Devasa çelik kapı gıcırdayarak iki yana açıldığında, tünelin rutubetli ve ağır havası yerini buz gibi, steril bir atmosfere bıraktı. İçerisi tam anlamıyla 'Merkez Yansıma' adı verilen devasa bir silindirik kuleydi. Duvarlar baştan başa siyah camlarla kaplıydı ve camların arkasındaki karmaşık kablolarla mavi ışıklar birer damar gibi yukarıya doğru süzülüyordu. Ancak en garip olanı, odanın zeminindeki aynalardı.
"Ananı avradını sikeyim..." diye fısıldadı Mert, zemindeki aynaya bakarak adım atmaktan çekinirken. "Ağabey altına bak! Aşağısı dipsiz kuyu gibi amına koyayım, sanki havada yürüyoruz!"
Sarp hemen Mert’in omzuna yüklenip onu hafifçe itti. "Oğlum ne korkuyorsun amk, altı üstü ayna işte! Dımdızlak ayağınla bas da kırılacak mı bakalım."
"Ulan Sarp belanı siktirtme akşam akşam!" diye bağırdı Mert, dengesini son anda toparlayarak. "Yerin üç bin metre altındayız, bir de aynaya basıp aşağı düşersek seni de çekip yanımda götürmezsem oç’yim!"
Emin çamurlu botlarını aynanın üzerine bastırıp yüzünü buruşturdu. "Babo ben böyle mimarinin ta amına koyayım! Ulan insan bir çini döşer, bir karo taş koyar. Ayna nedir valla billa başım döndü! Babo biz bu kulede yukarı nasıl çıkacağız? Merdiven falan göremiyorum ben, asansör mu var burada?"
Bedirhan duvara yaklaşarak parmağıyla siyah camlara dokundu. "Emin ağabey valla şurada bir tuş paneli var ama üzerinde ne yazdığı belli değil. Tuğkan ağabey, bir baksanıza?"
Tuğkan panale doğru ilerledi. Camın arkasında kırmızı renkte parlayan üç sembol duruyordu. "Fulya, bu panel Kule’nin üst katlarına çıkan asansörün kontrolü mu?"
Fulya bileğindeki mavi arayüzü panele doğru uzatarak tarama yaptı. Yüzündeki o her zamanki sakin ifade hafifçe değişti. "Evet, bu platform bir çeşit manyetik asansör. Ama üst katlara çıkmak için bir şifre ya da bulmaca çözmemiz gerekiyor. Sistem bizi güvenlik kontrolünden geçiriyor."
"Sikmişim güvenlik kontrolünü!" diye gürledi Emin. "Babo ver şu paneli iki baltayla girişeyim, bak nasıl çalışıyor! Sanayide de böyle kilitli beyinler gelirdi, iki çekiç vurunca tıkır tıkır çalışırdı pezevenk!"
"Dur Emin ağabey, nükleer reaktör patlatır gibi patlatacaksın ortalığı amk!" dedi Alper yayını sırtına asarken. "Fulya abla ne yazıyor panellerde?"
Fulya ekrandaki kodları tercüme etti:
* Birinci Soru: "En büyük düşmanınız kimdir?"
* Seçenek A: Sistemi kuran Yazılımcı.
* Seçenek B: Kule’nin İçindeki Canavarlar.
* Seçenek C: Aranızdaki İhanet.
Mert hemen lafa atıldı: "A şıkkı amına koyayım! Oyunu yazan şerefsiz tabii ki! Bizi buraya soktu, ayağımdaki ayakkabıyı bataklıkta bıraktım amk!"
"Yalan söyleme lan Mert," dedi Sarp gülerek. "Senin en büyük düşmanın bataklık kurbağasıydı, adamın dilinden kaçarken çığlık attın!"
"Ulan Sarp kaşınma söverim bak!" dedi Mert.
Bedirhan panikte araya girdi: "Ağabey yanlış şıkka basarsak ne oluyor?"
Fulya paneli inceledi. "Platformun altındaki manyetik alan kapanıyor ve doğrudan tünelin altındaki lava düşüyoruz."
Emin gözlerini büyüttü. "Hasiktir... Babo valla billa şakası yok bunun! C şıkkı olamaz, biz kardeş gibiyiz amk, ne ihaneti? Aranızda ihanet edecek olan varsa şimdiden söylesin, baltayla kafasını koparayım pezevenğin!"
Tuğkan elini panele uzattı, soğukkanlı bir şekilde ekibe baktı. "Hiçbiri değil beyler. Sistem bizi birbirimize düşürmeye çalışıyor. Bu bir psikolojik test."
Tuğkan elini paneldeki A, B ve C seçeneklerinin tam ortasındaki boş alana basılı tuttu ve kılıcının kabzasıyla panele sertçe vurdu. Cam panel çatladı, ekrandaki kırmızı ışıklar aniden yeşile döndü.
"GÜMMMMM!"
Zemindeki devasa ayna platform birdenbire yüksek bir hızla yukarıya doğru fırladı. Rüzgar herkesin saçlarını savururken, Bedirhan çığlığı basıp Emin’in bacağına sarıldı: "AĞABEY DÜŞÜYORUZ VALLA DÜŞÜYORUZ!"
"Bedir bir dur amk bacağımı kopardın!" diye bağırdı Emin. "Babo bu nasıl asansör, jet motoru takmışlar altına!"
Platform kule boyunca hızla yükselirken, yukarıda onları nelerin beklediği karanlığın içinden belirmeye başlıyordu.