden mi? Adam az evvel seni kurtardı ve karşılığı bu kabalık mıydı?

Bağırmamla onu itelemem bir oldu. Bütün bunlara rağmen sinirli bakışlarının hâlâ üzerimde olduğunu hissedebiliyordum.

-Seni kurtardım ve karşılığı bu kabalık mı?

Kendini ne sanıyordu ayrıca yapılan iyilikler söylenmezdi. Kendimi ezdirmedim ve cevap verdim.

-Eğer bir karşılık bekleyerek yaptıysan, hiç kurtarmasaydın daha iyiydi.

Sinirli bakışları hâlâ üzerimdeydi. Gerçekten kabalık yaptığımı düşündüm ve bu durumu düzeltmeye çalıştım.

-Pekâla, haklısın kabalık ettim. Teşekkür ederim biraz dalgın olduğum için ambulansı duymadım.

Yüzündeki ifade yumuşamamıştı. Gözlerimin içine bakıyordu. Yere eğildi ve yerden birşey aldı. Daha sonra göz temâsını bozdu ve kapüşonunu kafasına geçirerek hızla yanımdan geçip gitti.

Bütün bunlar bir kaç dakika içerisinde olmuştu fakat o bir kaç dakika, bana birkaç yıl gibi gelmişti.

🫀

Patisaria'dan içeri girdim, hâlâ kendime gelememiştim. Tüm düşüncelerim bir anda ortadan kaybolmuştu. Aklımdaki tek şey o'ydu. Bana neden bu kadar sinirli davranmıştı ve neden gözlerimin içine kilitlenmişti yada ben neden bu kadar bunu kafama takmıştım.

Bi saniye yoksa ondan etkilenmiş miydim?

hayır hayır. Saçmalama Aria. Sen sevgiye muhtaç değilsin.

Babandan da yeterince sevgi gördün. Sadece babasından sevgi görmeyen ve sevgiye muhtaç olan insanlar bu kadar kolay birinden etkilenebilir.

Diye kendi içimde tartışma yarattım ve beyaz spor ayakkabısı, gömleğinin üzerindeki zarif süveteri ve altındaki siyah eteği ile dikkatleri üzerine çeken Era'nın bana doğru geldiğini gördüm ve derhal zihnimi boşalttım.

-Tüm dikkatler üzerinde.

Dedim onu çapkın bir ifadeyle süzerek.

-Artık senin üzerindeler.

Kıkırdadık ve kendi yerimize geçtik. Gardonlardan biri bize Patisaria'nın dosyalarını getirdi. Bir kaç saat boyunca çalışmıştık ve yorgun düşünce çalışmayı bıraktık. Patisaria bir pastane ve içecek dünyasıydı fakat biz Era ile burayı büyütmüş kahvaltı ve yemek de yapmaya başlamıştık. Patisaria çok tanınan ve tercih edilen bir yer haline gelmişti. Bazen özel müzikli geceler düzenlerdik ve sanırım buranın patronu olarak artık bende tanınıyordum. Ayrıca genel müdür olarak da Era benden daha çok tanınırdı. Era ile ice-coffmilk içerken, Cedric yanımıza geldi. Koyu kumral saçlarını yana yatırmış, kahverengi gözlerini kapatan bir gözlük takmıştı. Vücudunu saran bir derimod giymişti ve bu şekilde starları andırıyordu. Derimodunu görünce aklıma tekrar o gelmişti. Hemen onu aklımdan çıkardım.

-Selam hanımlar.

Era'yla ona selam verdik.

-Hadi ama kendinize gelin. Sorun nedir?

-Sorun yok sadece yorgun düştük.

-Ben sizin yorgunluğunuza ne iyi gelir çok iyi biliyorum.

Cedric birkaç dakikalığına yanımızdan ayrıldı daha sonra elinde mavi gitarıyla beraber geri döndü. Patisaria da sadece özel gecelerde açtığımız etrafı kırmızı bir sahne perdesi ile çevrelenmiş daire şeklinde bir sahnemiz vardı. Cedric perdeyi çekti ve şarkıcı sandalyesine çıktı. Gitarını çalmaya başladığında, tüm dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştı. Ve çalmaya başladı.

Karanlığın içinde parlayan yıldız

Karanlığa sığamıyo' çünkü yalnız

Gözlerimin içine bakarak bunları söyledi ve dudağının kenarları yana doğru kıvrıldı.

Sonunda tadına varıyoruz aşkın

O da biliyo' bu şehirden bıktım

O senin görmediğini görüyo'

O bütün sırlarımı biliyo'

Attığım çığlıkları duyuyo'

Ve kalbi benim için atıyo'

Yaralarını saracağım onun

Tüm aşkım ve ruhum onun

Bunları söylerken imalı bir şekilde bana gülümsemişti.

Hayattaysam nedeni odur

Bulamam onda hiçbir kusur

Sevgili prensesim

Hiç mi korkmuyo'sun karanlıktan?

Kim bilir ne rüyalar, ne rüyalar

Görüyo'sundur o mezarlıkta

Sevgili prensesim

Üşüme al beni yanına, al

Sarılabilsem sana, gelsen bana

Başaramam, sensiz yaşayamam

Sevgili prensesim

Hiç mi korkmuyo'sun karanlıktan?

Kim bilir ne rüyalar, ne rüyalar

Görüyo'sundur o mezarlıkta

Sevgili prensesim

Üşüme al beni yanına, al

Sarılabilsem sana, gelsen bana

Başaramam, sensiz yaşayamam..

Gözlerimin içine bakarak, şarkıyı bitirdi. Annem ve babamın kayıp olduğunu biliyordu fakat benle, Era'nın güçlerimizden ve Acogahara Ormanına girdiğimizden haberi yoktu. Onunla tanışalı yalnızca 4 yıl olmuştu. Era ile benimle olduğundan daha çok abi kardeş gibiydiler. Fakat benim yanımdayken kendini rahat hissetmediğini düşünüyordum.

Müziğini bitirdikten sonra gitarını yerine bıraktı ve yanımıza geldi.

-Nasıldı?

-Güzel ama modumuzu düzeltmek için daha hareketli bişeyler çalacağını sanmıştık.

-Era haklı bende böyle sanmıştım.

-Aslında daha çok modunuzu yakalamak istedim.

Zaman hızla geçmişti ve saat 4 olmuştu. Patisaria da çok zaman geçirdiğimi düşündüm ve orayı Era'ya bırakıp çıktım. Hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başlamıştım ki Cedric'in arkamdan seslendiğini duydum. Koşar adımlarla yanıma geldi ve benimle beraber evime doğru yürümeye başladı.

-İyisin öyle değil mi?

-Evet iyiyim.

-Yalan söylemeyi kes! Birşeyleri kafana taktığın çok belli.

-İyi değilim dersem ne değişecek.

-Yalan söylediğin zaman da hiç birşey değişmez Aria.

-Kafana takılan şey her neyse söyleyebilirsin. Bir çözüm yolu bulmana yardımcı olurum.

-Yardıma ihtiyacım yok Cedric. Her zaman başımın çaresine bakabiliyorum zaten. Ayrıca benim için endişelenmenizi ve tehlikeli işlere kalkışmanızı istemiyorum.

-Biz, kim? Ayrıca tehlikeli işler mi?

-Her neyse boşver senden ve sevdiğim herkezden benim için yapmanızı istediğim tek şey her zaman yanımda olmanız bunu bil yeter.

-Pekâla nasıl istersen. Fakat sende şunu bil sen bizim kıymetlimizsin ve bırak tehlikeli işleri senin için yapamayacağımız şey yok.

İkimizde sustuk birkaç dakika sonra evimin önüne geldik. Ayrılmadan önce, birbirimize sarıldık. Kokumu içine çektiğini fark ettim ve ayrıldığımızda, gülümsedi.

-Tek isteğim mutlu olman, şarkıda da geçtiği gibi yalnızlıktan karanlığa sığınmanı istemiyorum.

Arkasını dönüp yürümeye başladı ve bana doğru dönüp tekrar baktı.

-Ve unutma seni asla bırakmayacağım.

Ve gitti. Evimin içine girdim ve saatin hâlâ erken olduğunu fark ettim. Hızla hazırlandım ve evden tekrar çıktım. Mavi okçuluk kostümümü giymiş ve sihirli oklarımı da almış Ormana doğru yola çıkmıştım. Hızlı adımlarla ormana gittim ve Orca taşını bulduğum yere doğru sesizce ve soğuk kanlılıkla yürüdüm. Şövalyeler ormanda olabilirdi bu sebeble, şuan da çok daha temkinliydim. Orca taşını bulduğum yere geldiğimde etrafı sesizce kolaçan ettim daha sonra hızla Orca taşını kayalıktan çıkardım. Tam ormandan çıkmak için kapıya doğru yürüyecektimki, bir ıslık sesiyle etrafım sarıldı. Şövalyeler etrafımı sarmıştı. Hemen çenemdeki lacivert maskeyi yüzüme çektim ve pozisyon aldım. Şövalyeler dört bir yandan üzerime bir saldırı başlattı. Olabildiğince güçlerimi kullanmamaya çalıştım. Bir şövalye arkamdan üzerime atıldı ve beni nakpavt etmeye çalıştı fakat ben, onu kolundan tutup, kendimi öne doğru kuvvetle eğerek, onu yere yatırıp nakavt ettim. İkinci şövalye kolumu tuttu ve ona çelme takıp, direğimi ensesine geçirdim. Hepsi bir yandan üzerime geliyor, beni nakavt etmeye çalışıyordu fakat ben boyun eğmiyordum. Yorulduğumu ve daha fazla savaşamayacağımı fark ettiğimde can havliyle koşmaya başladım. Onlardan olabildiğince uzaklaşmıştım ve soluk soluğa kalmıştım. Biraz dinlenmek için kalın bir ağacın ardına saklandım. Bir kaç dakika sonra etrafımı kontrol ettim ve hızlı adımlarla kapıma doğru yürüdüm derken arkamdan gelen sesle okumu çekmem bir oldu. Sarışın, mavi gözlüydü ve şövalyelerden farklı bir kostüm kuşanmıştı. Karşımda kollarını birbirine dolamış, çapkınca gülümsüyordu.

-Pekâla, kabul ediyorum güzel dövüştün ama benimlede bu kadar güzel dövüşebilecekmisin bakalım?

-Emin ol seni yenmem için tek bir hamlem yeterli olur.

-Cesur olduğun kadar küstahsın da.

-Napim, işine gelirse.

-o, oku bana fırlatmayacaksın öyle değil mi?

-Bilmem keyfim ve kahyası ne isterse o.

-Hadi ama bu yüze kim zarar verebilir ki.

-Ben veririm.

Ve okumu fırlattım. Fakat elini havaya kaldırmasıyla okumun hızının azalıp yere düşmesi bir oldu.

-B..bunu nasıl-

-Teslim ol! Yoksa emin ol bu kadar nazik olmam.

-Öyleyse bende olmam!

Ve kılıcını çekerek üzerime doğru yürüdü. Yanıma yaklaştı ve kılıcını göğsüme doğrulttu. Tam da bu sırada su gücümü kullanarak, yerden havaya doğru bir su çıkardım ve kılıcı havaya uçtu. Öfkeyle karışık şaşkınlıkla yüzüme baktı ve pozisyon alarak benimle dövüşmeye başladı. kolumdan tutup çevirerek kolumu belime sertçe dayadı. Bense diğer elimi kullanarak hızla ok çantamdan bir ok çektim ve oku ayağına sertçe batırdım. Acıyla inleyerek geriye doğru sendeledi ve bu sırada onu pratik hamlelerle nakavt ettim ve üzerine çıkarak onu yumruklamaya başladım. Sinirlendi ve ellerimi yakalayıp sanki kelepçelemişçesine birbirine birleştirdi; aniden beni tek bir hamleyle yere yatırdı ve üzerime çıktı. Büyük elleri, ellerimi sarmıştı. Bir eliyle iki elimi beraber tuttu ve diğer eliyle maskemi çıkardıktan sonra elini boğazıma dayadı.

-Kimsin sen?

Sert sesi beni ürkütmeyi başarmıştı. Nefes almaya çalışarak cevap verdim.

-Kim olduğumdan sanane.

-Pekâla, bundan sonra başına geleceklerin sorumlusu yalnızca sensin.

Dedi ve elini boğazımdan çekip cebine soktu. Elini cebine attı ve cebinden çıkardığı bir pamuk parçasını ağzıma dayadı. Çırpındım ve nefes almamaya çalıştım, güçlerimi kullanmaya çalıştım ama faydası yoktu. Gözlerim çoktan kapanmaya başlamıştı. Yolun sonuna gelmiştim ve gözlerim usulca kapandı.

نهاية الفصل

3 تعليق