3. Bölüm: Acının Kaynakları
Adı dahi unutulmuş ve ölmüş bir kız, anılarının olmadığı bir zihinde nasıl kalbi tetikleyerek bu denli can yakan bir ağrıya sebebiyet verebilirdi?
Bölüm müzikleri;
Geceler Kara Tren, Nazan Öncel
Derinlerde, Mark Eliyahu & Cem Adrian
İkimizden Biri, Fatma Turgut
Yalnızlığın Çaresini Bulmuşlar, Gripin
ᨓ
Çınar EROTAN
Gözlerim, Seray’ın küçük yüzündeki bal rengi gözlerini gördüğünde balı daha çok sevmişti. Küçük Çınar’ın asla vazgeçemediği bir huyuydu bu, balı Seray’ı hatırlamak için yerdi. Küçük yaşıma ait anılarım olmasa da tek hatırladığım Seray’dı. Her bal yediğimde aklıma Seray gelirdi.
Ben Seray’ı ilk gördüğümde, yanıma gelip benden Antep fıstığı istediğinde üzerinde lacivert elbisesi vardı. Küçük Çınar bir rengin bir kıza nasıl bu kadar yakıştığını düşünmüştü. Her ayrılığımızdan sonra Seray’ı lacivert kıyafetle bulduğum için lacivert benim için farklı bir anlama sahipti. Ben annemi kaybettikten uzun bir süre sonra Seray ile karşılaşmıştık. Lacivert giydiğini ve bu rengin onu bana getirdiğini söylemişti.
Sekiz yaşımızda malum olayı yaşadığımız zamandan yaklaşık bir ay kadar sonra Seray’la ilk karşılaşmamızda da üzerinde lacivert eşofman takımı vardı.
Ve en kötüsüyle, on iki yaşımızda Seray ve ailesinin İspanya’dan döndüğü günde karşılaşmıştım. Ben Seray’ı tekrar lacivert kıyafetle görünce bunun son olacağını düşünmemiştim. Gördüğüme sevinemeden kriz geçirip bayılan Seray kalmıştı son kez zihnimde. Ben Seray’ı çok merak ediyordum. Sekiz yaşımda benden ayrılan kızın neler yaptığını, on iki yaşına kadar nasıl değiştiğini, boyunun ne kadar uzadığı gibi bir çok şeyi merak etmiştim. Ama kimse söylememişti, fotoğraflarını dahi bana göstermemişlerdi.
En son ise Seray liseye geldiği gün lacivert kombinlerimiz ile karşılaşmıştık. O günün gecesinde nedensizce heyecandan uyuyamamıştım. Normalde giymediğim lacivert kıyafetlerime elim gitmişti. Kalbim hissetmişti sanırım Seray’ın geleceğini. Bir gün Seray ve Giray’ın geleceğini biliyordum. Lacivert kıyafetlerimi o gün giymek için dolabımın bir köşesinden saklıyordum.
Türkiye’ye dönmelerine rağmen Seray’ın karşısına bile isteye hiç çıkamamıştım. Ona bir şey olur diye çok korkmuştum. Sosyal medyasına attığı fotoğraflara bakar; nasıl büyüdüğünü, nasıl değiştiğini oradan görürdüm. Hem bu kadar yakınımda olup nasıl bir o kadar da uzak kalmam gerekebilirdi? Seray’la küçükken kurduğumuz hiçbir hayali gerçekleştirememiştik. Çünkü onun beni görmesi bize haram kılınmıştı.
Sedyede yatan Seray’a kaydı gözlerim. Eskiyi hatırlamak hiç iyi gelmemişti bana. Zihnim zonklamaya başlarken başımı Seray’ın elinin yanına, sedyeye koydum. Yarım saat öncesinde yaşadıklarımıza inanamıyordum. Seray’a Yağmur’un vefatı nasıl söylenmemişti? Seray’ın titreyişi ve ağlayışı geldi gözümün önüne. Kendinden geçişi, kucağıma yığılışı... Yüzümü Seray’a dönüp derin bir nefes verdim. Her şeyi nasıl yoluna koyacaktık? Bilmediğimiz bu gizemlerle nasıl başa çıkacaktık? Seray’a kaydı gözlerim. Biz daha kendi dertlerimizi çözememişken nasıl geçmişimizi çözecektik?
Seray’ın elini avcuma alarak gözlerimi kapattım. Hastanede olduğumuzu kimseye söylememiştim. Sabah erkenden haber vermeyi aklıma not ederken avcumdaki Seray’ın elini öptüm. Ah Seray...
Boğazım kururken yutkunamadım, kapalı gözümden bir yaş firar etti. Ben ikizimi koruyamamışken seni nasıl koruyacaktım Seray? Benim senden başka kimsem kalmamıştı ki. Ben seni daha yeni bulmuşken, sana daha kavuşamamışken sana bir şey olmasına nasıl dayanırdım? Kalbim ağrıdı ihtimallerle. Ne olur Seray’a bir şey olmasın.
Allah’ım yalvarırım Seray’a bir şey olmasın.
Seray’ın yanımda oluşuyla kendimi az da olsa avuturken kendimi uykuya bırakmıştım. On yıl üstüne tekrar Seray ile uyuyacaktım. Seray ile uyumayı ne kadar özlediğimi kokusu burnuma doldukça daha iyi anlamıştım.
6ᨓ
Seray AKÇALI
Göz kapaklarım birbirine yapıştırılmış gibi açılmazken başımın zonklaması da dahil oldu bu feci duruma. Gözlerimi zar zor açarak etrafa baktım. Beyaz tavan ile elim zonklayan başıma gitti. Ranza nerede? Burnum kaşınınca diğer elimle kaşıtmak istedim ama hissettiğim şeyle başımı yana kaydırarak elime baktım. Çınar elimi tutmuş, başını yatağa yaslamış uyuyordu.
Odayı inceledim yanan gözlerimle. Solumda komodin ve Çınar’ın yatağın yanına çektiğini düşündüğüm tek kişilik bir koltuk vardı. Karşımızda bir kapı ve küçük bir koridor vardı. Koridorun sonunu göremiyordum yattığım için. Karşımdaki duvarda küçük bir televizyon ve saat vardı. 4.40. Saatin çok erken olduğunu düşünerek Çınar’ı uyandırmak istemedim.
Aklıma yavaşça doluşan gerçekler ile kalbim acıyama başladı. Bir an sızlayan burnumdan nefes içeri girmiyor sandım.
Yağmur ölmüştü. Yağmur da Şahika gibi ölmüştü.
Annem ve babam beni kandırmıştı. İğrenç bir durumun içinde kendimi bulmak zorunda kalmıştım.
En son gözlerimin karardığını hatırlıyordum. Çınar tek başına mı beni hastaneye getirmişti?
Kalbimin ağrısına dayanamayıp gözlerimden yaşların süzülmesine izin verdim. Sessiz hıçkırıklar firar etti dudaklarımdan. Ben ayağa kalkıp emin adımlarla ilerlemek istemiştim ama bana bir değil birçok çelme takılmıştı. Çoğunu ailem takmıştı. Ve belki de daha bilmediklerim vardı? Benden gizlenen daha neler vardı?
“Seray?” Çınar’ın seslenişi ile elimle göz yaşlarımı sildim. Çınar uyku sersemi ne olduğunu anlamaya çalışırken koltuğu bana yaklaştırdı. Yüzüme eğilip parmak uçlarıyla yanaklarımda kalan göz yaşlarını sildi. “Neden ağlıyorsun?” Çınar’ın sorusu ile hıçkırarak ağlamaya başladım. Ne desem bilemedim. Ben şu an hangi bir acıma ağlıyordum bilmiyordum. Nefesim kesilirken Çınar ellerimi tuttu.
“Seray, haydi bana bak.” Nefesimi dizginlemeye çalışarak solumdaki, hemen yanımda olan Çınar’a döndüm. “Ağla, içini dök. Ben yanındayım tamam mı?” Çınar’a başımı sallarken sertçe yutkundum. Çınar yeni akan yaşlarımı parmak uçlarıyla silerken usulca konuştu benimle. “Ben gidip hemen bir hemşire çağıracağım tamam mı? Geleceğim hemen.” Çınar’ın elini tuttum kalkmasın diye. “Çınar gitme.” Küçük Seray gibi hissediyordum. Sekiz yaşında her şeyden, herkesten korkan Seray gibi.
Yalnız olmaktan korkuyordum.
Çınar gideceği için sessizce ağlamaya başlamışken arkamdaki duvardan bir tuşa bastı. “Gitmiyorum güzelim, buradayım tamam mı? Haydi kapat gözünü, sakinleş.” Gözümden akan yaşlar ile başımı salladım. Gözümü kapatıp soluma, Çınar’a doğru döndüm. Çınar’ın yanaklarımdaki yaşları sildikten sonra eli saçlarıma gitti. Saçlarımı okşadı, saçlarımı sevdi. Yeni gelen göz yaşlarımı sildi ve tekrar saçlarımı sevdi.
“Gel sayılarımızı sayıp sakinleşelim. Ben sesli söyleyeceğim sen de içinden söyle.” Çınar’a başımı salladım hafifçe yanıt olarak. O saymaya başladı, ben de içimden tekrar etmeye. “Uno,” Uno, (bir), “Dos,” dos (iki), “Tres,” tres (üç), “Cuatro,” cuatro (dört), “Cinco,” cinco (beş), “Seis,” seis (altı), ”Siete,” siete (yedi), “Ocho,” ocho (sekiz), “Nueve,” nueve (dokuz), “Diez.” diez (on).
Kapının açılma sesini duyduktan sonra gelen kişinin konuşmasını bekledim. “Seray Hanım iyi mi?” Çınar gözyaşımı silerken hemşireyi cevapladı. “Bir sakinleştirici alırsa düzelir. Psikiyatrı sabah gelecek.” Hemşire Çınar’ı onaylanıp çıkarken ben de düşünmemeye çalışıyordum. Çınar’ın dokunuşlarına odaklandım sadece.
Elimin üstüne yapılan iğne ile rahatlamıştım. Yanağımı Çınar’ın avcuna koymuş, elimle koluna tutunmuştum. Çınar saçımla oynarken istemesem de uyumuştum.
ᨓ6
Duyduğum seslerle kıpırdamadan seslere odaklandım. “Terapiye almam gerekecek. Tam olarak ne olduğunu anlamalıyız.” Sessizce konuşan İlker Amca’ya kaşımı çatmak istedim. Bana sormadan neyin terapisini yapmayı düşünüyordu? “Çıkar mısınız dışarı? Seray hâlâ uyuyor, dışarıda konuşun.” Çınar’ın fısıldayışına da gülmek istedim. Düşünceliydi. “Madem gece oldu bana neden haber vermedin Çınar?” Sinirle konuşan Giray’a artık gerçekten kaşımı çatmak istedim.
Adım seslerini duyduktan sonra herkes çıktı mı emin olamadığım için gözlerimi açmamıştım. Sadece yanağımda elini hissettiğim Çınar’ın varlığını biliyordum. “Aç gözlerini, gittiler.” İlk önce tek gözümü açtım. Baş ucumdaki Çınar’a kaşımı çattım. “Kovsana odadan, uyutmadılar. Kaş kişi geldiler? Çok adım sesi vardı.” Çınar avcuna yaslı yüzümü inceledi, bir şey demedi. İğne takılı elim, Çınar’ın yanağımı tuttuğu kolundaydı. Ben de Çınar’ı izledim. İlk gördüğüm an bayıldığım yüzünü inceledim. Ben birinin yüzüne bayılmış olsaydım bu kesinlikle Çınar’ın yüzü olurdu.
“Hemşireyi çağırır mısın? İğneyi alsın.” Çınar başını sallarken başımı avcundan aldım. Yatakta dikleşirken Çınar da duvardaki düğmeye basmıştı. Serumum çıktıktan sonra üstümü giymem için Çınar dışarı çıkarken ben de üstümü değişmiştim. Ayakkabılarımı giymem için eğildiğimde kapı çalmıştı. “Gel.” Sesimle odaya giren İlker Amca ve Çınar’a baktım.
“Seray kendini iyi hissediyorsan seninle konuşmak istiyorum. Neden atak geçirdiğini öğrenmemiz lazım.” Gözlerim İlker Amca ve Çınar arasında gidip geldi. İlker Amca ile konuşmak istemiyordum, yalnızca gitmek ve hayatıma devam etmek istiyordum. “Kendimi iyi hissetmiyorum İlker Amca, konuşmak istemiyorum.” İlker Amca seslice nefesini verdi. “Ama konuşmamız lazım Seray.” İlker Amca’ya tek kaşımı kaldırdım.
“Beni zorla mı terapiye alacaksın İlker Amca. Konuşmak istemiyorum. Teklifin için sağ ol.” Giydiğim ayakkabılarım ile yataktan kalkıp kapıya yöneldim.
Kapıdaki kişileri görünce herkesin neden geldiğini anlamaya çalıştım. “Gece Çınar ile ne yapıyordun? Neden atak geçirdin?” Sinirle hesap soran Giray’a elimle dur işareti yaptım. “Hop hop, hayırdır? Nasıl bir üslup bu Giray?” Giray sinirle elini saçlarından geçirirken Sinem Abla ve Hakan Amca yanımıza geldi.
“İyi misin canım?” Sinem Abla’ya başımı salladım. “İyiyim Sinem Abla, sağ ol.” Sinem Abla bana sarılırken Hakan Amca kolumu sıvazladı. “Bir anda neden atak geçirdin Seray? Çok endişelendik.” Nefesimi verirken nefes boruma bir şeyler saplanmış gibi hissettim. Sinem Abla’dan ayrılarak karşısına geçtim. Karşımda, biraz geride olan Çınar, Ezgi, Alper ve Berna bize bakıyordu. “Anılarım aklıma geldi, eskiye dair. Her zamanki ataklarım sorun yok.” Zoraki gülümsemeye çalışmıştım. Yağmur’u, annem ve babamın yalanlarını öğrendiğimi söylemek istemiyordum.
Hastaneden çıkışımı yaptıktan sonra merdivenleri inmeye başladık. “Atak geçirmenin asıl nedeni ne Seray?” Giray’ın bu sefer sakin sorusuna ne cevap versem diye düşündüm. “Yağmur’u öğrendim abi.” İçimden bir parça koparak söylediğim şeyin, Giray’ı benim kadar üzmemesini istedim. Giray benim kadar kahrolmasın istedim.
Giray’ın mimiği oynamazken olamaz dedim. Sen bari yapma Giray, dedim. Kabul etmek istemedim. Gözlerimi Giray’la buluşturduğumda asıl hançeri şimdi yemiş gibiydim.
“Neden bana söylemedin? Hani öğrendiğimiz şeyleri birbirimizle paylaşacaktık? Neden sakladın benden?” Giray’ın asla kurmasını beklemediğim cümleyi duyduğumda merdivende dondum kaldım. “Sen de bana söylemiyorsun bazı şeyleri.”
Giray’a güldüm. Aptallığına güldüm. Bildiğim şeyleri zaten söylemiştim. Gece öğrendiklerimi söylemeye vaktim bile olmamıştı. Ben ona çekinerek bunu söylerken Giray aslında biliyordu. Giray da benden gizlemişti.
Gözlerim merdivende Çınar’ı aradı. “Çınar?” Çınar’ın eli arkamdan omzuma değince rahatladım. “Arkandayım.” Çınar’ın eli omzumda iken kalan merdivenleri bitirip bahçeye çıktık. Çınar’a döndüm. “Taksi çağırır mısın?” Çınar cebinden aldığı Antep fıstığını attı ağzına. “Ne yapacağız taksiyi?” Çınar’ın elinden ayıklamış olduğu fıstığı alıp ağzıma attım. “Okula gideceğiz şekerim.” Çınar güldü dediğime. Cebinden anahtar çıkarıp az ilerimizdeki siyah Passat’ın kilidini açtı. “Hadi atla da okula gidelim şekerim.” Çınar’a gülerken arabaya doğru adımladık. Çınar kapımı açarken Giray’la göz göze geldik. Berna’nın kullandığı arabaya biniyordu. Giray’dan gözümü çekerek kapımı kapatan Çınar’a döndüm. Çınar kendi koltuğuna geçerken daha güne başlamadan omuzlarıma binen yük beni yormuştu. Kemerimi taktıktan sonra başımı arkaya yaslayıp zihnimi boşaltmaya çalıştım. Aklıma gelen şeyle Çınar’a döndüm.
“Sıfır ile başlıyorum saymaya.” Çınar dediğimi anlamayarak bana döndü. “Anlamadım seni.” Çınar’a gülümsedim. “Sakinleşmem için saymaya birden başladın, ben sıfırdan başlarım.” Çınar biraz daha hızlanırken gülümsedi söylediğime. “Notumu aldım. Sıfırdan başlayacağım artık ama umarım gerek kalmaz.” İçimden umarım dedim Çınar’a. Kendi sesimle duysam bile inanmayacağım bir gerçekti çünkü.
“Telefonum nerede?” Çınar sorumla cebinden telefonumu çıkartıp uzattı. Ekranı açıp saate baktım. 06.53. Ekrandaki bildirimleri umursamadan telefonumu cebime attım. Çınar kısık sesli hafif bir müzik açarken camdan dışarıyı izledim yol boyunca.
ᨓ6
Öğle yemeğini yerken etrafı izliyordum. Masadaki sohbete katılmıyor, bana bir soru sorulmuşsa ona cevap veriyordum. Giray’ın yanına oturmamak için karşısına geçmiştim. Karşımda soldan sırayla Giray, Alper ve Berna; onların karşılarında ise sırayla Ezgi, Çınar ve ben vardık.
Ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Annem ve babamla konuşmak, bana mantıklı bir açıklama yapmalarını istiyordum. Kalbimin acısı, onlara karşı olan hayal kırıklığım geçsin istiyordum. Tek sağlam olan dalım da kırılsın istemedim. Annem aramıştı ama derste olduğum için açamamıştım. Gerçeklerden korktuğum için geri de arayamamıştım.
Sadece çorbamdan azıcık içmiştim. Midem hiçbir şey almıyordu. Kaşığımı tepsiye koyup suyumdan bir yudum aldım. Arkama yaslanıp telefonumu elime aldım. Sosyal medyada öylesine dolanmaya başladım Çınar bana doğru eğilene kadar.
“Hiçbir şey yememişsin.” Çınar’a omuzumu silktim. “Canım bir şey istemiyor.” Çınar da kaşığını tepsisine bırakırken Giray ayaklandı. Tepsisini ve sandalyesini alıp sağıma, masanın başına oturdu.
“Sen niye yemiyorsun abim?” Giray’a kızmış olsam da uzun süre öyle kalamazdım. Giray’a sadece omuz silktim, yanıt vermek istemedim. Tabağımdaki köfte ve patateslere tuz döktü biraz. “Tuzsuzlar, sen tuzlu yersin.” Giray’ın dediğiyle yüzüne baktım. Yuvarlak, fırında pişmiş köfteyi ikiye bölerek bana doğru uzattı. “Haydi aç ağzını, İspanya’ya gittikten sonra ne zaman canın yemek istemese ben yedirirdim seni.”
Gözlerim dolarken güçlü görünmeye çalışmak için kendimi kastım. Yaşadığım gecenin etkisi hâlâ üzerimde; aklıma geldikçe gözlerim kayıyor, başım dönüyordu.
Giray’ın uzattığı köfteyi yedim. Giray ardından çatala biraz makarna batırıp bana uzattı. Kendisi yiyor, bana da önümdeki yemeklerden çatalımla azar azar veriyordu.
Giray’ı çok seviyordum. Aramızda sadece kardeşlik bağı değil, dostluk bağı da vardı. Bizim birbirimizden başka kimsemiz olmamıştı şu ana kadar. Giray’ın basket takımından başka iletişim kurduğu kimse yoktu. İspanya’ya gittikten sonra ikimiz de içimize kapanmıştık.
Şimdi ise minnetle ona bakıyordum. Uzaktan şımarık, ikizinin onu yedirdiği bir kız gibi görünüyor olabilirdim ama onların bilmedikleri şey benim yaşadıklarımdı. Şu an Giray yemek yememe yardımcı olmasa ben asla yiyemezdim.
Önümdeki tabaklar yarılanırken Giray’ın son uzattığı çatalı reddettim. “Doydum abi, sağ ol.” Giray yemeğini bitirmişti. Sandalyesini yanıma çekip kolunu omzuma attı ve başımdan öptü. “Rica ederim kardeşim.”
Telefonum çalarken herkesin gözü masadaki ekranı açılan telefonuma kaydı. Babam görüntülü arıyordu. Beynim dururken ne yapmam gerektiğini düşündüm. Telefonumu alarak masadan kalktım. “Afiyet olsun.” Masadakilere yönelik söylediğimle Çınar kalkmak için hareketlendi. Başımı sağa sola salladım. Kendim halletmeliydim. Çınar başını aşağı eğdi bana yanıt olarak.
Çınar ile en rahat hissettiğim konu, konuşmaya ihtiyaç duymadan anlaşabilmemizdi.
Telefonumu alarak odama çıktım. Çalışma masama oturup babamı geri aradım. Telefonumu su şişeme yaslayarak arkama yaslandım. Bacaklarım titremeye başlarken yanıtlanan aramada yan yana olan annem ve babamı gördüm. “Nasılsın kızım? Çok endişelendik hastanede olduğunu duyunca.” Babamın söylediği ile sertçe yutkundum. Neyi, nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum.
“İyi olmaya çalışıyorum.” Annem yanıtım ile endişelendi. “Kızım, neden atak geçirdin yavrum?” Annemin sorduğu soruya vücudumdaki her hücrem kahkaha attı. En azından atabilecek olsalar hücrelerimin hepsi kahkaha atardı.
Sızlayan burnumu çektim. Gözümden bir damla düştü. Kollarımı birbirine bağladım. Akan yaşlarıma dokunmadım, özgürce akmalarına izin verdim.
“Anne, ilk geldiğimiz gün Ezgi’yi görünce tanımıyormuş gibi davrandın. Sinem Abla’ya senin kızın mı, sana çok benziyor, dedin. Ben o gün Ezgi’yi görünce zaten onu tanıdığımı hissettim.” Annem söylediğim ile donarken babam devamının geleceğini anlamış olmalı ki endişeli bir ifade gördüm yüzünde.
“Ben bunu o gün anlamadım. Çınar bana dedi ki siz her hafta buluşuyormuşsunuz. Siz bize bir açıklama yapmadan her hafta, arkadaşlarınızla buluşmuşsunuz. Bize ne yalan söylediniz giderken? Biliyordunuz, o çocuklar siz her eve geldiğinizde kapıya koşuyorlardı bizi görmek umuduyla. Siz sadece onları bizden gizlemediniz, siz bizi de onlardan gizlediniz.”
Gözümden akan yaşları masamdaki peçeteyle yavaşça sildim. İkisi de bir şey diyemiyor, yalnızca bana bakıyorlardı. “Son pizzamızı yediğimiz gün İlker Amca söyledi, bizim eski evimiz oradaymış. Ben de diyorum ki bana neden tanıdık geliyor bu ev, sokak? Siz bu kadar şeyi gizlerken nasıl yorulmadınız?”
“Kızım, öyle deme.” Annemin gözünden yaş akarken işaret parmağımı doğrulttum onlara doğru. “Daha bitirmedim, bekle bitireyim.”
Derin bir nefes aldım devam edebilmek için. Sağ şakağıma silahın namlusu bastırılıyormuşçasına ağrımaya başlamıştı. “En canımı yakan kısım neydi biliyor musunuz? Yağmur...” Göz yaşlarım birbiri ardına hız kesmeden akarken ekranı göremiyordum artık. Karşımdaki cama baktım, zaten yaşlı gözlerim önümü görmeme izin vermiyordu.
“Ben Yağmur’u kaybetmişim, hiç bilmeden, hissetmeden. Beni ondan siz uzak tuttunuz ve biz kavuşamadan Yağmur’u kaybettim. Buraya geldiğim ilk günden beri bir şeyin, birinin eksik olduğunu hissettim. Çocukların hiçbiri de söylemediler, onlar da eksik hissediyordu. Bunu görebiliyordum.” Akan göz yaşlarımı sildim yeni bir peçeteyle.
“Siz benden çok şeyi aldınız. Ben arkadaşlarımın yanında olamadım, ben Yağmur’u son kez göremedim! Ben belki de onlarla kurduğum hiçbir hayali gerçekleştiremedim. Hatırlamıyorum ki!” Gözlerimi kapattım zihnimi rahatlatmak için. Burnum sızlıyor, dudaklarım titriyordu.
“Seray, her şey sizin içindi.” Annemin ağlayarak söylediğine gözlerimi açmadan cevap verdim. “Canımı bu kadar acıtacak bir yol seçmemeliydiniz. Siz benden bir çok şeyi aldınız. Siz beni, Yağmur’u da Şahika gibi bizden alan bu lisede bıraktınız gittiniz. Siz beni ve abimi koskoca bir trajedinin içine bıraktınız; ilk günden çırpınışlarımızı bile bile, göre göre gittiniz.”
“Kızım öyle söyleme ama bak,” Konuşan babamın sözünü kestim. “Konuşmak istemiyorum, kendimi iyi hissetmiyorum. Dinlenmem lazım, sabah hastaneden çıktım.” Kimsenin bir şey demesini beklemeden çağrıyı sonlandırdım. Arkama yaslandım, tavanı izledim bir süre. Sessizce ağlamaya başladım.
Odanın kapısı açılırken gözlerimden akan yaşları sildim. “Seray, iyi misin canım?” Berna’nın sorusuyla arkama dönüp başımı salladım aşağı yukarı. Hiç iyi değildim.
Berna ve Ezgi Berna’nın yatağına otururken ben de kendi yatağıma, karşılarına geçtim. Başımı duvara yaslayarak bir süre gözlerimi kapadım.
Gözlerimi açıp başımı sağımdaki ranzaya çevirdim. Ranzanın üst katı boştu. Benim yatağım da sanki beni bekliyor gibiydi. Ezgi’yle küçükken aynı ranzayı paylaşmak istiyormuşuz. Hep ranzalı bir yatağım olsun, alt katında yatayım istemişimdir. Üst katımda da sen ol.
Ne kadar istemesem de elimle karşımdaki üst ranzayı işaret edip sordum. “Orası Yağmur’un muydu?” Gözümden yaşlar akarken gözlerimi kapattım. Rüyalarımda gördüğüm küçük arkadaşlarımla hep eğlenir, oyunlar oynar, kahkahalarımız durmazdı. Şimdiye kadar içimde olan boşluk hissi buraya gelince bir benze azalmıştı. Belki bu yüzdendi. Ben kaybettiğim dostlarımın boşluğunu taşıyordum içimde.
“Sen Yağmur’u nereden biliyorsun?” Dedi Berna hayretle. Gözlerimden akan yaşları silip Berna’nın yatağında oturan Ezgi ve Berna’ya baktım. “Çınar anlattı. Ben bilmeden sordum ve o da anlattı.” Başımı eğerken bazı şeyleri düşünmemeye çalışıyordum. Yağmur’la kavuşamadan ayrıldığımız için kalbimde bir yerlerde bir şeylerin parçalandığını hissediyordum.
“Yağmur Çınar’ı senden çok kıskanırdı. Çınar yanında olmadığında anlardı senin yanında olduğunu, koşarak giderdi sizi bulmaya. Çınar’ı ondan alacığını düşünürdü.” Kaşlarım çatıldı istemsizce. “Niye Çınar’ı ondan alayım ki?” Ezgi ve Berna güldü bu söylediğime. “Çınar ile siz ayrılmazdınız. Evleriniz yan yanaydı; ya sen ya da Çınar gece mutlaka diğerinin evine gider, gece onunla uyurdu.” Berna’nın açıkladığı şey beni gülümsetmişti.
“Yağmur küçükken bizim aynı odada kaldığımız günleri hayal ederdi. Yağmur hep tek kişilik yatak isterken sen ranza isterdin, ben de senin üst katında yatmayı isterdim.” Gözünden akan yaşı silip devam etti Ezgi. “Yağmur da seni görebilmek için karşı ranzada üstte yatmak isterdi. Sen Çınar’ın yanına gideceğin zaman seni böylece görebilecekti.” Ezgi gözyaşlarını silerken Yağmur’un ranzasına bakıyordum. “Bu odada beraber kaldığımızda Yağmur hep senin yatağına bakardı Seray. Seray bir gün gelecek, derdi.” Berna gözyaşlarını tutamazken ben de sessizce ağlamaya başlamıştım.
Gecenin sersemleştirdiği bedenim o kadar üzgün ve bitkindi ki şimdi duyduklarımla bedenimde neler hissettiğimi anlamadım. Her tarafım uyuşmuş gibiydi.
Berna ve Ezgi kalkıp yanıma, yatağıma oturdular. Beni de ortalarına aldılar. “Seray, sen Yağmur’u öğrendin diye mi kötü oldun?” Ezgi’nin sorusuna sadece başımı salladım. Evet, demek şu an benim için çok zordu.
Solumdaki Berna’ya döndüm aklıma gelenlerle. “Rüyamda benimle oyunlar oynayan turuncu kıvırcık saçlı, yeşil gözlü, çok güzel bir kız çocuğu vardı. Antep fıstığının kabuklarını soymayı sevmediği için ben hep fıstık ayıklar ona verirdim.” Gözümden bir damla yaş düştü. “Ben hep o kızı küçüklük rüyalarımdan kalma diye düşünürdüm. Rüyalarımda küçük çocukları gördüğüm zaman mutlu olurdum, çünkü onları tanıdığımı bilirdim. Ama uyanınca da boşluğa düşer gibi olurdum. Yüzler aklımdaydı, sesler kafamda dönüyordu ama o küçük çocukların kim olduğunu bilmiyordum.”
Ezgi’ye döndüm bu sefer. “Kumral saçlı biz kız vardı, mavi gözlü, çok tatlı. Onunla da Giray için hep tartışırdık. Ben Giray’la aynı evde yaşıyorum diye benimle küsmüştü.” Ezgi gözlerinden yaşlar akarak gülümsemişti bana.
“Sonra ben anneme sordum. Anne ben niye böyle şeyler görüyorum, kim ki bunlar, dedim. Çocukluk arkadaşların, dedi. Ama sonra sustu bir şey demedi. Ben anladım travmayla ilgili olduğunu, annemle babam üzülmesin diye daha bir şey demedim” Şimdi ise annemle babamın üzülmesin diye söyleyemediğim şeyler benim canımı çok yakmıştı. Annem ve babam benim canımı çok yakmıştı. Ben sadece başım ağrımasın, kriz geçirmeyeyim diye onları düşünmezken, arkadaşlarım olan ve zamanında benim bilmediğim kişiler benim için üzülüyor, mutsuz oluyor, ağlıyordu. Annem ve babama sinirlenmiştim. Neden bizi kopararak çözmüşlerdi problemi? Başka çözüm yolu yok muydu?
Anılar zihnime doluşmaya çalışırken başım döndü, gözlerim karardı. Bacaklarım titrerken yanımdaki Ezgi’ye tutundum. Oturmama rağmen vücudum beni taşıyamıyor gibiydi. Sesler duyuyor gibiydim ama net değildi, uğultu gibi geliyordu bana.
“Seray bana bak.” Ezgi’ye bakmak istedim ama şakaklarımdan vuran ağrı başımı kaldırmama engel oldu. “Seray, haydi sayalım birlikte.” Gözleri sımsıkı yummuşken tepki vermek adına başımı sallamıştım. “Ben söylüyorum, sen de içinden tamam mı?” Nefes alıp verdim, boğazım sıkılıyormuş gibi hissediyordum.
Ezgi teker teker sayarken ben de içimde sayıyordum.“Uno.” Uno. “Dos.” Dos. ,”Tres” Tres. “Cuatro.” Cuatro. “Cinco.” Cinco. “Seis.” Seis. “Siete.” Siete. “Ocho.” Ocho. “Nueve.” Neuve.” “Diez.” Diez.
Gözlerimi yavaşça açarken Ezgi ve Berna koluma girmişlerdi. “Giray’a haber versek mi Ezgi?” Berna’nın sorduğuna başımı salladım. “Normal, arada oluyor böyle. Endişelenmesin şimdi.” Ezgi ve Berna beni yatağıma yatırırken başımı arkaya yasladım. “Spor dersi için biz üstümüzü değişelim, sen de yat dinlen.” Berna’ya gözlerimi açmadan mırıldandım. “Hm hm.”
6
Gözlerimi açtım telefon zil sesimle. Kızlar derse gittikten sonra uyumuş olmalıydım. Elimi komodine uzattım telefonumu almak için. Arayanın Çınar olduğunu görünce beklemeden açtım. “Efendim?” Esnerken elimle ağzımı kapattım. “Uyuyor muydun?” Sol elimin parmakları ile gözlerimi ovuştururken Çınar’ı yanıtladım. “Evet.”
“Babam sana bir ilaç yazdı. Numaran onda olmadığı için bana attı ilacı, ilacını aldım.” Çınar’ın dedikleri bitince gözlerimi izlediğim pencereden ayırdım. “Sağ ol ilaç için. Yurttan çıkınca seri arar, ilacı alırım. Olur mu?” Ayaklarımı yataktan sarkıtıp Çınar’ın cevabını bekledim. “Olur tabii ki.” Çınar’ın cevabı ile görüşürüz diyerek aramayı sonlandırdım.
Kollarımı açarak esnedim. O kadar yorgun hissediyordum ki yatıp hiç kalkmamak istiyordum ama aklıma takılan şeyler için kalkıp kolları sıvamam lazımdı. Lacivert bir eşofman takımı ve beyaz montumu giyip odadan çıktım. Ayakkabılıktan spor ayakkabılarımı alacakken duraksadım. İlk gün ayakkabı dolabının kapağında gördüğüm harfler, şimdi anlam kazanmıştı zihnimde. E, Y, S, B. Çıkartma şeklinde olan Y harfinde parmağımı gezdirdim. Yağmur beni beklemişti. Olmasam bile adımı yanlarından hiç ayırmamışlardı.
Ayakkabılarımı alıp yurttan çıktım. Yurt merdivenlerini inerken bahçenin ortasında, her zamanki bankın önünde ayakta duran Çınar’ı gördüm. Yanına doğru adımlarken bahçedeki kişiler bana bakıyordu.
“Selam.” Çınar cevap vermek yerine başını sallayıp kapüşonumun şapkasını kafama geçirdi. “Tüylü şeyin nerede? Az da olsa kulaklarını sıcak tutuyordu. Şimdi yok ve rüzgar esiyor.” Çınar’a kaşlarımı çattım. Tüylü şeymiş. “Kıskandın mı güzelim kulaklığımı doğru söyle?” Çınar soruma gülümsedi. ”Evet çok kıskandım.” Çınar’ın cevabına gülümserken aklıma gelen şey ile kaşlarım çatıldı.
“Artık insanların bu bakışlarından rahatsızlık duymaya başladım. Niye herkes öyle bakıyor?” Etrafıma bakarak sorduğum şeyle Çınar da etrafına baktı. Çınar etrafa bakarken herkes bakışlarını başka yöne çevirmişti. “Ben göremiyorum, kim bakıyor?” Çınar’a ufladım.
“Markete gidelim mi? Antep fıstığım bitmiş.” Çınar’ı onaylayarak markete doğru adımladık.
Gözüm dalmış bir şekilde reyondaki çerezleri izliyordum. Zihnim çok yorgundu. Reyondaki Antep fıstıklarının yerinde olmak istedim, öylece boş boş durayım istedim.
“Daldın gittin. İyi misin?” Çınar’a yalan söylemek istemedi dudaklarım. Başımı sağa sola salladım sadece. Çınar bana doğru eğilip yüzüme bakmak isteyince eğilerek birkaç paket Antep fıstığı alıp kasaya geçtim.
Çınar cüzdanını çıkartırken nakitleri kasaya bırakıp çıktım. Aldığım poşete fıstıkları attıktan sonra bir paketi açıp içinden fıstık alıp yemeye başladım. Çınar kolumdan fıstık poşetini alıp kendisi tuttu. İlk karşılaştığımız banka doğru adımladık birlikte.
“Nasıl hissediyorsun? Konuşalım mı biraz?” Arkama yaslanıp başımı gökyüzüne çevirdim. Çınar ile hem konuşmak istiyor hem istemiyordum. Çınar’a karşı hâlâ aklım bir nebze de olsa yabancı hissediyordu. Yüreğim ona nedense güveniyordu. Uçsuz bucaksız bir deniz kadar büyüktü bendeki güveni. Çınar yanımda iken aklımın yüreğimin yanında galip geldiği henüz olmamıştı. Olmasındı zaten.
“Konuşmak isterim.” Çınar cevabım ile parmak uçlarını kadrajıma getirdi. Kabuklarından ayırmış olduğu Antep fıstığını görünce ağzımı açtım. Çınar şaşkın bakışları eşliğinde fıstığı ağzıma attı. Fıstığın lezzetli tadı çiğneyişlerim ile ağzıma yayılırken konuşmaya başladım.
“Kötü hissediyorum. Zihnim allak bullaktı, aynı zamanda değildi. Şu beş günde öğrendiğim yeni bilgiler yapboz parçalarını doğru yere yerleştirmeme yardımcı oldu. Kimi canımı çok yaktı, kimini yerine koyamadım canımın yanmasından dolayı.” Çınar ağzıma bir fıstık daha atarken başımı gökyüzünden soluma, Çınar’a çevirdim.
“Anlayabiliyorum seni. Keşke bazı şeyleri böyle öğrenmeseydin. Ve eminim öğrenmediğin şeyler için de şimdiden rahatsızsın.” Çınar konuşurken onu izliyordum dikkatlice. Beni biliyordu ve bu benim ona olan güvenimin temeliydi.
“Evet, yaşadıklarımı hazmetmeye çalışıyorum ama yerine gelecek şeyler beni ürkütmüyor değil. Ben aslında bu kadar çekinmem biliyor musun. Kendime güvenim tamdır, istediysem direkt yaparım.” Çınar dediğimle gülümsedi. “Tabii ki biliyorum, sen istediğini alırsın. Bahanen yoktur. Ama atladığın bir şey var. Senin ürktüğün şey karşındakini bilmemek bence. Sen istediğini yaparsın ama sonucunda sana ve sevdiklerine ne olacağını bilmiyorsun.”
Çınar’ın tespiti kaşlarımı çatmama neden olmuştu. Sesli bir şekilde başkası tarafından söylenince daha iyi anlamıştım. Ben düşmanımı bilmeden plan yapmaya çalışıyordum. Geçmişte nelere yol açtığını biliyordum ama şimdi ve geleceğe neler getireceğini bilmiyordum. Düşmanımı tanımadan savaşa hazırlanıyordum. Elimde kullanabileceğim bir silah yokken hem de.
“Haklısın sanırım. İçimi kemiriyor ama Çınar. Yağmur’u da öğrendikten sonra...” Nefesim kesilir gibi oldu, cümlemi tamamlayamadım. Boğazımı iple sıkıyorlarmış gibi nefesim kesildi. Gözlerimi kapattım. Seray sen güçlü olmak zorundasın. Sen güçlü ol ki kendinin de Yağmur’un da intikamını alabil.
Çınar elimi omzuma koymuş bana bakarken omzumdaki elini alarak elini avcuma aldım.
“Her şey için teşekkür ederim Çınar. Ve bundan sonra yapacağın her şey için de çok teşekkür ederim. Biliyorum sen beni hiç yalnız bırakmayacaksın.” Çınar gülümsedi, elini avcumdan çıkararak benim ellerimi avcuna aldı. Ellerim avcunda ısınırken elimdeki hücreler dans ediyor gibi gelmişti. Tabii mümkün olsa.
“Her zaman yanında olacağım Seray.” Çınar’a gülümserken derin bir nefes aldım şimdi söyleyeceklerim için. “Ben bir yola çıktım ve bu yoldan ne pahasına olursa olsun dönmeyeceğim. Düşmanımı tanımadığım bu yolda benim yanımda olup bana yardım edecek misin?” Çınar titreyen ellerimi sıkı sıkı tutarken başını yavaşça aşağı yukarı salladı.
“Ben Çınar ETOTAN, tabii ki de her daim yanında olacak ve sana yardım edeceğim Seray AKÇALI.” Çınar’a gülümserken içimdeki küçük Seray çok mutluydu. Bunu nasıl hissedebiliyordum bilmiyordum ama içimdeki küçük çocuğu mutlu ettiğini her bir hücreme kadar hissetmiştim.
“Ve ben, Seray AKÇALI; tabii ki de bu yolda yoldaşım olan seni her daim koruyacağım Çınar EROTAN.” Çınar cümlemle burnumu sıktı. “Sen büyüdün de beni mi koruyorsun Seray?” Çınar’ın gözlerine baktım sorusuna cevap vermeyip. Gözlerin bana neden öyle bakıyor Çınar? “İyi ki senin gibi bir arkadaşım var Çınar.”
Çınar bana kaşını çatarken gözlerim parkın karşısına, kız yurdunun yanındaki binaya kaydı. “Çınar, baksana!” Çınar da başını baktığım yöne çevirirken dün gece gördüğümüz önlüklü kişileri ellerinde market poşetiyle binaya doğru yürürken gördük. Üç kişiye arkadan bir kişi daha eklenmiş ve kadrajımızda önlüklü dört kişi vardı.
“Haydi Çınar, gidip bakalım.” Çınar da ardımdan kalkarken dikkatlice onları izliyordum. Biz yaya geçidini geçerken önlüklü kişiler çoktan binaya girmişti. Hepsi doktor gibi görünüyordu ama bakımsız ve eski olan bu binada ne yapıyorlardı?
Binaya doğru adımlarken önümüzde ellerinde poşetler olan bir amca gördük. Poşetleri zor tutuyor gibiydi. Çınar amcanın yanına geçerek selam vermişti. “Yardım edeyim mi amcam?”
Amca istemez gibi bakarken ben de amcanın bir diğer tarafına geçtim. “Amcam sen yorulmuş gibisin, biz yardım edelim sana.” Ben sağ elindeki üç poşeti alırken Çınar da benimle birlikte amcanın sol elinde olan dört poşeti aldı. “Çok sağ olun evladım. Şuradan getirene kadar kollarım kopacak gibi oldu.”
“Rica ederiz amca. Adını öğrenebilir miyim?” Sorduğum soruyla yeşil gözlü, yetmişlerinde görünen amca bana döndü. “Rıfat, güzel kızım. Senin adın ne?” Güzel kızım demesiyle gülümsetmişti beni Rıfat Amca. “Seray ben de. Bu da arkadaşım Çınar.” Çınar da başını sallayıp kolunun altına aldı Rıfat Amca’yı.
“Ama Rıfat Amca sen bu kadar ağır poşetleri niye tek taşıyorsun. Bundan sonra bana söyle, ben gelir taşırım.” Rıfat amca bize gülümserken önlüklü kişilerin girdiği apartmanın önünde durmuştu. “Ah be çocuğum, karım hasta. Onu yalnız bırakıp markete gidemem. Gittiğimde de böyle her şeyi alır, öyle eve giderim. Bakın geldik evime. Gelin size bir şeyler ikram edeyim.” Çınar ile birbirimize bakarken Rıfat Amca adına hem üzülmüş hem sevinmiştim. Eşinin yanında olması çok güzeldi ama eşinin hasta olmasının onu ne kadar üzdüğünü görebiliyordum.
“Rıfat Amca çok sağ ol. Bizim derse geçmemiz lazım. Ama söz geleceğiz. Seni evine kadar bırakalım, müsait olduğumuzda gelelim olur mu?” Çınar’ın dediğini ben de onayladım başımla. Rıfat Amca ikna olmuş olacak ki kabul etti. Binaya girerken şifreyi tuşladı Rıfat Amca. Eski bir bina olmasına rağmen kapı şifresi vardı. “3241. Geleceğiniz için aklınızda bulunsun çocuklar.” Rıfat Amca’yı onaylarken açtığı kapıdan sırayla içeri girdik.
Çınar önden geçmem için elini uzatırken Rıfat Amca’nın arkasından asansöre doğru gittik. Binanın dışı eski gözükmesine rağmen içi yeni yapılmış gibiydi. Yerdeki mermerler, merdiven korkulukları ve asansör. Yepyeni ve kaliteliydi. Asansörü -1’den çağırmak için tuşa bastı Rıfat Amca.
“Eksi kat mı var binada?” Rıfat Amca sorumla kaşını çattı. “Hayır yavrum. Arada öyle yazıyor. Binada doktor var hep, onlar yanlış yazıyor boş ver dedi. Arada 1 yerine -1 yazıyormuş.” Rıfat Amca’nın açıklaması beni tatmin etmezken Çınar da kaşları çatık bir şekilde Rıfat Amca’nın açtığı asansör kapısıyla içerisini inceledi.
“Çocuklar poşetleri şimdi alayım, daha fazla zahmet etmeyin. Asansörün hemen yanında zaten evin girişi.” Rıfat Amca’nın isteğiyle Çınar ve ben poşetleri asansöre bıraktık. Çınar marketten aldığımız fıstıkları da içinden başladığımız paketi alarak diğer poşetlerin yanına koydu. “Yavrum koyduğun poşet nedir?” Rıfat Amca sorusunu sorarken Çınar ve ben asansörden çıkmıştık. “Antep fıstığı var Rıfat Amca.”
Rıfat Amca mahcup olurken Çınar asansörün kapısını tuttu Rıfat Amca’nın geçmesi için. “Biz gelince birlikte yeriz Rıfat Amca.” Çınar’ın sözleriyle Rıfat Amca kabul ederek asansöre bindi. “Haydi Allah’a emanet çocuklar. Sekizinci kattayım. Daire on beş.” Rıfat Amca’ya el salladık.
“Sen de Allah’a emanet Rıfat Amca, görüşürüz.” Rıfat Amca bize tebessüm ederken Çınar asansörün kapısını kapatmıştı. “Haydi okula geçelim. Binayı gelir inceleriz sonra, ne de olsa kapı şifresini biliyoruz.” Çınar’ı onaylayarak binadan çıktık. Elimizde kalan fıstık paketindeki fıstıkları yiyerek okula doğru adımladık.
6
“Seray, annem arıyor. Birlikte konuşalım ister misin?” Giray’a istemediğimi göstermek için başımı salladım. Ne annemle ne de babamla konuşmaya hazır değildim. Giray beni onaylayarak yanımdan uzaklaşıp telefonla konuşmaya başladı.
Kapalı spor alanında oturacağın birine oturmuş öğrencileri izliyordum. Acaba onların ne derdi vardı? Birine yaklaşıp desem ki ‘Ben sekiz yaşında geçirdiğim travma yüzünden geçmişimi unuttum. Şimdi ise lisemi değiştirdiğim için geçmişim ile yüzleşmek zorunda kaldım. Herkes tanıdık ama aynı zamanda herkes yabancı. Ailemin bana rol yapmış, ölen arkadaşımı gizlemiş.’, kimse bana inanmaz. Biri bana dese, ben inanmazdım. Hadi lan oradan der, Antep fıstığı atardım ağzıma belki de.
Karşıdan bana doğru gelen Çınar’a baktım. Basket oynuyordu sınıf arkadaşları ile. Yürürken saçı sağa sola hareket ederken ilk gün gördüğüm şakağında, saçının altında kalan yara izi dikkatimi çekti. Çınar yanıma gelince yüzünü inceledim.
Peki Çınar bana gelip yaşadıklarını anlatsa ve ben tanımıyor olsam? Oturup ağlardım belki de böyle iğrenç bir şey gerçekleştiği için. Çınar’ın annesini de hiç görmemiştim. Vefat ettiğini düşündüğüm için bir kez bile sormamıştım.
“Bir yabancıya karşı bu denli yoğun, karmaşık ve anlamlandırılmaz hislere nasıl sahip olabilirim Çınar?” Çınar soruma gülümsedi ve yanıma oturdu. Parmaklarımın arasında ayıklamış olduğum Antep fıstığını alıp ağzıma attı ve sorumu cevapladı. “Çok karmaşıklaştırma Seray, bir yabancıya öyle hissedilmez. Yabancı sandığın kişinin senin kalbinde bir yeri vardır öyle hissediyorsan.” Çınar’ın ağzıma attığı fıstığı çiğnerken kaşlarımı çattım. Yani Çınar’ın kalbimde bir yeri vardı? Arkadaşımdı zaten.
“Arkadaşım. Kalbimde arkadaşımın yeri var.” Çınar dediğime kaşlarını çatarken yüzünü yüzüme yaklaştırdı. “Ben Çınar EROTAN, tabii ki sen benim arkadaşım değilsin. Ve üzülerek söylüyorum Seray AKÇALI, kendini kandırıyorsun.” Çınar’a yüzümdeki her mimiğim çatılmak istercesine çatılmış ve kaşlarım arasındaki kırışıklığı hissedebiliyordum.
Çınar elimden bir Antep fıstığı alıp kabuğundan sıyırırken ona sorumu yönelttim. “Ne demek arkadaşım değilsin Çınar?” Kalbim değişik bir duygunun esiri altına girerken zar zor yutkundum. “Öyle bakma Seray, o anlamda demedim.” Kaşlarım ne yapacağını şaşırmıştı. Çatılsalardı başka dert çatılmasalar başka. Kaşlarım düz hâlini alırken Çınar’ın dediğini hızlıca tarttı zihnim. Ne anlamda arkadaşım değildi ki?
Çınar önüme düşen saçımı kulağımın arkasına iterken mırıldanmıştı. “Ah Seray ah!” Dudaklarım küçük bir tebessüm oluştururken Çınar sahaya dönmüştü. Birkaç dakika sonra yanıma dönen Giray ile olanlar hakkında konuşup konuşmama konusunda kararsızdım.
“Nasılsın Giray?” Giray beni kolunun altına alıp göğsüne yasladı. ”İyiyim bir tanem, sen nasılsın asıl?” Sorusuna nasıl cevap versem diye düşündüm. Cevabım ile onu üzmek istemiyordum. “İyi olmaya çalışıyorum.” Giray eli ile saçımı okşarken ona biraz olsa da gerçekleri anlatmak istedim. Benden saklanan gerçekleri en olmadık zamanlarda öğrenmek nasıl hissettirmişti çok iyi biliyordum.
“Sana bir şey söylemek istiyorum. Aramızda gizli saklı olsun istemiyorum.” Giray saçımı okşamaya devam ederken beni onayladı. “Söyle tabii.” Derin bir nefes alarak hızlıca düşündüm nereden, nasıl başlasam; nasıl anlatsam diye.
“Dün akşam uyku tutmadığı için bahçeye indim. Çınar da bahçedeydi. Birlikte fıstık yedik ve sohbet ettik. Sonra kız yurdunun arkasına siyah büyük bir araç geldi, içinden bir sürü önlüklü kişi indi. Bugün de önlüklü kişileri markette gördük ve onları takip ettik.” Giray kolunu benden çekerek kaşlarını çattı.
“Çınar ile takip ettiniz?” Giray’a başımı salladım. “Evet Çınar ile. Yaşlı bir amca gördük, ona yardım edelim derken daha fazla takip edemedik.” Giray” sinirle ellerini saçlarından geçirdi.
Detay vermeden anlatmama rağmen duruma sinirlenmişti. Sabah dediği şeye rağmen ona gerçeği söylemek istemiştim hâlbuki. Giray tek kelime etmemişti ama bakışları pişman olmama yetmişti.
Hayat böyleydi işte, her zaman kelimeler veya cümleler pişmanlık uyandırmazdı. Bir çift gözün bakışı her şeyi net bir şekilde açıklayabilirdi.
“Çınar’ı tanımıyorsun. Bilmediğin bir gizemin arkasından gidiyorsun. Bu bilmediğin gizemin arkasından tanımadığın adamla birlikte gidiyorsun? Çınar kim Seray? Çınar senin neyin? Sen neye güveniyorsun da bilmediğin şeylerin arkasından gidiyorsun?” Giray’ın öfkeli ve yüksek sesi beni ondan uzaklaştırmıştı.
“Sen kimsin Giray AKÇALI? Sesini bana yükseltebileceğini mi sanıyorsun?” Giray söylediklerimde daha da öfkelenirken ben geri kalmadım. Öfkesinden korkulması gereken kişi bendim.
“Aynen sen kimsin de ben sana anlattım? Sen benden gizliyorsun hâlbuki... Ben, sonradan öğrenip benim gibi
kahrolma diye sana demek istedim. Ama sen şaşırtmadın.
Buraya geldiğinden beri sen, sen değilsin Giray!” Giray yaklaşmak için bana bir adım atınca ellerimi kaldırdım daha fazla yaklaşmaması için. “Seray beni bir dinle, ben senin iyiliğin için diyorum kardeşim.” Giray’ın sözleri beni güldürmüştü.
“Benim iyiliğim için sesinin bu tonunu kullanmaz, bu kelimeleri de seçmezdin Giray. Beni kandırma.” Ezgi yanıma gelip beni Giray’dan uzaklaştırırken Çınar da yanımıza gelmişti. “Ne oluyor?” Çınar’ın sorusuyla Giray hızlıca Çınar’a çevirdi yüzünü. “Sana ne? Sana ne lan? Gitsene işine.” Sinirle Çınar ve Giray’ın arasına girdim Ezgi’nin kolundan çıkarak. Arkamda Çınar, önümde Giray vardı.
“Bak sen iyi değilsin. Kendine gel, sakin ol. Kimseyle böyle konuşamazsın, kimseye sesini yükseltemezsin.” Tane tane söylediğim kelimeler Giray’ın zihnini yeni aydınlatmış gibiydi. Giray’ın yüzüne daha fazla yaklaştım fark ettiklerimle. Kızaran gözleri, büyüyen göz bebekleri... Elimi göğsünün üstüne koydum ve hızlı atan kalbini hissettim.
Sertçe yutkundum. Gözlerimi kırpıştırdım istemsizce. Giray’ı cümlelerim sakinleştirmiş olacak ki gözleri kendi hâline döndü. Bacaklarım istemsizce titremeye başlarken arkamı döndüm Giray’a. Çınar ve Ezgi’ye dönerken bacaklarımı kasıyordum titremesi belli olmasın diye.
“Abimle baş başa konuşmak istiyorum. Müsaade eder misiniz?” Ezgi başını sallayarak uzaklaşırken Çınar beni inceliyordu. Anlamış mıydı beni, anlamış mıydı bir terslik olduğunu? Gözlerim dolarken Çınar’a cümlemi tekrarladım. “Abimle baş başa konuşmak istiyorum.” Çınar gözlerini kırptı tamam, der gibi. İstemeyerek uzaklaştı yanımızdan.
Arkamı dönmeye korkarak Giray’a döndüm. Aklımın idrak ettiği şeyin gerçek olmamasını diledim. Arkamı dönünce Giray’ın solgun yüzüyle karşılaştım. Gülümsemeye çalıştım zorla. “Abim ben sana sesimi yükseltmek istemedim, bir anda oldu. Kendimde değilim gibi, sabah da sana anlamadan öyle kalp kırıcı şeyler söyledim.” Giray’ın söyledikleriyle göz yaşlarım akmak için gözlerimle savaşıyordu. Akamazdınız, lütfen şimdi değil.
“Biliyorum abim, sorun yok.” Giray’a sarılırken bir yaş düştü gözümden. Gözlerimi sımsıkı kapattım. Giray’ın hızlı atan kalbini dinledim. Aklıma gelenle Giray’dan yavaşça ayrıldım. “Giray’ım, ben birkaç gün evde kalmak istiyorum. Evden gidip gelmek istiyorum okula.” Giray şaşırsa da ağır basan duygusunun üzüntü olduğunu görebiliyordum.
“Benim yüzümden mi? Ben bilerek yapmadım yemin ederim... Ben, ben değilim sanki Seray.” Ellerimi Giray’ın kollarına koydum. “Senin yüzünden diye bir kelime olamaz Giray. Sen benim canımsın, kanımsın. Ancak senin için olabilir. Sadece dinlenmeye ihtiyacım var. Lütfen bana müsaade et.” Giray üzülse de başını salladı kabul edermişçesine.
Giray ile sarılıp vedalaşırken aklımdakini yapmak için hızlı biz çözüm arıyordum. Giray’dan ayrılırken dudağında gördüğüm kan ile duraksadım. Cebimden küçük, şeffaf ve kilitli olan Antep fıstığı paketini çıkardım. İçinde kalan birkaç fıstığı cebime geri attım. Diğer cebimden bir peçete çıkardım.
“Giray dudağında kan var, tükür peçeteye.” Giray’a yaklaşırken o geri çekildi. “Ağzımı çalkalarım şimdi tuvalete gidip, gerek yok.” Giray’ı umursamayarak peçeteyi dudağına dayadım. “Tükür, kan yutmak iyi değil tükür.” Giray inadımı bildiğinden olsa gerek sabır çekerek peçeteye tükürdü. Biraz iğrensem de peçeteyi şeffaf poşete koydum. Başka bir peçeteyle de Giray’ın minik kan kalmış dudağını sildim.
“Tamam git şimdi ağzını çalkala. Ben eve geçeceğim.” Giray cevap vermeden sıkıca sarıldı bana. “Seni seviyorum kardeşim.” Gözlerimin dolmasına izin vermeden cevapladım ikizimi. “Ben de seni canım ikizim.”
Giray tuvalete giderken elimdeki poşeti cebime atıp spor salonunun çıkışına yöneldim. Telefonumu çıkartıp Kenan Abi’yi aradım. Annem ve babamın kişisel asistanıydı. Ve tabii ki de benim.
“Efendim Seray Hanım.” Kenan Abi’ye ufladım. “Kenan Abi Seray, Seray Hanım değil.” Kenan Abi’nin gülme sesini duydum. “Söyle Seray.” Nereden başlasam diye düşündüm, zihnim kısa bir plan yaptı.
“Bana bir araç gönderir misin? Bir yere gitmem lazım, benim arabam evde. Dönüşte de eve gideceğim.” Kenan Abi’nin not aldığını kalem sesinden anlarken zihnimde hızlıca yapacaklarımı sıraladım. “Araç Şahika Lisesi’ne gidecek değil mi?” Yanımda hissettiğim kişiyle soluma döndüm. Çınar yanımda benimle birlikte yürüyordu.
“Evet, liseye gelecek.” Cümlem bitince Çınar’a döndüm ne için geldiğini anlamak istercesine. “Tamamdır Seray, yirmi dakikaya araç gelecek.” Kenan Abi’ye teşekkür ederek çağrıyı sonlandırdım.
“Nereye gidiyorsun?” Çınar’a emin olmadan bir şey söylemek istemediğim için omuz silktim. “Eve gideceğim, kafamı dinlemek istiyorum.” Çınar kaşlarını çatsa da gözleri bir şeyleri anladığını söylüyordu. “Hazırlanmam lazım, yurda geçeceğim. Görüşürüz.” Çınar söylediğime gözünü kırptı gülümseyerek. “Akşam görüşürüz.” Akşam nasıl görüşelim demek istesem de acele etmem gerektiği için bir şey söylemeden yurda geçtim.
6
İnsan bazen gerçekler gerçek olmasın ister. Aslında basit bir cümle, böyle deyince saçma geldi hatta. Ama yüreğimdeki acı gerçek olmasın istiyor, aptal olsaydım bunu fark etmeseydim demek istiyor. Belki öyle canım bu kadar yanmazdı.
Öte yandan anlamasaydım, sonradan öğrensem daha çok kahrolurdum. Aptallığıma hakaret eder, belki de şimdiki acımın tonlarca kat fazlasına sahip olurdum.
Hastaneye gelmiş ve annemin arkadaşı olan Okan Abi’den test sonucunu bekliyordum. Giray’ın peçetesindeki kan ve tükürükten test yapılmasını istemiştim. Gizli tutmasını istediğim için hastanede bekleme sürem giderek artıyordu.
Beklerken karşımdaki duvarı izlemiştim sadece. Önümden geçen onlarca hastanın başka derdi vardı, benim de bir derdim vardı.
“Seray?” Okan Abi’nin sesiyle ona döndüm. “Yaklaşık üç saattir buradasın acıkmadın mı? Bir şeyler yiyelim gel.” Duvara başlı yasım yerinden memnundu.
“Aç değilim sağ ol Okan abi. Test sonucu ne zaman çıkar?” Okan Abi soruma cevap verecekken gelen hemşire ile ona döndü. “Okan Bey istediğiniz testler çıktı.” Hızlıca ayağa kalkarken Okan Abi hemşirenin elindeki testleri alarak beni odasına yönlendirdi.
Odaya girip masanın önündeki koltuğa geçerken Okan Abi de karşıma oturdu. “Seray, neden gizli tutmak istediğini söyleyecek misin? Veya neden senden de kan aldığımızı?” Okan Abi’yi düştüğüm bu bataklığa sürüklemek istemiyordum ama bu yolda ona ihtiyacım olacaktı. Yalnızca ona güvenebilirdim.
“Cevap vereceğim ama lütfen soru sorma çünkü ben de tam bilmiyorum. Her şeyi zamanla anlayacağım ve sana anlatacağım.” Okan Abi bana başını sallarken derin bir nefes aldım. Güç almak istercesine ellerimi yumruk yaptım. Okan Abi’ye elindeki test sonucunu işaret ettim. Zarftan çıkardığı test sonucunu incelemeye başlarken kaşları bir anda çatıldı. Gözlerini kırpıştırıp tekrar kağıdı baştan sona inceledi.
Okan Abi bakışlarını bana çevirince gözü gözüme değmesin, öyle bakmasın istedim. Gözlerimi kapattım. Sen Yağmur’u kaybettin Seray, başkasını kaybedemezsin.
“Giray agresif ve kendi gibi davranmıyordu. Gözleri kırmızı, titriyor ve kalp atışı hızlanmıştı. Bana sesini yükseltiyor sonra pişman oluyordu, bana ne oldu anlamadım diyordu.” Okan Amca eliyle alnını sıvazlarken ellerimle yüzümü kapattım.
“Sen neden test yaptırdın. Sen de mi kullandığından şüphelendin?” Ellerimi yüzümden çekerek başımı sağa sola salladım. “Biri anlar diye şüphelendim. Gelmişken bir test yaptırayım dikkat çekmesin dedim. Bunu kim yaptıysa hiç şüphe uyandırmadı, çok iyi saklandı.”
Okan Abi test sonucuna dalmış bir şeyler düşünüyor gibiydi. Şu an kimseden avutacak birkaç çift cümle, sırtımı sıvazlayacak bir el istemiyordum. “Ben bugün çok yoruldum Okan Abi, eve gideceğim. Aramızda kalsın şimdilik lütfen, her şeyi halledeceğim.”
Okan Abi’nin pek bir şey demesine müsaade etmeden vedalaşıp odadan çıktım. Bu odaya girdiğim hâlimle şu an aramda fark vardı. Sırtımda taşıdığım yükler artmıştı. Artık kardeşimi de korumam ve ona dikkat etmem lazımdı.
Aklımdaki düşüncelerden sıyrılıp hastane önünde beni bekleyen araca bindim. Arabamı yanıma almadan okula gitmeme şu an üzülsem de yarın bunu telafi edebilecektim. Kulaklığımı takıp açtığım müzikle arkama yaslandım. Şimdiden ne yapsam diye düşünmeye başladım. Zihnimdeki kalem anlamadığım çizimler yapmaya başlamıştı.
Eve geldiğimizde arabadan inip bahçeyi izledim öylece. Ne kadar özlediğimi fark ettim. Bize yalan söyleyen anne ve babamla ne kadar mutluydum? Mutluluğumun ne kadarı gerçekti? Ya da annemler neden böyle bir şey yapmıştı?
Uflayarak bahçeden geçip eve doğru adımladım. Cebimden anahtarı çıkarıp kilitli kapıyı açtım. Burnuma dolan evimin kokusu ile gözlerim doldu. Elimi kapının sağına uzatıp yerini bildiğim ışığı açtım. Giriş aydınlanırken içeri geçerek ayakkabılarımı çıkardım. Kapının yanındaki panduflarımı giyerek ardımdan kapıyı kapattım. Soğuk olan ev ile çantamı merdivene bırakıp mutfağa yöneldim. Kombiyi açarak merdivene bıraktığım çantamı alıp odama çıktım.
Çantamdaki eşyalarımı yerleştirip üstümü değiştim. Pijama takımımı giyip dizüstü bilgisayarımı ve telefonumu alıp merdivenlere yöneldim. Giray ile liseye gideceğimiz ilk gün merdivenden valiz ile kayışımız geldi aklıma. Gözlerim dolarken merdivenin başına oturdum. Gözlerim ardı ardına yaşlarını akıtırken her şeyle nasıl başa çıkacağımı düşünüyordum.
Annem ve babamın sakladıkları şeyleri gizlemesinin bir nedeni olmalıydı. Şimdiye kadar Yağmur’un ölümünün de araştırılması lazımdı ama annem ve babam bilmiyordu. Giray’a verilen maddenin nereden geldiğini bulmam lazımdı. Ne kadar az kişi bilirse o kadar sağlıklı olacaktı bizim için.
Duyduğum sesler ile yavaşça merdiveni indim. Karanlık olan salonda gördüğüm gölgeler ile kalbim hızlıca atmaya başladı. Camdan yansıyan gölgeler beni az da olsa sakinleştirse de kimin evin etrafında dolandığını anlamamıştım. Merdivenlerin sonuna gelmiş dışarıya bakmaya çalışıyordum.
Çalan kapı ile elim ayağım birbirine dolaştı. Giriş kapısının hemen yanında olan masaya bilgisayarımı ve telefonumu bırakıp çekinerek diafona baktım. Çınar’ı görmemle şaşırsam da burada ne işi olduğunu anlamadım. Evimi nereden biliyordu ki?
Kapıyı açarak biraz geriledim. “Çınar?” Çınar elinde poşetiyle öylece bana bakıyordu. “Müsait miydin? Çat kapı geldim ama seni merak ettim. Hem ilacını da getirdim.” Kapının yanından çekilip Çınar’a terlik çıkarmak için dolaba yöneldim.
“Müsaitim, gel tabii.” Dolaptan aldığım terlikleri Çınar’ın önüne koyarken ardından kapıyı kapattım. Çınar terlikleri giymiş montunu çıkartırken Çınar’ın ayakkabılarını ayakkabı dolabına koydum. Birlikte salona geçerken salonun ışıklarını yaktım. “Ev henüz soğuk, kombiyi yeni açtım.” Çınar ile kanepeye yan yana otururken bilgisayarımı ve telefonumu önümüzdeki sehpaya bıraktım.
“Önemli değil, ben üşümem. Asıl sen üşüme Seray, tişört giymişsin üstüne bir şey al.” Ellerimle kollarımı ısıtırken Çınar benim solumda kalan, kanepenin kenarında duran küçük battaniyeye uzanıp üstüme örttü. Çınar arkasına yaslanırken ne yapacağımı bilemedim.
Sorunlarımı düşünürken bir anda korkarak ayaklanmış ve şimdi de Çınar ile kendimi yan yana aynı kanepede bulmuştum. Başımı kanepeye yaslayarak sağıma, Çınar’a döndüm. Etrafı inceliyordu.
“Hiç geldin mi buraya?” Çınar soruma yanıt olarak başını sağa sola salladı. Çınar da benim gibi başını kanepeye yaslayıp bana döndü. “Nasılsın?” Çınar’ın sorusuna ne desem doğru olurdu? İyiyim desem değildim, kötüyüm desem? Kötü olup olmadığımı bilmiyordum.
“Bilmiyorum Çınar, kafam çok karışık.” Çınar benim bilmediğim şeyi gözlerimde bulacakmış gibi göz bebeklerimin derinlerini inceliyordu.
Duyduğum ses ile başımı pencereye döndürdüm. Yerden tavana kadar uzun pencerelerden anlayamadığım net olmayan siluetler gördüm. Üstümdeki battaniyeyi yanıma bırakıp ayaklandım. Çalan kapı ile duraksadım. Kim gelmiş olabilirdi? “Birini mi bekliyordun?” Çınar’ın sorusuna cevap verdim kapıya doğru adımlarken. “Hayır, beklemiyordum.”
Kapının yanındaki diafondan baktım takım elbiseli adamlara. Anlamayarak kapıyı açtım. “Seray Hanım iyi akşamlar. Babanız evde olduğunuzu ve size bir şeyler getirmemizi söyledi. Biz evin etrafını kontrol edeceğiz belirli periyotlarla.” Siması tanıdık gelen korumaya başımı salladım. Görünürde üç koruma vardı. Biz evde kaldığımızda dört koruma olurken ben tek başıma kalacağım zaman neden üç koruma vardı?
“Kaç kişisiniz?” Koruma kulaklığını düzeltip etrafına baktı. “Altı kişi olacağız efendim. İki kişi sokağın karşısında kalacak, kalan dört kişi evin etrafında.” Korumaya başımı sallarken ellerinde poşetlerle bir koruma geldi yanımıza. Poşetleri bana uzatırken Çınar benden önce davranıp poşetleri aldı. “Teşekkürler.” Koruma bana başını sallarken kapıyı kapattım.
Kenan Abi babama hemen söylemiş olmalı ki güvenlikleri eve göndermişti. “Gel mutfağa geçelim.” Çınar arkamdan gelirken mutfağa geçtik. Babamın neden bu kadar fazla koruma gönderdiğini anlamamıştım.
Çınar elindeki poşetleri masaya bırakırken poşetlerin içindekileri yerleştirmeye başladık. “Normalde bu kadar fazla koruma olur muydu evinizin etrafında?” Çınar’ın sorusuyla elimdeki domates poşetini masaya bıraktım. “Hayır, dört kişi olurdu normalde.” Çınar tek kaşını kaldırırken buzdolabını açıp sebzeleri yerleştirdim.
“Yemek yedin mi?” Çınar sorusuyla başımı sağa sola salladım. “Yemedim, en son birlikte öğle yemeği yemiştik.” Çınar gözlerini büyütürken kaşları çatılmıştı. “Ne demek yemedim Seray?” Çınar kolundaki saate bakarken kaşları daha çok çatıldı. “Saat neredeyse dokuz oldu ve hâlâ yememişsin.” Çınar’a göz devirip içlerindeki malzemeleri yerleştirdiğim ve artık boş olan poşetleri kaldırdım.
“Ne yemek istersin, ne hazırlayayım sana?” Çınar’a tek kaşımı kaldırırken belimi tezgaha yasladım. “Ne yapabilirsin bana?” Çınar da benim gibi belini tezgâha yaslayıp kollarını birbirine doladı. “Ne istersen onu yaparım.” Anladım der gibi başımı salladım. Saçlarımı parmak uçlarıma dolarken ne istesem diye düşündüm. Ne yemek istediğimi bilmiyordum.
Çınar bir bardak su ile ilaç paketini uzattı bana. İlacı su ile yutarken istediğim yemeğe karar vermiştim. “Canım pek bir şey yemek istemiyor aslında. Salata yerim ama.” Çınar buzdolabını açarken eliyle boynunu kaşımaya başlamıştı. “Annenin yaptığı gibi kıtır ekmekli mi yemek istersin?” Çınar’ın söylediği şeye sevinçle el çırptım. “Ay evet, lütfen Çınar.” Çınar bana bakıp gülerken annemin ekmek kıtırlarını koyduğu dolaba yöneldim. Büyük ekmek kıtırı kavanozunu görünce sevinçle dolaptan alıp ada tezgaha koydum. Çınar malzemeleri poşetten çıkartırken eliyle beni yanına çağırdı. “Çırak Hanım, gel buraya.”
“Kendi mutfağımda beni çırak yaptın ya, sana helal olsun.” Çınar dediğime gülerken beni yanına çektikten sonra salata hazırlamaya başlamıştık.
6
“Giray’a ne olmuştu. Sana karşı böyle davranışlarına ilk defa şahit oldum.” Çınar’ın sorusuyla gözlerimi televizyondaki belgeselden Çınar’a çevirdim. Sohbet ederek salatayı hazırlamış ve oturma odasında belgesel izleyerek salatamızı yemiştik.
Çınar’ın sorusuna cevap vermek istemesem de içimdeki küçük Seray Çınar ile olanları konuşmamı söylüyordu. Çınar, yürüdüğüm yoldaki tek yoldaşımdı. Tek başıma bu kadar şeyi kaldıramaz, bu kadar gizemi nasıl çözeceğimi bilemezdim. Ben de insandım, ben de bazen yorulurdum.
Ben çok yorulmuştum, hem de daha yolun başında. En başında...
Derin bir nefes alıp elimdeki salata kasesini önümdeki sehpaya bıraktım. Çınar çoktan salatasını bitirmişti. Başımı kanepeye yaslayıp Çınar’da döndüm.
“Giray’a biri madde vermiş.” Çınar dediğimle şaşırırken anında kaşları çatılmıştı. Söylediğim cümleyi bir başkasına söylemek boğazımı kurutmuştu. Boğazımı iple boğmuşlar gibi hissederken Çınar doğrularak bana döndü.
“Seray sen emin misin? Bu nasıl olabilir?” Çınar yüzümü inceledi doğruyu mu söylüyordum diye. “Sen bunu ne zaman öğrendin? Hâlâ nasıl karşımda böyle dimdik durabiliyorsun?” Çınar’ın ardı ardına sorduğu sorular beni dumura uğratmıştı. “Eminim, bugün test yaptırdım.” Çınar parmak uçlarıyla alnını sıvazlarken ben de hâlâ nasıl dimdik durabildiğimi anlamaya çalıştım.
Dimdik duramıyordum ki... Kaburgam aslında kırılmış gibiydi, ben sadece rol yapıyordum dimdik durabilmek için. Ailemin bana yaptığı gibi yapıyordum, rol yapıyordum.
“Ah Seray, buraya gel.” Çınar beni kolları arasına alırken burnumun direği sızladı. Kokusunu içime çekerken ciğerlerim yandı. Gözümden yaşlar akmaya başlarken daha yolun başında bu kadar harap olmamam gerektiğini düşündüm. “Çınar ben daha yolun en başında bu kadar yorulmuşken yolun devamını nasıl gideceğim? Çok canım yanıyor.”
Çınar benden ayrılıp göz yaşlarımı sildi. “Lütfen ağlama Seray. Ben dayanamam senin gözyaşına. Ben dayanamam senin canının yanmasına.” Çınar yüzümü avuçları arasına almışken daha çok yaş firar etti gözlerimden. “Ben mutlu oluruz sanmıştım. Ben sizi bulunca mutlu olurum sanmıştım Çınar.” Hıçkırıklarım arasından konuşmaya çalışıyordum artık. Kesik kesik nefes alırken Çınar yanağımdaki göz yaşlarımı siliyordu baş parmağıyla.
“Ben aptalca mutlu olacağımı düşünürken ailemin arkamdan çevirdiklerini gördüm. Bana nasıl açıklayacaklar bu durumu Çınar? Bize sizinle görüştüklerini söylemediler bile. Ama her hafta sizinle görüşmüşler!” Kesilen nefesim ile duraksadım. Ağlayarak konuşmaya çalışmak çok zordu.
“Tamam bir tanem, sakin ol. Gel böyle.” Çınar başımı omzuna koyarken battaniyeyi üstümüze örttü. “Şimdi anlat bana. Seni üzen ne? Ben yanındayım dinliyorum seni.” Çınar’ın omzunda, gözümden akan yaşı sildim parmağımla. Daha sakin bir şekilde nefes almaya başladım. Bir süre oturma odasını izledim öylece. Müzik dinlemek istiyordum. Yanımdaki kumanda ile televizyonu kapatıp başımı Çınar’a daha çok yaklaştırdım. Çınar ile sakinleşebileceğimi düşündüm.
“Bana müzik açar mısın Çınar?” Çınar direkt bana telefonunu uzatırken telefonu elime aldım. “Tabii ki, al aç istediğini.” Müziğin adını ekrana yazarken dolu gözlerimle ekranı bulanık görüyordum.
Mark Eliyahu, Cem Adrian. Derinlerde.
Müziğin girişinde duyduğum güzel melodi ile gülümsedim. “Bana düşlerimi geri ver, gerisi hep sende kalsın.” Eşlik ederek söylediğim şarkının ilk cümlesi ile burnumu çektim. “Bu şarkıyı şans eseri bir gün denk geldim. Video izlerken bu müziği arka fonda duydum. Gidip açtım ve ilk cümlesi için bu müziği binlerce kez dinledim belki de. Asla bıkmadım. Düşlerimi hatırlamak istedim hep, geçmişimi hatırlamak istedim.” Çınar’ın omzunda eğik duran boynum ağrımaya başladığı için boynumu çekip ovaladım. Çınar bacaklarına vurunca yüzüne anlamsızca baktım.
“Yat hadi. Küçükken çok severdin.” Dudaklarımı büzdüm Çınar’a. “Artık küçük değilim.” Çınar’ın yüzü düşerken beni yanlış anladığını fark ettim. Bacağına başımı koyup cenin pozisyonunda koltukta yattım. “Küçük değilim ama küçük Seray neler yapardı hatırlamak istiyorum.” Ağlamaklı sesime içimden gülümsemek istedim. Çınar battaniye ile üstümü örterken başımı tavana doğru çevirip Çınar’a baktım. “Sen üşümeyecek misin böyle?” Üstümdeki battaniyeyi gösterdim elimle.
“Senin sıcaklığın yeter bana.” Çınar’ın söylediği ile içim kıpır kıpır olurken utançla gözlerimi çevirip doğrularak kanepenin kenarında duran bir diğer battaniyeyi aldım. Battaniyeyi Çınar’ın üstüne örttükten sonra bacaklarının üzerine tekrar başımı koydum. “Ev hâlâ tam ısınmadı. Battaniyeyi üstünden alma.” Çınar bana başını sallarken diğer battaniyeyi benim üstüme örttü. Arkada aynı müzik çalarken gözüm dolmuştu.
“Ne yapmalıyız Seray? Ne yapalım istersin?” Çınar’ın sorusunu düşünmekten kaçmak istesem de soruyu tartmam lazımdı zihnimde. “Giray’a kimin madde verdiğini bulmam lazım. Giray’ı daha fazla orada bırakamam. En azından haftaya kadar burada kalalım. İki gün sonra hafta sonu zaten, artık bazı şeyleri konuşmamız lazım.” Çınar eliyle saçlarımla oynarken başını salladı. “Her şeyi mi anlatalım sence?” Gözlerim Çınar’ın uzun kirpikli gözlerine değince başımı salladım sağa sola. “Gökhan detayını henüz vermeyeceğiz ve her şeyi bir anda değil yavaşça söyleyeceğiz.”
Çınar saçımı okşarken mırıldandı. “Hm, başka ne yapmalıyız?” Çınar’ın sorusu ile gözlerimi kapatıp düşünmeye başladım. Başka ne yapmalıydım? Annem ve babamın Yağmur’un nasıl öldüğünü bilmemesi beni hayrete düşürüyordu. O konuda tıkanıyordum. Annem ve babamdan gizli tutulmasının tek nedeni olabilirdi, o da geriye kalan kişilerin bu olayın peşine düşmesiydi. Ama neden annem ve babamı saf dışı bırakmak istemişlerdi ki? Zaten her hafta görüşüyorlardı, bunu nasıl öğrenmemiş ve fark etmemişlerdi?
“Annem ve babam Yağmur’un Şahika gibi öldüğünü bilmiyordu Çınar. Sinem Abla liseye geldiğimiz ilk gün söyledi ve ikisi de çok şaşırdı. Şimdiye kadar neden onlardan gizlenmişti biliyor musun?” Çınar’ın saçımdaki elleri duraksarken derin bir nefes aldı. “Yağmur kanserdi. Annem gibi... Ölüm nedenini kanser olarak söylediler ama açık bir neden söylenmedi bize. Size zarar gelmesinden korktular, önceden olduğu gibi.” Çınar’ın söylediklerini zihnim tartarken hâlâ yerleşmeyen yapboz parçaları vardı. Çınar gözlerimdeki bilinmezliği görmüş olmalı ki daha fazlasını anlatmak için konuşmaya başladı.
“Bizimkiler son bir yıldır sizin eski evinizde toplanmaya başlamışlardı. Pencereleri kapatıp gece geç saatlere kadar bir şeyler yaparlardı. Bir gün şans eseri bazı dosyalara rastladım. Babam sizin eski eve geçmeden önce yiyecek bir şeyler almak için mutfağa geçti. Girişte dosyasını bırakmıştı. Dosyada Şahika Lisesi’nin mimari planları ve krokisi gibi şeyler vardı. Babam geri gelince dosyayı görmemiş gibi yaptım. Sonradan incelerim diye düşünmüştüm ama sonraki gün Yağmur vefat etti.” Çınar derin bir nefes verirken yüzünü izledim. Yüzündeki dokular ağlayabilse hepsi son gözyaşına kadar ağlardı. Bu kadar kederli bir yüz için başka benzetme yapamazdım.
“Sonra ben mahvoldum. Annemden sonra seni kaybetmiştim, sonra Yağmur’u... Elde avuçta hiçbir şey kalmamıştı. Aklım başımda değildi, düzgünce düşünüp Yağmur’un o odadan nasıl düştüğünü araştıramadım bile.” Çınar’ın saçımdaki elini tuttum. Çınar’ın gözleri ilk başta elime kaysa da şimdi gözlerime bakıyordu. Göz bebeklerimiz loş ışık atlında dans ediyordu.
“Ben buradayım Çınar, kayıp değilim, kaybın değilim. Yağmur’a her kim ne yaptıysa bulacağız ve o kişi cezasını çekecek.” Çınar’ın tuttuğum elini daha sıkı tutarken derin bir nefes aldım şimdi söyleyeceklerim için. “Ben Seray AKÇALI, tabii ki bu yolda her daim yanında olacağım Çınar EROTAN.”
Çınar küçük bir tebessüm ederek diğer eliyle elini tuttuğum ellerimi avcunun içine aldı. “Ben bu yolda kendi kardeşimi kaybettim ama söz veriyorum. Ben Çınar EROTAN, tabii ki bu yolda her daim seni koruyacak ve bir diğer kardeşimizi kaybetmeyeceğiz Seray AKÇALI.”
Çınar’ın sözleri beni mutlu ederken arkadaşlarıma kavuşmak beni en çok şu an mutlu etmişti. Kendimi ilk defa bu kadar güven içerisinde hissediyordum. Çınar gibi bir eski dostuma kavuşmak benim için paha biçilemezdi.
“O zaman yarın eve dönüp konuşuyoruz Çınar.” Çınar başıyla beni onaylarken sağıma dönüp sırtımı koltuğa döndüm. Çınar’ın kucağında uyurken her şeyden soyutlanmaya çalıştım. Çünkü bundan sonra rahat uyuyabileceğimi düşünmüyordum. Göz kapaklarım kapanmak isterken engel olmadım.
Aklıma gelen şeyle gülümsedim. “İyi geceler Çınar.” Neye gülümsediğimi Çınar anlamadı. Ama benim için çok güzel bir anı canlanmıştı düşlerimde.
Çınar’ın kucağında yatan ve masal dinleyen Seray... “Of ama Seray, ikinci masal bitti hâlâ uyumadın. Benim uykum geldi.” Çınar’a kıkırdayan ve gözlerini sımsıkı kapatan küçük Seray çok mutluydu.
“İyi geceler Seray.”
Çınar’ın eli saçlarımda iken uykunun esiri oldum. Ve sadece uykunun değil...
6
“Günlerdir kapımı, kimseler çalmıyor,
Göğsümden içeri, yokluğun sızıyor,
Bir demlik çayım var,
Tütünüm de geçiyor,
Bir demlik çayım var,
Tütünüm de geçiyor.”
“Duvarlara yazdığım, her cümle ağlıyor,
Evlerin ışıkları, tek tek sönüyor,
Bu ev bu nağmeler peşimi bırakmıyor,
Bu ev bu nağmeler peşimi bırakmıyor.”
“Geceler kara tren, geceler,
Yüklüyor bana seni, geceler,
Bende bir resmin var, yüzüme bakmıyor,
Bende bir resmin var, yüzüme bakmıyor.”
Yolda Çınar ile şarkıyı mırıldanarak okula gidiyorduk. Kahvaltı yapıp arabamla yola çıkmıştık. “Sen İspanya’da büyümedin mi? Böyle eski şarkıları nereden biliyorsun?” Çınar’a göz devirdim. “Türkçe şarkıları daha çok seviyorum. Annemler İspanyolca öğrenmem için ne kadar İspanyolca müzik, film vs. açsa da ben kulaklığımı taktığımda Türkçe dinlerdim. Bu benim sırrım, aramızda kalsın lütfen.”
Çınar yan koltukta telefonuyla uğraşırken lisenin bulunduğu caddeye gelmiştim. “Nereye park etmemi önerirsin?” Çınar eliyle okulun ilerisi gösterdi. “Okulun sol yanındaki alanı otopark olarak kullanıyoruz. Oraya park edebilirsin.” Başımı sallayarak direksiyonu sağa kırdım. Çınar’ın tarif ettiği alana girince arabayı alana güzelce park ettim. Ben anahtarı çıkartırken Çınar arabadan inmişti. Arka koltuktan çantamı alıp dikiz aynasından saçımı kontrol ederken Çınar kapımı açmıştı. Anahtarı çıkartıp arabadan inerken Çınar ıslık çaldı. “Ne güzel park ettin, etkilendim şekerim.” Çınar’a gülerken anahtar ile arabayı kilitleyip anahtarı cebime attım. “Sağ ol şekerim.”
“Hazır mısın yeni bir güne?” Çınar’ın sorusu ile elimle saçlarımı savurdum. “Asıl gün bana hazır mı diye güne sormalısın.” Ben göz kırparken Çınar gülerek saçlarımı karıştırdı. Dudaklarımı büzerken gözleri dudaklarıma kaysa da ardından burnuma fiske attı. Gülerek oto parktan çıkıp okula adımladık. Gün nasıl geçecekti bilmiyordum ama bir an önce bitmeliydi.
“Seni çok özlemişim.” Yavaşlayan adımlarım ile Çınar’a döndüm. Dolu gözleri ile bana bakıyordu. Ben zaten Çınar’ın her bakışından bunu anlayabiliyordum. Kalbim sıkışırken gözlerim doldu. Dudaklarım titremeye başlarken Çınar beni kolları arasına alıp sarıldı. “Geçecek Seray, her şeyi halledeceğiz ama zaman alacak.” Çınar’ın kolları arasında derin bir nefes aldım. Çınar’ın varlığı ile güç aldım.
Tanışalı beş gün olmasına rağmen Çınar’a karşı böyle davranmıyordum. Beş gündür tanışıyor gibi davranmıyorduk birbirimize. Aslında bu bizim ikinci tanışmamızdı. Hikayemizin, ikinci kez yeni bir sayfadan başlaması gibiydi. Önceki sayfaların varlığı yeni sayfaları cesurca okuyabilmemi sağlıyordu.
“Teşekkür ederim Çınar.” Çınar benden ayrılıp yanağımda asılı kalan gözyaşımı sildi parmağıyla. “Bana teşekkür etme, ben şimdiye kadar senden uzak kalışım için sana milyonlarca özür borçluyum. Ben senin teşekkürünü hak etmiyorum. O yüzden bana teşekkür etme Seray.” Şiddetle başımı sağa sola salladım.
“Ben seni ve diğerlerini daha yeni bulmuşken bana bunları söylemen beni üzer.” Elimi Çınar’ın kalbinin üstüne koydum. “Biz çok iyi arkadaşlardık, sonra ayrılmamız gerekti. Buna biri sebep oldu, biz suçlu değildik. Ve biz hep birbirimizin kalbindeydik Çınar. O yüzden lütfen bana özür borcun olduğunu düşünme.” Çınar elini elimin üstüne koydu. İkimizin de eli Çınar’ın kalbinin üstündeydi.
“Ama benim buram hep pişman Seray, hep kendini suçluyor. Sen bana her teşekkür ettiğinde canım yanıyor.” Çalan zil ile elimi Çınar’dan ayırdım. “Bunu tekrar konuşuruz, şimdi ders gidelim.” Çınar önden benim geçmem için elini uzatırken zihnim yine karmakarışık bir hâl almıştı. Beynimdeki hücreler oflarken Çınar ile derslerimize geçerken akşama kadar neyi nasıl söyleyeceğimi düşünüp durmuştum.
6
Oturma odasındaki büyük masada yemeğimizi yiyorduk. Annem aşçımızı yemek yapmak için eve göndermişti. Eve geldiğimde aşçıyı görmem beni mutlu etmişti.
Hep birlikte yemek yerken küçük Seray gibi hissetmiştim. Sanki ailelerimiz yan masada, biz de küçükler olarak birlikte bir başka masada yemeğimizi yiyorduk. Baş köşede ben, sağımda sırayla; Giray ve Ezgi, solumda ise; Çınar, Alper ve Berna vardı. Yemek yerken sohbete az katılmış, her şeyi hangi sırayla nasıl anlatmam gerektiğini düşünüyordum. Ben hariç diğerleri tabakları kaldırırken öylece masayı izliyordum.
Tatlılar servis edilirken Giray da çayları getiriyordu. Giray’ı görmek gözlerimi doldurdu. Bunu nasıl ona yapabilmişlerdi? O nasıl anlamamıştı neye maruz kaldığını? Başım dönerken yavaşça kalkıp tuvalete doğru adımladım. Kapıyı arkamdan kapatıp ellerimi yıkadım. Derin bir nefes alıp suyu kapattım. Aynaya bakmaktan çekinen gözlerim yavaşça yüzümü inceledi. Göz altım diğer günlere göre daha az mordu. Buraya gelince artan uyku sorunumun yanında bu gece rahat bir şekilde uyuyabilmiştim. Beş gündür en rahat uykumu bu gece tatmıştım. Bal rengi gözlerim daha yolun en başından yorgunluk bayrağını çelmişti.
Tıklanan kapı ile ellerimi havluda kuruladım. “Seray, iyi misin kardeşim?” Giray’ın sesini duymam beni tekrar ve tekrar dumura uğrattı. Derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Çınar ve Giray karşımdaki duvara sırtlarını yaslamış bana bakıyorlardı. “İyiyim Giray’ım.” Giray yüzümü incelerken iyi miyim diye anlamaya çalışıyordu. Çınar ise başını yana eğmişti. İyi misin, diye sormuştu bana. Gözleri kırptım, iyiyim demek istedim. Çınar ve Giray’ın arasına girip kollarımla kolları arasına girdim. “Haydi içeri geçelim.”
İçeri geçip yerlerimize oturduğumuzda nereden, nasıl başlamam gerektiğine hâlâ karar verememiştim. Çınar beni izliyor ve bir başlangıç bekliyordu. Bacaklarım titrerken ellerimle bacaklarımı bastırdım titremesini durdurmak istercesine. Ne kadar nötr gözükmeye çalışsam da vücudum buna engel oluyordu. Elimde hissettiğim el ile bakışlarım kucağıma düştü. Sol tarafımdan uzanan Çınar’ın eli ile bakışlarımı ona döndürdüm. Tek eliyle sürahiden bardağıma su doldurup suyu bana uzattı. Sağ elimi bastırdığım bacağımdan alıp uzattığı suyu elinden aldım. Suyu içerken zihnimi hazırlıyordum. Cero, uno, dos, tres.
Ben bardağı masaya bırakırken Çınar son bir kez elimi sıkıp elini çekti. “Seray’ın bizimle konuşmak istediği bir şey var.” Çınar’ı başımla onaylarken herkes bana dönmüştü. Giray elini alnıma koyduktan sonra elinin tersini yanaklarımda gezdirdi. “İyi misin Seray, solgun görünüyorsun.” Ben iyiyim ama sen değilsin Giray, demek istedim. Derin bir nefes alıp her hücremi şu an yaşayacağımız duruma hazırladım. Beynim hücrelere sinyal gönderirken hücrelerimin çıldırmış olabileceğini düşündüm. Her şey üst üste gelmeye devam ediyordu, hem de katlanarak.
Giray’ın masanın üzerinde olan elini tuttum. “Şu an diyeceklerim ilk sırada seni ilgilendiriyor.” Gözlerimi herkesin üzerinde gezdirdim. “Şimdi size anlatacaklarım kolay şeyler değil. Lütfen size açıklamama müsaade edin, hazmedin. Ondan sonra sorularınız varsa sorabilirsiniz.” Herkes başını sallarken tekrar Giray’a döndüm.
“Dün bana farklı davrandın, bunun sen de farkındaydın. Gözlerin kıpkırmızıydı, göz bebeklerin büyümüştü, kalbin çok hızlı atıyordu ve sen, sen gibi değildin Giray. Dün senin tükürük ve kanının olduğu peçeteyi teste verdim.” Giray anlamaya çalışıyordu dediklerimi. Bir anda göz bebekleri büyürken gözlerindeki o korkuyu gördüm. Korkusuz ikizim, cesur ikizim, benim için her şeyi yapmışken kendisinde çuvallamıştı. Ya da ben çuvallamıştım? O beni her şeyden, herkesten korurken ben onu koruyamamıştım.
“Biri sana madde vermiş Giray.” Giray zaten anlamıştı, kabullenişle başını aşağı yukarı salladı. Elimdeki elini çekti, eliyle ensesini kaşıdı. Masadakilerde gezdirdim gözlerimi. Ezgi’nin gözleri dolarken Alper ve Berna bana inanamıyormuş gibi bakıyordu.
“Giray, bana bakar mısın?” Titremesin diye uğraştığım sesim Giray’a ulaşmamış gibiydi. Parmağımı şıklatıp tekrar Giray’a seslendim. “Giray bana bak! Şimdi yıkılmanın vakti değil.” Giray sinirle sandalyesinden kalkarken elleri saçlarına gitmişti. “Seray sen ne diyorsun kardeşim. Seray bana madde vermişler. Seray ben madde almışım. Seray ben, ben gibi değildim.” Giray ellerini kalbinin üzerine götürürken hiddetle ayağa kalktım. Ezgi Giray’ın koluna girerken ne yapmam gerektiğini düşünmeye çalışıyordum.
Ezgi Giray’ı kanepeye götürürken Çınar yanıma gelip koluma girmişti. Ezgi ve Giray’ın oturduğu kanepeye Giray’ı ortamıza alacak şekilde oturdum. “Giray’ım, kim yaptıysa bedelini ödeyecek.” Giray solmuş yüzünü bana çevirdi. Hiçbir ifade yoktu o güzel yüzünde. Giray yalnızca başını aşağı yukarı salladı.
Giray’a kollarımı dolarken o da sımsıkı bir şekilde sarılarak bana karşılık verdi. Giray’dan ayrılıp elini tuttum. Önce solumda tekli koltukta oturan Çınar’a ve sonra da solumuzda kanepede yan yana oturan Berna ve Alper’e döndüm. “Yağmur’a ne olduğunu ve Giray’a bunu kim yaptıysa öğreneceğiz ve gereken cezayı vereceğiz. Bu saatten sonra boşa tek bir salise harcamak yok.”
Giray elimi sıktı. “Her kimseler doğdukları güne pişman olacaklar, ortalığı elli altı yapacağız. Herke pişman olacak bize bunları yaşattıkları için.” Giray’a gülümsedim.
“Ve en önemlisi, bizi kim ayırdıysa onu bulacağız. Bizi ayrı bırakmanın bedelini ona ödeteceğiz. Bize o travmaları yaşatan gereksiz varlığa dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceğiz.” Çınar’ın sözleri beni cesaretlendirirken Ezgi ellerini çırparak gözleri üzerine çekti.
“O zaman ne diyoruz. Küçükken nasıl öğretti Melek Teyzem?” Aklıma gelen anı ile gülümsedim. Ezgi söylerken zihnimdeki anı ile eşlik ettim.
“Evet çocuklar, hepimiz kocaman bir aileyiz ve İspanyollar bunun için sıkça bir cümleyi kullanıyor.” Alper anneme gülerek heyecanla yerinde zıpladı. “Sayende İspanyolca profesörü olacağız Melek Teyze.” Annem Alper’e gülerken aynı zamanda Alper’in saçını okşadı. “O zaman hadi hep birlikte diyoruz. La familia es todo!”
“La familia es todo.” Giray ve ben hariç herkes Ezgi’ye eşlik ederken anılarım ile hatırlamıştım. Artık bundan sonra dostlarım ile eşlik ederek söyleyebilirdim. La familia es todo. Aile her şeydir.
“Haydi o zaman, masayı toplayıp yatalım, yarın uzun bir gün olacak.” Berna’yı onaylayarak ayaklandık. Ezgi Giray’ın koluna girerken Ezgi’ye gitmeleri için müsaade ettim. “Sen Giray’ı yatırır mısın Ezgi?” Ezgi başını sallarken Giray yaklaşıp başımı öptü. “İyi geceler Seray’ım.” Gülümseyerek Giray’ı yanağından öptüm. “İyi geceler Giray’ım. Halledeceğim her şeyi.” Giray da bana gülümserken bunun zoraki bir gülümseme olduğunu anlayabiliyordum. Ama o içten içe biliyordu. Giray ve Seray’ın halledemeyeceği bir şey yoktu, olamazdı.
“İyi geceler Seray.” Ezgi’ye başımı salladım gülümseyerek. “İyi geceler canım.” Ezgi ve Giray merdivene yönelirken mutfağa yöneldim. Yemekleri dolaba yerleştirirken yemek masası temizlenmişti. Çınar bulaşık makinasını açarken Alper ile tabakları durulayıp makinaya yerleştirdiler. Berna oturma odasını toplamayı bitirmiş ve kanepede oturmuştu. Eve gelmeden önce herkesi bu gece bizim evde kalmak için ikna etmiştim.
Mutfaktaki işimiz biterken Berna’nın yanına salona geçtik. “Odalarımıza geçelim mi? Geç oldu.” Karşı duvarda on ikiye doğru gelen saat günün ne çabuk geçtiğini bize gösteriyordu. “Evet geçelim, erken kalkacağız. Trafiğe yakalanmadan okula gideceğiz.” Salona yönelirken herkes arkamdan geliyordu.
Üst kata çıkınca Berna ve Alper’in eşyalarını koyduğu odaya yöneldim. “ İki tane tek kişilik yatak var. Aynı odada kalmanız sorun olur mu?” İkisi de başını olumsuz anlamda sallarken içten içe gülümsedim. Bilerek ikisini aynı odada yatırmak istemiştim. “İyi geceler o zaman.” Alper’ cevaben Çınar ile aynı anda iyi geceler, demiştik.
“Evet, sen kaldın.” Çınar için koridorun sonundaki, odamın karşısında kalan misafir odasını düşünmüştüm. Koridoru geçerek sağa dönüp karşılıklı iki kapının önünde duraksadık. Misafir odasının kapısını açıp elimle içeriyi gösterdim. “Uygun mu burası senin için?” Çınar yanımdan geçip kapının yanındaki anahtarla ışığı açtı. “Tabii ki uygun.”
“Ben karşı odadayım, bir şey olursa gelebilirsin.” Çınar bana başını sallayıp vücudunu kapı pervazına yasladı. “İyi geceler Seray.” Birkaç adım gerileyerek sırtımı odamın kapısına yasladım. “İyi geceler Çınar.” Arkamı dönüp kapıyı açarak odama girdim. Sonunda o çok özlediğim evimde, odamdaydım ama ne mutluluğum vardı ne huzurum. Derin bir nefes vererek banyodaki işlerimi halletmek için banyoya yöneldim. Banyodan çıktıktan sonra pijamalarımı giyip en son yarım bıraktığım kitabımı elime alıp okumaya başladım.
Bir saat sonunda kitabım bitmiş ama uykum gelmemişti. Hiç rahat hissetmiyordum. Yataktan kalkıp camdan dışarı baktım. Korumalar bahçede duruyorlardı. İçim ürperirken kapıya doğru yönelip odadan çıktım. Karşımdaki odanın kapısını yavaşça açıp yatağa doğru adımladım. Çınar uyuyor gibiydi. Çift kişilik yatağın sol kenarına uzandım. Belki tek olmazsam uyuyabilirdim. Giray’ın bu gece yalnız kalması gerekti ama Ezgi’nin onu yalnız bırakacağını düşünmediğim için onun yanına gitmemiştim.
Üstüme örtülen yorgan ile vücudum ısındı, hücrelerim buna sevindi. “Niye uyumadın?” Çınar’ın uykulu sesi benim de uykumu getirirken yorganın altında birbirine bastırdığım bacaklarımı birbirinde ayırdım.
“Uyuyamadım.” Çınar yanıtıma mırıldanırken kafasını ensemde hissettim. Verdiği nefesleri ensemde hissediyordum. “İyi geceler balım.” Kaşlarımı çattım Çınar görecekmiş gibi. Uyku sersemi dediğini düşündüm. Bal ve ben? Alakasız bir ikili.
“İyi geceler.” Çınar yine mırıldanırken ilk dakikada mayışan bedenim rahatlamış gibiydi. Zihnim rahat bir şekilde uykuya teslim olsa da arka planda zihnim karmakarışıktı.
6
Huzurlu uykum Çınar’ın arkamda kıpırdanmasıyla son buldu. Uykum çok hafifti, en ufak sese uyanırdım. Ensemde hissettiğim çenesiyle derin bir nefes alma sesi kulaklarıma ulaştı. Çınar kokumu içine çekerken yeni uyanmış uyku sersemi zihnim olayları anlamlandıramıyordu. Çınar yataktan kalkarken gözümü açmadım. Adım seslerine kapının açılma ve kapanma sesi eşlik ederken gözlerimi açarak yatakta doğruldum. Gözlerimi parmak uçlarımla ovalarken sağımdaki komodine uzanıp telefonumu elime aldım.
05.02. Gördüğüm saat ile kaşlarımı çatmak istedim ama yüzümdeki hücreler henüz uyanmadığından olsa gerek kaşlarım çatılmamıştı. Odamdaki lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Odaya geri döndüğümde duyduğum kapı sesi ile adım seslerini bekledim. Çınar’ın kaldığı odanın kapısı açılmış ve adım sesleri merdivene doğru gidiyordu. Dış kapıdan gelen sesle Çınar’ın bu saatte nereye gitmiş olabileceğini düşündüm. Koltuğumun üstümden hırkamı alıp giydikten sonra üstüne montumu alıp hızlıca odadan çıktım.
Montumu kollarıma geçirirken bir yandan da merdivenleri hızlıca iniyordum. En hızlı giyebileceğim ayakkabı olan botumu alıp hemen ayağıma geçirdim. Kapının girişindeki vestiyerden anahtarı cebime atıp evin kapısını açarak kendimi dışarı attım. Kapıyı arkamdan sessizce kaparken bahçe kapısındaki korumaya yöneldim. “Evden çıkan kişi ne tarafa gitti?” Dün kapıda konuştuğumuz koruma eliyle sokağın solunu işaret etti. “Soldan gitti Seray Hanım.” Korumaya başımı sallarken bahçe kapısını arkamda bırakarak sokağın soluna yöneldim.
Çınar’ın önde, yavaş adımları ile görünce ses yapmadan takip ettim. Arka sokaklara geçerken tanıdık sokak dikkatimi çekmişti. Burası Çınarların evinin olduğu sokaktı. Burası bizim eski evimizin bulunduğu sokaktı.
Ben etrafı incelerken Çınar’ın bunca yıldır bu kadar yakınımda olmasına hakaret ettim. Annem ve babamın bizi konuda kandırmış olmasına da şaşırmak istedim. Ama yapamadım. Yine bizi aptal yerine koymuşlardı.
Sokağın soluna dönerken evler bitmiş, ağaçlık bir alan çıkmıştı karşımıza. Çınar ağaçların arasına girerken ben de ardından yavaşça adımladım. Gördüğüm manzara ile olduğum yere saplandım. Ayaklarım hareket etme yetisini kaybetmiş gibiydi.
Çınar’ın bu saatte mezarlıkta ne işi vardı? Görüş alanıma giren çişeler ile yüzümü gökyüzüne çevirdim. Çise damlaları yağmura dönüşürken gözlerim doldu.
Yağmur’a gelmiştik.
Hızlı adımlarla Çınar’a yetişip yanında yerimi aldım. Çınar yüzünü bana çevirdiğinde gözlerime değen gözleri beni beklemiyor gibiydi. “Ne işin var burada?” Çınar’ın sorusuyla omuz silktim. Yağan yağmur akan gözyaşlarımı kamufle ediyordu.
“Seni takip ettim.” Çınar cevabım ile parmak uçlarıyla gözümün altında hissettiğim gözyaşımı sildi. “Gel, seni Yağmur ile tanıştırayım.” Çınar elimi tutarken ardında yürüdüm. Ayaklarım geri kaçmak istese de yapacak bir şeyim yoktu. Yağmur ile elbet bir gün tekrar tanışacaktık. Ölü veya diri.
Yağmur EROTAN yazılı tahta parçasının önüne geldiğimizde durduk. Yağmur vefat edeli bir yıl olmadığı için mezar taşı yoktu sanırsam. Tahta parçasının üzerindeki tarihlerde gezindi gözlerim.
Doğum Tarihi, 11.01.2006. Ölüm Tarihi, 10.04.2024
Çınar elimi bırakmadan bacaklarını kırıp çömelirken ben de onunla birlikte çömeldim. Çınar mezarın başındaki tahta parçasında elini gezdirdi. “Ben geldim bir tanem, hem de bak kiminle geldim. Seray ile geldim.” Çınar gülümseyerek bana baktığında aklını kaçırmış olabileceğini düşündüm. Yüz ifadesi dehşet verici şekilde korkutucuydu. Sanki Yağmur vefat etmemiş, canlı bir şekilde toprağın altında gibi davranıyordu.
Çınar’ı ilk defa böyle aklını kaçırmış gibi görüyordum.
Bozuntuya vermeden ben de Çınar’a gülümsedim. Çınar gibi mezara dönüp konuşmaya başladım. “Merhaba Yağmur.” Çınar elini elimden çekip toprağın üstüne oturdu. Yağan yağmur toprak ile çamura dönüşürken yağmurun şiddeti arttı. Çınar’a bir şey söylemedim. İkizinin mezarı başında oturmuş ağlıyordu. Ben de yanına oturup sırtını sıvazladım. Çınar küçük bir çocuk gibi başını göğsüme yaslarken çamurun ortasında yerde oturuyorduk. Yağan yağmur üstümüzü ıslatırken Çınar’ı daha çok sarmaladım.
Çınar aklını kaybetmekte haklıydı. Çınar canını, bir parçasını kaybetmişti. Ben daha Giray’ın madde kullanmasında bu kadar perişan olmuşken Çınar’ın yerinde olsam nasıl dayanacağımı düşündüm. Cevap bulamadım. Yağmur’un altında bir süre daha kaldıktan sonra Çınar’ın yüzünü yüzüme çevirdim. Dinen yağmur az da olsa şu an ki durumumuzu kolaylaştırmıştı.
“Çınar haydi gidelim. Hasta olacaksın.” Çınar’ın yüzünü hüzünlü bir gülümseyiş sardı. “Gidelim Seray’ım ama ben hasta olurum diye değil. Sen hasta olma diye. Bana bir şey olmaz.” Çınar’ı kolundan tutarak ayağa kaldırdım. Hafif yalpalarken birbirimizi kollarımızın altına aldık. Azalan yağmur ile yavaş adımlarla eve doğru yürüdük. Evimizin olduğu sokağa geldiğimizde kapıda güvenlikler ile tartışan bizim çocukları gördüm. Karşıdan geldiğimizi gören Ezgi bize doğru koşmaya başladı. “Geldiler!” Ezgi’nin nidası ile herkes bize döndü. Bize doğru gelecekleri sırada elimle hepsini durdurdum.
Yanlarına vardığımızda Çınar’a daha sıkı tutundum. “Yağmur’u görmeye gittik. Haydi içeri geçelim yağmur yağıyor.” Berna cümlem ile bahçeden geçip hızlıca evin kapısını açtı. Bize terlik verirken Çınar ve ben terlikleri giyip merdivene yöneldik. Çınar her şeyden soyutlanmış gibiydi, ben ne tarafa yönlendirirsem o tarafa gidiyordu.
Çınar’ı kendi odama sokup banyoya yönlendirdim. “Çınar bir duş al, ben sana kıyafet getireceğim tamam mı?” Çınar yalnızca başını salladı. Hızlıca odasına gidip çantasını alıp geldim. Çınar uzattığım çantasından birkaç parça kıyafet alıp banyoya girdi. Çınar banyoya girmişken ben de formalarımı yatağa koydum. Çınar banyodan çıktıktan sonra formalarımı alıp banyoya girdim. Saçımı ıslatmadan vücudumu hızlıca köpükleyip çıkmıştım odadan.
Çınar yatağımın ucunda oturmuş öylece duruyordu. Saçını tam kurutmamış, saçlarının ucundan su damlıyordu. Saç kurutma makinemi alıp Çınar’a döndüm. “Gel saçını kurutayım.” Çınar başını kaldırdı söylediğimle. Yine bir şey demeden dediğimi yaptı. Çınar kanepeye otururken saç kurutma makinesini çalıştırdım. Çınar benim duş jelimi ve şampuanımı kullandığı için çok tatlı bir şekilde vanilya kokuyordu.
Çınar’ın saçını kuruttum yavaşça. Saç kurutma işim bitince kollarımı Çınar’ın omzunun üstünden geçirip sarıldım. Elim saç diplerini okşarken Çınar da kollarını belime doladı. Hiç beklemiyordum böyle bir şey yapmasını.
Uzaktan gören biri 18 yaşında iki genci sarılıyor olarak görebilirdi ama bizi tanıyan bilirdi. Biz 8 yaşında birbirinden koparılan, birbirini çok seven iki ufaklıktık. Şu an ufak hallerimiz birbirine sarılıyordu.
6
Marketten birkaç şey almış Rıfat Amcalara gidiyorduk. Dersten sonra direkt eve gideceğimiz ve hafta sonu burada olmayacağımız için Rıfat Amca’ya dersten sonra gitme kararı almıştık. Biz Çınar ile önden çıkıp markete uğramıştık. Diğerleri de yanlarına birkaç parça eşya almak için yurtlara gitmişti.
Çınar binanın şifresini tuşlarken etrafı inceledim. Önlüklü kişileri iki gündür herhangi bir yerde görmemiştim. Çınar açılan kapıyı açarak geçmem için müsaade etti. Ben asansörü çağırırken Çınar posta kutularını inceliyordu. Gelen faturaları ve mektupları inceledi.
Çınar’ın yanına yaklaşarak faturalarda gözlerimi gezdirdim. Faturaların fotoğraflarını çekip postaları inceledim bu sefer. Postaların hepsi hastaneden gönderilmişti. Postaların da fotoğrafını çekip asansöre yöneldik. “Sence posta ve faturalardan bir şey bulabilir miyiz?” Çınar omuzlarını silkti soruma. “Bilmiyorum ama asansör farklı. Binanın içi dışına göre çok farklı.” Çınar asansörü incelerken elimdeki poşetleri asansörün zeminine bırakıp sekizi tuşladım.
Asansör hareket etmezken tekrar sekize basıp kapıları kapatma tuşuna bastım. Asansör tekrar hareket etmezken Çınar büyük asansörü elleriyle gösterdi. “Bir halt olacağı belliydi zaten. Ya sabır.” Çınar yanıma gelip sekize bastı. “Sence ben basmadım mı? Sen basınca bir anda asansör fikir değiştirip sekize mi çıkacak Çınar?” Çınar bana gülerken ben kaşlarımı çatmış ona bakıyordum.
Telefonum çalarken cebimden çıkarıp aramayı yanıtladım. “Efendim Giray?” Giray’ın yanından bağrışma sesleri gelirken kaşlarımı çattım. “Seray biz geliyoruz. Neredesiniz?” Telefondan bağrışma sesleri gelmeye devam ederken anlamaya çalıştım ama net değildi sesler. “Asansöre bindik şimdi, çalışırsa gideceğiz. Arkadaki sesler ne?”
“İmdat!” Alper’in sesini duymamla gülümsedim. “Alper’in peşine kuduz köpek düştü. Görevlileri aradık gelmelerini bekliyoruz.” Giray’ın dediğine gülerken Çınar da bana yaklaşmış telefonun diğer ucundaki sesi dinliyordu.
“Kapı şifresi 3241. Kat 8. Gelince ararsın kapıyı açarım.” Giray ve diğerleri çok ısrar edince onların da Rıfat Amca’ya gelmelerini kabul etmiştik. Giray beni onaylayarak telefonu kapatırken arkadan bağrışma sesleri devam ediyordu. Telefonu cebime atarak Çınar’a döndüm.
“E haydi çalıştıralım şu asansörü. Olmadı merdivenleri çıkarız.” İlk defa karşıma böyle değişik bir asansör çıkmıştı. Tuşuna basıyorsun hareket etmiyor, kapıyı kapatmak istiyorsun kapatmıyor. “Başka kata basalım, bakalım ona çıkacak mı.” Çınar bire basarken ben de kapatma tuşuna bastım. Aynı anda bastığımız tuşlar asansörü sallarken Çınar beni tuttu. “Ne oluyor lan!” Çınar’a baktım tepkisiyle.
“Alper olsa ekran görüntüsü aldık diye kahkaha atardı.” Çınar elleri belimde iken başını benden biraz uzaklaştırıp çatık kaşları ile bana baktı. “Ekran görüntüsü ne alaka?” Ellerim hayretle dudaklarımı örterken kaşlarım yalandan çatıldı.
“Aynı anda iki tuşa bastık ya?” Çınar derin bir nefes alıp sabır çekti. “Ya sabır.” Çınar’ın bu haline gülümsedim. Bulunduğumuz asansör titrerken biz başka şeylerle meşguldük. Asansörün döndüğünü hissederken ellerimle asansörün duvarına tutundum. Çınar’ı asansör ile arama alınca Çınar’ın göz bebekleri büyüdü. Elleri belimde, benim ellerim ise omzunun hizasından duvara yaslıydı. “Çınar dönüyoruz!” Çınar afallayarak etrafa baktı.
“Evet hissediyorum, dönüyoruz.” Çınar kollarını bana daha sıkı dolarken telefonum çaldı. Hemen cebimden çıkarıp aramayı yanıtladım. Nasıl bir asansör ise telefon çekiyordu!
“Neredesiniz? Asansörde -1 yazıyor.” Giray’a cevap verecekken duyduğum ses ile dondum kaldım. Ses hem kulaklarıma hem de telefondan bana ulaşmıştı. “Kim o? İzinsiz giriş!” Çınar ile gözlerimiz birbirine değerken bakışlarımızla anlaştık. Feci halde battık. Hatta normalde küfüre karşı bir kadınım ama sıçtık.
“Sıçtık.” Çınar düşündüğüm şeyi söylerken güldüm. “Seray? Neler oluyor?” Giray sorusunu sorduğu sırada koşturma sesleri geliyordu. “Asansörde kaldık.” Giray cevabımla sertçe nefesini verirken koşturma sesleri artıyordu.
“Daha dün biz ne konuştuk? Ne sözü verdik birbirimize?” Giray’ın dediklerini anlamlandırmaya çalışarak Çınar’a baktım. Ama o da bana benim gibi bakıyordu, anlamamıştık. Telefonun diğer ucundan bizimkilerin sesi gelirken güldüm. “La familia es todo.” Çınar ve birbirimize gülerken gülüşümüz ana tezat kaldı. Mahsur kalmıştık ve biz kurtarılmayı bekliyorduk. Asansör bir anda dururken ışıklar gitti.
“Giray, ışıklar gitti!” Çınar telefonun flaşını yakarken hiç beklemediğim o cümleyi duydum. “La familia es todo demedik mi? Biz aile değil miyiz? Ben de kurtarmak için şarteli kapadım.” Alper’in cümlesi ile kaynar sular başımdan aşağı döküldü. “Seni aptal! Şu an sayende daha büyük bir sorunumuz var. Onları kurtaralım diye daha da dibe batırdın.” Berna’nın bağrışı telefonun bir ucundan kulağıma gelirken zaten yüksek sesten ötürü duyabiliyordum.
Başımı Çınar’a çevirdim. Flaşının ışığı büyük asansörde bize yetmezken birbirimize gülümsedik, sinirden gülümsedik. “Ama gaza geldim bir an!” Alper’in yakarışı ile Çınar telefona yaklaşıp sakince konuştu. “Alper, git. Buradan çıktıktan sonra seni sağ bırakmam Alper.”
“Biri izinsiz girişe inmiş, kapıları açın!” Artık korkmaya başlarken hızlıca bir plana ihtiyacımız vardı. Asansörün duvarlarından gelen seslerle Çınar ile yere çöktük. Asansörün duvarına vurulan sert cisim asansörün içinde titrememize sebep oluyordu.
“Ulan Alper, ulan Alper!..”
6
Haftaya görüşmez üzere, esenlikle kalın...
Tiktok & instagram: @mahzenserisi